Ankara Garı önünde IŞİD’in gerçekleştirdiği ve 109 kişinin yaşamını yitirdiği saldırıyla ilgili Anayasa Mahkemesi devletin “devletin yükümlülüklerini ihlal etmediğine” hükmetti. Dosya AİHM’e taşınıyor. Avukat Senem Doğanoğlu, saldırının insanlığa karşı suç kapsamında ele alınması gerektiğini söyledi.
HABER MERKEZİ – Ankara Garı önünde 10 Ekim 2015’te 109 kişinin yaşamını yitirdiği, 500’ün üzerinde kişinin yaralandığı saldırıyla ilgili yapılan başvuruda Anayasa Mahkemesi (AYM), “devletin yaşam hakkı kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal etmediği” kararı verdi. Dosya avukatları konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyor.
Avukat Senem Doğanoğlu, JİNHA haber ajansına konuştu. AYM karanının 2018 yılında tutuklu failler yönünden verilmiş olan ilk kararla ilgili olduğunu söyleyen Senem Doğanoğlu, şu bilgileri paylaştı:
“Bundan önce AYM, 2016 yılında yaptığımız başvuruda ‘yaşam hakkının ihlal edilmediği’ doğrultusunda bir karar vermişti. Oradaki temel mesele, kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmesine dair yürütülen süreçle ilgiliydi. AYM orada da aynı tavrı göstermişti. Bu başvurumuz ise Yargıtay tarafından onanan, ‘rekor ceza aldı’ sanıklar diye muştalanan ve sadece ‘bununla yetinmeyi bilin’ denilen kararla ilgili yaptığımız başvuruydu.
Ancak AYM hiçbir şey söylemedi. Bu karar, AYM’nin genel kuruluna bile çıkmadan iki yargıçla verdiği bir karar. İki yargıç, ‘iki yönden ret ediyorum’ dedi. 239 başvurucu hakkında yapılmış bir başvuruydu. Kimisi çok ağır yaralı, kimisi geride kalanlardı. Dolayısıyla herkesin dahil olduğu bir başvuruydu.
AYM NEDEN ‘İNSANLIĞA KARŞI SUÇ’ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRMİYOR?
AYM, ‘Bu meseleye girmem, kamu görevlileri yönünden bir tartışma yürütmem, insanlığa karşı suç yönünden bir tartışmaya girmem, delillerin toplanmasıyla ilgili bir tartışmaya girmem’ dedi. Kabul edilebilirliği dayanaktan yoksun diyerek kapattı. İkinci neden de başvuru yollarının tüketilmemesi yönünden oldu. Benzer kararlara atıfta bulunduğunu söyleyerek yaptı. Asla benzer olmayan kararlar. Başvurucuların bu başvuruda öne sürdüğü ihlal iddialarını yetkili makamlar önünde ileri sürebileceğini ama sürmediğini söyledi. Bir idari yargı yolu açısından kendi önünde yüzlerce dosya var.
AYM, idari yargı konusundaki kararlarında bu katliamı bir ‘terör saldırısı’ olarak çerçeveliyor. Başından beri biz bunun insanlığa karşı suç olduğunu söyledik ve çerçevenin bu olması gerektiğini ifade ettik.
‘BAŞVURU YOLLARININ TÜKETİLMEMESİ İDDDİASI GÜLÜNÇ’
Başvuru yollarının tüketilmemesi gibi bir neden oldukça gülünç. Çünkü olmayan hukuk yollarına bile başvurulmuş bir katliamdan bahsediyoruz. Bunu önümüze sürüyor ve nerede durduğunu ilan ediyor. 10 Ekim katliamının seçim süreci, iktidar değişimleri süreciyle son 11 yıldır yaşadıklarımıza dair bütün itirazlarımızla ilgili olarak, asla herhangi bir dosyayı açtırmayacağım diyor.
‘ZAMANAŞAMI OLSUN DİYE ÖNÜNÜ KESİYORLAR’
Şikâyetlerimizin etkili bir şekilde engellendiğini görüyoruz. İlk başta 2018’de tutukluların yargılanması ve hâlâ devam ettiğimiz üzere biz insanlığa karşı suçtur dedik. Mahkeme bir gerekçe sunmak zorunda kaldı. Uygun bir gerekçe değil. Mahkemenin anladığı yerden anlamıyoruz. Buna dair itirazlarımız oldu. İstinaf önüne de gitti. İstinaf bu konuda sessiz kaldı. Yargıtay, herhangi bir şekilde bu yargılamanın ‘insanlığa karşı suç’ olarak tescil edilmemesi için üstün çaba gösterdi. Bu çabaya karşı bizim başvuramayacağımız bir yol olmaması nedeniyle AYM’ye götürüldü. Zamanaşımı tartışması çok önemli. İnsanlığa karşı suç dememiz sadece bu pratik sebepten kaynaklanmıyor. Yıllar geçtikçe deliller ortaya çıkıyor. Daha yeni Antep’te bu katliamın örgütlenmesiyle ilgili sorumluluğu olan TEM İstihbarat Şube Müdürleri gibi amirler hakkında soruşturma izni açılması ve gerekirse yargılanmaları yönünde karar çıktı. Katliamdan bu yana geçen 11 yılda ortaya çıkan gelişmeler bunlar. Zamanaşımının olmaması bu anlamda çok daha önemli. Zamanaşımı olsun diye önünü kesmeye çalışıyorlar. Bizim için insanlığa karşı suçtur ve bu şekilde yürütmeye devam edeceğiz. Sonuçta deliller ortaya çıkmaya devam ediyor.
‘DEVLETLERİN DAHLİ OLMADAN İNSANLIĞA KARŞI SUÇ OLUŞMAZ’
Hiç kuşkusuz 2015 Mayıs’ında HDP binalarının bombalanmasıyla başlayan, sonrasında 5 Haziran Diyarbakır Katliamı, 20 Temmuz Suruç Katliamı ve 10 Ekim Katliamı ile devam eden süreç, bütünlüklü bir politikanın tezahürüydü ve ne yazık ki o günden bugüne hâlâ aynı dönemi yaşıyoruz. Şimdi toplumsal barış çağrısının olduğu tarihsel bir andayız. Bu anlamda Ankara Katliamı’nın ve onun öncülü olan katliamların ne olduğunun politik olarak çok iyi ortaya konulması gerekiyor. Hukuki açıdan insanlığa karşı suç olarak ortaya koymak önemli. Aynı zamanda bir dönem boyunca devletlerin dahli olmadan insanlığa karşı suçun oluşmayacağını söylemek gerekir.
KARAR AİHM’E TAŞINACAK
AYM kararına karşı AİHM yoluna gideceğiz. AYM, devletin yaşam hakkı konusundaki sorumluluğunu reddederek kendisini tartışmaya açmıştır. Biz her yerde tartışmaya devam edeceğiz. AİHM bir hukuk hattı olmakla birlikte; anmaların, duruşmaların, Antep’te açılması beklenen dava açısından Antep salonlarının ve Ankara kentinin gündemi yapılmasına devam edeceğiz.”







