BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

İsrail’in açık istihbarat ve gizli ajan devşirme yöntemleri-2

İsrail’in açık istihbarat ve gizli ajan devşirme yöntemleri-2

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Bu gibi hadiselerde iş gelip kişinin zafiyetlerine ve zayıf noktalarına dayanmaktadır. Davranışlardaki herhangi bir bozukluk veya karakterdeki zaaflar, kişisel menfaatlerin ön planda tutulması, örgüt içi ihtilaflarda keskin tavırlar vs söz konusu kişinin devşirilmesi için potansiyel hedef ve muhtemel bir devşirme adayı olmasının yolunu açabiliyor.

Faik Bulut

Eskiden, çok çok eskiden istihbarat faaliyetleri karanlık ortamlarda ve esrarengiz bir tarzda yürütülürdü. Ajan yahut casuslara sahte kimlikler ve evraklar düzenlenirdi. Onlarca yıl boyunca temel prensip şuydu: Mutlak gizlilik içinde ve kimsenin göremeyeceği ortamlarda, halk diliyle duldada ve gölgede iş yapmak; hedef topluluk, örgüt, dernek, oluşum, zengin ve şöhretli bir aile yahut belli bir meslekte nam salmış azınlık bir grubun/kümenin içinde kendini belli etmeden bulunmak suretiyle arzu edilen bilgileri elde etmek.

Günümüzde değişen teknikler ve farklı ilişkilere ayak uydurup yüksek teknolojiden yararlanan şimdiki istihbarat teşkilatlarının çoğu tam gizliliğe dayalı geleneksel yöntemlerden ziyade açık veya yarı açık istihbarat faaliyetlerine ağırlık vermekteler. İsrail istihbarat teşkilatı MOSSAD da aynı yöntemi tatbik etmektedir. Söz gelimi Arap başkentlerinde kullandığı ajanlar ve kurduğu casusluk şebekeleri vasıtasıyla belirlenen yerlere dikilen, konulan veya yerleştirilen cihaz ve aletler sayesinde lojistik hakkında ve siber alanlarda gerekli bilgiyi temin etmekteler.

Pegasus casus yazılımı (Pegasus spyware) adında, devletler tarafından kullanılan ve “sıfır tıklama” yöntemiyle bulaşan çok pahalı ve gizli bir siber silah sisteminden çokça bahsedilmektedir. Sıradan bir vatandaşın Pegasus ile izlenme olasılığı son derece düşüktür. Bu yazılım devletler tarafından sadece gazeteci, aktivist veya üst düzey siyasetçilere karşı özel olarak kullanılmaktadır. E-posta linkine tıklamanıza bile gerek kalmadan, arka planda hiçbir belirti vermeden çalışabilmesiyle ünlenmiştir.

Yazılımı üreten NSO Group isimli bir İsrail siber-silah firması, bu buluşunu birçok devlete ve NATO bağlantılı ülkelere de satmıştı. 2021 yılında bu yazılımın yol açtığı istihbarat/casusluk skandalı dünyanın dört bir yanında tartışılmış; ABD’nin milli güvenliğini tehdit ettiği de söylenmişti.

Medyaya sızan bilgilere göre Pegasus yazılımının yaklaşık 50 bin kurbanı arasında şunlar da vardı: Fransız Devlet Başkanı Emanuelle Macron ile bazı bakanları; Güney Afrika, Irak, Fas ve Mısırlı yetkililer ile şahsiyetler; Meksikalı ünlü aktivist Raymundo Ramos; bazı Sırbistanlı gazeteciler; Polonya Adalet Bakanı Zbigniew Ziobro.

2019 yılında WahtsApp kullanıcısı 1400 kişinin yazışmalarını hack yoluyla elde edip izinsiz kullanan NSO Group aleyhinde 2025’te açılan bir dava sonucunda bu İsrailli firma hakkında WhatsApp’a 167 milyon dolar ödeme cezası kesilmişti.

Haziran 2026’da İsrail’in casus yazılım veya uzaktan izleme cihazları ile Trump ekibinin (Damat Jared Kushner ile özel temsilci Steve Witkoff’un) İran heyetiyle gizli görüşmelerini dinlediği ortaya çıktı. ABD, bu casusluğu “zorda bırakıcı, can sıkıcı” olarak nitelemişti.

