BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Nebil Birtek yazdı

Zorunlu göç, dağıtma ve siyasetin yeniden üretimi

Nebil Birtek yazdı

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Nebil Birtek

Doksanlı yılların fırtınasından savrulup Mersin’e sığınmış yaşlı bir amcanın karşısındayım. Yüzündeki her çizgi, geride bıraktığı her bir acının izi gibi… Ne var ki yaşadığı tüm o ağır travmalara rağmen, çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği topraklara duyduğu o amansız özlem, daha ilk dakikada sizi de etkisi altına alıyor. Memleketini anlatırken gözlerinde biriken yaşlar, sadece geçmişe değil, yaşatılan adaletsizliğe sitem gibi. Sözlerini bitirirken içindeki o kadim ve dilsiz sancı dudaklarından döküldü: “Xerîbî zor e kurê min…” (yabancılık zordur oğlum…)

Bizim ‘göç’ dediğimiz o soğuk istatistik, her biri benzer ve farklı hikâyesi olan yüzbinlerce insanın, kendi köklerinden koparılıp başka topraklara zorla dikilmeye çalışılmasıdır. Ve tutunamayan her kök, o amcanın gözlerindeki nemde, ‘Xerîbî zor e kurê min’ cümlesinde olduğu gibi, bir ömür boyu kanamaya devam eder.

Türkiye’de, 1923 Türkiye-Yunanistan arasında yapılan Nüfus Mübadelesi sonrasında en kapsamlı yerinden edilme süreçlerinden biri olarak değerlendirilen, Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı bölgelerden zorunlu göçü; yalnızca güvenlik politikalarının doğrudan bir sonucu olarak değil, aynı zamanda uzun vadeli yapısal, politik ve ekonomik tercihler çerçevesinde şekillenmiştir. Bu zoraki göç süreci, iki temel eksen üzerinden ele alınabilir: Bir yanda doğrudan zorlayıcı müdahaleler, diğer yanda ise dolaylı sosyoekonomik yönlendirmeler.

Birinci eksen, özellikle çatışmalı dönemde devletin güvenlik stratejileri çerçevesinde uyguladığı doğrudan müdahaleleri kapsamaktadır. Bu dönemde çok sayıda köy ve yerleşim birimi, güvenlik gerekçeleri öne sürülerek boşaltılmış; kimi durumlarda bu boşaltmalar silahlı güç kullanımıyla gerçekleştirilmiştir. Bu uygulamalar, bölge halkının yaşadıkları yerleri terk etmeye zorlanmasına yol açmış ve geniş çaplı bir iç göç dalgasını tetiklemiştir. Bu yönüyle zorunlu göç, yalnızca bireysel tercihlerle değil, doğrudan devlet politikalarının sahadaki yansımalarıyla ortaya çıkan bir olgu haline gelmiştir.

İkinci eksen ise daha dolaylı fakat etkisi bakımından kalıcı olan ekonomik ve yapısal faktörlerdir. Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı bölgelerin uzun yıllar boyunca sınırlı kamu yatırımı alması, sanayileşme olanaklarının kısıtlı kalması ve istihdam yaratacak politikaların yetersizliği, bölgesel eşitsizlikleri derinleştirmiştir. Bu durum, söz konusu bölgelerde yaşayan nüfus için geçim olanaklarını daraltmış ve ekonomik nedenlerle göç etmeyi fiilen zorunlu hale getirmiştir. Böylece göç, yalnızca güvenlik kaynaklı bir zorunluluk değil, aynı zamanda ekonomik bir mecburiyet olarak da ortaya çıkmıştır.

