SAMER’in “Barış süreci analizleri” araştırmasında “Türkiye’nin en önemli sorunu” olarak ekonomi ve Kürt sorunu ilk iki sırada yer aldı. Öne çıkan taleplerse infaz kanununda değişiklik, umut hakkı, hasta mahpusların tahliyesi ve kayyum uygulamasının kaldırılması oldu. Araştırmaya göre Abdullah Öcalan, yüzde 42,9’la “en yeterli bulunan aktör” sıralamasında ilk sırada.
HABER MERKEZİ – SAMER [Saha Araştırmaları Merkezi], “Barış inşası kuramı kapsamında SAMER barış süreci araştırmaları analizi” gerçekleştirdi. Bu kapsamda ilk olarak, SAMER’in Ocak 2025, Mart 2025, Mayıs 2025 ve Ekim 2025 tarihlerinde yüz yüze anket yöntemiyle gerçekleştirilen “Bölge Gündemi” araştırmaları kapsamında elde edilen nicel bilgiler ele alındı.
TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ SORUNU: KÜRT SORUNU İKİNCİ SIRADA
SAMER’in 2025 yılı içerisinde dört farklı dönemde gerçekleştirdiği saha araştırmalarında katılımcılara yöneltilen “Türkiye’nin En Önemli Sorunu Nedir?” sorusunda ekonomik kriz ve işsizliğin bölge toplumunun en önemli gündem maddesi olduğuna yer verildi.
Ocak 2025’te yüzde 53,6 olan bu oran Mayıs ayında yüzde 68,9’a yükselirken, Ekim ayında ise yüzde 59,7 seviyesinde ölçüldü. “Kürt Sorunu”nun en önemli sorun olarak görülme oranı ise ikinci sırada yer aldı.
“Hükümet’in söylemlerinin barış sürecine olan etkisinden” bahsedilen araştırmada söylemlerin barış sürecine olumsuz katkı sunduğunu düşünenlerin oranının yüzde 16, olumlu etkide bulunduğunu düşünenlerin oranı ise yüzde 47,7’ye olarak yer aldı.
HANGİ TALEPLER ÖN PLANA ÇIKTI?
Süreç için talepler noktasında “İnfaz kanununda değişiklik” talebi Mart ayında yüzde 65, Ekim ayında yüzde 78; “TMK’nin kaldırılması” aynı aylarda yüzde 62,4 ile yüzde 64,4,; “hasta tutsakların tahliyesi” 69,5 ve 74,9’da yer aldı. Yine sırasıyla “Umut hakkının yasal olarak tanınması” Mart ayında 68,9 Ekim ayında ise 71,9’a çıktı. “Süreci yürütenlere yasal güvencelerin tanınması” 66,7 ile 74’7’e yükselirken, “kayyum uygulamalarının sonlanması” 71,2 ile 76,5 yüzdeliğinde yer aldı.
Sürecin “Olumlu” sonuçlanıp sonuçlanmayacağı noktasındaki araştırma bu sürecin olumlu sonuçlanacağına inananların oranın Ocak ayında, 18,2 iken Ekim ayında 23,3’e yükseldiğine yer verildi.
“AKTÖRLERİN YETERLİLİĞİ”: İLK SIRADA ÖCALAN
“Aktörlerin Yeterli Bulunma Düzeyi” konusundaki sorusunda ise “Abdullah Öcalan” yüzde 42,9, “PKK” yüzde 40,5, STK’ler 25,3, “hükümet” 24,8, Meclis 22,1, muhalefet 20,3 ile yer aldı.
Araştırmada bu sonuçlar, “Barış inşası literatüründe vurgulanan çok aktörlü barış süreci yaklaşımını da desteklemektedir. Siyasi aktörler, sivil toplum ve çatışmanın doğrudan tarafları farklı roller üstlenmekte ve her bir aktörün sürece yönelik yaklaşımı toplum tarafından ayrı ayrı değerlendirilmektedir. Araştırma bulguları, siyasi kurumlara yönelik yeterlilik algısının görece düşük olmasının, toplumun barış sürecinde daha aktif ve somut rol üstlenen aktörler görme beklentisiyle ilişkili olabileceğini göstermektedir. Bu durum, barış sürecinin toplumsal meşruiyetinin güçlenmesi açısından siyasi aktörlerin rolünün kritik önem taşıdığını ortaya koymaktadır” diye değerlendirildi.
SAMER “Barış İnşası Kuramı Kapsamında Barış Süreci Araştırmaları Analizi” raporunu yayınladı.
Rapor; 2025 saha verileri ve dijital söylem analizleriyle toplumsal barış algısını inceliyor.
Detaylar için 👇https://t.co/xWgTEmvHd8
#barışinşası #sosyalmedyaanalizi#söylemanalizi pic.twitter.com/2i9bc6J2nX— Saha Araştırmaları Merkezi (@sahamerkezi) March 19, 2026
EKONOMİK SORUNLAR
Araştırmanın temel bulgularından ilki, ekonomik sorunların bölge toplumunun gündeminde belirleyici olmaya devam ettiğidir. Bu durum, barış sürecinin yalnızca kimlik temelli bir mesele olarak değil, aynı zamanda sosyo-ekonomik eşitsizlikler bağlamında değerlendirildiğini ortaya koymaktadır. Barış inşası literatürünün yapısal boyutuna paralel biçimde, kalıcı barışın sürdürülebilirliğinin ekonomik adalet ve refah politikaları ile doğrudan ilişkili olduğu anlaşılmaktadır.
SÜRECE GÜVEN DÜZEYİ
İkinci olarak, barış sürecine yönelik güven düzeyinin düşük ve kırılgan olduğu görülmektedir. Hem saha araştırmaları hem de sosyal medya analizleri, siyasal aktörlerin söylem ve pratikleri arasındaki uyumsuzluk algısının, toplumsal meşruiyeti zayıflatan temel unsurlardan biri olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bulgu, barış inşasının ilişkisel boyutunda vurgulanan güven inşası ve diyalog süreçlerinin Türkiye bağlamında yeterince kurumsallaşmadığına işaret etmektedir.
Üçüncü olarak, toplumun barış sürecine verdiği desteğin koşullu olduğu ve büyük ölçüde somut adımlara bağlı biçimde şekillendiği görülmektedir. Hukuki reformlara, yasal güvencelere ve kurumsal dönüşümlere yönelik yüksek beklenti, barışın yalnızca söylemsel düzeyde değil, yapısal ve geri döndürülemez adımlarla anlam kazandığını göstermektedir. Bu durum, negatif barıştan pozitif barışa geçişin henüz tamamlanmadığını ve sürecin büyük ölçüde bir geçiş evresinde bulunduğunu düşündürmektedir.







