ABD iç ve dış politikasında seçim sonrası muhtemel değişiklikler
... Irak-Suriye hattındaki yabancı enerji şirketlerinden birine arka çıkan emlakçı tüccar Tom Barrack’ın da azli mümkündür. Esasen kendisinin geçen hafta Suriye geçici Başkanı Ahmed Şara’yı eleştirmesi, Alevi, Dürzi ve Kürtlere yönelik siyasetinden hoşnut kalmaması ve Suriye’ye yatırım yapmanın kazançlı olmadığını söylemesi dikkat çekici olmalıdır. Barrack’ın bir eliyle Şara’nın ensesine tokat vurması, diğer eliyle külahını düzeltmesi hayra alamet olmasa gerek!

Faik BULUT
Demokrat Parti’nin kısmi seçimlerde üstünlük sağlaması ABD Başkanı Donald Trump’ın önüne yeni bir siyaset gerçeğini de koydu. O da şudur: Trump, başkanlık makamındaki son iki yılını hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’da üstünlüğü elde eden Demokrat Parti siyasetçileriyle mücadele ederek geçirecek; bir türlü rahat ve huzur yüzü göremeyecektir. Cebelleşeceği konular arasında İran ile savaş, Avrupalı müttefiklerle ilişkiler, Rusya-Ukrayna savaşı, gümrük tarifeleri (vergileri-rüsumları), dışarıya verilen yardımlar.
Dış politika ve gümrük vergileri hususunda Trump geniş yetkilerle donatılmış olmasına rağmen Demokratların egemen olduğu Kongre, oluşturacağı farklı komisyonlar aracılığıyla Beyaz Saray Yönetimini sürekli kontrol edecek, iç ve dış harcamalara belli sınırlar getirecek, kurul başkanlarını tayin edebilecek, bilhassa Senato’daki temsilcileri milli güvenlik ve diplomasi alanındaki tayinlerde belirleyici olacaktır.
ABD Dış İlişkiler Konseyi’nde seçim sonrası değerlendirmesi, 9 farklı uzmanın görüşleri doğrultusunda 10 ayrı maddede derlendi. Öneminden ötürü biz de öngörülerin genel çerçevesini sunacağız:
1-Dış Politika gelecek seçim hesaplarında belirleyici olacaktır
Amerikan Dış Politikasının seçkin ve kıdemli uzmanlarından ve Dış İlişkiler Konseyi (CFR) bünyesine bağlı Gelecekteki Amerikan Strateji İnisiyatifi Müdiresi Rebecca Lissner’e göre; “Saha anketleri, kamuoyu yoklamaları ile Temsilciler Meclisi’nde yaşanan tartışmalar şunu göstermiştir: İran ile savaşa karşı kitlesel itirazlar ile gümrük vergileri meselesi Trump’ın siyasi ve stratejik alandaki başarısızlığının ana nedeni sayılabilir.
Bu yüzden gelecekteki başkanlık seçimlerinde çıkabilecek muhtemel yeni adaylar öncelikle dış politikaya ilişkin programlarını yapıp sunmak zorunda kalacaklar. Dolayısıyla önümüzde dış müdahalelere karşı durabilecek yeni akımın/dalganın ortaya çıkma fırsatı bulunacaktır.
Bu arada Trump’ın el attığı gümrük vergilerinin yükseltilmesine yönelik itirazlar, ileride uluslararası ekonomik gündeme dönüşerek hem yeni bir ticaret sisteminin ikame edilmesine hem de gümrükten geçecek malların maliyetinin azaltılmasına yarayacaktır.
Bilinmelidir ki geçim sıkıntısı çeken Amerikalı vatandaşlar, ABD’nin dünyanın dümeninde ve komuta kademesinde olmasıyla asla ilgilenmezler. O halde yepyeni bir siyasi idare tarzını bularak sorunların halledilmesi elzem hale gelmiştir.”
