AB Türkiye 2026 Raporu yayımlandı: 'Demokratik gerileme'
AB Komisyonu'nun 2026 Türkiye Raporu'nda hükümete eleştiriler yağdı. Raporda barış sürecinden uyulmayan AİHM kararlarına, anadilde eğitimden muhalefete yönelik baskılara kadar birçok başlığa ilişkin saptamalar yer aldı.

Nedim TÜRFENT
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, 2026 Genişleme Paketi kapsamında hazırladığı 118 sayfalık Türkiye Raporu’nu bugün yayımladı. 1 Eylül 2025 ile 1 Eylül 2026 arasındaki gelişmeleri kapsayan raporda, Türkiye'ye farklı alanlarda eleştiriler yöneltildi.
"Demokratik standartların, hukukun üstünlüğünün, yargı bağımsızlığının ve temel haklara saygının sürekli olarak kötüye gitmesine ilişkin AB'nin ciddi endişeleri giderilmemiştir" ifadelerinin yer aldığı raporda üyelik süreci için, "Türkiye'nin AB'ye katılma yönündeki beyan edilmiş hedefi ile AB'ye üyelik için gerekli temel siyasi kriterler bakımından gerileme yaşaması arasındaki mesafe daha da açılmıştır" denildi.
TÜRKİYE'YE 'TERÖRLE MÜCADELE YASASINI' DEĞİŞTİRME ÇAĞRISI
Raporlama döneminde gazeteciler, avukatlar, akademisyenler, insan hakları savunucuları ve diğer eleştirel seslerin "çoğunlukla terörizme destek verme, dezenformasyon veya kamu görevlilerine hakaret iddialarına dayanan suçlamalar kapsamında soruşturmalara, kovuşturmalara ve mahkûmiyet kararlarına maruz kalmaya" devam ettiği vurgulandı.
Bu doğrultuda Türkiye'ye "terör suçlarının tanımı bakımından AB ile uyum sağlamak amacıyla Avrupa Konseyinin Terörizmin Önlenmesine Dair Sözleşmesi'ni değiştiren Protokolü onaylamak; terörle mücadele mevzuatını ve bu mevzuatın uygulanmasını Avrupa standartları, AİHS, AİHM içtihadı, Venedik Komisyonunun tavsiyeleri ve AB müktesebatı ile uygulamalarıyla uyumlu hâle getirme" çağrısı yapıldı.
SÜREÇ: 'DEMOKRATİKLEŞME SORUSU VARLIĞINI KORUYOR'
Raporda Kürt sorunu ve süreçe ilişkin değerlendirmeler de yer aldı. Kürt meselesinin "çözümüne yönelik girişimin bir parçası olarak çerçeve yasanın kabul edildiği anımsatıldı ve şöyle denildi:
"Bununla birlikte, sürecin daha kapsamlı demokratikleşme ve temel haklar meselelerini de kapsayacak şekilde genişletilip genişletilmeyeceğine ilişkin önemli sorular varlığını korumaktadır. Komisyonun Şubat 2026 tarihli nihai raporunda terörle mücadele mevzuatının gözden geçirilmesi, ifade özgürlüğünün güçlendirilmesi ve belediyelere kayyum atanması uygulamasına son verilmesi çağrısında bulunulmuştur. Raporda ayrıca AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyulması gerektiği vurgulanmıştır. Raporda, cezaevinde bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan'a ise açıkça atıfta bulunulmamıştır.
Genel olarak barış girişimi, temkinli bir iyimserlik yaratmış ve güneydoğuda toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü ile kültürel hakların kullanılması bakımından daha olumlu bir ortamın oluşmasına katkıda bulunmuştur. Ancak bu olumlu hava bölgenin tamamında ve genel olarak ülke çapında eşit ölçüde hissedilmemiştir. Kürtçe yayın yapan medya kuruluşlarının ve kültürel haklar alanında faaliyet gösteren kurumların çoğu, 2016 yılından bu yana kapalı kalmaya devam etmektedir. Mart 2026'daki Newroz kutlamaları Diyarbakır gibi bazı illerde sınırlı müdahaleyle gerçekleştirilirken diğer illerde yetkililer tarafından kısıtlamalar uygulanmıştır. 200'den fazla kişi gözaltına alınmıştır."
DEMİRTAŞ'IN TUTUKLULUĞU VE KAYYUMLAR
"Hükûmetin terörle mücadele etme hakkı ve sorumluluğu bulunmaktadır. Ancak bu mücadele yürütülürken hukukun üstünlüğüne, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı gösterilmelidir. Güvenlik güçlerinin insan hakları ihlallerinde bulunduğuna ilişkin bildirimlerin yanı sıra Kürtlere yönelik nefret suçları ve diğer suçlar da rapor edilmeye devam etmiştir. Kürt meselesi üzerinde çalışan gazetecilere, siyasi muhaliflere, barolara ve insan hakları savunucularına yönelik yargısal ve idari baskılar ile terörle mücadele kanunlarının geniş yorumlanarak uygulanması devam etmektedir.
Doğu ve güneydoğu bölgelerinde DEM Partili 10 belediye başkanı ve CHP'li bir belediye başkanı görevden alınmış ve yerlerine devlet tarafından atanan kayyumlar getirilmiştir.
Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında AİHM tarafından verilen üç karar henüz uygulanmamıştır. Ayrıca kendisi hakkında Eylül 2025'te 13. yeni dava açılmıştır. AİHM'nin Demirtaş hakkındaki kararı kesindir."
FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLER VE CEZASIZLIK SORUNU
"Kayıp kişiler meselesini ele almaya veya güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen yargısız infazları bağımsız biçimde soruşturmaya yönelik kapsamlı bir yaklaşım hâlen mevcut değildir. Bugüne kadar 1990'lı yıllardaki zorla kaybetme vakalarına ilişkin tüm davalar beraatle sonuçlanmış veya zamanaşımı hükümleri nedeniyle düşürülmüştür. Kürt meselesinin çözümündeki temel engellerden biri olan köy koruculuğu sistemi, yerlerinden edilmiş köylülerin geri dönüşünü engellemeye devam etmektedir. Genel olarak, 1990'lı yıllarda ve daha yakın dönemlerde güneydoğu bölgesinde yaşanan şiddet nedeniyle ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin durumuna ilişkin herhangi bir ilerleme kaydedilmemiştir."
"Güvenlik güçleri bünyesindeki sistematik cezasızlık sorunu devam etmektedir. İnsan hakları ihlalleri veya aşırı güç kullanımı iddialarını içeren vakalarda idari koruma mekanizmaları, personelin hesap verebilirliğini engellemektedir. Uzun süren yargı süreçleri ve yargısal denetimin sınırlı etkinliği de bu denetimi zayıflatmaktadır."
KAVALA VE AİHM KARARLARI: 'RİAYET ETME' ÇAĞRISI
Osman Kavala ve Gezi davasındaki diğer mahpusların AİHM kararlarına rağmen cezaevinde kalmaya devam ettiği vurgulanan raporda, "AİHM Büyük Dairesi, Ağustos 2026'da verdiği nihai kararında Kavala'nın derhâl serbest bırakılması gerektiğine hükmetmiştir. Bu karara rağmen bir Türk mahkemesi, Ekim 2026'da Kavala'nın tahliye talebini reddetmiştir. Büyük Daire, derhâl serbest bırakılmasını gerektiren iki kararlara rağmen Kavala'nın tutukluluğunun devam etmesini 'adaletin açık bir inkârı' olarak nitelendirdi" denildi.
Bu çerçevede Türkiye'ye "yargının görevlerini bağımsız ve tarafsız bir şekilde yerine getirmesine imkân tanıyan, Avrupa standartlarıyla uyumlu siyasi ve hukuki bir ortam oluşturmak; kuvvetler ayrılığını güçlendirmek ve alt derece mahkemelerinin, kararları AİHM içtihadıyla uyumlu olması gereken Anayasa Mahkemesi kararlarına riayet etmesini sağlama" çağrısı yapıldı.
"Hakaret suçundan, özellikle de Cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla yürütülen kovuşturmaların sivil toplum üzerinde caydırıcı bir etki yarattığı" savunulan rapora göre, "insan hakları savunucuları, mesnetsiz terör suçlamalarıyla hedef alınmaya" devam etti.
İMAMOĞLU'NUN TUTUKLULUĞU VE MUTLAK BUTLAN KARARI
Raporda, tutuklanarak görevden alınan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğu ve hakkında açılan davalar da değerlendirildi. CHP’nin muhtemel cumhurbaşkanı adayı olarak görülen İmamoğlu’nun tutukluluğunun sürdüğü belirtilirken, yolsuzluk suçlamalarına dayanan davasının 9 Mart 2026’da başladığı aktarıldı.
İddianamede İmamoğlu hakkında 2 bin 430 yıla kadar hapis cezası öngörüldüğü belirtilen raporda, diploma iptaline karşı açılan idari davanın ilk derece mahkemesince reddedildiği ve istinaf aşamasında olduğu kaydedildi.
AB Komisyonu, Mayıs 2026’da bir istinaf mahkemesinin CHP’nin Kasım 2023’te düzenlenen 38. Olağan Kurultayı ile sonraki olağan ve olağanüstü kurultaylarını iptal etmesine de değindi.
YSK tarafından sonuçları onaylanan kurultayın üzerinden iki yıldan fazla zaman geçtikten sonra alınan kararın, yargı sisteminin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin endişeleri güçlendirdiği belirtildi. Raporda, bu tür müdahalelerin muhalefet partilerinin eşit koşullarda siyaset yapma ve seçimlere katılma imkânını zayıflattığı ifade edildi.
MUHALEFET BELEDİYELERİNE YÖNELİK OPERASYONLAR
Raporda, "kamu yönetiminin yüksek derecede siyasallaştığı" belirtilerek, muhalefet belediye başkanları üzerindeki idari, mali ve yargısal baskıların devam ettiği kaydedildi.
Yargısal ve idari tedbirlerin "ağırlıklı olarak" CHP yönetimindeki belediyeleri hedef aldığına dikkat çekilen raporda, seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyum atanması ve "mali kaynakların seçici biçimde kullandırılmamasının başlıca baskı araçları" olarak kullanıldığı bildirildi.
BASIN VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ: 'BAĞIMSIZ MEDYA İÇİN ALAN ÖNEMLİ ÖLÇÜDE DARALDI'
Gazeteciler ve medya kuruluşları açısından ortamın "kısıtlayıcı" olmaya devam ettiği, "keyfî tutuklamalar, gözaltılar, kovuşturmalar ve mahkûmiyetlerin" sürdüğü vurgulanarak tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması gerektiği ifade edildi.
Yüzlerce X hesabının engellendiği, RTÜK'ün "bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olmayı" sürdürdüğü, medya kuruluşlarının sitelerinin “terör propagandası” veya “millî güvenliği tehlikeye atma” gibi suçlamalarla hedef alınmaya devam etttiği, TELE1 ve Halk TV'ye el konularak kayyum atandığı hatırlatılan raporda "bağımsız medya için faaliyet alanı önemli ölçüde" daraldığı belirtildi:
"Tutuklu yargılama ve yurt dışına çıkış yasakları da dâhil olmak üzere adli kontrol tedbirleri yaygın biçimde kullanılmaya devam etmiş ve ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etki yaratmıştır. Protestoları ve siyasi açıdan hassas gelişmeleri takip eden gazetecilere yönelik fiziksel yıldırma ve baskılar sürmüştür. Verilere göre, Eylül 2025-Eylül 2026 döneminde 74 gazeteci tutuklanmıştır. Dezenformasyon yasası gazetecileri engellemek amacıyla orantısız biçimde kullanılmaktadır. Cezaî ve idari tedbirlerin birlikte uygulanması ve gayriresmî baskılar, otosansür kültürünü güçlendirmiş ve medya çoğulculuğunu daha da zayıflatmıştır."
'İSTANBUL SÖZLEŞMESİNDEN ÇEKİLME ÖNEMLİ BİR GERİLEME OLDU'
"Türkiye'nin 2021 yılında İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesi, kadınların toplumsal cinsiyete dayalı şiddetten korunması açısından önemli bir gerileme olmaya devam etmektedir" ifadesinin yer aldığı raporda, "Kadın cinayetleri ciddi bir sorun olmaya devam etmektedir. Resmî veriler ile sivil toplum kuruluşlarının verileri arasındaki farklılıklar, kapsamlı ve güvenilir veri toplama konusunda süregelen eksikliklere işaret etmektedir" denildi.
LGBTİQ+ BİREYLER, NEFRET SÖYLEMİ VE AYRIMCILIKLA KARŞI KARŞIYA
"LGBTIQ+ bireyler ayrımcılık, temel özgürlüklerine yönelik kısıtlamalar, nefret söylemi ve damgalanmayla karşı karşıya kalmaktadır" denilen raporda, LGBTIQ+ dernek ve bireylere yönelik operasyonlar gerçekleştirildiği hatırlatıldı.
"Hükümetin 2024-2028 Ailenin Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı, LGBTIQ+ kimliklerini aile ve toplumsal değerlere yönelik bir tehdit olarak gösteren söylemler içermektedir. LGBTIQ+ bireylerin haklarını daha da kısıtlamayı amaçlayan hükümet girişimiyle hazırlanan yasal düzenleme, 11. Yargı Paketi'nden nihayetinde çıkarılmış olsa da endişe kaynağı olmaya devam etmektedir."
ANADİLDE EĞİTİME İLİŞKİN KISITLAMALAR SÜRÜYOR
"Kültürel haklar" bölümünde, ilk ve ortaöğretimde anadilde eğitime ilişkin "yasal kısıtlamaların" devam ettiği belirtildi ve şu bilgiler paylaşıldı:
"Devlet okullarında Kürtçenin iki lehçesi ve diğer bazı azınlık dillerinde seçmeli dersler sunulmakla birlikte, bu dersler sınıf başına en az 10 öğrenci bulunması gibi katı koşullara tabidir ve nitelikli öğretmen eksikliği yaşamaktadır. Altı üniversite Kürtçe eğitimi alanında fakülte dersleri sunmaya ve diploma vermeye devam etmektedir.
Irkçılık ve nefret suçlarıyla mücadeleye ilişkin yasal ve kurumsal çerçeveler eksiktir. Bunların uygulanması ve denetlenmesi yetersizdir. Kürtlere, Hristiyan ve Yahudi azınlıklara, Alevilere ve Suriyelilere yönelik nefret suçları devam etmiştir."
'TÜRKİYE, ŞAM'IN KÜRT BÖLGELERE YÖNELİK OPERASYONLARINI DESTEKLEDİ'
Raporun Orta Doğu'daki ülkelerle ilişkiler kısmında şu ifadelere yer verildi:
"Esad sonrası Suriye’de Türkiye, bölgedeki nüfuzunu artırmış; diplomatik temsil ve askerî iş birliği yoluyla Suriye’deki geçiş yönetimiyle yakın ilişkiler kurmuştur. Türkiye, Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü desteklemekte ve yurt dışında bulunan geçici koruma altındaki Suriyelilerin ülkelerine daha fazla geri dönüşünü sağlayacak koşulları oluşturmayı hedeflemektedir. Ekim 2025’te Türkiye, Suriye’de konuşlandırılmış askerlerinin görev süresini üç yıl uzatmıştır. Türkiye, Suriyeli asker ve polislere eğitim ve danışmanlık faaliyetleri sağlamaktadır. Ancak Mart 2026’da, 7 yıldır varlık gösterdiği Zeytin Dalı Harekâtı bölgesindeki sivil yöneticilerini geri çekmiştir. Türkiye, Demokratik Suriye Güçleri’ne (DSG), Suriye ordusuna entegrasyon sürecine yönelik Şam yönetimiyle yapılan anlaşmalara uyması çağrısında bulunmuş ve Ocak 2026’dan itibaren Şam güçlerinin Halep’teki ve Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kürtlerin kontrolündeki bölgelere yönelik gerçekleştirdiği askerî operasyonları desteklemiştir. Türkiye, DSG’nin Ağustos 2026’da kendini feshetme kararını memnuniyetle karşılamıştır."

Klozetteki sarı lekeleri temizlemenin yolu! İnatçı kirleri söküyor
Nûmedya24 uygulaması
Nûmedya24'ü cebinize ekleyin
Telefonunuza ya da bilgisayarınıza ekleyin: tek dokunuşla açılsın, okuduğunuz haberler bağlantısız da okunsun.

























