5 Kasım 2026 Nûmedya24
Köşe Yazısı

Bayık’ın açıklamaları ve sürecin nabzı

Fatih Polat MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024’te Meclis açılışında DEM Partililerle tokalaşmasıyla başlayan süreç, ikinci yılını tamamlamak üzere. Tarafların farklı isimlerle tanımlamaya devam ettiği süreç için Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Son düzlükteyiz” açıklaması yaparken, Öcalan ve Kandil’den taleplerinin karşılık bulmadığına dair mesajlar geliyor.

Fatih POLAT

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024’te Meclis açılışında DEM Partililerle tokalaşmasıyla başlayan süreç, ikinci yılını tamamlamak üzere. Tarafların farklı isimlerle tanımlamaya devam ettiği süreç için Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Son düzlükteyiz” açıklaması yaparken, Öcalan ve Kandil’den taleplerinin karşılık bulmadığına dair mesajlar geliyor.

İpleri her açıdan elinde tutmaya çalışan iktidar, içeride muhalefete yönelik baskılarını gündemlerini çeşitlendirerek sürdürürken, ‘süreç’ bağlamında da kendi takvimini uyguluyor. Erdoğan’ın önceki gün dile getirdiği vurgular bunun ifadesiydi: “Geride bıraktığımız 2 yılda tüm tahriklere, tüm tuzaklara rağmen önemli mesafeler kat ettik. İnşallah son düzlüğü de geçecek, ülkemizle birlikte bölgemizin tamamını huzur ve istikrara kavuşturacağız.”

Erdoğan bu açıklamayı yaparken, DEM Parti İmralı Heyeti, 13 Eylül 2026’da İmralı’da Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdikleri görüşmeden bir gün sonra, kendisinin şu sözlerini kamuoyuyla paylaşmıştı: “Türkiye’nin önünde tarihsel bir fırsat bulunmaktadır. Bunun kalıcı bir barışa ve demokratik çözüme ulaştırılması için herkesin ve her kesimin bu bilinçle hareket etmesini bekliyor ve edeceğine inanıyorum. Barış iradesinin boşlukta kalmaması, somut hukuki ve siyasi düzenlemelerle güvence altına alınması ertelenemez bir görevdir.” Yani Öcalan, daha önce de kamuoyuna çeşitli biçimlerde yansıyan İmralı’da kendisi için yapıldığı belirtilen, çalışma ofisi olarak da kullanacağı mekâna geçiş için statü talebinin, aynı şekilde Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’ndaki pozisyonunun hukuki statüsünün henüz karşılık bulmadığını belirtmiş oluyor.

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

İlgili Haberler

Doğu Ergil yazdı

Devlet aklı ile iktidar çıkarı arasındaki gerilim olabilir mi?

Bir ülkede devlet kurumları belirli bir siyasal kadronun devamlılığına bağımlı hâle gelirse, iktidar değişikliği olağan bir demokratik süreç olmaktan çıkarak kurumsal bir belirsizlik kaynağına dönüşebilir. Bu durumun iki sonucu vardır: İktidar, kendi devamlılığını devletin istikrarıyla özdeşleştirme eğilimine girebilir. Buna ilâveten, devlet kurumları, görevlerini yerine getirirken hukuktan çok siyasal beklentileri gözetmeye başlayabilir.

Sedat Ulugana yazdı

Zilan'da katliamdan sonra: Kayyum, sürgün ve gasp edilen bir memleket

Oysa Zilan'ın tarihini yazmak, yalnız öldürülenlerin izini sürmek değildir. Sağ kalanların başına gelenleri, sürgünde doğan ve büyüyen çocukları, yirmi yıl sonra harap köylerine dönen aileleri, el değiştiren arazileri ve yasak bölge ilan edilen bir memleketin yeni sahiplerini de araştırmak gerekir. Çünkü 1930 yazında Zilan'da yaşanan katliam, geride kalan Kürtlerin hayatını belirleyen uzun bir sürecin başlangıcı olmuştu.

Ercan Jan Aktaş yazdı

Gençliğin haysiyet isyanı

Belki de bugün dünyanın farklı coğrafyalarında yükselen bu gençlik hareketlerinin en önemli ortaklığı, yalnızca mevcut düzene karşı çıkmaları değil, başka türlü bir yaşamın mümkün olduğuna dair inancı yeniden yeşertmeleridir. Gençler, kendilerine miras bırakılan eşitsizlikleri, savaşları, ekolojik yıkımı, göçmen ve yabancılara karşı nefreti, güvencesizliği ve iktidar ilişkilerini kaçınılmaz bir kader olarak kabul etmiyorlar. Kendi yaşamlarının seyircisi olmayı reddederek sözün, kararın ve ortak geleceğin öznesi olmak istiyorlar. Bu nedenle mesele yalnızca bir kuşağın öfkesi ya da geçici bir protesto dalgası değildir. Bütün bu gelişmeleri  siyasetin, toplumsal ilişkilerin ve birlikte yaşama kültürünün yeniden kurulmasına yönelik tarihsel bir arayış olarak da okumak mümkündür.

Akın Olgun yazdı

Demirtaş ve tarihin şahitliği

10 yıldır yazan, üreten, anlatan bir Demirtaş gerçekliği var. Tarihi kendine şahit yazan tüm liderler gibi o da notlar düşüyor bugünden yarına. İçeriden dışarıya konuşanların, dışarıdan içeriye seslenenlerden daha derin, daha donanımlı olmasının nedeni, sanıldığı gibi düşünmeye çok vakit bulmalarından değil, düşünmenin ve üretmenin ayakta kalmanın tek yolu olduğunu bilmelerindendir. Duvarları aşan hayalin, aklın izleri bu yüzden edebiyata, sanata, siyasete çok güçlü şekilde akar.

Doğu Ergil yazdı

Devlet aklı ile iktidar çıkarı arasındaki gerilim olabilir mi?

Bir ülkede devlet kurumları belirli bir siyasal kadronun devamlılığına bağımlı hâle gelirse, iktidar değişikliği olağan bir demokratik süreç olmaktan çıkarak kurumsal bir belirsizlik kaynağına dönüşebilir. Bu durumun iki sonucu vardır: İktidar, kendi devamlılığını devletin istikrarıyla özdeşleştirme eğilimine girebilir. Buna ilâveten, devlet kurumları, görevlerini yerine getirirken hukuktan çok siyasal beklentileri gözetmeye başlayabilir.

Sedat Ulugana yazdı

Zilan'da katliamdan sonra: Kayyum, sürgün ve gasp edilen bir memleket

Oysa Zilan'ın tarihini yazmak, yalnız öldürülenlerin izini sürmek değildir. Sağ kalanların başına gelenleri, sürgünde doğan ve büyüyen çocukları, yirmi yıl sonra harap köylerine dönen aileleri, el değiştiren arazileri ve yasak bölge ilan edilen bir memleketin yeni sahiplerini de araştırmak gerekir. Çünkü 1930 yazında Zilan'da yaşanan katliam, geride kalan Kürtlerin hayatını belirleyen uzun bir sürecin başlangıcı olmuştu.

Ercan Jan Aktaş yazdı

Gençliğin haysiyet isyanı

Belki de bugün dünyanın farklı coğrafyalarında yükselen bu gençlik hareketlerinin en önemli ortaklığı, yalnızca mevcut düzene karşı çıkmaları değil, başka türlü bir yaşamın mümkün olduğuna dair inancı yeniden yeşertmeleridir. Gençler, kendilerine miras bırakılan eşitsizlikleri, savaşları, ekolojik yıkımı, göçmen ve yabancılara karşı nefreti, güvencesizliği ve iktidar ilişkilerini kaçınılmaz bir kader olarak kabul etmiyorlar. Kendi yaşamlarının seyircisi olmayı reddederek sözün, kararın ve ortak geleceğin öznesi olmak istiyorlar. Bu nedenle mesele yalnızca bir kuşağın öfkesi ya da geçici bir protesto dalgası değildir. Bütün bu gelişmeleri  siyasetin, toplumsal ilişkilerin ve birlikte yaşama kültürünün yeniden kurulmasına yönelik tarihsel bir arayış olarak da okumak mümkündür.

Anasayfa