7 Kasım 2026 Nûmedya24
Köşe Yazısı

Amedspor ve saygı

Amedspor taraftarının hem kendi kulüplerini hem de karşı takımların taraftarlarını ortak paydada buluşturacak bir dinamizmi, mücadele birikimine dayalı bir enerjisi ve en önemlisi başarma inadı var ve eğer bu duygu, endüstriyel futbolun çarkları arasında öğütülmezse, toplumsal olana büyük katkı sunabilir.

Akın OLGUN

Amedspor’un yarattığı etkinin dalgaları hala sürüyor ve anlaşılan o ki bu etki katlanarak devam edecek.

Yediden yetmişe, insanları sarıp sarmalayan ve futbolla hiç ilgisi olmayan kesimleri bile heyecanlandıran Amedspor, bir takımdan çok daha fazlası olduğu gerçeği ile yüzleştiriyor bizi.

Bu gerçekliğin altında devasa bir sosyoloji olduğu ise çok net.

Kendisine sadece gözyaşını reva görenlere karşı direnmeyi öğrenmiş bir halkın, yaşadıklarıyla özdeşleştirdiği bir takımı, kendisine reva görülenlere karşı koç başı olarak kullanması elbette “BİZ” duygusunu kabartıp, dışarı taşırıyor.

Öte yandan, coşkusunu rakip takımın taraftarına akıtabilmek için; onunla hemhal olan, halayına katan, sofrasını paylaşan ve barışın dilinde, tavrında sarıp sarmalayan tutumu da çok dikkat çekiyor. Aslında en önemli şeylerden biri de bu.

“Demokratik toplum” paradigmasının, spor üzerindeki en belirgin yansıması bu olabilir.

Bir arada yaşayabilmenin ve en önemlisi yarını doğru temellerde inşa edebilmenin de bir yolu bu.

Bir spor takımına bu kadar misyon biçmek doğru mudur net bir cevabım yok açıkçası. Sahada top koşturan oyuncuların da böyle bir derdi olduğunu sanmıyorum ama bazen konjonktürel denk gelişin etkisi, kendinize biçmediğiniz misyonların hepsini üzerinize yükleyerek sizi de bir parçası haline getirebilir.

Çünkü, insanların coşkusu sokağa, meydanlara, oradan da sahaya akmıştır ve artık “BİZ” olmuştur. “Kine em?” sorusuna verilen cevabın bir anda herkesi kapsaması gibi. Duymak rahatsız etmiyorsa, kazanılmış olandır o.

Taraftarın dönüştürücü gücüne şahitlik edebiliriz bu yanıyla.

Kazananın, taraftarların kendisi olduğunu gösteren aklın, vicdanın imkânı görünüyor ufukta ve bu başarılabilirse, tüm ülke ortak değerler üzerinde “BİZ” olabileceği bir duyguyla tanışabilir.

Amedspor taraftarının hem kendi kulüplerini hem de karşı takımların taraftarlarını ortak paydada buluşturacak bir dinamizmi, mücadele birikimine dayalı bir enerjisi ve en önemlisi başarma inadı var ve eğer bu duygu, endüstriyel futbolun çarkları arasında öğütülmezse, toplumsal olana büyük katkı sunabilir.

Her maçı kazanamayacak elbette Amedspor.

Bu nedenle, sadece kazanmaya kitlenmiş bir duygu, çeşitli handikaplar yaratabilir.

Bugün göklere çıkaranlar, yarın üst üste kaybedilen maçlar olduğunda veya ivmede düşme yaşandığında tam tersini yapacaklardır. Bu ise büyük bir demoralizasyonu beraberinde getirebilir.

Dolayısıyla, “demokratik toplum, demokratik taraftar” temelli bir yaklaşım etrafında, toplumsal sosyolojiyi dönüştürebilecek pratikleri, söylemleri, tutumları ortaya koyarak, tüm ülkenin duygusuna, tutumuna etki edebilecek bir hat kurmak çok olası.

Böylece takım kaybetse dahi, kazanan hep taraftar olacaktır. “Diren ha Diyarbekir diren!” tezahüratı da bunu çok güzel yansıtıyor.

Ülkenin içinden geçtiği dönemle, çözüm ve barış temelli yürütülen sürecin getireceği dönüşümlerle birlikte düşünüldüğünde, Amedspor taraftarının duruşunun ve tutumunun çok etkili olacağı şüphe götürmez.

Kürt toplumu hem yasını hem sevincini yaşıyor.

Hayatını kaybetmiş yüzlerce gerillanın isimleri düştü yakın zamanda Kürt ailelerinin evlerine. Taziye evleri, çadırları önünde binlerce insan başsağlığı için sıraya girdi. Gözyaşları paylaşıldı ve barış diyen annelerin elleri, çocuklarının resimlerini sevdi.

Yasını da sevincini de bir arada taşıyabilen bir güç var toplumda.

Amedspor’un geniş bir coğrafyada kendisine açtığı alana, hamasetsiz sevince, bir şehri aynı duyguda birleştiren duruşuna baktığımızda, kendisine hak görülmeyen ne varsa hepsini tırnaklarıyla geri aldığını ve onu tüm Türkiye toplumuyla ortaklaştırdığını görüyoruz. Yasın ve sevincin anlamı da burada güçleniyor.

Kendini inatla, sabırla, dirençle var eden her şey saygı görür.

Amedspor hem bu saygıyı örüyor hem de onu büyütüyor şimdi.

Taraftarları bu saygıyı çoğaltıyor ve onu asıl kıymetli kılacak olan şeyin, barışla toplumsallaştırmak olduğunu biliyor.

Öyle olmasa, şehrine her geleni bağrına basmak için bu kadar çaba içinde olmaz, bu kadar hoşgörü ile yaklaşmazdı.

Elindekini başkasıyla paylaşmamanın ne kadar büyük bir ayıp olduğunu bilir Amed. Aslolan paylaşarak çoğalmaktır çünkü.

Barışın, evrensel değerlerin ortak paydasında buluşmak olduğu gerçeği, durumu daha anlamı hale getiriyor ayrıca. Barışın önündeki tüm engellerin aşılması için sözün ortak gücünün kurulması bu yüzden önemli. Barışı toplumsallaştırmayı iktidara ve masada olana bırakmak bu yüzden ahlaki değil.

Barışın karşısında değilseniz ve onu ideolojik, ilkesel bir sorumluluk olarak görüyorsanız, toplumsallaştırmama ayıbına ortak olmamanız gerekir. Bu ayıbı bile isteye taşıyanlar var ama bundan daha kötü olan, onu taşıyanların sırtının sıvazlanması.

“Öcalan’a Villa” tartışması da Demirtaş’ın toplumsal etkisinin karşıtlık için araçsallaştırma çabası da bu kötülüğün tam kendisi işte.

Çözüm sürecinin aktörünü, iradi zeminden koparmayı, yalnızlaştırmayı ve çözümü ifadesizleştirmeyi politik söylemlerle hâkim kılmaya çalışan ve üstüne gidildiğinde “yanlış anlaşıldı” bahanesine sığınan vasat kurnazlığın hali de oldukça yorucu.

Sözünü önce dolaşıma sokuyor, ardından, kimsenin ilgilenmeyeceğini bildiği o öznesiz ifadeyi, yani “yanlış anlaşıldı” ibaresini kenara iliştiriyor.

Oysa, kendi siyasal geleceği dahi sürecin başarısına bağlı ama popülist siyasetin ahmaklığı o kadar derin ki oradan çıkmak pek kolay olmuyor.

Ez cümle:

Her sevinci, her heyecanı, her coşkusu yıllardır silahla, bombayla, şiddetle, inkarla bastırılmış bir toplumun, bugün Amedspor’la kazandığı şeyi tüm toplumla paylaşıp, saygı duyulası hale getirmesi az şey değil.

Ve belki de en çok ihtiyacımız olan şey budur.

Saygıyı, onuru ve haysiyeti kazanmak yani…

Akın OLGUN kimdir?

1975 yılında Ankara’da doğdu.

1990’larda siyasi faaliyetleri nedeniyle 7 yıl cezaevinde kaldı. 19 Aralık

2000 tarihinde adına “Hayata Dönüş” denilen kanlı*operasyona maruz kalan tutuklulardan biri oldu.*

2002 yılındaki tahliyesinin ardından İngiltere’ye yerleşti.

Akın Olgunçeşitli haber portallarında ve sitelerinde köşe yazarı olarak, insan hak ve özgürlüklerini konu alan yazılarıyla, düzenli olarak okurlarıylabuluştu.

Cezaevi ve ölüm oruçları sürecini anlattığı ilk kitabı Adları Saklıdır dışında, Ecel Öyküleri, Karanfil Mevsimi, Kül Sesleri, Elalem, Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi isimli beş*kitabı bulunmaktadır.*

Olgun’un kitapları dışında İngiliz Film Enstitüsü’nün desteğiyle Kül Sesleri

ve Elalem kitaplarından uyarlanan Beyaz ve Elveda isimli kısa filmleri

yayınlandı. Ardından senaristliğini ve yapımcılığını üstlendiği kısa filmi

Fısıltılar, Feel The Reel International Film Festivali’nden ödülle döndü.

İlgili Haberler

Faik Bulut yazdı

ABD iç ve dış politikasında seçim sonrası muhtemel değişiklikler

... Irak-Suriye hattındaki yabancı enerji şirketlerinden birine arka çıkan emlakçı tüccar Tom Barrack’ın da azli mümkündür. Esasen kendisinin geçen hafta Suriye geçici Başkanı Ahmed Şara’yı eleştirmesi, Alevi, Dürzi ve Kürtlere yönelik siyasetinden hoşnut kalmaması ve Suriye’ye yatırım yapmanın kazançlı olmadığını söylemesi dikkat çekici olmalıdır. Barrack’ın bir eliyle Şara’nın ensesine tokat vurması, diğer eliyle külahını düzeltmesi hayra alamet olmasa gerek!

Doğu Ergil yazdı

Devlet aklı ile iktidar çıkarı arasındaki gerilim olabilir mi?

Bir ülkede devlet kurumları belirli bir siyasal kadronun devamlılığına bağımlı hâle gelirse, iktidar değişikliği olağan bir demokratik süreç olmaktan çıkarak kurumsal bir belirsizlik kaynağına dönüşebilir. Bu durumun iki sonucu vardır: İktidar, kendi devamlılığını devletin istikrarıyla özdeşleştirme eğilimine girebilir. Buna ilâveten, devlet kurumları, görevlerini yerine getirirken hukuktan çok siyasal beklentileri gözetmeye başlayabilir.

Sedat Ulugana yazdı

Zilan'da katliamdan sonra: Kayyum, sürgün ve gasp edilen bir memleket

Oysa Zilan'ın tarihini yazmak, yalnız öldürülenlerin izini sürmek değildir. Sağ kalanların başına gelenleri, sürgünde doğan ve büyüyen çocukları, yirmi yıl sonra harap köylerine dönen aileleri, el değiştiren arazileri ve yasak bölge ilan edilen bir memleketin yeni sahiplerini de araştırmak gerekir. Çünkü 1930 yazında Zilan'da yaşanan katliam, geride kalan Kürtlerin hayatını belirleyen uzun bir sürecin başlangıcı olmuştu.

Ercan Jan Aktaş yazdı

Gençliğin haysiyet isyanı

Belki de bugün dünyanın farklı coğrafyalarında yükselen bu gençlik hareketlerinin en önemli ortaklığı, yalnızca mevcut düzene karşı çıkmaları değil, başka türlü bir yaşamın mümkün olduğuna dair inancı yeniden yeşertmeleridir. Gençler, kendilerine miras bırakılan eşitsizlikleri, savaşları, ekolojik yıkımı, göçmen ve yabancılara karşı nefreti, güvencesizliği ve iktidar ilişkilerini kaçınılmaz bir kader olarak kabul etmiyorlar. Kendi yaşamlarının seyircisi olmayı reddederek sözün, kararın ve ortak geleceğin öznesi olmak istiyorlar. Bu nedenle mesele yalnızca bir kuşağın öfkesi ya da geçici bir protesto dalgası değildir. Bütün bu gelişmeleri  siyasetin, toplumsal ilişkilerin ve birlikte yaşama kültürünün yeniden kurulmasına yönelik tarihsel bir arayış olarak da okumak mümkündür.

