BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

İstanbul Sözleşmesi

KCDP 'çekilme' kararını AİHM’e taşıdı

İstanbul Sözleşmesi

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararından dönülmesi konusunda iç hukukta sonuç elde edilememesi üzerine Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, AİHM’e başvuru yaptı. Türkiye, sözleşmeden Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 20 Mart 2021’de çekilmişti. 

HABER MERKEZİ – Türkiye’nin ilk imzacılarından biri olduğu ve 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile çekilinen İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuru yapıldı.

Kadın örgütleri öncülüğünde daha önce Danıştay ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yapılan başvurularla sonuç elde edilmemesi üzerine Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 18 Nisan’da AİHM’e başvuru yaptı. Platform başvurusunda çekilme kararının hem Anayasa’ya hem de uluslararası hukuk yükümlülüklerine aykırı olduğunu belirtti.

×

TÜRKİYE, CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİYLE ÇEKİLMİŞTİ

Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 20 Mart 2021’de İstanbul Sözleşmesi’nin tek taraflı olarak feshedildiğini duyurarak çekilmişti. Fesih kararı 23 Mart 2021’de Avrupa Konseyi’ne de bildirilmişti.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada “fesih kararının” nedeni olarak “sözleşmenin eşcinselliği meşrulaştırıyor olması” iddia edilmişti.

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine karşı hukuki mücadele yürüten Kadının İnsan Hakları Derneği (KİH) de iç hukuk yollarının tükenmesinin ardından davayı 2 Mayıs 2025’te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşımıştı.

AVUKAT YEŞİLIRMAK: ÇEKİLME KARARI, ANAYASAYA AYKIRI

Yaptıkları başvuruya dair MA‘ya konuşan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) avukatlarından Esin Yeşilırmak, İstanbul Sözleşmesi’nin hala yürürlükte olduğunu ve bunun muhatabı olan tüm kadınların bilmesi gerektiğini söyledi. Yeşilırmak, sözleşmenin kolluk kuvveti, savcı, mahkeme gibi uygulayıcılar tarafından uygulanmamasının hukuka aykırı bir işlem olduğunu ifade etti.

Uluslararası bir sözleşme olmasından kaynaklı İstanbul Sözleşmesi’nden ancak Meclis kararıyla çekilebilineceğini aktaran Yeşilırmak, “Tek bir imzayla çekilme kararı alındığı için Anayasa’nın 90’ıncı maddesine aykırı olduğu gibi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de- spesifik olarak bir madde olmamasına rağmen- aykırı” dedi.

AİHM’E BAŞVURU

İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin yargılama süreçlerinin ilk başvurusu olması açısından önemli olduğunu söyleyen  Esin Yeşilırmak, çünkü diğer başvuruların halen Anayasa Mahkemesi önünde beklediğine işaret etti. AİHM’in başvuruyu kabul edip ihlal kararı vermesinin “İstanbul Sözleşmesi uygulanmalıdır” anlamına geleceğini söyleyen Yeşilırmak, “Çünkü AİHM kararları hukuken bağlayıcı kabul ediliyor. Türkiye her ne kadar  Demirtaş, Kavala ve Can Atalay kararlarını uygulamasa da bunlara ilişkin AİHM’in bağlayıcılığı sürüyor. Kararlar uygulanmadığında Türkiye’nin Avrupa Konseyi’ne gerekçelerini bildirmesi gerekiyor. Bu da yaptırımlara neden olabilir” diye konuştu.

Yeşilırmak, Türkiye’nin AİHM’den verilecek olası ihlal kararını uygulamak zorunda olduğuna dikkat çekerek, böylesi bir kararın İstanbul Sözleşmesi’nin hala yürürlükte olduğunun kanıtı açısından önemli bir hukuki sonuç doğuracağını söyledi.

×

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ HAKKINDA

Tam adı “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldı ve ilk imzalayan ülke Türkiye oldu. Sözleşme 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi.

Sözleşme, ”kadına yönelik şiddet”, ”aile içi şiddet”, ”kadına yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet”, ”kadın” kavramlarını tanımlıyor.

Uluslararası alanda kadına yönelik ve aile içi şiddetle ilgili ilk bağlayıcı belge olma özelliğini taşıyan sözleşme şunları içeriyor:

İstanbul Sözleşmesi psikolojik şiddet, ısrarlı takip, fiziksel şiddet, tecavüz, zorla evlendirme, kadın sünneti, kürtaja zorlama, zorla kısırlaştırma, tecavüz ve taciz dahil cinsel şiddet olmak üzere kadına yönelik şiddetin tüm türlerini kapsıyor.

Sözleşme çerçevesinde ev içi şiddet, aynı evde yaşıyor olsun ya da olmasın mevcut ya da eski eş ya da partnerler arasında yaşanan her türlü şiddet edimini içerecek şekilde kadının korunmasını esas alıyor.

Kadınları konumlandırırken “aile” olmayı, evlilik birliği içinde bulunmayı ya da aynı evi paylaşıyor ya da paylaşmış bulunmayı gerektirmiyor.

Sözleşmenin getirdiği yükümlülükler öncelikle devlet görevlilerine yönelik. Devlet kendi adına hareket eden görevlilerinin İstanbul Sözleşmesi’nin gereklerini yerine getirmesini sağlamak zorunda.

Devletlerin sorumluluğu bununla sınırlı değil. Şiddeti gerçekleştiren ister kadının sevgilisi ister kocası ister babası ister patronu olsun, yani kim olursa olsun şiddetin önlenmesi, soruşturulması, cezalandırılması, zararın tazmin edilmesi yükümlülüğü de devlete ait.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz