Ecehan Balta
İklim krizi artık geleceğe ilişkin bir ihtimal değil. Kuraklık, sel, yangın, sıcak hava dalgaları, tarımsal üretim kayıpları, su kıtlığı ve zorunlu göç biçiminde bugünün toplumsal gerçekliğine dönüşmüş durumda. Ancak bu krizin nedenleriyle sonuçları arasında büyük bir adaletsizlik var. Tarihsel olarak en az sera gazı salan ülkeler ve topluluklar, krizin sonuçlarını en ağır biçimde yaşarken; fosil yakıtlara dayalı büyümeden en fazla yararlanan ülkeler ve şirketler, dönüşümün maliyetini başkalarının üzerine yıkıyor.
İklim adaleti hareketi bu nedenle yalnızca atmosferdeki karbon miktarıyla ilgilenmez. Kimin kirlettiğini, kimin bedel ödediğini, kimin karar verdiğini ve dönüşümün nasıl finanse edildiğini sorar.
Bugün uluslararası iklim politikasının başlıca çözüm araçlarından biri “iklim finansmanı” olarak sunuluyor. Gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelerin emisyon azaltımı ve iklim değişikliğine uyum çalışmalarını finanse etmesi gerektiği kabul ediliyor. Fakat bu finansmanın yapısına bakıldığında başka bir tablo ortaya çıkıyor: İklim finansmanı giderek bir dayanışma ve tazmin mekanizmasından çok, yeni bir borçlandırma rejimine dönüşüyor.