2-Kogre’nin öncelikleri hayat pahalılığı ve yolsuzluk olacaktır
Dış İlişkiler Konseyi (CFR) seçkin üyesi, küresel makroekonomi ve yatırımlar hususunda uzman olup ABD, Avrupa ve Asya’daki alan çalışmalarında 25 yıllık tecrübe sahibi olan Rebecca Patterson’un öngörüleri de şöyle:
“Önümüzdeki iki yıl boyunca Kongre, esas olarak yoksulluk ve yolsuzluklara karşı tedbir alma yoluna gidecektir.
Demokratlar üretilen mallar ile sunulmakta olan temel hizmetlerin (konut, enerji, gıda, sağlık, ilaç fiyatları gibi) maliyetini düşürmeyi sağlayacak yeni yasalar çıkarmaya yoğunlaşacaklar. İlaveten İran’a yönelik savaşın bitirilmesi ve gümrük vergilerinin indirilmesi için Cumhuriyetçilere baskı yapacaklar.
Kongredeki tartışmaların bir kısmı da ekonomi-politiğin yönetilmesine ilişkin hususları kapsayacaktır. Söz gelimi gümrük vergilerinden alınan rüsumlar noktasında bazı şirketlerin konumu araştırılıp soruşturulduktan sonra ilgili kanunlara uymaları istenecektir. Burada gümrük vergilerinden (teşvik primleri, ihracat vergi iadesi) yararlanmanın kime yaradığı esas ölçüt olacaktır. Mesela ihracat iade/teşvik primi alan şirket bunu çalışanları için mi kullanıyor yoksa firmanın daha fazla kazanması için fon hesabına mı yatırıyor?
Trump, her ne kadar bu noktada veto hakkını kullanabilse de, 2028 başkanlık seçimini düşünen Cumhuriyetçiler, muhtemelen vetoya rağmen Demokratların tarafında yer alıp, kanunların çıkmasını temin edebilirler.”
3-Gümrük vergilerinde kontrol Trump’ta kalabilir
Dış İlişkiler Konseyi kıdemli üyesi, Columbia Business School isimli yüksek eğitim kuruluşunda dekan yardımcısı, 2025-2026 yılları arasında Beyaz Saray Ekonomi Kurulu Müsteşarı ve uluslararası ticaret/işletmecilik uzmanı Prof. Pierre Yared, “Kongre yapısındaki değişim, Başkan Trump’ın mevcut siyasetlerinin otomatik olarak değişeceği anlamına gelmiyor” diyerek görüşlerini açıklıyor:
“Örneğin Gümrük vergilerinin artırılması kararı daha önce Kongre tarafından onaylandığı için, bunun iptal edilmesi öncelikle Başkan’a daha önce bu noktada verilen yetkilerin iptaliyle mümkündür. Aksi takdirde Başkan, yeni alınacak bir karşı tedbiri kolaylıkla veto edebilir. Böyle bir durumda ise mevcut Kongre Trump’a verilen yetkilerin sınırlandırılması yoluna gidebilir. Ayrıca Başkan’ın salahiyetlerinin tümüyle yok sayılması, Kongre’de üçte iki çoğunluğun oyuyla mümkündür ki, bu durumda Demokratlar Cumhuriyetçilerden bazılarını yanına çekmek veya ikna etmek durumundalar.
Demek ki Trump, şimdilik Gümrük vergileriyle istediği gibi oynayabilir. Yine de kendisini dizginlemeye yönelik ek kanun ve kurallar ile kontrol devreye girebilir. Bu da ABD’nin ticari ortaklarıyla yeniden pazarlık yapmasına zemin hazırlayabilir.”
4-Dışarıya sunulan yardımlar gözden geçirilecek ve kontrol edilecek
Sam Vigersky, Dış İlişkileri Konseyi’nde (CFR) araştırmacı-yazar olarak yer almakta ve insani devleti yönetimi (devletlerin insani yardımları, insan hakları, sivil toplum faaliyetlerini bir dış politika aracı olarak kullanmak suretiyle uluslararası alanda nüfuz kazanmak veya diplomatik hedeflerine ulaşmak gibi) konusuna yoğunlaşmaktadır. İlaveten "insani yardım mekanizmalarının güncellenerek afet yönetimi, savaş veya kriz anlarında koordineli bir şekilde çalışan acil durum yardım ağlarını ve altyapılarını oluşturma hususunda uzmanlığıyla bilinmektedir.
Vigersky, önümüzdeki dönemde Trump’ın uluslararası yardım teşkilatlarına ve insan eksenli benzeri kuruluşlara yönelik keyfi biçimde ve İsrail’e destek babında uyguladığı yaptırımların Kongre tarafından kaldırılabileceği kanaatindedir. Ona göre; her durumda Trump, aldığı ambargo-yaptırım kararlarından geri adım atmayabilir.
Mesela Trump, ikinci yönetimi sırasında ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (İngilizce kısaltmasıyla USAID) isimli kuruluşu feshetmiş; Kongre kararına rağmen USAID uhdesindeki milyarlarca dolara el koymuştu. Aynı zamanda “Food for Peace" (Barış İçin Gıda) projesini ABD Tarım Bakanlığına bağlamıştı.
Sonradan anlaşıldı ki; bu ve benzeri yardım kuruluşlarının devre dışı kalması Amerikan dış politikasının bir kuşağını olumsuz etkilemişti.
Buradan hareketle Sam Vigersky, Demokratların üç noktayı esas alarak harekete geçeceklerine ilişkin bir beklenti içindedir: “İlki, Trump yönetiminin bu husustaki kanun ve kuralların ihlali hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatmaktır. İkincisi sorumlu ve ilgililerin bundan böyle Kongre’nin denetimine tâbi tutulmasıdır. Üçüncüsü ise Demokratların 2029’da Beyaz Saray’da iktidar olmalarını sağlayacak zemini hazırlamak suretiyle dış yardımların bütçesinin oluşturulması hakkında yeni kurallar belirleyip altyapısını oluşturmaktır. Ayrıca bunun mekanizmasını kurabilmek için lazım olan plan ve projeyi hazırlamaktır.”
5-İran savaşı Kongre ile Beyaz Saray’ı karşı karşıya getiriyor
Görünen o ki Demokratların denetimindeki Kongre ile Trump Yönetimi arasındaki zıtlığı ve mücadeleyi artıracak ana dosyalardan biri İran’a yönelik savaştır.
Dış İlişkiler Konseyi’nde Ortadoğu ile Kuzey Afrika masasından sorumlu Elisa Ewers, farklı iktidarlar zamanında ABD milli güvenliği ve dış politika alanında yaklaşık 25 yıl hizmet etmesinden ötürü son derece tecrübeli bir müsteşar ve uzmandır.
Hükümetlerin yasama ve yürütme makamlarında çalışmasına ek olarak Avrupa, terörle mücadele güvenlik işbirliği, çok yönlü kuruluşlardaki görevlerinin yanı sıra akademisyen (profesör), düşünce kuruluşları ve strateji danışmanlığı da yapmaktadır. Dolayısıyla Amerikalı karar alıcılara katkısı oldukça fazladır.
Kendisinin beklentisi şöyle özetlenebilir: “Kongre, İran’a yönelik savaşın yönetilmesi, sevk ve idaresi hususunda Trump’ı bir hayli sıkıştırıp hem hesap soracak hem de elverdiğince onu kontrol altında tutacak.
Hesap vermek üzere Kongre üyeleri önünde dinlemeye çağrıldığında Demokratlar Trump’ın ne tür stratejik hatalar yaptığını ve niçin başarısız olduğunu kanıtlayarak mevcut Amerikan operasyonlarının durdurulması için yeni kararlar alacaktır. İş bununla da kalmayacak; Demokratlar gelecekteki savaş ve çatışmalara Trump başkanlığındaki Amerika’nın bulaşmaması için şimdiden gerekli sınırlamaları getirecekler.
Sorun sadece mevcut operasyonlara benzeyen muhtemel çatışma ve müdahalelerin önünü almakla çözülmeyeceği için, Kongre bu savaşta (adeta yatırım yapıp bahis oynamış) rol almış yetkililerin fırsattan istifade Körfez ülkeleriyle silah (veya enerji) sözleşmeleri imzalayarak zengin olanların konumunu araştıracak; muhtemelen Amerikan Yönetiminde yer almalarından ötürü gerçekleştirilen yolsuzlukların peşine de düşecektir.”
6-İsrail’e verilen Amerikan yardımları Demokratların baskısı altında
Elisa Ewers’in İsrail’e gönderilen Amerikan yardımlarına ilişkin görüşlerine gelince, bunları şöyle sıralamak mümkündür: “Demokratlar, İsrail’e verilen Amerikan askeri yardımlarının (dolar veya silah) sınırlandırmaya kararlı görünüyorlar. Bu noktadaki yasalar ve kurallar daha katı hale getirilecektir. O kadar ki Başbakan Binyamin Netanyahu’nun hükümeti yeniden yönetip mevcut savaşçı politikasına sürdürmesi halinde, hem kendisine hem de ülkesine yönelik yaptırımlar/icraatlar daha da sertleştirilecektir.
Galiba Demokratlar, bundan böyle Amerikan diplomasisini İran, Gazze, Batı Şeria (Filistin), Lübnan ve Suriye hakkındaki Washington’un stratejik çıkarlarına hizmet edecek bir tarzda yeniden düzenleyecekler. Zira Trump Yönetimi, bunun tersine davranarak (ve İsrail’i kayırarak) Amerikan diplomasisinin gücünü ve etkisini zayıflatmıştır.
Kongre kararları ile Trump yönetiminin bu hususta ihtilafa düşmesi halinde her iki taraf arasında karşı karşıya gelme ihtimalinden söz edilebilir. Ancak umulur ki bu konularda ortak noktalarda uzlaşmak iki kesimin de lehine olur.
İhtilafın çıkması halinde Kongre’deki Demokratlar, istediklerini elde edebilmek için Cumhuriyetçilerin bir kesiminin desteğini almaları gerekecektir. Aksi takdirde Trump’ın VETO engelini aşmak kolay olmayabilir.
Öte yandan Trump, Kongre kararlarına tepki olarak dış politikasında (Ortadoğu dâhil olmak üzere) daha atak, saldırgan ve maceracı bir çizgi izleyebilir ki; bunu da içerideki icraatlarının kısıtlanıp engellenmemesi maksadıyla yapabilir.
Her durumda Kongre, elinden geldiğince savaş ve barış hususundaki eski kararlı tavrına yeniden kavuşmak suretiyle yürütme makamının mutlak karar almasının önüne geçmeyi hedeflemelidir.”
7-Ukrayna ve Avrupa muhtemel ABD-Rus anlaşmasından çekinmekteler
“Demokratların kazanmış olması, Avrupalı müttefikler ile ABD arasındaki ilişkilerin hemen düzeleceği anlamına gelmiyor. En azından kısa dönemde böyle bir gelişme beklenmemeli. Aynı şey, Ukrayna’daki savaş için de geçerlidir.”
Bu tespiti yapan Lina Fix, CFR’de Avrupa masası uzmanı ve sorumlusudur. Altantik’in iki yakasındaki politikalarıyla ön plana çıkan Fix’e göre; “Trump, geri kalan iki yıllık iktidarı süresinde dış politikaya daha fazla yoğunlaşabilir. Özellikle de Ukrayna’daki savaşı sona erdirmek suretiyle geleceğe bir miras bırakabilir.
Gelgelelim bitirilmesi düşünülen bu savaş, Kiev’deki Ukrayna yönetiminin lehine olmayabilir. Bu hususta Avrupalı devletlerin korkusu şudur: Hem NATO hem de Avrupa güvenliği, Rusya ile Amerika arasındaki anlaşmanın (mutabakatın) bir parçası haline getirilebilir!
Buna karşılık Demokratlar, Trump idaresinin eski icraatlarından yola çıkarak en az 76 bin Amerikan askerinin Avrupa’da kalmasını temin edebilir.
Trump’ın karşı veto hakkını kullanması halinde, Demokratlarla birlikte bazı Cumhuriyetçiler uzlaşmaya vararak ABD ile Avrupa arasındaki ilişkilerin normal şekilde yürümesini sağlayabilir. Böylece ABD de iki yıllık süreçte daha istikrarlı ve huzurlu bir siyasi çizgide yürüyebilir.”
8-Asyalı müttefikler, Washington ile gerilimin düşeceğini bekliyorlar
“Demokratların Kongre’de üstünlük sağlamaları kıtada ve pasifik bölgesinde Asyalı müttefiklere sınırlı bir rahatlık ve huzur sağlayabilir. Zira Trump’ın dört bir yana dayattığı salma-haraç niteliğindeki gümrük vergilerinin artırılması kararı, Uzakdoğu’da ABD’nin bölgenin güvenliğine ilişkin yükümlülük almak yerine kendi cebini düşündüğü yolunda bir algı yaratmıştı.”
Bu tespiti yapan kişi Joshua Kurlantzick, Dış İlişkiler Konseyi'nde (CFR) Güneydoğu Asya ve Güney Asya kıdemli uzmanıdır. Son olarak Pekin'in Küresel Medya Saldırısı: Çin'in Asya ve Dünyayı Etkileme Amaçlı Düzensiz Kampanyası adlı kitabın yazarıdır.
Şu anda Sarah Scaife Vakfı'nın desteğiyle, liberal olmayan devletler arasındaki artan küresel bağlar ve bunların dünya üzerindeki etkileri hakkında yeni bir kitap üzerinde çalışmaktadır.
Ayrıca, Asya'da ve dünya genelinde siyasetin militarizasyonu, Çin'in Güneydoğu Asya ve diğer gelişmekte olan bölgelerle ilişkileri, Çin'in etki ve bilgi çabaları, ABD-Çin ilişkileri, küresel ve Asya'daki popülizmin yükselişi, küresel demokratik gerileme ve Güney ve Güneydoğu Asya siyaseti ve ekonomisi konularını günlük olarak incelemektedir.
Joshua Kurlantzick’ın öngörülerini birlikte okuyalım:
“Kongre, bahsedilen hususta kontrol ve denetleme yetkisini kullanabileceği gibi, gümrük vergilerinin artırılmasının Asyalı ve diğer müttefiklerinin algısındaki yansımalarına ilişkin araştırma da yapabilir.
Asyalıların beklentisi şudur: Demokratlar, ne yapıp edip Trump’ı Gümrük vergilerini artırmaktan ya vazgeçirsin yahut ona bir sınır koysunlar.
Bu noktada bile Trump veto hakkını kullanabilir. Yine de Asyalı zengin ülkeler bu hususta Cumhuriyetçi bazı Kongre üyelerinin aklıselime uyarak Demokratlarla birlikte hareket edebileceğini ummaktalar. Sadece gümrük mevzusunda değil, Asya’nın geleceğini ve güvenliğini ilgilendiren hususlarda Cumhuriyetçilerin bire bir Trump’a sarılmak yerine, ondan daha müstakil bir şekilde hareket etmeleri gereğini vurgulamaktalar.
Öte yandan Trump’ın son iktidarı olmasından ötürü arasında serbest ticaretten yana olan kimi Cumhuriyetçiler, önceki yıllara oranla muhtemelen Trump’ın sözüne daha az uyarlar. Zira Trump’ın ekonomi politikası, bu kesimlerin üretimini de olumsuz yönde etkilemektedir.
Bütün bu beklenti ve önlemlere rağmen Trump, dizginsiz ve pervasız şekilde kararlar alacak olursa, bunun hem Asyalı hem de diğer uluslararası müttefiklerini endişelendireceği açıktır.”
9-Yapay Zekâ konusunda katı kontrol kuralları gelecek
Yapay Zekâ ile Milli Güvenlik alanında uzman olan Vinh X. Nguyen, CFR üyesidir. Amerikan Milli Güvenlik Ajansı bünyesinde Yapay Zekâ üretimi alanındaki üst düzey sorumlularındandı.
Kendisine göre; “Kongre, bundan böyle ölümcül silahların imalatı ve kullanımını kontrol altına alıp denetlemesi için yeni kurallar koyma çabasında. Bilhassa Yapay Zekâ’nın içerideki denetimi ve müdahalesini sınırlayacak yasal güvenceleri oluşturmaya çalışıyor.
Aynı şekilde 2015 yılında çıkarılan siber güvenlik ile ilişkili malumatların alınıp verilmesi hususunda yeni bir çalışma başlatmaktadır ki, buradaki amaç muhtemel tehditleri/riskleri engellemektir. Mevcut durumdaki milli güvenliğin sağlama alınması için tartışmalar gündeme getirilecek.
Bu çerçevede Kongre’nin el atacağı önlemlerden biri de yüksek teknolojiye dayalı Yapay Zekâ üreten şirketlerin faaliyetini sınırlamaktır. Yanı sıra çok sayıda ilgili veri (data) merkezinin kurulmasını yeniden organize edecek.
Yine de bu tür çalışmalar, Beyaz Saray’ın onayını gerektirmektedir. Bu alandaki sınırlı uygulamaların hayata geçirilmesi için ilgili imalatçı şirketlerin bu muhtemel tehlikeler hakkında bilgi vermesi şart koşuluyor.
Söz konusu şirketlerin daha kurumsal bir çerçevede faaliyet göstermeleri esas alınarak gerekli denetim ve kontrol mekanizmalarının kurulması sağlanacak.”
10-Savunma Bakanlığı Kongre’nin soruşturmasına tâbi kılınacak
Michael C. Horowitz, daha önce Biden yönetimindeki Politikadan Sorumlu Savunma Müsteşarlığı Ofisinde Kuvvet Geliştirme ve Ortaya Çıkan Yeteneklerden sorumlu ABD Savunma Bakan Yardımcısı olarak görev yapmış Amerikalı bir uluslararası ilişkiler uzmanıdır.
Horowitz’in fikir ve öngörüleri de şu şekilde özetlenebilir:
“Seçim sonuçları Kongre’yi milli güvenlik çerçevesini belirlemeye zorlamaktadır. Bu kapsamda Trump’ın savunma politikasıyla ilgili mali sorunlar da yeniden ele alınacaktır. Buradaki mesele sadece Demokratların fazlasıyla üstünde durup desteklediği savunma bütçesini kararlaştırmakla sınırlı değildir. İlaveten şimdiye kadar Trump’ın o çok eleştirilen savunma bütçelerinin fiiliyatta aktif olmaması yahut savunma harcamalarının heder edilmesi hususu de ele alınacaktır. Örneğin Altın Kubbe ve Altın Filo gibi projelerin faydasının ne olduğu da irdelenip sorgulanacaktır.
2027 yılında Savunma Bakanlığının (PENTAGON) bütçesi ve faaliyetleri yeniden gözden geçirilip belirlenen açıklar ve usulsüzlükler hakkında tahkikat da yapılacaktır. İmzalanan askeri sözleşmelerdeki yolsuzlukların kontrol edilmesinin yanı sıra Savaş Bakanı Pete Hegseth’in bakanlık bünyesindeki yüksek rütbeli komutanları azletmesi meselesi de tekrar değerlendirerek, Güney Amerika sahillerindeki hücumbotların veya teknelerin vurulma sebebi araştırılacaktır. Dahası, İran’a yönelik Destansı Öfke operasyonlarının perde arkası irdelenecektir.”
ABD’deki sistem: Oligarşik Şekillenme
Yukarıda görüldüğü üzere Demokratların çoğunluğu sağladığı Kongre’nin başta Trump olmak üzere Beyaz Saray yönetimindeki ilgili ve yetkililer ile görülecek hesabı var.
Öncelikle belirtmek gerekir ki muhasebe ve hesaplaşma kolay olmayacaktır. İkinci olarak ABD’deki sistem devasa oligarşik bir şekillenmedir.
Gazeteci Ergin Yıldızoğlu’nun bazı tespitleri isabetlidir:
“ Yorumcular; sonuçları, geçim sıkıntısı krizi, yolsuzluklar ve savaş nedeniyle halkın Trump’tan bıkmış olmasına bağlıyorlardı: ‘Artık Trump dönemi kapandı’. Ancak ‘Trump dönemi’ denen şey oldukça karmaşık.
Trump’ı başkanlığa, neoliberal dönemin sonuna doğru şekillenen iktidar ilişkileri getirdi. Bu ilişkileri, gelir dağılımı skalasından izleyebiliriz. En üst yüzde 1’in toplam gelir içindeki payı 1980’de yüzde 8.3’ten, 2025’te yüzde 16.9’a yükselmiş. Buna karşılık nüfusun alt yüzde 50’sinin payı yüzde 22.6’dan yüzde 18.9’a, emek gelirlerinin payı da yüzde 59.9’dan yüzde 57.7’ye gerilemiş. The Economist dergisi 2024-2026 arasında gerçekleşen hane halkı servet artışının yüzde 52.7’sinin toplumun en zengin yüzde 1’ine gittiğini, en yoksul yüzde 50’nin büyümeden payına düşen kısmın yüzde 0.6 oranında daraldığını gösteriyor.
Bu gelişmeler, servetin, dolayısıyla siyasal etki kapasitesinin dar bir kesimde biriktiğini, oligarşik bir güç yapısının şekillendiğini gösteriyor. Bu oligarşi, ekonomik kaynaklarını seçim finansmanı, lobi faaliyetleri, medya ve dijital platformlar, düşünce kuruluşları ve devletle kurdukları ilişkiler aracılığıyla siyasal kararlara etki etmek için kullanıyor.
Bu oligarşinin dayandığı büyük sermaye, her iki partiyle de ilişkilerini sürdürüyor...
Öte yandan Trump’ın 2. döneminde sık sık tartıştığımız Project 2025, federal bürokrasiyi siyasal sadakat temelinde yeniden düzenledi, yürütme gücü başkanlık makamında merkezileştirildi, bağımsız kurumların hareket alanı daraltıldı, kamu yönetimi başkanın siyasal hedeflerine bağlandı. Devlet kurumlarının özerkliğinin aşındırılması, siyasal sadakatin kamu yönetiminin ölçütü haline getirilmesi, ICE (göçmenler polisi) gibi Gestapo bozuntusu yapıların varlığı dönüşümün temel unsurlarıydı.
‘Project 2025’in kurumsal hedeflerinin (yüzde 48’i gerçekleşti diyorlar), oligarşi-devlet ilişkilerinin geri çevrilmesi gibi taleplere, Demokratların kampanyalarında pek rastlanmıyordu…”
Demokrat ve Cumhuriyetçi partide iç kapışma
Dolayısıyla Demokratlar ile Cumhuriyetçiler oligarşik yapıyı değiştirmek yerine, içlerindeki güç dengelerini kendi lehlerine değiştirmekten başka bir şey yapamazlar. Bu yüzden ara sıra çekişmeleri yahut uzlaşmaları muhtemeldir.
Öte yandan her iki parti birbirlerine karşı mücadele etmenin yanı sıra kendi saflarında da kapışacaklarmış gibi bir görüntü vermektedir. Mesela Demokratların merkez kanadı daha ılımlı ve uzlaşmacı siyaset gütmelerinden ötürü kazançlı çıktıklarını öne sürerek, partinin “sol kanadını kontrol altına tutup merkeze çekmeyi çalışacaklar. Yelpazenin solundaki kanat ise buna direnecektir.
Keza cumhuriyetçilerin muhafazakâr sağ ve liberal kanadı (sermaye temsilcileri) Trump’ın icraatlarından hoşnut olmaması nedeniyle ara sıra Demokratlarla uzlaşacak, Trump’ın bazı uygulamalarını engelleyecek olan yeni yasa ve kuralları onaylayabilir.
Buna karşılık MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) taraftarlarından Tucker Carlson, Buckley Carslon ve Megyn Marie Kelly gibi kimi ünlü şahsiyetler Trump’a başkaldırıp aleyhte kampanyalar yürütmelerine rağmen esas olarak sokaktaki fanatikler hala Trumpçı olmayı sürdürmekteler. Dolayısıyla Cumhuriyetçiler arasında da çekişme ve kapışmalar yaşanabilir.
Bazı özel temsilci ve komutanlar azledilebilir
Trump’ın bazı özel temsilcilerinin (damat Kushner, Steve Witkoff ve hatta Tom Barrack gibileri) siyaset ile diplomasiyi ticari kazanç, savaş vurgunu ve zenginleşme aracı haline getirmesinden ötürü, Demokratlar ilgili sorumluların imzaladıkları askeri ve enerji sözleşmelerini yeniden araştıracaklar. Böylece savaş vurguncularının yolsuzluklarını tespit ederek yahut azledilen komutanların haksızlığa uğradıklarını kanıtlamak suretiyle hem Dışişleri ve hem de Savunma Bakanlığı bünyesindeki kadroların bir kısmını tasfiye etme yoluna gitmeleri muhtemeldir.
Bu kapsamda Irak-Suriye hattındaki yabancı enerji şirketlerinden birine arka çıkan emlakçı tüccar Tom Barrack’ın da azli mümkündür. Esasen kendisinin geçen hafta Suriye geçici Başkanı Ahmed Şara’yı eleştirmesi, Alevi, Dürzi ve Kürtlere yönelik siyasetinden hoşnut kalmaması ve Suriye’ye yatırım yapmanın kazançlı olmadığını söylemesi dikkat çekici olmalıdır. Barrack’ın bir eliyle Şara’nın ensesine tokat vurması, diğer eliyle külahını düzeltmesi hayra alamet olmasa gerek!
Bu noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tutumu; özellikle seçim darbesi yemiş Trump ile ilişkisi de merak konusudur.
ABD’deki adaylar Müslüman oldukları için mi kazandılar?
Son olarak Türk basını, bilhassa iktidar medyası Demokratlar listesinden kazanan yedi Müslüman politikacıyı (bazısı vali, bazıları da senatör) dini temelde övüp durdu. Oysa bu siyasetçiler salt Müslüman oldukları için değil; fiiliyatta insan haklarını, Filistinli gibi mazlum milletlerin hukukunu savundukları, savaş politikalarını eleştirdikleri ve aynı zamanda yaygın yoksulluk ile yolsuzluklara karşı çıktıkları için kazandılar. Tek adam rejimine ve demokratik kurumların yok edilmesine karşı çıktılar.
Aynı kişiler Suriye’de olsalardı büyük ihtimalle Colani rejimine muhalefet edip Hıristiyan, Alevi, Dürzi ve Kürtlerin haklarını savunacaklardı.
Türkiye’de olsaydılar, ülkedeki tek adam rejimine itiraz edeceklerdi. Demokrasinin sıfırlanmasına karşı çıkacaklardı. Fon skandalı gibi yolsuzlukları teşhir edeceklerdi. İhlal edilen insan haklarına ek olarak on binlerce muhalifin tutuklanmasını gündeme getireceklerdi.
Gazeteci, tarihçi ve yazar. 1990'lardan itibaren Alevilik, Kürtler, Filistin Devleti, FKÖ, Ortadoğu ve İslam tarihi, İslamcı örgütler, laiklik, tarih, siyaset, kültür vb. konular üzerine 40'a yakın tarih, araştırma, gezi yazısı ve anı kitabına imza atmıştır.
Faik Bulut yazılarının tümü →
Uçak bileti fiyatları düştü: 2027'de gidilebilecek en ucuz şehirler
Nûmedya24 uygulaması
Nûmedya24'ü cebinize ekleyin
Telefonunuza ya da bilgisayarınıza ekleyin: tek dokunuşla açılsın, okuduğunuz haberler bağlantısız da okunsun.



