Akın Olgun yazdı

Demirtaş ve tarihin şahitliği

10 yıldır yazan, üreten, anlatan bir Demirtaş gerçekliği var. Tarihi kendine şahit yazan tüm liderler gibi o da notlar düşüyor bugünden yarına. İçeriden dışarıya konuşanların, dışarıdan içeriye seslenenlerden daha derin, daha donanımlı olmasının nedeni, sanıldığı gibi düşünmeye çok vakit bulmalarından değil, düşünmenin ve üretmenin ayakta kalmanın tek yolu olduğunu bilmelerindendir. Duvarları aşan hayalin, aklın izleri bu yüzden edebiyata, sanata, siyasete çok güçlü şekilde akar.

Faik Bulut yazdı

ABD iç ve dış politikasında seçim sonrası muhtemel değişiklikler

... Irak-Suriye hattındaki yabancı enerji şirketlerinden birine arka çıkan emlakçı tüccar Tom Barrack’ın da azli mümkündür. Esasen kendisinin geçen hafta Suriye geçici Başkanı Ahmed Şara’yı eleştirmesi, Alevi, Dürzi ve Kürtlere yönelik siyasetinden hoşnut kalmaması ve Suriye’ye yatırım yapmanın kazançlı olmadığını söylemesi dikkat çekici olmalıdır. Barrack’ın bir eliyle Şara’nın ensesine tokat vurması, diğer eliyle külahını düzeltmesi hayra alamet olmasa gerek!

Doğu Ergil yazdı

Devlet aklı ile iktidar çıkarı arasındaki gerilim olabilir mi?

Bir ülkede devlet kurumları belirli bir siyasal kadronun devamlılığına bağımlı hâle gelirse, iktidar değişikliği olağan bir demokratik süreç olmaktan çıkarak kurumsal bir belirsizlik kaynağına dönüşebilir. Bu durumun iki sonucu vardır: İktidar, kendi devamlılığını devletin istikrarıyla özdeşleştirme eğilimine girebilir. Buna ilâveten, devlet kurumları, görevlerini yerine getirirken hukuktan çok siyasal beklentileri gözetmeye başlayabilir.

Sedat Ulugana yazdı

Zilan'da katliamdan sonra: Kayyum, sürgün ve gasp edilen bir memleket

Oysa Zilan'ın tarihini yazmak, yalnız öldürülenlerin izini sürmek değildir. Sağ kalanların başına gelenleri, sürgünde doğan ve büyüyen çocukları, yirmi yıl sonra harap köylerine dönen aileleri, el değiştiren arazileri ve yasak bölge ilan edilen bir memleketin yeni sahiplerini de araştırmak gerekir. Çünkü 1930 yazında Zilan'da yaşanan katliam, geride kalan Kürtlerin hayatını belirleyen uzun bir sürecin başlangıcı olmuştu.

Ercan Jan Aktaş yazdı

Gençliğin haysiyet isyanı

Belki de bugün dünyanın farklı coğrafyalarında yükselen bu gençlik hareketlerinin en önemli ortaklığı, yalnızca mevcut düzene karşı çıkmaları değil, başka türlü bir yaşamın mümkün olduğuna dair inancı yeniden yeşertmeleridir. Gençler, kendilerine miras bırakılan eşitsizlikleri, savaşları, ekolojik yıkımı, göçmen ve yabancılara karşı nefreti, güvencesizliği ve iktidar ilişkilerini kaçınılmaz bir kader olarak kabul etmiyorlar. Kendi yaşamlarının seyircisi olmayı reddederek sözün, kararın ve ortak geleceğin öznesi olmak istiyorlar. Bu nedenle mesele yalnızca bir kuşağın öfkesi ya da geçici bir protesto dalgası değildir. Bütün bu gelişmeleri  siyasetin, toplumsal ilişkilerin ve birlikte yaşama kültürünün yeniden kurulmasına yönelik tarihsel bir arayış olarak da okumak mümkündür.

Anasayfa