8 Kasım 2026 Nûmedya24
Köşe Yazısı

Çalmanın gaz ve toz bulutu

Metin Yeğin Herkes ahlaklı kesildi. Herkes, “Bu kadar parayı nasıl götürebilmişler?” diye birbirine söyleyerek dudak büküyor, başını sallıyor, tıh tıhlıyor. Küfür, dayanamayıp kursaklardan çıkıyor ama o da şaşkınlık dolu. Miktar da yazıyla yazılıyor. Yoksa mesela 20 milyar doları sıfırlarla yazsalar hiçbirimiz anlamayız. O sıfırların adedine yaklaşmamız bile mümkün değil.

Metin YEĞİN

Herkes ahlaklı kesildi. Herkes, “Bu kadar parayı nasıl götürebilmişler?” diye birbirine söyleyerek dudak büküyor, başını sallıyor, tıh tıhlıyor. Küfür, dayanamayıp kursaklardan çıkıyor ama o da şaşkınlık dolu.

Miktar da yazıyla yazılıyor. Yoksa mesela 20 milyar doları sıfırlarla yazsalar hiçbirimiz anlamayız. O sıfırların adedine yaklaşmamız bile mümkün değil. Ah biz yetersiz bakiyeler, çalmışların sıfırları arasında kaybolup duruyoruz.

“Herkes ahlaklı kesildi,” derken bizden söz etmiyorum. Yoksa biz, yokluğun keskin uçurumunun kenarında dolaşanlar, böyle bir “ahlaksızlık” fırsatı varken bunu değerlendirmeden geçmezdik herhalde. En azından çoğumuz.

Benim burada sözünü ettiğim “herkes”, bu oyunun diğer büyükleri. İtirazları oyuna değil. Ellerinden gelse tabii ki kendileri de yapacaklardı ama bu fırsatı bu miktarda bulamadıkları için hayıflanıyorlar. Çok ahlaklılar; kapitalizmin ahlakı tabii ki bu!

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

İlgili Haberler

Faik Bulut yazdı

ABD iç ve dış politikasında seçim sonrası muhtemel değişiklikler

... Irak-Suriye hattındaki yabancı enerji şirketlerinden birine arka çıkan emlakçı tüccar Tom Barrack’ın da azli mümkündür. Esasen kendisinin geçen hafta Suriye geçici Başkanı Ahmed Şara’yı eleştirmesi, Alevi, Dürzi ve Kürtlere yönelik siyasetinden hoşnut kalmaması ve Suriye’ye yatırım yapmanın kazançlı olmadığını söylemesi dikkat çekici olmalıdır. Barrack’ın bir eliyle Şara’nın ensesine tokat vurması, diğer eliyle külahını düzeltmesi hayra alamet olmasa gerek!

Doğu Ergil yazdı

Devlet aklı ile iktidar çıkarı arasındaki gerilim olabilir mi?

Bir ülkede devlet kurumları belirli bir siyasal kadronun devamlılığına bağımlı hâle gelirse, iktidar değişikliği olağan bir demokratik süreç olmaktan çıkarak kurumsal bir belirsizlik kaynağına dönüşebilir. Bu durumun iki sonucu vardır: İktidar, kendi devamlılığını devletin istikrarıyla özdeşleştirme eğilimine girebilir. Buna ilâveten, devlet kurumları, görevlerini yerine getirirken hukuktan çok siyasal beklentileri gözetmeye başlayabilir.

Sedat Ulugana yazdı

Zilan'da katliamdan sonra: Kayyum, sürgün ve gasp edilen bir memleket

Oysa Zilan'ın tarihini yazmak, yalnız öldürülenlerin izini sürmek değildir. Sağ kalanların başına gelenleri, sürgünde doğan ve büyüyen çocukları, yirmi yıl sonra harap köylerine dönen aileleri, el değiştiren arazileri ve yasak bölge ilan edilen bir memleketin yeni sahiplerini de araştırmak gerekir. Çünkü 1930 yazında Zilan'da yaşanan katliam, geride kalan Kürtlerin hayatını belirleyen uzun bir sürecin başlangıcı olmuştu.

Ercan Jan Aktaş yazdı

Gençliğin haysiyet isyanı

Belki de bugün dünyanın farklı coğrafyalarında yükselen bu gençlik hareketlerinin en önemli ortaklığı, yalnızca mevcut düzene karşı çıkmaları değil, başka türlü bir yaşamın mümkün olduğuna dair inancı yeniden yeşertmeleridir. Gençler, kendilerine miras bırakılan eşitsizlikleri, savaşları, ekolojik yıkımı, göçmen ve yabancılara karşı nefreti, güvencesizliği ve iktidar ilişkilerini kaçınılmaz bir kader olarak kabul etmiyorlar. Kendi yaşamlarının seyircisi olmayı reddederek sözün, kararın ve ortak geleceğin öznesi olmak istiyorlar. Bu nedenle mesele yalnızca bir kuşağın öfkesi ya da geçici bir protesto dalgası değildir. Bütün bu gelişmeleri  siyasetin, toplumsal ilişkilerin ve birlikte yaşama kültürünün yeniden kurulmasına yönelik tarihsel bir arayış olarak da okumak mümkündür.

Akın Olgun yazdı

Demirtaş ve tarihin şahitliği

10 yıldır yazan, üreten, anlatan bir Demirtaş gerçekliği var. Tarihi kendine şahit yazan tüm liderler gibi o da notlar düşüyor bugünden yarına. İçeriden dışarıya konuşanların, dışarıdan içeriye seslenenlerden daha derin, daha donanımlı olmasının nedeni, sanıldığı gibi düşünmeye çok vakit bulmalarından değil, düşünmenin ve üretmenin ayakta kalmanın tek yolu olduğunu bilmelerindendir. Duvarları aşan hayalin, aklın izleri bu yüzden edebiyata, sanata, siyasete çok güçlü şekilde akar.

Faik Bulut yazdı

ABD iç ve dış politikasında seçim sonrası muhtemel değişiklikler

... Irak-Suriye hattındaki yabancı enerji şirketlerinden birine arka çıkan emlakçı tüccar Tom Barrack’ın da azli mümkündür. Esasen kendisinin geçen hafta Suriye geçici Başkanı Ahmed Şara’yı eleştirmesi, Alevi, Dürzi ve Kürtlere yönelik siyasetinden hoşnut kalmaması ve Suriye’ye yatırım yapmanın kazançlı olmadığını söylemesi dikkat çekici olmalıdır. Barrack’ın bir eliyle Şara’nın ensesine tokat vurması, diğer eliyle külahını düzeltmesi hayra alamet olmasa gerek!

Doğu Ergil yazdı

Devlet aklı ile iktidar çıkarı arasındaki gerilim olabilir mi?

Bir ülkede devlet kurumları belirli bir siyasal kadronun devamlılığına bağımlı hâle gelirse, iktidar değişikliği olağan bir demokratik süreç olmaktan çıkarak kurumsal bir belirsizlik kaynağına dönüşebilir. Bu durumun iki sonucu vardır: İktidar, kendi devamlılığını devletin istikrarıyla özdeşleştirme eğilimine girebilir. Buna ilâveten, devlet kurumları, görevlerini yerine getirirken hukuktan çok siyasal beklentileri gözetmeye başlayabilir.

Sedat Ulugana yazdı

Zilan'da katliamdan sonra: Kayyum, sürgün ve gasp edilen bir memleket

Oysa Zilan'ın tarihini yazmak, yalnız öldürülenlerin izini sürmek değildir. Sağ kalanların başına gelenleri, sürgünde doğan ve büyüyen çocukları, yirmi yıl sonra harap köylerine dönen aileleri, el değiştiren arazileri ve yasak bölge ilan edilen bir memleketin yeni sahiplerini de araştırmak gerekir. Çünkü 1930 yazında Zilan'da yaşanan katliam, geride kalan Kürtlerin hayatını belirleyen uzun bir sürecin başlangıcı olmuştu.

Ercan Jan Aktaş yazdı

Gençliğin haysiyet isyanı

Belki de bugün dünyanın farklı coğrafyalarında yükselen bu gençlik hareketlerinin en önemli ortaklığı, yalnızca mevcut düzene karşı çıkmaları değil, başka türlü bir yaşamın mümkün olduğuna dair inancı yeniden yeşertmeleridir. Gençler, kendilerine miras bırakılan eşitsizlikleri, savaşları, ekolojik yıkımı, göçmen ve yabancılara karşı nefreti, güvencesizliği ve iktidar ilişkilerini kaçınılmaz bir kader olarak kabul etmiyorlar. Kendi yaşamlarının seyircisi olmayı reddederek sözün, kararın ve ortak geleceğin öznesi olmak istiyorlar. Bu nedenle mesele yalnızca bir kuşağın öfkesi ya da geçici bir protesto dalgası değildir. Bütün bu gelişmeleri  siyasetin, toplumsal ilişkilerin ve birlikte yaşama kültürünün yeniden kurulmasına yönelik tarihsel bir arayış olarak da okumak mümkündür.

Anasayfa