BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Ortadoğu Yeniden Kurulurken Türkiye’nin İç Siyaseti Neden Değişmek Zorunda?

Ortadoğu Yeniden Kurulurken Türkiye’nin İç Siyaseti Neden Değişmek Zorunda?

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Bu nedenle önümüzdeki yılların temel siyasal sorusu şu olacaktır: Türkiye artan jeopolitik ağırlığını daha fazla merkezileşme/otoriterleşme ile mi yönetecek, yoksa daha güçlü kurumlar ve daha kapsayıcı/katılmacı bir siyasal düzen kurarak kalıcı bir bölgesel liderlik sağlayacaktır?

Doğu Ergil

Ortadoğu, yalnızca yeni savaşlar döneminden değil, yeni bir güç dengesi oluşum sürecinden geçiyor. İran’ın uzun yıllardır kurduğu bölgesel nüfuz ağının zayıflaması, Suriye’de yeni devlet düzeninin şekillenmesi, İsrail’in güvenlik mimarisini sınırlarının ötesine taşıması ve ABD’nin bölgeye yeniden doğrudan müdahil olması, yirmi yıl önce oluşan jeopolitik düzeni büyük ölçüde sona erdirdi. Son günlerde ABD-İran geriliminin yeniden tırmanması ve Hürmüz Boğazı çevresindeki askeri hareketlilik, bu dönüşümün henüz tamamlanmadığını, aksine daha kırılgan bir evreye girdiğini gösteriyor.

Bu yeni tabloda Türkiye artık yalnızca gelişmeleri izleyen bir ülke değildir. İran’ın zayıfladığı, Suriye’nin yeniden inşa edildiği ve Körfez ülkelerinin güvenlik önceliklerini değiştirdiği bir coğrafyada Ankara, istemese bile bölgesel denklemin temel aktörlerinden biri hâline gelmiştir. Son aylarda hem Batılı hem de bölgesel analizlerde ortaklaşa vurgulanan nokta budur: Türkiye’nin jeopolitik ağırlığı artmaktadır. Ancak artan jeopolitik önem, aynı zamanda çok daha karmaşık siyasal sorumluluklar da üretmektedir.

İşte tam bu nedenle Türkiye’nin iç siyaseti ile dış siyaseti artık birbirinden ayrıştırılamaz hâle gelmiştir. Soğuk Savaş boyunca dış politika büyük ölçüde güvenlik bürokrasisinin alanıydı. Bugün ise ekonomik kırılganlık, göç, Kürt meselesi, enerji güvenliği, savunma sanayii ve uluslararası sermaye aynı jeopolitik denklem içinde birbirine bağlanmıştır. Ortadoğu’daki her değişim, Ankara’daki siyaseti doğrudan etkilemektedir.

En belirgin değişim, Suriye dosyasında yaşanmaktadır. Esad sonrası ortaya çıkan yeni devlet yapısının kalıcı olup olmayacağı kadar, kuzeydoğu Suriye’deki Kürt güçlerinin geleceği de Türkiye açısından stratejik önem taşımaktadır. Ankara uzun yıllardır güvenlik merkezli bir yaklaşım izledi. Ancak yeni dönemde yalnızca askerî yöntemlerle sürdürülebilecek bir denklem giderek zorlaşmaktadır. Çünkü Suriye’nin yeniden inşası, uluslararası tanınma süreci ve bölgesel normalleşme, Türkiye’nin içeride de daha kapsayıcı siyasal çözümler üretmesini teşvik eden bir baskı oluşturmaktadır.

Bu nedenle son dönemde yeniden canlanan Kürt meselesi tartışmalarını yalnızca iç politika dinamikleriyle açıklamak eksik kalır. Bölgesel güç dengesi değişirken Türkiye’nin kendi Kürt meselesini yönetme biçimi de ulusal güvenlik meselesinin ötesinde jeopolitik bir zorunluluğa dönüşmektedir. Bölgesel istikrar, içeride daha yüksek siyasal meşruiyet ve toplumsal bütünleşme gerektirmektedir.

Benzer biçimde İsrail ile ilişkiler de yeni bir döneme girmiştir. İran’ın caydırıcılık kapasitesinin aşınmasıyla birlikte Türkiye ile İsrail arasında doğrudan olmasa bile stratejik rekabetin belirginleştiği görülmektedir. Rekabet yalnızca Gazze üzerinden değil; Suriye’nin geleceği, Doğu Akdeniz, enerji koridorları ve Washington üzerindeki diplomatik etki alanı üzerinden de şekillenmektedir. Bu durum Ankara’nın dış politikada daha dikkatli denge kurmasını zorunlu kılmaktadır.

Bütün bunların iç politikadaki en önemli sonucu ise şudur: Türkiye artık yalnızca güçlü devlet söylemiyle yönetilebilecek aşamanın ötesindedir. Güçlü devlet kadar öngörülebilir hukuk, kurumsal kapasite, ekonomik güven ve demokratik meşruiyet de jeopolitik gücün ayrılmaz parçaları hâline gelmiştir. Uluslararası yatırımcı da, müttefikler de, bölgesel aktörler de yalnızca askerî kapasiteye değil, devletin kurumsal dayanıklılığına bakmaktadır.

Bu nedenle önümüzdeki yılların temel siyasal sorusu şu olacaktır: Türkiye artan jeopolitik ağırlığını daha fazla merkezileşme/otoriterleşme ile mi yönetecek, yoksa daha güçlü kurumlar ve daha kapsayıcı/katılmacı bir siyasal düzen kurarak kalıcı bir bölgesel liderlik sağlayacaktır?

Tarih, yalnızca coğrafi avantajların büyük devlet yaratmadığını defalarca göstermiştir. Büyük devletler, jeopolitik fırsatları güçlü kurumlarla karşılayıp, kalıcı kazançlara  dönüştürebildikleri ölçüde güçlü ve etkili olurlar. Ortadoğu yeniden şekillenirken Türkiye’nin önündeki asıl tercih de budur. Eğer dışarıda büyüyen rol içeride hukuk devleti, demokratik meşruiyet ve toplumsal uzlaşmayla desteklenebilirse, Türkiye yeni bölgesel düzenin kurucu aktörlerinden biri olabilir. Aksi durumda jeopolitik önem, kısa vadeli diplomatik kazançlar sağlasa bile, içeride biriken kurumsal sorunları çözmeye yetmeyecektir.

Belki de bugün Türkiye’nin önündeki en büyük mesele, Ortadoğu’nun nasıl değiştiği değildir. Asıl mesele, Ortadoğu değişirken Türkiye’nin kendisini değiştirip değiştiremeyeceğidir.

Doğu ERGİL kimdir?

Siyaset bilimci, akademisyen ve yazar. Uzun yıllar üniversitelerde öğretim üyeliği yaptı. Çalışma alanları arasında etnik kimlikler, demokrasi, siyasal katılım, çatışma çözümü ve insan hakları yer alır. Türkiye’de toplumsal barış ve Kürt meselesi üzerine hazırlanan çeşitli akademik ve saha araştırmalarında yer almıştır. 1995 yılında TOBB Başkanlık Danışmanlığı görevindeyken « Doğu Rapor »nu hazırladı. 45 kitap ve çeşitli dillerde yayımlanmış düzinelerce bilimsel makalesi ve kitap bölümü vardır.

Benzer Haberler

‘Aile görüşleri ve iletişim hakkı için ciddi sorun’

Sevkin gerekçesi avukatlara da verilmedi ailelere de

Resmi Gazete yayımladı

115 maden sahası daha ihaleye çıkarılacak

4 kişi hayatını kaybetti

Ardahan'da zincirleme kaza

Ahbap soruşturması:

6 isim daha ifadeye çağrıldı