BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Süreç için “çerçeve yasa” çağrısı

Bakırhan: Bugün CHP’ye giden kolluk yarın AKP’ye gider

Süreç için “çerçeve yasa” çağrısı

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, CHP’ye ilişkin mutlak butlan kararının demokratik siyaseti dışarıdan şekillendirme girişimi olduğunu söyledi. Bakırhan, “Bugün CHP’ye giden kolluk yarın AKP’ye gider” dedi. Süreçle ilgili de konuşan Bakırhan, “çerçeve yasaya” vurgu yaptı. Bakırhan, “Çerçeve yasa, demokrasinin kök hücresi olabilir. Bu yasa, Türkiye’nin çatışmadan hukuka, inkârdan demokratik tanınmaya geçiş iradesi olabilir” dedi.

HABER MERKEZİ – Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis Grubu’nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bakırhan’ın gündeminde CHP’ye dönük “mutlak butlan” kararı ve yaşanan kriz vardı. Türkiye’nin en sert siyasi krizlerden birini yaşadığını belirten Bakırhan, “CHP’ye karşı verilen mutlak butlan kararı ve CHP Genel Merkezi’nin kolluk şiddeti ile basılması bu krizin en çıplak yüzü oldu” dedi.

Bakırhan, şöyle devam etti:

KİMSE HİKAYE ANLATMASIN

דButlan kararı salt hukuki bir meselenin çok ötesindedir. Bu karar demokratik siyaseti dışarıdan zorla şekillendirme girişimidir. Hiç kimse bize başka hikaye anlatmasın. Demokratik siyaset dışarıdan hukuk müdahalesi ile şekillendirilmek isteniyor. Siyaseti yargı kararnamesiyle şekillendirmek demokrasiyi prosedürün arkasına saklayarak etkisizleştirmektir. Kimse ‘bu bir yargı kararıdır’ diyerek 86 milyona cambaza bak oyununu da oynamasın.

Türkiye’de bu rejimin en yakın tanığı, şahidi ve sanığı bizleriz. Hiçbir zaman biz cambaza bakmadık. Bundan böyle de cambaza bakmayacağımızı belirtmek istiyorum. İstisnanın kural hâline geldiği bir düzende tek pusula demokratik meşruiyettir. Sandığın iradesini yargı kararnamesiyle iptal eden, hukukun maskesini kullanır. Çok net söylüyoruz: Bizler açısından Türkiye siyasetinin anahtar kavramı demokratik meşruiyettir. Bu sebeple şunu açıkça ilan ediyoruz: İstinaf mahkemesinin verdiği bu karar, yalnızca bir siyasi partiyi değil; tüm siyaset ve sivil toplum alanını, örgütlenme hakkını, demokratik yaşamı derinden tehdit etmektedir.”

YARGITAY’A ÇAĞRI

Bu kararla siyasi partilerin ve sivil toplumun tek bir güvencesi kalmamıştır. Yargıtay derhal toplanarak bu garabete son vermeli; Türkiye’de demokratik ve sivil yaşamın önünü açmalıdır.”

BUGÜN CHP’YE GİDEN KOLLUK YARIN AKP’YE GİDER

Bugün bir partinin kapısını kıran anlayış yarın bütün siyasetin kapısına dayanır. Biz bunu geçmişte çok gördük ve deneyimledik. Bugün CHP’ye giden kolluk yarın AKP’ye gider. Öbür gün MHP’ye, DEVA’ya, Gelecek Partisi’ne gider. Bize zaten hep geldi. Biz o hukuksuzluğu iyi tanıyoruz ama o da bizi çok iyi tanıyor. Bizim kapımızın önüne gelse de çok bir şey alamayacağını sistemin kendisi de biliyor.”

CHP İÇİNDEKİ AKTÖRLERE ÇAĞRI

Bakırhan, Türkiye siyasi tarihinde bazı “etiketlerin” başka hiçbir suçlamayla kıyaslanamayacak bir yıkık gücü taşıyacağını vurguladı ve CHP içindeki aktörlere çağrı yaptı:

דBu yüzden CHP içindeki her aktörü, söylediği her sözün sonuçlarını düşünmeye davet ediyoruz. Onun için samimiyetle uyarıyoruz: Bugün rakibine yapıştırdığın etiket, yarın senin yakanı tutacak elin provasıdır. Siyaset, bugünün öfkesiyle değil, yarının yüzleşmesiyle yapılır. Unutmayalım ki bir partinin kapısı kırıldığında, aslında siyasetin kapısı kırılır ve toplumun siyaset kurumuna dair umut ve güveni aşınır.

Tarafların buna uygun hareket etmelerini bekliyoruz. CHP’nin bu fırtınadan bütünlüklü çıkarak gemiyi limana yanaştırmasını temenni ediyoruz. Kimseyi tahkir etmeden, üçüncü sınıf polemiklere paye vermeden söyleyelim: Bugün yaşananlar ne bir tesadüftür ne de yalnızca tek bir partinin meselesidir. Cumhuriyet, yönetimi hanedandan alıp halka verme iddiasıyla büyük bir tarihsel kapı açtı. Ancak o kapıdan toplumun bütün renkleri, bütün dilleri, bütün inançları ve bütün kimlikleri eşit biçimde geçirilemedi.”

Türkiye’de her kritik eşikte demokrasiyi büyütmek yerine çoğu zaman siyaseti daraltan yolların tercih edildiğini belirten Bakırhan, 1925’ten bu güne yaşananlara değindi.

Bakırhan, şunları söyledi:

“1925’te demokrasi yerine Takrir-i Sükûn tercih edildi. 1960’ta sandığın krizine çözüm olarak darbe görüldü. 1980’de toplumsal taleplere cevap olarak tanklar, işkencehaneler ve yasaklar devreye sokuldu. 1990’larda Kürt meselesinde çözüm arayışları yerine inkâr, güvenlik siyaseti ve şiddet tercih edildi. 28 Şubat’ta toplumun inancı, yaşam tarzı ve kamusal varlığı devlet sopasıyla hizaya sokulmak istendi. 2007’de 367 kararıyla siyaset yine yargı eliyle daraltıldı.

2016’dan sonra ise darbe girişimine karşı daha fazla demokrasi denilmesi gerekirken, OHAL rejimi kalıcı bir yönetim biçimine dönüştürüldü. 4 Kasım 2016’da bu ülkenin demokratik temsil iradesi hedef alındı; arkadaşlarımız cezaevine konularak siyaset halktan, Meclis’ten ve sandıktan koparılmak istendi. 19 Mart’ta ise aynı çizgi ana muhalefete ve İstanbul’un seçilmiş iradesine yöneldi. 2015’ten 2025’e uzanan süreçte bütün bu tarihsel miras, yeni bir rejim dizaynıyla daha da derinleşti. Siyasal alan daraldı, toplumsal gerilimler büyüdü. Bütün bu tarihsel akış bize aynı hakikati söylüyor: Bu ülkede demokrasi ertelendikçe kriz büyüdü. Hukuk askıya alındıkça toplum yaralandı. Siyaset daraltıldıkça vesayet güçlendi. Baskı tercih edildikçe sorunlar kökleşti. Türkiye’nin kök sorunu Cumhuriyet değildir; Cumhuriyetin demokrasiyle tamamlanmamış olmasıdır.”

SÜREÇ CUMHURİYETİ DEMOKRASİYLE BULUŞTURMA PARADİGMASIDIR

Ardından Kürt sorunun çözümü için devam eden süreçle ilgili değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, “Barış ve Demokratik Toplum süreci, Cumhuriyeti demokrasiyle buluşturma paradigmasıdır” dedi.

Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

דKök nedenlere çözüm ürettiğimizde, bu ülkede siyasi krizler çağını kapatabiliriz. Yeni bir çağ ancak Demokratik Cumhuriyeti inşa ederek başlayabilir. Bizim DEM Parti olarak mücadelemiz ve sözümüz, Cumhuriyeti toplumla, hukukla, eşit yurttaşlıkla ve demokrasiyle buluşturmaktır. Artık bu ülkenin kaderi korkuyla değil cesaretle, inkârla değil hakikatle, vesayetle değil halkların ortak demokrasisiyle yazılmalıdır.”

GERİLİMLER TOPLUMSAL BARIŞI SEKTEYE UĞRATIYOR

Dünyada ve Orta Doğu’da büyük altüst oluşlar yaşanırken, içerideki bu gerilimler geleceğe dair umutları zayıflatıyor; toplumsal barışı sekteye uğratıyor.

CHP’ye yönelik yargı müdahalesi, barış sürecine dair kaygıları artırdı; toplumdaki güvensizliği daha da derinleştirdi. Çünkü barış sürecinin hedefi, eşitliğin ve adaletin en yüce değer olduğu demokratik bir Türkiye’yi inşa etmektir. Bu temelde şu uyarıyı yapıyoruz: Barış sürecinde atılması gereken adımları gölgeleyecek her türlü iç gerilim, yarar değil zarar getirir.

Ne bölgesel konjonktürü ne de iç gerilimleri barış sürecini bekleme odasına almanın gerekçesi yapalım. Aksine, bu gelişmeleri aşmanın yolu barış sürecini menzile ulaştırmaktır.”

Çözülmek istenilen meselenin salt bir şiddet ve güvenlik sorunu olmadığını vurgulayan Bakırhan, “Daha derinde bir hak, demokrasi ve özgürlük meselesidir. Siyasi temsilin ve tanınmanın yerine getirilmesi meselesidir” dedi.

ÇERÇEVE YASA ÇAĞRISI

Süreçte atılması gereken adımlara değinen ve çerçeve yasaya işaret eden Bakırhan, “Bu kapsamda çerçeve yasa, demokrasinin kök hücresi olabilir. Bu yasa, Türkiye’nin çatışmadan hukuka, inkârdan demokratik tanınmaya geçiş iradesi olabilir. Demokrasinin duran çarklarını çerçeve yasayla yeniden döndürmeye başlayabiliriz” ifadelerini kullandı.

Bakırhan, şöyle devam etti:

דTürkiye, 2026 yılının ikinci yarısına iki fotoğraftan biriyle girecek: Ya içeride hukuku daraltan, muhalefeti baskılayan, Kürt meselesinde bekleyen bir ülke olarak ya da iç barışını güçlendiren, demokratik reform cesareti gösteren, bölgesinde çözüm aklı üreten bir ülke olarak. Biz ikinci fotoğrafın mümkün olduğunu söylüyoruz. Çünkü barış; demokratikleşmedir, adalettir, eşit yurttaşlıktır. Çünkü barış, ekmeği paylaşmaktır.

Bu sürecin temel hedefi demokratik uzlaşı, evrensel hukuk ve özgür siyasettir. Bu sağlandığı ölçüde bu ülkede muhafazakâr, Kemalist, milliyetçi, yurtsever, devrimci, demokrat, liberal; kim hangi fikirde olursa olsun, demokratik rekabet ölçüleri içinde ve hukuki güvenceyle yaşayabilecek, siyaset yapabilecektir.

DEM Parti olarak fikrimiz şudur: Birimizin hakkı hepimizin hakkıdır. Birimizin hukuku hepimizin hukukudur. Geçmişte birileri böyle demese de biz böyle bakıyoruz.”

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz