3 Kasım 2026 Nûmedya24
Özel HaberPolitika

DOSYA - 4 Kasım operasyonlarının 10’uncu yılı - 1

7 Haziran'dan 4 Kasım'a: Seçim zaferinden tutuklamalara

HDP'nin 80 milletvekiliyle Meclis'e girdiği 7 Haziran seçimlerinden 4 Kasım operasyonlarına uzanan süreçte Türkiye; katliamlara, çatışmalara, dokunulmazlıkların kaldırılmasına ve OHAL'e tanıklık etti. Peki, Kürt siyasetinin “4 Kasım Darbesi” olarak tanımladığı tutuklamalara nasıl gelindi?

Fotoğraf: Nûmedya24

Çağdaş KAPLAN

4 Kasım 2016…

Türkiye siyasetinin hafızasına kazınan bir tarih.

Henüz gün ağarmamıştı. Aralarında HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da bulunduğu 12 milletvekilinin evlerine eş zamanlı operasyonlar düzenlendi.

Kapılar şafak vakti çalındı. Milletvekilleri gözaltına alındı. Türkiye, aralarında bir siyasi partinin eş başkanlarının da bulunduğu seçilmiş siyasetçilerin bir gecede cezaevine gönderildiği yeni bir döneme uyandı.

Aynı gün çıkarıldıkları mahkemelerde Demirtaş ve Yüksekdağ ile HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, milletvekilleri Abdullah Zeydan, Ferhat Encü, Gülser Yıldırım, Leyla Birlik, Nursel Aydoğan ve Selma Irmak tutuklandı.

Kürt siyaseti o günü “4 Kasım Darbesi” olarak tanımladı.

Aradan tam 10 yıl geçti.

Bu 10 yılda Türkiye çok şey yaşadı. HDP, kapatma davasıyla karşı karşıya kaldı, Kobane Davası’nda ağır hapis cezaları verildi.

Ve yıllar sonra Türkiye yeniden barışı konuşmaya başladı.

Abdullah Öcalan’ın çağrısının ardından PKK kendisini feshetti. Silahların sustuğu yeni bir dönemin kapısı aralandı. Meclis, geçiş sürecinin hukuki zeminini oluşturacak çerçeve yasayı kabul etti.

Ancak bütün bu gelişmelere rağmen 4 Kasım 2016’da tutuklanan HDP’nin iki eş genel başkanı Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ hala cezaevinde.

Bir yanda barış ve demokratikleşme tartışmaları, diğer yanda 10 yıldır süren tutukluluklar…

Peki, 4 Kasım’a nasıl gelindi?

Bir siyasi partinin eş genel başkanları ve milletvekillerinin tutuklanmasına uzanan süreçte neler yaşandı? Geride kalan 10 yılda Kürt siyaseti hangi kırılmalardan geçti?

Ve bugün, barış sürecinin yeniden gündemde olduğu bir dönemde, Demirtaş ve Yüksekdağ başta olmak üzere cezaevindeki Kürt siyasetçilerin tahliyesi neden hala gerçekleşmiş değil?

4 Kasım operasyonlarının 10’uncu yılında, o geceye uzanan gelişmeleri, geride kalan 10 yılın siyasi ve hukuki kırılmalarını ve bugün gelinen aşamayı mercek altına aldık.

4 KASIM’A GİDEN SÜREÇ

4 Kasım 2016’ya uzanan sürecin önemli kırılma noktalarından biri, 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri öncesinde yaşandı. Halkların Demokratik Partisi (HDP), önceki seçimlerde izlediği bağımsız adaylarla seçime girme stratejisini değiştirerek ilk kez genel seçimlere parti olarak katılma kararı aldı.

Bu karar, iktidarın seçim hesapları açısından da kritik bir gelişmeydi. Nitekim dönemin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7 Haziran seçimleri öncesinde yaptığı konuşmalarda, “400 milletvekilini verin ve bu iş huzur içinde çözülsün” diyerek başkanlık sistemi için Meclis’te çoğunluk istiyordu.

Üstelik aynı dönemde Kürt sorununun çözümü için yürütülen süreçte de önemli gelişmeler yaşanıyordu. 28 Şubat 2015’te hükümet yetkilileri ile HDP temsilcileri, İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bir araya gelerek çözüm sürecine ilişkin 10 maddelik ortak açıklama yapmıştı. Ancak bu tablo uzun sürmeyecekti. Erdoğan, ilerleyen aylarda çözüm sürecine ilişkin “O iş bitmiştir” diyecekti.

SEÇİM ÖNCESİ HDP’YE SALDIRILAR

7 Haziran seçimlerine giden süreç, HDP’ye yönelik ağır saldırılara da sahne oldu.

Seçimlere yalnızca iki gün kala, 5 Haziran 2015’te Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda düzenlenen HDP mitingine bombalı saldırı gerçekleştirildi. Saldırıda 5 kişi yaşamını yitirdi, 400’e yakın kişi yaralandı.

IŞİD tarafından üstlenilen saldırı, seçim sürecinde yaşanan en ağır saldırılardan biri olarak kayıtlara geçti.

Ancak saldırılar Diyarbakır’la sınırlı değildi. HDP’nin Adana ve Mersin il binalarında bombalar patladı. Bingöl’ün Karlıova ilçesinde ise HDP’nin seçim anons aracının şoförü Hamdullah Öğe, araçtan indirilerek silahlı saldırıyla infaz edildi.

HDP’NİN SEÇİM ZAFERİ

Tüm saldırı ve tehditlere rağmen HDP, 7 Haziran seçimlerinden tarihi bir başarıyla çıktı. Yüzde 13,12 oy alarak 80 milletvekiliyle Meclis’e giren HDP, seçim barajını aşarken AKP de 2002’den bu yana ilk kez tek başına hükümet kuracak çoğunluğu kaybetti.

Ancak asıl gelişmeler bu seçim sonuçlarının ardından yaşanacaktı.

1 KASIM’A GİDERKEN SALDIRILAR, KATLİAMLAR…

Türkiye, 7 Haziran’dan sonra çatışmaların yeniden başladığı ve art arda katliamların yaşandığı kanlı bir döneme girdi.

Seçimlerin ardından en ağır saldırılardan biri 20 Temmuz 2015’te Urfa’nın Suruç ilçesinde gerçekleşti. Kobanê’ye yardım götürmek amacıyla bir araya gelen Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyeleri, basın açıklaması yaptıkları sırada IŞİD’in canlı bomba saldırısının hedefi oldu. Katliamda 33 kişi yaşamını yitirdi.

Suruç Katliamı’ndan yalnızca iki gün sonra, 22 Temmuz’da Urfa’nın Ceylanpınar ilçesinde iki polis evlerinde başlarından vurularak öldürüldü. İktidar cephesinde çözüm sürecinin sona ermesinde dönüm noktası olarak gösterilen olayın üzerindeki tartışmalar ise yıllar boyunca devam etti. Cinayetlere ilişkin yargılamada sanıkların beraat etmesiyle olayın failleri ve arka planına ilişkin sorular yanıtsız kaldı.

Takvimler 10 Ekim 2015’i gösterdiğinde ise Türkiye tarihinin en kanlı saldırılarından biri yaşandı.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) öncülüğünde Ankara’da düzenlenen Barış Mitingi, IŞİD’in hedefi oldu.

Siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri ve barış savunucularının katıldığı miting için Ankara Garı önünde toplanan kalabalığa yönelik iki canlı bomba saldırısı düzenlendi. Katliamda 103 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi yaralandı.

Bütün bu saldırılar yaşanırken Türkiye, 7 Haziran seçimlerinin ardından hükümet kurulamaması üzerine alınan 1 Kasım erken seçim kararına doğru ilerliyordu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise bu süreçte AKP’nin “kirli senaryoların içine çekilmeye çalışıldığını” savunuyor, partililere “7 Haziran 2015 seçimlerini asla unutmayın” diyordu.

DOKUNULMAZLIKLARIN KALDIRILMASI

Türkiye tarihinin en karanlık dönemlerinden birinin yaşandığı süreçte, 1 Kasım 2015’te yeniden sandık başına gidildi. AKP, yüzde 49,5 oy alarak 317 milletvekili çıkardı ve beş ay aradan sonra yeniden tek başına iktidar olacak çoğunluğa ulaştı. HDP ise yüzde 10,7 oy alarak seçim barajını bir kez daha aştı.

Ancak seçimlerin hemen ardından bu kez milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması gündeme geldi.

AKP’nin hazırladığı ve MHP’nin de desteklediği anayasa değişikliği teklifi, CHP’nin desteğiyle Meclis’ten geçti. Dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, teklifin anayasaya aykırı olduğunu kabul etmesine rağmen, “Dokunulmazlık teklifi Anayasa’ya aykırı ama evet oyu vereceğiz” diyerek partisinin tutumunu açıklamıştı.

CHP’nin bu kararı, o dönem büyük tartışmalara neden oldu. Nitekim yıllar sonra CHP Genel Başkanı Özgür Özel de partisinin bu tutumunu bir hata olarak nitelendirecekti.

Özel, geçtiğimiz yıl Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada, Demirtaş ve Yüksekdağ başta olmak üzere Kürt siyasetçilerin tutuklanmasının önünü açan dokunulmazlıkların kaldırılması düzenlemesine verdikleri destek nedeniyle, “Tarih önünde o günkü kusur için tüm Türkiye’den, Türk milletinden özür diliyorum” ifadelerini kullandı.

Dokunulmazlıkların kaldırılması sürecine ilişkin yıllar sonra dikkat çekici bir iddia da Selahattin Demirtaş’tan gelecekti.

Demirtaş, CHP’nin dokunulmazlıkların kaldırılmasına destek vermesi yönünde askerî kanattan bir mesaj iletildiğini duyduklarını belirterek şunları söylemişti:

“Evet, hatta eski asker kökenli bir CHP milletvekili aracılığıyla iletildiği söylendi. Kendisi karargâha çağrılmış, kendisine brifing verilmiş ve Kılıçdaroğlu’na iletmesi istenmiş. Bunu duyduk biz.”

Demirtaş’ın bu açıklaması, dokunulmazlıkların kaldırılması kararının arka planına ilişkin tartışmalara yeni bir boyut kazandırmıştı.

15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ VE OHAL DÖNEMİ

Türkiye, 2016 yılının 15 Temmuz gecesinde bu kez askeri darbe girişimine sahne oldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) başta olmak üzere birçok kamu kurumu savaş uçaklarıyla bombalandı. Darbe girişiminde 251 kişi yaşamını yitirdi.

Darbe girişiminin ardından 21 Temmuz 2016'da ülke genelinde olağanüstü hal (OHAL) ilan edildi. Başlangıçta üç ay süreyle ilan edilen OHAL, yedi kez uzatılarak iki yıl boyunca yürürlükte kaldı.

Bu dönemde ülke, büyük ölçüde OHAL kapsamında çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) yönetildi. On binlerce kamu çalışanı ihraç edildi, çok sayıda basın kuruluşu, dernek ve kurum kapatıldı. Grev yasakları, ifade ve basın özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar, gözaltılar ve tutuklamalar OHAL döneminin belirleyici uygulamaları arasında yer aldı.

Darbe girişiminin sorumlularına yönelik başlatılan soruşturmalar zamanla çok daha geniş kesimlere uzandı. Gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler ve iktidarın politikalarını eleştiren çok sayıda kişi de gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya kaldı.

OHAL yalnızca darbe girişiminin ardından alınan güvenlik önlemleriyle sınırlı kalmadı. Türkiye'nin siyasi sistemini değiştirecek gelişmeler de bu dönemde yaşandı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 11 Ekim 2016'da partisinin Meclis grup toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın anayasal yetkilerinin ötesine geçerek fiilen başkanlık sistemi uyguladığını söyledi. Bahçeli, ortaya çıkan bu durumun anayasal bir düzenlemeyle hukuki zemine kavuşturulması gerektiğini savundu.

Bu gelişmeler AKP-MHP arasında başkanlık sistemine geçiş için yürütülecek anayasa değişikliği görüşmelerinin önünü açtı.

Böylece Türkiye, bir yandan OHAL koşullarında yönetilirken diğer yandan siyasi sistemin köklü biçimde değiştirilmesine yönelik tartışmaların içine girdi.

4 KASIM…

Tüm bu gelişmelerin ardından takvimler 4 Kasım 2016’yı gösterdiğinde, Türkiye yeni bir siyasi operasyonla güne uyandı. HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında bulunduğu milletvekillerinin evlerine gece saatlerinde eş zamanlı baskınlar düzenlendi.

Ankara’daki evinden gözaltına alınan HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, aynı gün çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak Kocaeli 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne gönderildi.

Diyarbakır’daki evinden gözaltına alınan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da aynı gün tutuklanarak Edirne F Tipi Cezaevi’ne gönderildi. Demirtaş, yaşadığı Diyarbakır’dan yaklaşık 1.700 kilometre uzaklıktaki Edirne’de tutulmaya başlandı.

Operasyon kapsamında HDP Grup Başkanvekili ve Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken de gözaltına alınarak Bingöl’e götürüldü. Baluken, çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı.

Aynı operasyon kapsamında HDP milletvekilleri Abdullah Zeydan, Ferhat Encü, Gülser Yıldırım, Leyla Birlik, Nursel Aydoğan ve Selma Irmak da tutuklandı.

Böylece HDP’nin iki eş genel başkanı, grup başkanvekili ve milletvekillerinin tutuklanmasıyla Türkiye siyasetinde yeni bir dönem başladı. Kürt siyasi hareketinin “4 Kasım Darbesi” olarak nitelendirdiği operasyon, sonraki yıllarda yaşanacak siyasi ve hukuki gelişmelerin de önemli dönüm noktalarından biri oldu.

Ancak 4 Kasım operasyonlarıyla başlayan süreç, tutuklamalarla sınırlı kalmadı. Sonraki yıllarda Kobanê Davası'nda ağır hapis cezaları verildi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararları uygulanmadı ve HDP hakkında kapatma davası açıldı.

YARIN: 10 YIL SONRA BARIŞ KONUŞULUYOR, DEMİRTAŞ VE YÜKSEKDAĞ HÂLÂ CEZAEVİNDE

Dosyamızın ikinci bölümünde, 4 Kasım operasyonlarının ardından yaşanan siyasi ve hukuki gelişmeleri, Kobanê Davası'nı, AİHM kararlarını ve yeniden başlayan barış sürecinde tutuklu Kürt siyasetçilerin durumunu ele alacağız.

İlgili Haberler

Anasayfa