Bu çerçevede zorunlu göçten beklenen sonuç neydi ve beklenen sonuçlara ulaşıldı mı? Literatürde öne çıkan yorumlardan biri, zorunlu yerinden etmenin iki yönlü bir sonuç üretmiş olabileceğidir. İlk olarak, nüfusun mekânsal olarak dağıtılmasıyla birlikte dilsel ve kültürel sürekliliğin zayıflaması söz konusudur. Kırsal ve görece homojen alanlardan koparılan toplulukların, büyük kentlerde parçalı ve dağınık biçimde yaşamaya başlaması; özellikle ikinci kuşak açısından anadil kullanımını sınırlayan bir ortam yaratmıştır. Kentte karşılaşılan dışlanma, ayrımcılık veya şiddet riski karşısında ailelerin geliştirdiği “koruyucu uyum” stratejileri örneğin çocuklara anadilin sınırlı aktarılması bu süreci hızlandıran faktörler arasında sayılabilir. Bu yönüyle bakıldığında, zorunlu göçün kültürel aşınma yarattığı yönündeki tespitler belirli ölçüde karşılık bulmuştur…

Ancak aynı sürecin ikinci bir boyutu, daha farklı bir sonuç üretmiştir. Nüfusu dağıtarak siyasal talepleri zayıflatma beklentisi, sahada beklenen sonucu üretmemiştir. Göç eden toplulukların önemli bir kısmı; kendi köyleriyle kasabalarıyla dolayısıyla kendi coğrafyaları ile olan siyasal ve toplumsal bağlarını tamamen koparmamıştır. Aksine, hem geldikleri yerlerle kurdukları ilişkileri sürdürmeleri hem de kentlerde karşılaştıkları dışlanma deneyimleri, politik farkındalığın farklı biçimlerde yeniden üretilmesine zemin hazırlamıştır. Bu durum, büyük şehirlerde önce mahalle ölçeğinde, ardından daha geniş kamusal alanlarda görünür hale gelen yeni dayanışma ve örgütlenme biçimleriyle kendini göstermiştir. Yerel düzeyde kurulan sosyal ağlar, dernekleşme pratikleri ve zamanla seçim siyasetine yansıyan temsiliyet arayışları, zorunlu göçün siyasal etkilerini ortadan kaldırmak yerine, coğrafi olarak yaygınlaştıran bir sonuç doğurmuştur. Bu çerçevede bakıldığında, Kürt meselesinin yalnızca belirli bir bölgenin değil, ülke genelinin meselesi haline gelmesinde iç göçün belirleyici rol oynadığını söyleyebiliriz. (Büyük metropollerin -İstanbul, İzmir, Mersin, Adana vs- en politik mahallerinin göçlerle şekillenen mahalleler olması tesadüf değildir elbette.)

Dolayısıyla ortaya çıkan tablo, tek yönlü bir “başarı” ya da “başarısızlık” anlatısından ziyade, çelişkili sonuçlar üreten bir sürece işaret eder. Bir yandan kültürel aktarımın zayıfladığı, diğer yandan siyasal bilincin farklı mekânlarda yeniden üretildiği bir dinamik söz konusudur. Bu durum, zorunlu göç politikalarının toplumsal etkilerinin öngörüldüğü kadar doğrusal olmadığını; aksine, yeni kimlik, aidiyet ve mücadele biçimlerini tetikleyebildiğini göstermektedir.

Sonuç olarak, Türkiye’de zorunlu göç deneyimi, yalnızca yer değiştirme değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal alanın yeniden kurulması anlamına gelmiştir. Bu yeniden kurulum, bir yandan kayıpları ve kırılmaları, diğer yandan yeni varoluş ve ifade biçimlerini birlikte üretmeye devam etmektedir. Dolayısıyla Türkiye örneği, zorunlu göç politikalarının doğrusal sonuçlar üretmediğini; aksine, bir yandan kültürel aşınma yaratırken diğer yandan siyasal mobilizasyonu farklı coğrafyalara taşıyabildiğini göstermektedir. Bu çelişkili yapı, zorunlu göçün yalnızca geçmişe ait bir olgu değil, günümüz toplumsal ve siyasal dinamiklerini şekillendiren bir süreç olarak ele alınmasını gerekli kılmaktadır.

 

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz