Güneş bizim, toprak bizim; GES niye bizim olmasın?
Türkiye’de mevzuat da finansman kanalları da kooperatiflerin önüne taş koymak üzerine kurulu. İnsanlara sadece gidip kooperatif kurun demek yetmiyor; bu örgütlenmelerin yaşayabileceği zemin için mücadele etmek gerekiyor. Aksi halde kooperatifçilik de sadece parası olanın faydalandığı ayrıcalıklı bir kulübe dönüşür.

Menekşe KIZILDERE
Kürdistan’da köylüler meralarına, tarım alanlarına kurulmak istenen güneş enerji santrallerine karşı direnişte. İş makinelerinin önüne dikiliyor, adliye koridorlarını aşındırıyor, yaşam alanlarını savunuyorlar. Her defasında da aynı ucuz kurnazlıkla sıkıştırılmak isteniyorlar. Güneş enerjisine de mi karşılar? Derdi güneşle olan kimse yok. İnsanların öfkesi tarlalarından, meralarından, geçim kapılarından olmak. Bir şirket için haritada boş arazi diye işaretlenen yer, orada yaşayanlar için hayatın omurgası.
Enerji dönüşümü lafını ağzına dolayanlar büyük bir yanılsamaya sığınıyor: Kömürü kapatıp yerine panelleri dizince her şey çözülecek zannediyorlar. Fosil yakıtlardan çıkmak şart, bunda şüphe yok. Ama enerjinin kaynağını değiştirmek, o üretimin arkasındaki sömürü çarkını durdurmaya yetmiyor. Güneş, sermayenin elinde yepyeni bir talan aracından ibaret artık. Köylünün merasını gasp edip panelleri diktiğinde elektrik varsın yenilenebilir olsun; yerel yaşam yok oluyorsa, halk karar masasından kovuluyorsa ve kar yine şirket kasalarına akıyorsa burada bir dönüşümden söz edilemez. Değişen tek şey enerji kaynağıdır; üretim ilişkileri olduğu gibi yerinde duruyor.
Yeşil olan her yatırım ekolojik değildir. Panellerin güneşle çalışması toprağa, suya, insana ve canlıya yapılan muameleyi aklamaz. Kürdistan’da GES projelerine karşı yükselen itiraz tam da bu yüzden kıymetli. Mera sadece hayvanların otladığı bir arsa değil; köyün ortak yaşamı, geleceği. Birkaç şirketin kâr hesabı uğruna bir coğrafyanın yaşamını gözden çıkaramazsınız.
Peki bu kararları kim veriyor? O toprağın tozunu yutan, orada üreten, doğanın tahribatını birebir yaşayacak olanlar mı? Yoksa Ankara’daki masalarda coğrafyayı parselleyen şirketler mi? Mesele enerji tartışması olmaktan çoktan çıktı; doğrudan bir demokrasi ve mülkiyet tartışması.
Enerjiyi Kim Üretiyor, Kim Yönetiyor?
Sermayenin ve devletin dayattığı bu modele alternatif üreten canlı örnekler var dünyada. Kusursuz değiller belki ama başka bir yolun mümkün olduğunu kanıtlıyorlar:
Schönau (Almanya): Çernobil felaketinden sonra nükleer tehdide karşı örgütlenen kasaba halkı, yerel elektrik tekelini karşısına aldı. Yıllar süren örgütlenme ve referandumların ardından elektrik şebekesini devraldılar. Schönau örneği sadece temiz enerji üretimi değil; elektriğin sahibinin ve karar vericisinin halk olabileceğinin somut kanıtı.
Valencia (İspanya): Belediye, mahallelerde enerji topluluklarının önünü açıyor. Kamu binalarının çatılarını halkın kullanımına sunuyor, teknik destek veriyor. Yerel yönetim bürokrasi yaratmak yerine, insanların kendi enerjisini üretip yöneteceği alanı açıyor.
Galler (İngiltere): Egni enerji kooperatifi, okulların ve kamusal binaların çatılarına panel kurarak üretim yapıyor. Elde edilen gelir ve elektrik doğrudan o topluluğun öz ihtiyaçlarına harcanıyor.
Bu örneklerden çıkarılacak ders; her yere aynı formülü dayatmak değil. Çatıysa çatı, boş alansa boş alan. Her coğrafyanın ekolojisi ve ihtiyacı ayrı. Tek tıp bir modeli her yere zorlamak, karşı çıktığımız o tepeden inmeci zihniyeti yeniden üretmek olur.
Asıl mesele net. Enerjiyi kimin ihtiyacına göre üreteceğiz ve bu üretimin gerçek sahibi kim olacak? İhtiyacımız var mı? Kimin için bu kadar üretim?
Belediyecilik ve Halk Denetimi
Yerel yönetimler kooperatiflerin kurulmasında pay sahibi olabilir; çatıları açar, hukuki engelleri aşmaya yardım eder. Ancak şunun altını kalınca çizmek lazım: Belediyenin GES kurmasıyla halkın enerji üzerinde söz sahibi olması aynı şey değil. Şirketin yerine belediyenin karar aldığı, halkın yine sadece fatura ödeyen seyirci kaldığı bir yapıya enerji demokrasisi denmez. Kooperatifin yönetimi gerçekten halkta olmalı, kararlar şeffaf alınmalı, kazanç adil bölünmeli.
Türkiye’de mevzuat da finansman kanalları da kooperatiflerin önüne taş koymak üzerine kurulu. İnsanlara sadece gidip kooperatif kurun demek yetmiyor; bu örgütlenmelerin yaşayabileceği zemin için mücadele etmek gerekiyor. Aksi halde kooperatifçilik de sadece parası olanın faydalandığı ayrıcalıklı bir kulübe dönüşür.
Kürdistan’daki GES direnişlerini dönüşümün önüne konmuş engeller gibi sunmak iktidar dilidir. Oysa bu direnişler, enerji dönüşümünün nasıl ve kimin için yapılması gerektiğine dair en yalın cevaptır. İnsanlar güneşe değil, yaşamlarının şirketlerin bilançolarına meze edilmesine karşı çıkıyor. Bu sesi duymadan kurulan her santral, "yeşil" ambalajlı bir sömürü projesinden öteye geçmez. Dönüşüm, kömürü bırakıp güneşe geçmekten ibaret sayılamaz. Toprağın, enerjinin ve kararların kimin elinde olacağını baştan tartışmaktır. Güneşin ışığını şirket kârına dönüştürmeye mecbur değiliz. O enerji köylerin, mahallelerin, kentlerin ortak yaşamını besleyebilir. Bugün sorulması gereken soru basit: Bu köye GES kurulsun mu kurulmasın mı, sığlığına sıkışmak yerine güneşten enerji üretilecekse, o enerjinin de, toprağın da, kararın da sahibi neden o yaşamı sürdüren insanlar olmasın? Bu dahi, elbette doğanın, ekolojik sitemlerin dengesinin önüne geçmemeli. Ömrümüz boyunca içinden geçtiğimiz hiçbir ekosistem bize ait değil, biz onun sadece bir parçasıyız ve mümkün olduğu kadar uyum içinde olmazsak içinden geçerek yaşam ömrünü tamamlayacak ne ekosistem ne de insan kalacak.
Kaynaklar
1. Mezopotamya Ajansı: Kürdistan’daki GES projelerine karşı yerel direnişler ve mera mücadeleleri haber takibi ve arşivi. mezopotamyaajansi35.com
2. EWS Schönau: Almanya Schönau kasabası topluluk eliyle enerji şebekesini devralma ve yönetme deneyimi. ews-schoenau.de
3. Avrupa Komisyonu & Citizen-Led Renovation: Valencia belediyesi ve mahalle enerji toplulukları modelleri. citizenledrenovation.eu
4. Egni Co-op: Galler topluluk bazlı güneş enerjisi kooperatifi projesi. egni.coop
İklim krizi ve enerji politikaları alanında uzmandır. Yazılarında ekolojik kriz ile toplumsal eşitsizlikler arasındaki yapısal ilişkileri ele alır, demokratik modernite paradigması çerçevesinde alternatif ve eşitlikçi yaşam modellerini değerlendirir. Çalışmalarını bilimsel temelli ve toplumsal dönüşüm perspektifiyle sürdürmektedir.
Menekşe Kızıldere yazılarının tümü →Nûmedya24 uygulaması
Nûmedya24'ü cebinize ekleyin
Telefonunuza ya da bilgisayarınıza ekleyin: tek dokunuşla açılsın, okuduğunuz haberler bağlantısız da okunsun.


























