Faik BULUT
Sabri El Benna, namı diğer Ebu Nidal uluslararası alanda pek çok sansasyonel eyleme ve şiddet olayına imza attıktan sonra Irak’ın başkenti Bağdat’a sığınmıştı. O sıralarda başta ABD olmak üzere uluslararası koalisyon ülkeyi işgal edip Saddam rejimini devirme hazırlığı yapıyordu. Derken Ebu Nidal 2002 yılında aniden ve gizemli bir şekilde ortadan kayboldu.
Filistinli bu radikal eylemcinin macerasını takip eden İngiliz istihbarat belgeleri 30 Nisan 2026 tarihinde independent arabia gazetesinde yayınlandı. Belgeleri bulup ortaya çıkaran gazeteci ve araştırmacı Hamid el Kenani, İran’a bağlı Huzistan Eyaleti’nin yönetim merkezi olan Ahvaz asıllıdır. Kendisi Körfez’deki Arap ülkeleri ile İran ilişkilerinin tarihini iyi bilen uzmanlardan biridir.
Ebu Nidal’ın hayatı ve serüveni hakkında daha önce bir yazı yayınlanmıştım; ki bu konuda bir hafıza tazelemesi yapmam gerekecek. Vikipedi ansiklopedisi “Ebu Nidal” maddesinde kısa ama vurucu bir tanım yapıyor, aktarıyorum:
“Filistinli siyasi lider, paralı asker; Yaser Arafat’ın kurucusu olduğu El Fetih örgütünden ayrılarak Ebu Nidal Örgütü (ENÖ) olarak da bilinen El-Fetih-Devrimci Konsey (Arapça:فتح المجلس الثوري) örgütünün kurucusu. Denetimindeki farklı isimler taşıyan fraksiyonlar aracılığıyla Avrupa’nın birçok yerinde ses getiren eylemleri gerçekleştiren Ebu Nidal, gözlerden ırak yerlerde kalır, daimi ikameti yoktur; Libya, Suriye, Mısır, Cezayir ve Irak arasında dolaşıp durur.”
Ebu Nidal grubu hakkında 1985 yılına ait İngiliz istihbarat belgesi
1 Aralık 1985 tarihli istihbarat belgesinin yer aldığı dosyanın adı “Ebu Nidal Grubu” olup, örgüt hakkındaki bazı tespitleri içermektedir:
“Bu grup, Ortadoğu’daki en tehlikeli örgütlerden biridir. Belki de radikal Filistinli fraksiyonlar arasında en sıkı organizasyona, aşırı disipline ve yüksek aktiviteye sahip olan bir oluşumdur. Eylemlerini en küçük ayrıntısına kadar titizlikle düzenler, dar bir çerçevede bilgilendirme yaparak gizliliğini korur.
Olaylar göstermiştir ki, örgüt hedefine aldığı ve gözüne kestirdiği ülkelerde yapıp ettikleriyle gücünü göstermeyi başarmıştır. Öyle ki toplam üç kıta ve 18 ayrı ülkede planlarını gerçekleştirebilmiştir. Faaliyet alanını genişleterek Ortadoğu ülkelerinin farklı bölgelerine yayabilmiştir.
Yaklaşık olarak geçmiş 80 yılda toplam 60 terörist saldırı ve eylem yapmış; sadece 30 kadarı 1984 yılının başında meydana gelmiştir. Aynı yıl Batı Avrupa’da düzenlediği 17 saldırı sonucunda birçok Avrupalı hayatını kaybetmiştir. 1984 Nisan’ında ise örgüt militanlarından birinin, Atina’dan kalkmakta olan Ürdün Havayollarına ait uçağa fırlattığı roket havada patlamıştır.
Eylül 1985’te İngiliz Havayollarının Roma’daki bürosunun hedef alınması neticesinde 15 kişi yaralanmıştır ki, bunların çoğu da büro çevresinden geçmekte olan insanlardır. Aynı ay içerisinde Roma’daki Cafe de Paris bombalanmış, 38 turist yaralanmıştır. Benzer saldırıların Temmuz ayındaki hedefi ise İspanya olmuştur.”
Ebu Nidal örgütü Lübnan Hizbullah’ı ile işbirliği yaptı mı?
İngiliz gazetesi Times’ın muhabiri Philip Jacobs 28 Şubat 1992 tarihinde Paris’te idi. Bu sıralarda Fransız polisi Ebu Nidal ile bağlantılı militanlarının peşine düşmüştü; zira bunlar Temmuz 1988 yılında bir Yunan turistik gemisini hedef almıştı.
Polis, eylemcilerin Ebu Nidal grubuyla irtibatlı olduklarını düşünüyor ve içlerinden birinin örgüt adına yapılan veya ona mal edilen bütün terörist eylemlerin baş sorumlusu olduğuna inanıyordu. Yunanistan sahillerinde (Ege denizi) tur atan gemide isabet alan 80 kadar Fransız vardı. Eylem sırasında öldürülenlerden üç Fransız vatandaşı da City of Poros isimli bu gemide bulunuyordu.
Gerçekleştirilen eylem Terörle Mücadele teşkilatlarının şu soruyu dile getirmelerine yol açtı: “Acaba söz konusu eylem Amerikan savaş gemilerinin Basra Körfezi semalarındaki bir İran uçağını vurmasına misilleme babından Tahran tarafından mı düzenlenmişti?” Buradan hareketle Hizbullah ile Ebu Nidal grubu arasındaki işbirliği ihtimalinden de bahsedilmişti.
El Fetih içinde sürtüşme ve tasfiyeler
İngiliz belgelerinde Ebu Nidal grubunun Arap gericiliği ve İsrail ile uzlaşma girişimlerine karşı “devrimci şiddet” kullandığından bahisle, Arafat liderliğindeki ana örgüt El Fetih ile ihtilaf hususu da ele alınıyor; izleyelim:
“İngiltere Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu Araştırma İnceleme Bölümünde görevli Janet Hancock, ilettiği raporda El Fetih’ten kopan Ebu Nidal’ın kurduğu El Fetih-Devrimci Konsey hakkında bilgi veriyor. Buna göre: ‘Devrimci Konsey içinde büyük bir endişe hüküm sürüyor. Dolayısıyla da örgütün nasıl olacağı ve ne yapacağına dair ayrıntılı değerlendirmeler söz konusu oluyor. Muhtemelen Arafat’ın başını çektiği El Fetih’ten kesin kopuş yaşanacak ve oradan devşirilecek radikal militanlarla Devrimci Konsey’in omurgası oluşturulacaktır!’
Evet, iki örgütün saflarında bir şeyler yaşanıyor; ancak aralarında ne döndüğünü kestirmek hayli zor. Gözlemlerimize göre bir yıl boyunca iki grup arasındaki çatışmalar giderek hızlanıp artacak. Zaten El Fetih yıllar önce Ebu Nidal grubu hakkında karalama yoluna gidip tasfiye hamlesine zemin hazırlamıştı.
Her iki kesim de iç kavgada birçok önemli şahsiyetini kaybetti. Bunlardan en önemlisi de Halid Velid oldu. Üst düzey siyasi lider ve askerlerin kaybedilmesi ise hâlâ sürmekte. Anlaşılıyor ki El Fetih yeni bir karalama ve itibarsızlaştırma kampanyası yürütmek suretiyle Devrimci Konsey’in anatomisini bozmaya ve örgüt içi ayrılıklarını teşvik etmeye devam ediyor.
Bazı Lübnan gazeteleri ‘Devrimci Konsey’in Olağanüstü Komutası’ndan söz ederken önde gelen ayrılıkçılar gözden ırak durma yolunu seçerek ayakta kalmaya bakıyorlar. Bu tavır ise bölünme ve kopma beklentilerini giderek artırıyor.”
Raporun devamında şu tespitlere de yer veriliyor:
“Devrimci Konsey içindeki muhtemel bölünme, dışarıdaki örgüt uzantısının çok tehlikeli işlere bulaşıp etrafa dehşet saçmasını da beraberinde getirecektir. Esasında böyle bir terör eylemi için gerekli lojistik ve altyapı ise henüz hazır değildir.
El Fetih ile Devrimci Konsey arasındaki mevcut durumdaki görece sükûnet bunlara kol kanat gören bazı devletlerin dayattığı kısıtlamalar ile eylem için gerekli materyallerin/mühimmatın depolandığı yerlere ulaşmanın zorluğundandır. Dolayısıyla Devrimci Konsey desteğini alamayan herhangi bir radikal grubun istediği eylemi yapması da mümkün değildir. Hal böyleyken ayrılıkçı grupların FKÖ (Filistin Kurtuluş Örgütü) çatısı altına dönme ihtimali vardır.
Şu anda Devrimci Konsey’in Libya’daki karargâhını başka bir yere nakletmesi mümkün görünmüyor. Büyük olasılıkla Sabri el Benna hâlâ bu ülkede barınmaktadır. Esasen kendisi çok dolaşan biri değildir. Yine de Cezayir ve Irak’ı ziyaret etmesi muhtemeldir. Herhangi bir ülkede daimi ikameti bulunmuyor ve kendisi de bunu istemiyor. J. Hancock’un konuştuğu Amerikalı analizciler, onun Libya’da olduğunu söylemişler.
Bu arada FKÖ’nün ileri gelen temsilcisi ve istihbarat yetkilisi Atıf Fayık Atıf Bseiso’nun ölümü de Ebu Nidal grubunun marifeti olsa gerektir.”
1992 yılındaki İngiliz belgesine göre Ebu Nidal Örgütü
13 Ağustos 1992 tarihinde Dışişleri Bakanlığına bağlı Ortadoğu Araştırma İnceleme Bölümü, Yunanistan yönetiminin verdiği bilgiler ışığından Ebu Nidal’a bağlı Devrimci Konsey hakkında bir rapor hazırlamıştı. Yunanlılar, söz konusu malumatı Tunuslu bir kaynağa dayandırıyorlar. Muhtemelen bu kaynak Tunus’ta karargâh kurmuş FKÖ yetkililerinden biri olmalıdır.
Hal böyleyse malumatın önemi ve ciddiyeti daha da artmış oluyor. Belgede şu hususlara değiniliyor:
“Örgüt içindeki güç dengesinin değişimi ile bireylerin faaliyetlerini analiz edebilecek daha dirayetli başkaları da var. Devrimci Konsey ile Lübnan’daki FKÖ bürosu arasında mutabakat olduğunu teyit edecek havadisler bulunmuyor. İhtimaldir ki herkes kendi menfaatlerini gözeterek temasa geçebiliyor.
Filistin ve Lübnanlılar dâhil birçok kaynak Devrimci Konsey’in Sayda (Lübnan) mıntıkasında geniş mal ve mülklerini paraya dönüştürdüğünü söylüyor. Hacmi çok büyük olan bu arazi ve mülklerin paraya tahvil edilmesinin baş nedeni BCCI bankasının iflas yüzünden kaybettiği paraları telafi etmeye yöneliktir. Lübnan ekonomisinde telafi edilemeyen zararların yarattığı nakit boşluğunu tazmin etmeye ilaveten başka ticari projelere yatırım yapma gerekliliği de ortaya çıkmıştır.
Doğu Avrupa’daki dönüşümlerinden (sistem değişikliklerinden) etkilenen Lübnan’da nakit paraya büyük ihtiyaç duyulmaktadır. Dahası var: El Fetih ile sürekli çatışma halinin finansmanı da öncelik kazanmıştır. Güçlü değerlendirme yetenekleri olan kimilerine göre Devrimci Konsey, unsurlarını yurtdışına çıkarmaya başladı bile.
Tunuslular Devrimci Konsey faaliyetlerinden rahatsız ve kızgınlar. Bu örgütü çok tehlikeli göstermenin bir sebebi olmalı. Tehlikeli olması aslında Avrupalıların çıkarlarını tehdit etmesi anlamına geliyor. Bu hususu açıklamak şimdilik zorunlu olmamalı.”
Avrupa’nın Devrimci Konsey Tehdidini değerlendirme toplantısı (1992)
2 Ekim 1992 tarihinde Avrupa Konseyi siyasi komisyonu “terörizm” başlıklı gündemle toplandı. İngiliz diplomasi raporunda bu toplantı, “Son gelişmeler hususunda görüş alışverişinde bulunmak amacıyla gerçekleşmiştir” denilmektedir. Tartışılanlar Haziran 1991’de ‘konuya ilişkin alınan kararlar ile varılan mutabakatın aynısıdır’ şeklinde tanımlanıyor.
Toplantı gündeminde FKÖ içindeki ikilik, tartışma ve ayrışmalar ele alınmış; Ebu Nidal’ın başını çektiği Devrimci Konsey ile arasındaki ihtilafın nereye varacağı, ayrışmaların yeni fraksiyonların kurulmasıyla sonuçlanıp sonuçlanmayacağı hususlarında raporlar sunulmuştur.
Raporun bir yerinde El Fetih Paris temsilcisi diplomat Atıf Bseiso suikastının Ebu Nidal militanlarınca gerçekleştirildiği noktasına da işaret ediliyor. Ayrıca örgütün Libya’nın başkenti Trablus’tan ayrılması halinde hangi ülkelere gideceği ve nihayet El Fetih ile ondan ayrılmış olan Devrimci Konsey arasındaki çatışmanın nereye varacağı hususu da değerlendiriliyor.
Rapora bakılırsa, 27 Eylül 1992’de Prag’daki Kuveyt temsilcisine kurşun sıkılmasının siyasi değil adli bir hadise olduğu sanılıyor. Siyasi ve adli olayların iç içe girmesi nedeniyle meydana gelenlerin nasıl nitelenip hangi kategoriye konulacağı konusunda ise kararsızlık yaşanıyor.
Her durumda Rapor Devrimci Konsey’deki bölünmenin son derece tehlikeli olacağı ve yakından takip edilmesinin gerektiği husussundaki tartışmaların önünü açıyor.
Alınacak tedbirler arasında Ebu Nidal örgütünün Avrupa Birliği üyesi 12 ülke topraklarından derhal çıkarılması konusunda fikir birliği sağlanması gerekliliği ön plana çıkıyor.
Yine de ihtiyatı elden bırakmayan rapor, Avrupa topraklarından çıkarılması aşamasında veya sonrasında Ebu Nidal militanlarının tepki babından aynı ülkelere misilleme yapabileceklerini; nitekim Devrimci Konsey’in İngiltere hedeflerine yönelik toplam 17 saldırı düzenlediğini de hatırlatıyor.
Ebu Nidal’ın yerinin bilinmezliği ve örgüt faaliyetlerinin muğlaklığı
İngiltere Dışişleri Bakanlığı ve İngiliz Commonwealth teşkilatı 25 Eylül 1992’de FKÖ ile ondan kopan Ebu Nidal’a bağlı Devrimci Konsey hakkında ortak bir belge yayınladılar. Belgede, iki hasım örgüt arasındaki son durumu değerlendirmekle yetinilmedi; aynı gün Ebu Nidal örgütü saflarında yaşanan karmaşa, keşmekeşlik ve istikrarsızlık olasılığı hususunda bazı kanıtlara da yer verildi.
İlgili belgede, bariz işaret ve emarelerine geniş yer verdikten sonra birbirine husumet besleyen ana örgüt El Fetih ile ondan kopan Devrimci Konsey arasındaki sürtüşmenin yakında kızışarak çatışma biçiminde ve Lübnan’da devam edeceğini kesin bir dille belirtiliyor. Sebebi de FKÖ’nün Paris temsilcisi Atıf Bseiso’nun aynı şehirde katledilmesiydi.
Öte yandan Ebu Nidal örgütünün Libya’dan ayrılıp başka ülkelere gideceğine dair bazı işaretler olmasına rağmen haberlerde bir muğlaklık söz konusudur. Üstelik Kuveyt diplomatına Prag’da ateş açılması da Ebu Nidal’ın nerede olduğuna ilişkin dedikodu ve iddiaları çoğaltmakla birlikte açıklık kazanmıyor.
Konu hakkında hazırlanan belge, yukarıda açıklanan iki hadisenin Ebu Nidal grubu ile mutlaka ilintili olmayabileceğini, dolayısıyla emin olmadan suçlama yapılmaması gerektiğine işaret ediyor. Zira Devrimci Konsey’deki herhangi bir radikal kopuşun hedefinin İngiltere (Birleşik Krallık) olabileceği öngörülüyor.
Varılan ve alınan karar belgeye şöyle yansımış: Örgüt içindeki ihtilafı derinlemesine araştırılıp kanıtlara dayalı örnekler eşliğinde tespit yapılarak bolca ayrıntıya yer verilmeli; her fraksiyonun gücü kudreti de belirtilmek suretiyle 30 Eylül 1992’ye kadar son değerlendirmede bulunularak 2 Ekim’de Brüksel’de toplanması kararlaştırılan Avrupa Konseyi Siyasi bölümünde terörizme karşı kanaati belirginleştirilmelidir.
Netice itibarıyla uluslararası emniyet ve istihbarat teşkilatlarının yıllarca araştırıp inceledikleri, izini sürmeye çalıştıkları, köşe bucak arayıp takibinden vazgeçmedikleri Ebu Nidal, 2002 yılında kuşkulu bir şekilde Bağdat’ta ölü bulundu veya öldürüldü. Ölümü ve tarihteki rolü, Filistinli örgütler arası çatışmalardaki işlevinin sırları da kendisiyle birlikte kaybolup gitti.
Saddam Hüseyin yönetiminin istihbarat yetkilileri, Ebu Nidal’ın “emniyetin evine baskın yapması üzerine ağzından kurşunla vurulduğunu (veya kendisini) vurduğunu” açıklayarak olayın üstünü kapattılar.
Gerçi o günden bugüne ölümüyle ilgili orta yerde birçok söylenti, rivayet ve iddia dolaşıp duruyor. Tek bilinen şey Amerika’nın işgalinden (2003) kısa bir süre önce Irak istihbaratı tarafından katledildiği yolundaki Batı kaynaklı bir açıklamadır. İhtimal dâhilindedir. Çünkü sıkışan Saddam Hüseyin ile çevresindeki devlet ricali ve istihbaratı, büyük olasılıkla Amerikan ordusunun ülkeyi işgal edeceğinin farkındaydılar. Böyle bir durumda yakalanması halinde Ebu Nidal işbirliği yaptığı Libya, Suriye ve Irak başkanları ile rejimin diğer adamları aleyhinde itirafta bulanacaktı. Haliyle Saddam Hüseyin (belki de Suriye ve Libya başkanlarının önerileriyle) böyle bir riski göze alamayacağından, işin en bilinen ve istihbarat geleneğinde zaten racon haline gelmiş olanı yapmaya mecburdur. Yani sıkışık anlarda tetikçinin kurban veya feda edilmesi eşyanın tabiatına aykırı değildir.
Kürtlerin katili Ebu Nidal çetesine ilişkin iki olay
Bitirirken Ebu Nidal hakkında pek bilinmeyen iki olaya daha yer vermeliyim:
Bunlardan ilki Ebu Nidal’ın ana örgütü sayılan El Fetih’ten ayrıldıktan sonra onun üst düzey kadrolarından bazılarını nasıl yanına çekip terör eylemlerine bulaştırdıklarını nasıl katlettiğine ilişkin iki yazı yayımlandı. Biri El Vatan gazetesinde Atıf Ebu Bekir imzasıyla çıkmıştı; diğeri aynı tarihteki El Diyar gazetesinde yayınlanmıştı. Buna göre Ebu Nidal, Arafat’ın örgütteki sağ kolu sayılan Ebu Ali İyyad’ın kardeşini kurban etmişti; öteki ise El Fetih’teki üst düzey kadrolardan El Hac Nasır idi. Bu ikincisi düştüğü tuzağı anlayınca kendisine dayatılan eylemi yapmayı reddedince, babası ve kız kardeşi Ebu Nidal militanlarınca vahşi bir şekilde öldürülmüşlerdi. Kaynak: (https://www.alwatanvoice.com/arabic/news/2014/05/03/531914.html, https://addiyar.com/article/744964)
İkinci olay ise PKK örgütünden ayrılıp yurtdışında yaşayan bir Kürt yurtseveri tarafından bana anlatılmıştı: Saddam Hüseyin’in Kürtlerin kökünü kurutmak amacıyla başlattığı Enfal operasyonları sırasında kiralık katil Ebu Nidal ve adamları çatışma bölgesinde dolaşırken ellerinde silahlarla sahada boy göstermişlerdi. Anlatan Kürt yurtseveri onu uzaktan görmüş ama kendisini tanıyamamıştı. Sohbetimiz sırasında olayın perde arkasına ilişkin ayrıntıları anlatıp fotoğrafını gösterince, “hah işte buydu” cevabını vermişti. Galiba bu tesadüfi rastlaşma, Irak’ın havadan attığı kimyasal silahlardan korunmaya çalışan PKK birimlerinin bir mıntıkadan diğerine intikal edişi sırasında olmuştu.
İlaveten Saddam ordusu komutanı soykırımcı Kimyasal Ali, sadece kiralık katil Ebu Nidal ve militanlarını kullanmamış; Filistin Kurtuluş Örgütü çatısı altında faaliyet gösteren Cephet’ül Nidal (Mücadele Cephesi) isimli Irak Baas Partisi tarafından kurulmuş bir örgütün bazı silahlı adamlarını da Kürdistan’daki operasyonlara katmıştı.
Günümüzde Kürtlerin, “Filistinliler, Kürt katliamında yer aldılar” tespiti bir yere kadar doğru olmakla birlikte eksiktir. Filistinli Arap milliyetçileriyle İslamcıları, esasen sözde “bölücü Kürtler” bahanesiyle Kürt mücadelesinde Saddam iktidarının yanında yer almışlardı.
Ancak buradan yola çıkarak bütün Filistinlileri ve mazlum halkını suçlamak çok yanlıştır. Mesela Filistinli üç Marksist örgüt (Halk Cephesi, Demokratik Cephe ve Filistin Komünist Partisi) Kürt mücadelesini meşru görmekle yetinmemiş, bilhassa Türkiyeli Kürt hareketine destek olmuşlardır.
Tarihe ilişkin notlar düşerken, insafı ve hakkaniyeti elden bırakmamak insanlık, vicdan ve prensip meselesidir.







