Yeni bir araştırmaya göre sınır kontrolleri sıkılaştıkça göç durmuyor; aksine, Manş Denizi’ni geçmeye çalışan insanlar için ölüm riski daha da artıyor.
HABER MERKEZİ – Fransa ile İngiltere arasındaki Manş Denizi göçmenler için bir ölüm koridoru. Bu koridoru geçmeye çalışan göçmenlerin hayatını kaybetmesi artık istisna değil, giderek sistematikleşen bir tabloya işaret ediyor. Yaklaşık 70 sayfalık kapsamlı bir araştırma, Fransa ile İngiltere arasındaki sınırda uygulanan politikaların bu ölümlerde doğrudan payı olduğunu ortaya koydu.

İngiltere merkezli Centre for Sociodigital Futures (Sosyodijital Gelecekler Merkezi) ile Border Forensics (Sınır Adli İnceleme Ekibi) tarafından hazırlanan çalışmada, 1999’dan 2026’ya kadar en az 525 kişi hayatını kaybetti. Bu insanların ortak noktası ise oldukça net: Daha güvenli bir hayata ulaşmak ve istedikleri ülkeye sığınmak. Mediapart ve The Independent tarafından sonuçları ortaya çıkarılan araştırmanın en çarpıcı tespitlerinden biri şu: Sınır kontrolleri arttıkça geçişler azalmıyor, sadece daha tehlikeli hale geliyor. Yani insanlar yola çıkmaktan vazgeçmiyor; yalnızca daha riskli yolları denemek zorunda kalıyor.
Çalışmayı hazırlayan ekip, bu kez göçmenlerin hikayelerine değil, sınırı yöneten devlet politikalarına odaklanmış. İlk kez, küçük botlarla yapılan geçişler, ölümler ve sınır gözetim faaliyetleri aynı çerçevede analiz edilmiş.
Ortaya çıkan tablo ise “tersine işleyen” bir gerçekliği gösteriyor: 2023’ten itibaren Manş’taki ölüm sayısı artarken, geçiş yapan kişi sayısı düşmüş. Araştırmacılara göre bu durum, sınır politikalarının doğrudan etkisini gözler önüne seriyor.

Fransa ve İngiltere yıllardır yeni anlaşmalar imzalıyor, milyonlarca euro harcıyor ve “botları durdurma” söylemini tekrarlıyor. Ancak araştırma, bu çabaların göçü bitirmediğini, sadece rotayı değiştirdiğini söylüyor. Eskiden kamyon, tren ya da feribotla yapılan geçişler artık açık denize kaymış durumda -ki bu da çok daha ölümcül.
Üstelik kullanılan botların kalitesi de düşük. Çünkü ekipmanlara erişim zorlaştıkça, kaçakçılar daha dayanıksız araçlar kullanıyor. Buna bir de aşırı kalabalık eklenince risk katlanıyor. Araştırmaya göre botlardaki kişi sayısı her yıl artıyor ve bu durum özellikle yolculuğun en kritik anlarında ölüm ihtimalini yükseltiyor.
YOLA ÇIKMAYI ENGELLEMEK HAYAT KURTARMIYOR, RİSKİ ARTIRIYOR
Son yıllarda ölümlerin kıyıya daha yakın bölgelerde yoğunlaşması da dikkat çekici. Aşırı dolu botlar daha erken arızalanıyor, hatta yola çıktıktan kısa süre sonra batabiliyor.

Bir diğer önemli nokta da gözetim faaliyetleri. Hava devriyeleri, sahil kontrolleri ve polis müdahaleleri “hayat kurtarma” gerekçesiyle artırılıyor. Ancak araştırma, bu yoğun denetimin çoğu zaman kaosu büyüttüğünü ve ölümleri artırdığını savunuyor.
Örneğin sahillerdeki polis baskısı, “taksi bot” adı verilen yeni bir yöntemi doğurmuş durumda. Bu sistemde göçmenler doğrudan denizde teknelere binmeye çalışıyor. Ancak bu an, yolculuğun en tehlikeli aşaması haline gelmiş: ezilme vakaları ve boğulmalar en çok burada yaşanıyor.
Araştırmacılara göre devletler bu sonuçları bilmiyor değil -ya da en azından bilmeleri gerekiyor. Buna rağmen politikalar değişmiyor. Bunun arkasında ise siyasi baskılar ve göç karşıtı kamuoyu etkisi olduğu düşünülüyor.
Raporun vardığı sonuç da oldukça çarpıcı: “Yola çıkmayı engellemek hayat kurtarır” düşüncesi gerçeği yansıtmıyor. Aksine, mevcut politikalar insanların daha tehlikeli koşullarda hareket etmesine neden oluyor.