Irak Çölü’nde keşfedilen casusluk istasyonunun varlığı ise İsrail’in artık daha modern teknolojik yöntemlerle ve neredeyse açıktan açığa istihbarat topladığının kanıtı sayılmıştır. ABD ile askeri işbirliği çerçevesinde ortak lojistik hattından sağlanan bu tür istihbaratın pekâlâ ülkenin diğer bölgelerindeki askeri üs ve tesislerde de bulunma ihtimali Iraklılar arasında tartışılmaktadır.

The New York Times gazetesine bakılırsa; Irak hükümetiyle varılan anlaşmalar sonucu kurulmuş olan hava üsleri ile havadan ikmal istasyonları normalde bölgedeki çatışmalar sırasında daha çok barışçıl amaçlara hizmet etmektedir. Burada tartışılması gereken asıl nokta ise casusluğun İsrail siyasetine hizmet edecek tarzda kurgulanmış olduğudur.

Nitekim Amerikan gazeteleri New York Times ile Wall Street Journal, güvenilir uluslararası raporlara dayanarak şunu yazdılar: İsrail, askeri ve istihbarat merkezlerini/istasyonlarını Irak’ın batı çölünün derinliklerinde kurup sabitledi. Bunlardan biri El Nuheyb (El Anbar vilayetinde bir kasaba), diğeri Necef kırsalındaki mıntıkalar olarak bilinmektedir.

Bu istasyonlardan yapılan enformasyon, bölgedeki bir casusun normalde şifreli olarak gönderdiği istihbarat bilgilerine hiç benzemiyor. Tam tersine, açık istihbarat toplamaya yarayan her türlü cihaz, alet ve edevatla donatılmışlar. Ek olarak radarlarla İHA-SİHA ve savaş uçaklarına lojistik sağlamak için inşa edilmişler.

Kısacası bu istasyonlar yapay zekâ ve dijital veri toplama gibi araçlarla kurulu olduğu araziyi tam bir denetim altında tutma ve çevreyi gözetleyip kontrol etme kapasitesine sahiptir. Ayrıca Netanyahu’nun talimatıyla Ofek serisi adı altında imal edilip 2025’te uzaya gönderilen uydu araçları vasıtasıyla yerkürenin doğal döngüsünü bile gözleyebilmektedirler. Pegasus casus yazılımını da eklediğimizde siber saldırı programının gerçek gücü ortaya çıkmaktadır.

Bütün bu cihaz ve aletler, her türlü malumatı sağlamak suretiyle tehlikelere karşı İsrail’e büyük bir bağışıklık kazandırmanın yanı sıra geleneksel anlamdaki casusluk risklerini de bertaraf etmeye yaramaktadır. Bölgedeki altüst oluşlarla köklü değişimler, İsrail’in insan unsurunun yanı sıra teknoloji sayesinde açık istihbarat elde etmesini giderek kolaylaştırmaktadır.

Görüldüğü üzere teknolojinin açık istihbarat toplamada bir silah olarak kullanılmasının imtiyazı şimdilik İsrail’in elinde sayılmaktadır.

Vazgeçilmez insan unsuru ve Münih Katliamı

Yukarıda teknolojinin açık istihbarattaki başat rolüne değindik. Yine de bütün bu teknik buluş ve icatlara rağmen insan unsuru, neredeyse vazgeçilmez birincil istihbarat kaynağı olarak görülmektedir.

Yazımızın birinci bölümünde İsrail istihbarat teşkilatının düşman örgütler (Hamas ve Hizbullah gibi) ve devletler (İran, Suriye, Irak, Mısır  ve Türkiye gibi) arasında ajan devşirme faaliyetlerine değinmiştik. Burada ise yine Filistin ve Lübnan örneklerinden yola çıkarak hangi yol ve yöntemlerle ajan devşirildiğini veya hedefteki bireylerin niçin ve nasıl ajanlaştıkları hususunda örnekler vereceğiz.

Malum, Filistin direniş örgütleriyle İsrail arasındaki ölümcül mücadele 1960’ların ortalarından itibaren tırmanarak devam etmektedir. Kavganın tepe noktasını ise 5 Eylül 1972 tarihinde Almanya’nın Münih kentindeki Olimpiyat Köyündeki olaylar teşkil etmiştir.

El-Fetih ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) bağlantılı gizli bir yapı olan Kara Eylül (Black September) örgütüne mensup 8 silahlı militan, 1972 Yaz Olimpiyatlarına katılan İsrail takımının kaldığı köyü basarak 2 İsrailli sporcuyu olay yerinde öldürmüş, 9 İsrailliyi rehin almıştı. Alman polisinin Fürstenfeldbruck Havaalanı’nda gerçekleştirdiği başarısız kurtarma operasyonu sonucunda tüm rehineler, 5 saldırgan ve bir Alman polisi hayatını kaybetmişti.

İsrail istihbarat teşkilatı MOSSAD, bu hadise karşısında Filistinli hedeflere yönelik bir dizi misilleme yapmıştı. Olayın ayrıntıları için Şubat 2021’de yayınlanan İndependent Türkçe gazetesinde yayınlanan bana ait iki makalenin linkini vereyim: https://www.indyturk.com/node/316446/;   https://www.indyturk.com/node/317046/)

Bu tür misillemeler genelde ciddi askeri ve emniyet operasyonlarını gerektirir. Önceden devşirilip ayarlanmış yerli veya yabancı ajanlardan gerekli bilgiler alınmadan operasyon yapmaksa imkânsızdır.

O tarihte MOSSAD (ve arkasındaki Amerikan/İngiliz istihbarat teşkilatları) ile Mısır, Suriye, Filistin (FKÖ) ve diğer bazı Arap devlet istihbarat servisleri arasındaki mücadele, çoğunlukla insan kaynaklarına dayalıydı yani ajan, çift yönlü ajan (köstebek) veya karşı ajan gibi elemanlar aracılığıyla yürütülmekteydi.

Yakın dönemdeki bir örneğini ise İsrail ile İran arasındaki istihbarat kapışmasında görmekteyiz. (Kaynak: 2022 https://www.indyturk.com/node/525696/ ile 30 Haziran 2022’de Numedya24.com sitesinde yayınlanan “İran-İsrail savaşının görünmeyen amansız çatışmaları” isimli makalem)

Özetle, istihbarat teşkilatları bu gibi işleri kotarmak için hasım ülkelerden ve düşman örgütlerden ajan devşirme yoluna giderlerdi. İsrail örneğinde bunun nasıl olduğuna dair saha bilgileri sunacağız. Temel kaynağımız, The Cradle Arab isimli sitenin savaş muhabirinin yayınladığı 17 Temmuz 2926 tarihli bilgilerdir. (Kaynak için bakınız: (من الجهل إلى الخيانة.. كيف يصنع الاحتلال جواسيسه داخل بيئات المقاومة؟)

Bir direnişçi nasıl işbirlikçi olur?

MOSSAD eski şefi Yossi Kohen, “Tuzak ve Hilelerle Senin İçin Savaş İmal Edilir” manasına gelen kitabını 2025 yılında yayımladı. Burada ajan devşirme yöntemleri de sıralanıyor. Mesela devşirilen Arjantinli bir iş adamının Lübnan’da “arkeolog”, Sudan’da ise “çay tüccarı” unvanıyla dolaştırılarak Hizbullah’ın bir numaralı komutanı İmad Muğniye hakkındaki gerekli bilgileri toplayıp MOSSAD’a ulaştırması sonucu hedefteki bu şahsın 2008’de katledilmesi hadisesinin ayrıntıları da veriliyor.

Kitaptan çıkardığımız esas ders şudur: Bu gibi hadiselerde iş gelip kişinin zafiyetlerine ve zayıf noktalarına dayanmaktadır. Davranışlardaki herhangi bir bozukluk veya karakterdeki zaaflar, kişisel menfaatlerin ön planda tutulması, örgüt içi ihtilaflarda keskin tavırlar vs söz konusu kişinin devşirilmesi için potansiyel hedef ve muhtemel bir devşirme adayı olmasının yolunu açabiliyor.

Kohen bu hususta şöyle diyor:

“Sizinle işbirliği yapmadığı takdirde çok şey yitireceğini fark eden hedefteki kişiyi tespit ettiğimizde ona ilişkin tuzaklar silsilesini kurabiliyoruz. Söz konusu Suriyeli bir subay veya İranlı bir nükleer bilginiyse, onları vatanlarına ihanet edebilecek ölçüde tuzağa düşürme işi size düşüyor. Dolayısıyla her ikisini de son ana kadar istismar edip sürekli tehdit altındaymış hissini yaratmalısın. Filistinli ve Lübnanlı çevreler ajanlık tuzağına düşmeyi genelde para ve kadın düşkünlüğü ile açıklama yoluna gidiyorlar. Hâlbuki belli kaynaklara ulaştığımızda bu işin böylesine dar bir çerçeveyle sınırlı olmadığını; tersine, daha kapsamlı bir husus olduğunu görebiliyoruz.”

Bilgisizlik, cahillik, meraklılık ve öngörüsüzlük

Ve devam ediyor:

“İster Filistinli ister Lübnanlı olsun çeşitli örgütler kadrolarını bilinçlendirme seminerlerinin ardından siyasi ve askeri eğitimden geçirirler. Bunu örgütleme tekniklerinin öğrenilmesi izler. Ancak kadrolardan her biri verilen bilinçlendirme ve askeri-siyasi eğitimden aynı şekilde nasibini almaz, alamaz. Haliyle güvenlik ve karşı güvenlik savaşının doğası tam idrak edilemez.

Emniyet hususunda uzman ve ön plana çıkanlar ise bilgilendirme safhasında daha çok meselenin askeri yönüne yoğunlaşmak suretiyle bu alandaki yetenek ve becerilerinin gelişmesine yardım ederler. Lakin medya, kültürel konular ve kurumlar gibi meseleleri ikinci planda kalır ki, neredeyse bu alanlarda istenilen seviyeye ulaşılamadığı gibi beklenen sonuç da alınamaz.

Hele hele koruma/ korunma/ sakınma üçlüsü genelde ihmal edilir. Dolayısıyla da yetersiz ve eksik kalan söz konusu alanlar kadronun-direnişçinin tehlike ve tehdidin önemini iyi kavrayamamasına ve bu noktada karşı tedbir almadaki bilgisizliğine yol açar. Bütün bunlar, devrimci kadronun işbirlikçilik ve ajanlık tuzağına düşmesi için açık alanlar olarak ön plana çıkar.

Profesyonel istihbarat ajanları, insan psikolojini iyi bilmelerinden ötürü önlerine çıkan boşlukları değerlendirmek suretiyle örgüt kadrolarıyla temas kurmakta ve onların zaaflarını keşfetmekte ustalaşmışlardır.”

Lübnanlı bir güvenlikçi şöyle diyor:

“Küçük bir hata felakete yol açabilir; ilk hatanız, son hatanız bile olabilir. Skandaldan korkma/ürkme veya ikinci adımı öngörememe (eğer düzeltilip karşı tedbir alınmazsa) hedefteki şahsı hızla bataklığa çekip batırır! Konu hakkındaki bilgisizliğe yersiz merak eklendiğinde aynı sonuca varılabilir. Yeter ki hedefteki kişi rezaleti/skandalı zamanında fark edip geri çekilmesini bilsin.

Merak güdüsüyle hareket edip bazı yerlerde sıkça dolaşırsanız ve orada kimi insanlarla irtibat kurup görev alma denemesinde bulunursanız gidilecek yer yine bataklıktır. Çünkü işin uzmanı profesyoneller, hedef seçilen kişi için A’dan Z’ye kadar uzanan senaryoları çoktan hazırlayıp onu faka bastırmakta asla tereddüt etmezler.

Bazen de kendini fazla zeki sanan birileri İsrail’in belli sektörlerinden faydalanmak ister; söz gelimi hizmet sunmadan para kazanmaya çalışır. Kendince tebliğde bulunduğunu, (davasını anlatmak için propaganda yaptığını) en azından çift yönlü casusluk (köstebek) bahanesiyle İsrail aleyhine casusluk misyonunu üstlendiğini iddia edebilir.

Ancak yemezler; çünkü İsrail tarafı hiç de ahmak olmadığı gibi, girişimin nasıl sonuçlanacağı da garanti değildir. Haliyle oyun oynayayım derken faka basmış olursun.”

Paraya ve zaafa tamah etmek

Bölge çapındaki ajan devşirme hikâyelerinin çoğu kişinin hızlı biçimde büyük miktarda para kazanma arzusu yahut acil ihtiyaç ve benzeri nedenlerden ötürü para bulma arayışı gibi durumlarla yakından ilgilidir. Direniş örgütlerinin bulunduğu ortamlarda zaten paraya aşırı derecede ihtiyaç vardır ve olmaktadır.

Ayrıca öğrenciler yüksekokullardan birinde eğitim yapıp iyi bir işte görevlendirilmeyi hayal ederler, ancak gelir düzeyi buna elvermediği için ister istemez para kaynağını nasıl bulacağına dair kara kara düşünürler.

Doğrudur, bu ölümcül yoksulluğun baş sebebi İsrail işgalidir. Lakin işgal altındaki toplum, bu nedene fazla kafayı takmadan başka yollarla kendini ve ailesini kurtarmanın yoluna bakar.

Sorun şu ki, hedefteki kişinin umduğu bol para bütün vaatlerine rağmen İsrail tarafından da ödenmiyor. İşin ehli ve erbabının tespitine göre ayda sadece 50-100 dolar arasında bir meblağ ödenmektedir işbirlikçi veya ajana. Bu miktar Filistin toplumunun bulunduğu sefil şartlar için geçerlidir. Buna karşılık Lübnan gibi son derece riskli, kaos ve karmaşanın egemen olduğu yerlerde kişiden kişiye değişmesi kaydıyla daha büyük miktarlar ödenebilmektedir.

Umulan meblağları aralıklı ve muntazam ödeyen taraflar hem azdır hem de istisnadır. Soruşturmalar sonucunda ortaya çıkan hakikat şudur: Ajanın niteliği, verdiği bilgilerin ehemmiyeti, ondan istenen faaliyetin önemi belirler ödenecek miktarı.

Esasında ajanı örgütleyen teşkilata (iç istihbarat servisi ŞABAK veya dış istihbarat servisi MOSSAD) göre değişmektedir ödemeler. İşbirlikçi veya ajanın deşifre olmadan çalıştığı yıllar da göz önüne alınmaktadır bu gibi hesaplamalarda. Mesela Gazze’deki bir ajan 25 yıllık hizmetten sonra emekliye ayrılabilmiştir.

Ajan devşirme meselesinde farklı bir müşkülat daha açmaza yol açmaktadır. Ajan eskisi gibi faaliyetini sürdürmeyip pasif görevde kalmayı yahut tümüyle işi bırakmayı istediğinde, İsrail onu ikna etmek için daha fazla para vermek yerine kendisine yönelik şantajı sıklaştırmakta, kimi zaman da teşhir edilmesini sağlamaktadır. Trajikomik durum şudur: Ne ajan istediği parayı alabilmiş olur, ne de İsrail istihbaratı arzuladığı verimi alabilmiştir!

Gazze, Lübnan ve İran’daki örnekler, başka bir tercihi daha ortaya çıkarmıştır: Ajan, kovulmasına ve teşhir edilmesine rağmen direniş hareketine gidip onun adına çalışarak kefaretini ödemeyi istemekte yahut henüz teşhir edilmemişse çift taraflı ajan (köstebek) rolünü üstlenmektedir. Lakin eğer ajan, düşman adına cinayet işlemişse işler hepten karmaşık hale gelmektedir.

Şantaj ve rezaletten ürkme

Bu başlık altındaki husus, para ve zaafları nedeniyle ajanlığı kabul edenlerin meselesinden daha az önemli değildir. Misal, bazen kimi sanal/düzmece ticari şebekelere bulaştırılan gençler, altından kalkamayacakları miktarda borç altına sokularak şantaj yoluyla ajanlık yapmaya zorlanırlar. Kimi zaman da kadınlar veya erkekler, seks tüccarlarının tuzağına düşürülürler.

Bir emniyet kaynağına bakılırsa son durum şudur:

“Bilhassa Gazze’deki Filistinlilerin muhafazakâr olmaları kadınların seks tuzaklarına düşmesini engelleyen veya azaltan bir faktördür. Ne var ki son yıllarda artan baskılar ve özellikle COVİD nedeniyle işlerini kaybedip işsiz kalanların çoğalmasına ilaveten peşi sıra gelen ekonomik krizler, Gazze ile Batı Şeria’da ödenmekte olan maaş ve ücretlerin düşmesi sonucu toplum eskisi kadar önleyici, engelleyici olamamaktadır.”

Benzer hadiseler iç savaş sırası ve sonrasındaki sıkıntılarla cebelleşen Suriye için de geçerlidir. Savaşın amansız ortamında ve ekonominin baskısı altında muhtaç olanlar geçim derdi veya başka nedenlerle kolayca işbirlikçi veya ajan olarak devşirilebilmektedir.

Özellikle 2019 yılında Lübnan’da ekonominin tamamen çökmesi sonucu iş talebi oranlarında azami artış oldu. Bunu fırsat bilen İsrail istihbaratı öncelikle Lübnan emniyeti ile ordu saflarındaki nitelikli kadrolara göz dikti. Maaşları eksilenler para kazanmak için başka yöntemlere başvurdular. Bunların bir kısmı, o tarihte iyi ücret veren Hizbullah makamlarına başvurdular, ödemelerin döviz üzerinden yapılmasını şart koştular. Bazıları da İsrail istihbaratı ile gizli iş tuttular. Daha sonra bunların bir kısmı yakalanıp cezalandırıldılar.

23 Ekim 2023’teki Hamas baskınıyla birlikte işsiz kalan kadroların bazıları bölgede faaliyette bulunan İran ile onun desteklediği silahlı milisler (Hizbullah, Husi hareketi, Haşdi Şaabi, Zeynebiyun ve Fatımiyun gibi) tarafından istihdam edildiler. Adı geçen devlet ve hareketler savaşın uzamasıyla birlikte ekonomik ve mali bakımdan yetersiz kalınca onlarla ücret karşılığı (paralı asker) çalışanlar yine boşta kaldılar. Dolayısıyla da dışarıdan istihbaratçıların öneri ve tuzaklarına açık hale geldiler.

Filistin özelinde ise bazı Filistinlilerin (mesela Kudüs ve Batı Şeria’da ikamet edenlerin) 1948 yılında işgal edilip şimdilerde İsrail egemenliği altındaki bölgelere serbestçe girebilmelerine olanak tanınmaktaydı. Bu bölgelere giden bazı ziyaretçiler “hedef” olarak belirlenerek kendilerine “istihbarat kancası” atılabiliyordu.

Buna karşılık Filistin direniş hareketleri de İsrail’in vatandaşlarına tanıdığı günlük çalışma ve ziyaret haklarını fırsat bilerek düşmanı hakkında bilgi edinme imkânını kaçırmadılar. Kaldı ki İsrail’de iş yapma karşılığı alınan ücretler sürekli tahrip edilen ekonomik altyapının inşasına ve halkın geçiminin teminine yarar sağlamaktaydı.

Miras yoluyla ajanlık

Lübnan’da ajan devşirme hadisesi ülkedeki farklı etnik ve inanç topluluklarının birbirleriyle ilişkilerine göre şekillenip değişebilmektedir. Söz gelimi genel anlamda Hıristiyan inançlı kesimler Batı yanlısıdır ve ABD-İsrail ile hem kişisel hem kolektif hem de kurumsal anlamda işbirliği yamaktan kaçınmazlar. Amaç rakipleri sayılan Sünni ve Şii çoğunluğa fırsat vermemektir.

Sünniler ise çoğunlukla Arap-İslam sentezi yahut panarabizm fikrinde olmakla birlikte tutumlarını Mısır, Suudi Arabistan, Suriye gibi ülkelerin siyasetleri doğrultusunda belirlerler. 1950’den 1990’lı yıllara kadar Filistin meselesini sahiplenip Arap milliyetçiliğini ön plana çıkarmakla tanınırlar; İsrail’e karşı düşmanlık beslerlerdi. Şimdilerde ise Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin etkisiyle İsrail ile uzlaşmanın yollarını arıyor; İran ve Lübnanlı Şiilere karşıt tavır belirliyorlar.

Şiiler de yukarıdaki iki topluluğa karşı Filistinlilerle İran’ın yanında, ABD-İsrail-Suudi Arabistan üçlüsünün karşısında yer alıyorlar.

Böyle bir ortamda İsrail’in bulduğu boşlukları değerlendirerek ajan devşirme işini başarması diğer yerlere oranla daha da kolay hale geliyor. Yine de Lübnan’daki ajanlaştırma akımı, güçlü olduğu bir dönemde Hizbullah tarafından iki yıl öncesine kadar engellenebilmişti. Bu sırada İsrail Lübnan’daki iç savaşı fırsat bilerek 1980’lerde başkent Beyrut’u kuşatıp güneydeki sınır bölgesini işgal etmişti.

İsrail boşluktan istifade bu sınır şeridinde çoğu Hıristiyanlardan azı Müslümanlardan oluşan askerlerle milislerden müteşekkil Güney Lübnan Ordusu’nu kurmuştu. Komutanı ise Antuan Lahd idi. Lübnan direnişi birkaç yıl sonra İsrail’i güneyden çekilmeye zorlayınca, onun yerli işbirlikçisi milisler de çaresiz halde kaçıp İsrail’e yerleştiler. Böyle bir yüzüstü bırakılma olayı, Lübnanlılar için acı bir ders olmuştu.

Gazze’deki Filistin toplumu daha bütünlüklü olduğundan buralardan ajan devşirmek nispeten zordur. Kaldı ki toplum bu tür işbirlikçilerle ailelerini tümüyle boykot etmektedir. Yine de İsrail, son savaşta kullandığı ajanlara ilaveten kendisinin silahlandırıp ortalığa saldığı bazı Gazzeli silahlı milisler aracılığıyla bölgedeki örgütleri, aileleri ve aşiretleri birbirine düşürmeyi ihmal etmemektedir.

Bu tür kavga ve dövüşler sonucunda akan kan, aile ve aşiret mensupları tarafından “toplumsal bir dava” haline getirilirken öldürülenlerin evlat ve akrabaları bu kez babadan kalma ajanlık mirasını devralıp inadına bunu devam ettirebilmektedir. Miras yoluyla ajanlık yapılmadığı hallerde bile onlara sürülen “ajan-işbirlikçi” lekesi toplumsal hafızadan bir türlü silinmemekte ve aile/akraba-aşiret sürekli kuşkulu hale gelmektedir.

Gazze’deki kaos ortamından yararlanan bazı aile ve aşiretler, zarar gördüğü ajanı yahut ailesini bulup kurşuna dizmekten geri durmadılar. Misilleme babından daha önce ajan diye katledilenlerin aileleri de fırsat buldukça evlatlarını öldürenlere veya onların ailelerine yönelik ölümcül saldırılarda bulundular. Son Gazze saldırısı ise sorunun kangrenleşmesine yol açarak neredeyse yığınsal bir ajanlaşma/ işbirlikçi olma zeminini hazırladı.

Hamas’ın bu bağlamda şüphelenerek yakaladığı bir ajanın yanında görüntülü kayıt cihazı bulundu. 12 yıl boyunca çektiği görüntüler incelendiğinde ajanın bir istihbarat teşkilatına hizmet ettiği anlaşıldı. Yapılan tahkikat sonucu bu gencin yöredeki (Hamas mı, El Fetih mi, sol bir örgüt mü belli değil-FB) önemli bir yetkilinin oğlu olduğu ortaya çıktı. Ondan istenilen şuydu: “En az 20 kişiyi bulup ajanlaştırmak üzere bize getireceksin!”

Şimdiye kadar Filistinli örgütler bu tür meselelere el atıp toplumu tatmin edecek köklü çözümler bulamadılar.

Kindarlık ve hınç

Karşı tarafa kin beslemek son derece tehlikeli bir duygu olup neredeyse kişiyi gönüllü olarak düşman ajanı olmaya itebilmektedir. Çoğu zaman bu tipler yaptıkları hizmet karşılığında para da istemezler. Yeter ki kin duyup nefret ettiği kişi İsrail tarafından okkanın altına alınıp ezilsin.

Kin ve nefret kişiye, gruba, örgüte veya topluma yönelik olabilir. Kimi zaman seçimlerde hile yapılmasına, bazen yetkilinin kendisine değer vermemesine ve bazen de tayinlerden hoşlanmamasına bağlı olarak intikam almak ister.

Saha incelemeleri, büyük darbelerle derin sarsıntı geçiren ve çökmenin eşiğine gelip dağılmakta olan direniş hareketlerinin saflarında kızgınlık ve kindarlığın yaygın olduğunu göstermektedir. Her ne kadar kimin ne olduğunu keşfetmek son derece zor olsa da söz konusu militanların savaş tecrübesi, güvenlik alanındaki derin uzmanlığı, sorumlu oldukları dosyaların içeriğine ilişkin hâkimiyetleri ister istemez bu kategorideki kadroları ajanlık için hedef haline getirebilmektedir.

Bu tür kişilerin hemen keşfedilmeleri ise adeta imkânsızdır. Ancak iş işten geçtikten sonra foyaları ortaya çıkabilmektedir. Yakalanıp sorguya alındıklarında bir dizi tehlikeli psikolojik rahatsızlıkları olduğu anlaşılmaktadır. Bu halleriyle birçok felakete yol açmış da olabilirler. Muhtemelen elleri de kanlıdır; üst düzey sorumlulara suikast düzenlemeleri de mümkündür.

Örneğin böyle biri, örgütün önde gelenlerinden birini kıskanıp ondan nefret ediyormuş. Meğerse bu unsur, bir zamanlar askeri eğitim sürecinde nefret eden kişiyi fazlasıyla sıkıştırıp epeyce hırpalıyormuş. O kadar ki zalim eğitimci, bazı arkadaşlarının ölümüne bile sebep olmuş. Olayın gerçeği, soruşturma sırasındaki anlatımlar arasında kurulan bağlar sayesinde ortaya çıkmış.

Yukarıdaki olayların hikâye edilmiş hali budur.

Bize düşense önümüze bakıp çıkarılan dersleri toplum yararına kullanmaktır. Barış sürecinin başarılı olması halinde istikrar kazanacağı varsayılan topluma dönecek olan bütün silahlı yahut silahsız yasadışı kadroların rehabilitasyon ve adaptasyonu sırasında muhtemelen ortaya çıkabilecek şaşırtıcı gerçeklerle arazları gidermenin bir yolu da başka ülkelerdeki tecrübeleri okumaktan geçmektedir.

Faik BULUT kimdir?

Gazeteci, tarihçi ve yazar. 1990'lardan itibaren Alevilik, Kürtler, Filistin Devleti, FKÖ, Ortadoğu ve İslam tarihi, İslamcı örgütler, laiklik, tarih, siyaset, kültür vb. konular üzerine 40'a yakın tarih, araştırma, gezi yazısı ve anı kitabına imza atmıştır.

Benzer Haberler

Meclis’te tarihi gün

Çerçeve yasa bugün Genel Kurul'da görüşülecek

MKM’den Duman grubuna tepki

‘Kurt dumanlı havayı sever’ 

Bazı öğrenciler kapsam dışı tutuldu

Yükseköğretimde öğrenci affı yürürlüğe girdi

İkinci Paris Katliamı davası başlıyor

23 Şubat 2027’de ilk dava görülecek

EFFP ‘atılması gereken adımları’ sıraladı:

Yasayı bir sonuç olarak değil, bir kapının açılması olarak görüyoruz

Kılıçdaroğlu’dan çerçeve yasa mesajı:

‘Bu sürece tereddütsüz katkı vereceğiz’

Mansur Yavaş’tan çerçeve yasa açıklaması:

'Gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz'