Almanya’nın Suriye politikası açık bir çelişkiler bütünü sunuyor. Bir yanda insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü vurgusu; diğer yanda geçmişi radikal örgütlerle kesişen bir liderle kurulan ilişkiler. Bir yanda mültecileri geri gönderme söylemi; diğer yanda bu dönüşün fiilen mümkün olmadığı bir gerçeklik. Ortaya çıkan tablo şunu gösteriyor: “Geri dönüş” söylemi büyük ölçüde siyasi bir araçtır ve Şara yönetiminin meşrulaştırılması bu söylem üzerinden kolaylaştırılmaktadır.
Doğan Cihan
MEŞRULAŞTIRMA STRATEJİSİ VE ‘GERİ DÖNÜŞ’ SÖYLEMİ
Batılı hükümetler, özellikle Avrupa’da artan göç karşıtı toplumsal baskıyı yönetebilmek için “Suriyeli mültecilerin geri dönüşü” söylemini öne çıkarıyor. Ancak sahadaki gerçeklik bu söylemle örtüşmüyor. Kitlesel ve sürdürülebilir bir geri dönüşten söz etmek mümkün değil. Aksine bu söylem, Suriye’de Ahmed el Şara liderliğindeki geçici yönetimin uluslararası alanda meşrulaştırılması için kullanılan bir araca dönüşüyor. “Geri dönüş” vaadi iç kamuoylarını yatıştırırken, dış politikada tartışmalı aktörlerle kurulan ilişkileri perdeliyor.
AHMED EL ŞARA, HTŞ VE TARTIŞMALI GEÇMİŞİ
Ahmed el Şara’nın siyasi geçmişi, onu sıradan bir geçiş dönemi figürü olmaktan çıkarıp oldukça tartışmalı bir aktör haline getiriyor. Şara, uzun yıllar boyunca Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) içinde liderlik rolü üstlenmiş bir isim olarak biliniyor. HTŞ’nin kökenleri ise daha da problemli bir zemine dayanıyor; örgüt doğrudan El Nusra Cephesi’nden türemiş, El Nusra da geçmişte El Kaide’nin Suriye kolu olarak faaliyet yürütmüştür. Bu yapıların ideolojik ve operasyonel geçmişi radikal cihatçı ağlarla kesişmekte olup bölgedeki bazı unsurların IŞİD ile geçmiş temasları uluslararası raporlara da yansımıştır. Bu nedenle Şara’nın liderliği, yalnızca siyasi değil aynı zamanda güvenlik ve ideolojik açıdan da ciddi soru işaretleri barındırmaktadır.
ALMANYA’NIN ŞARA İLE KURDUĞU İLİŞKİ
Almanya, Şara yönetimiyle temas kuran ilk Batılı ülkelerden biri oldu. Dışişleri Bakanı’nın Şam’a erken dönemde gerçekleştirdiği ziyaret, bu ilişkinin sembolik değil stratejik bir nitelik taşıdığını açıkça ortaya koydu. Almanya bu süreçte Şara yönetimini uluslararası kabulünü kolaylaştırmak suretiyle diplomatik destek sağladı, geçici yönetimi muhatap alarak siyasi meşruiyet kazandırdı ve dolaylı ya da doğrudan ekonomik katkılarda bulundu. Ancak bu yaklaşım, Şara’nın geçmişi göz önüne alındığında ciddi bir çelişki doğuruyor. Almanya bir yandan insan hakları ve hukuk devleti söylemini savunurken, diğer yandan geçmişi radikal örgütlerle bağlantılı bir yapıyla angajmana giriyor.
SAHADAKİ GERÇEKLİK: DÖNÜŞ MÜMKÜN MÜ?
Şara liderliğindeki geçici yönetim döneminde Suriye’nin birçok bölgesinde istikrarsızlık ve güvenlik sorunları devam etmektedir. Aleviler, Dürziler, Kürtler ve Hristiyanlar gibi toplumsal kesimlerin hedef alındığına dair çok sayıda rapor, ülkenin hâlâ kırılgan bir yapıda olduğunu gözler önüne seriyor. Bu koşullar altında bir gerçek açıkça ortaya çıkıyor; Suriye içinde güvenli ve kalıcı yaşam koşulları henüz oluşmamış, kitlesel geri dönüş için gerekli siyasi ve güvenlik altyapısı kurulamamıştır. Nitekim yalnızca Avrupa’dan değil, Suriye’ye coğrafi olarak çok daha yakın olan Türkiye ve Lübnan’dan bile geniş çaplı bir geri dönüş yaşanmıyor. Bu tablo, “geri dönüş” söyleminin pratikte karşılığı olmadığını somut biçimde gösteriyor.
MÜLTECİ POLİTİKASI: İÇ SİYASET ARACI MI?
Almanya’da yaklaşık 1 milyon Suriyeli yaşıyor ve bu nüfusun yüzde sekseninin geri gönderilmesine yönelik hedefler siyasi söylemde zaman zaman dile getiriliyor. Ancak aynı Almanya’nın Suriye’deki mevcut yönetimi desteklemesi ciddi bir çelişki yaratıyor. Eğer Suriye gerçekten güvenli dönüş için uygun hale gelmiş olsaydı, bu durum sahaya da yansırdı. Oysa gerçeklik bunun tersini gösteriyor. Dolayısıyla “mülteci geri dönüşü” söylemi büyük ölçüde iç politikada seçmen tabanını konsolide etmeye, aşırı sağın yükselişini dengelemeye ve tartışmalı dış politika hamlelerinin toplumsal maliyetini düşürmeye yarayan bir araca dönüşmüş durumda.
ÇELİŞKİLER VE STRATEJİK HESAPLAR
Almanya’nın Suriye politikası açık bir çelişkiler bütünü sunuyor. Bir yanda insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü vurgusu; diğer yanda geçmişi radikal örgütlerle kesişen bir liderle kurulan ilişkiler. Bir yanda mültecileri geri gönderme söylemi; diğer yanda bu dönüşün fiilen mümkün olmadığı bir gerçeklik. Ortaya çıkan tablo şunu gösteriyor: “Geri dönüş” söylemi büyük ölçüde siyasi bir araçtır ve Şara yönetiminin meşrulaştırılması bu söylem üzerinden kolaylaştırılmaktadır. Bu çelişkili yaklaşım yalnızca bugünün politik tartışmalarını değil, gelecekte de bu dönemin nasıl hatırlanacağını belirleyecektir.







