BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Akın Olgun yazdı

İBB Davası ve “güneşin altındaki her şey”

Akın Olgun yazdı

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Akın Olgun

Bülent Arınç, Özgür Özel’i ziyaret etti ve baş başa bir görüşme gerçekleştirdi. Baş başa yapılan görüşmelerin tanığı olmadığı için, sonradan kimin ne anlattığı ne talep ettiğine dair çok fazla bir şey bilemeyeceğiz. Daha da önemlisi taraflardan herhangi birinin, kamuoyu önünde söyleyeceği bir cümle, doğal olarak hem inkara tabi olacak hem de “spekülasyon” denilerek geçiştirilebilecek.

Bülent Arınç, görüşmenin ardından, İBB davasının gündeme gelip gelmediğine dair yöneltilen bir soruya Biz iki hemşehri bir araya gelince güneşin altındaki her şey gündemdir” diyerek verdiği o ustalıklı cevap da oldukça önemli. Çünkü bu cevap “evet konuştuk” anlamına gelirken, acabalardan oluşan bir bulutun davanın üzerinde hep durması anlamına da geliyor. Nazım Hikmet’in, “Memleketimden İnsan Manzaraları”nda geçen “şüphe korkudan kuvvetlidir” cümlesini buraya bırakmak, duruma dair güçlü bir anlam katacaktır diye düşünüyorum. Kaldı ki kendini gündemleştirme meraklısı kimilerinin, “kulis” adı altında, Arınç’ın “İmamoğlu’nu terk et, adayını belirle” vb gibi şeyler söylediğini iddia etmesi de tam bu duruma uygun düşüyor. Çünkü “şüphe”, üzerinde her türlü algı oyunu kurabileceğiniz “yumuşak karın” oluşturur ve alıcısı hep vardır.

Bülent Arınç’ın baş başa görüşmeyi gerçekleştirmesi, bu yanıyla bir zemin de sunmuş gözüküyor. Bunu planlamış olabilir mi sorusuna, Arınç’ın “Kurt siyasetçi” kategorisinde olmasından haraketle  “evet” diyebiliriz. “Güneşin altındaki her şey” herkesin gözü önündeyken, baş başa gizliliğinde “her şey”in özel kılınması, tartışmalara, şüphelere kapı açması demek.

Bu nedenle, Özür Özel görüşmeyi “özel” statüsünden çıkarıp, farklı şekilde yapabilir miydi diye düşünmeden edemiyor insan. Çünkü baş başa görüşme yapabilmenin çok imkan ve olanağı varken, kamuoyu önünde görünüp, tanıksız bir görüşme yapmak, doğal olarak dava ve adaylık mevzusu üzerinde “şüphe” bulutunu büyütmek demektir ki öyle de oluyor.

Açık ifade etmek gerekirse, CHP iç sahasında, İmamoğlu’nun adaylığının artık mümkün olmayacağı çok açık şekilde konuşuluyor. Bu konuda bir “kabul” oluşmuş durumda. Rasyonel olanın kabulü, yeniyi inşa etmeyi ve alternatifi mecbur kıldığından, mesele artık bu durumu psikolojik, politik ve duygusal olarak kotarmakta. Bu, İmamoğlu’nu terkediş değil, onu kurtarmak olarak korunacak bir hat demek. Böylece hem İmamoğlu’nun etkisi sürece, seçime aktarılacak hem de seçimler kazanıldığında onun da özgür kalacağı motivasyonu korunacaktır. CHP’nin tek ve bütün olmasının ve seçime güçlü hazırlanmasının yolu, bu davayı stratejik bir ayarlama ile götürebilme başarısı ve becerisiyle mümkün olacaktır.

İmamoğlu’nun, “İmamoğlu olmadı başkası olsun demek kolay, ancak bu yol da yol değil” söylemindeki “yol da yol değil” kısmının, kendisinin terkedileceğine dair duyduğu şüpheden dolayı olduğuna dair okuma yapan birisi olarak, CHP’nin ve Özel’in zorlanacağı alanın bu duygudan taşan fevri çıkışlar olabileceğini düşünüyorum.

Bu nedenle, İmamoğlu ile sürecin ve seçimin geleceğine dair bir stratejik planlama yapmanın kaçınılmaz olduğunu ve eğer bu yapılamazsa, davada tahliye bekleyen insanların streslerini yönetmenin ve uzayan zamanın ağırlığını taşıyabilmenin mümkün olamayabileceğini tahmin ediyorum.

Zaman kavramı önemlidir bu tür davalarda. Aylarca, yıllarca sürebilecek bir duruma denk düşer ve unutmamak gerekir ki asıl hapislik tahliye olma beklentisindedir.

Hücre kapısının demir sürgüsü, gürültüyle her defasında üzerinize kapandığında, gerçeğin çıplaklığı ile her duruşma öncesi oluşan tahliye beklentisi birbiriyle ölümüne kapışır.

Dava siyasi evet ama içinde yer alanların ne kadar politik olduğu şüpheli. Dava içinden çıkan yüze yakın (veya daha fazla) itirafçı gerçekliği de bize bunu anlatıyor.

Daha da beteri, zemin o kadar kaygan ki, bu gerçeklik dava sürecinde büyüyebilir ve hatta mahkeme heyeti ile İmamoğlu arasına sıkışan “düello” hali, davada yargılanan ve tahliye bekleyen insanları “kışkırtan” da olabilir.

Bunun da yansımaları olacaktır hiç kuşkusuz. Bu yüzden, davanın doğru ele alınması, esas olana yoğunlaşarak, siyasi zeminin şimdiden doğru kurulması elzem.

Bakınız Kobane davası 2014 yılında başladı ve 2024 yılında sonuçlandırıldı. 10 yıl süren bir davadan bahsediyoruz ki medya ve gazeteciler açısından takip edilme konusunda ötekileşmiş bir yanı da vardı. Kobane davasını Kürt medyası dışında takip eden gazeteci sayısı üç beşi geçmedi.

Bugün İBB davasını ve İmamoğlu’nu takip eden popüler isimlerin çoğunluğu, Kobane davasına uzaktan bakarak, seyrederek geçiştirdiler. Bu yanıyla İBB davası ve İmamoğlu şanslı sayılabilir.

Lakin bu da uzun sürmeyebilir.

Çünkü süreç, seçim ve bölgesel gelişmeler takip etmeyi zorlaştıracaktır ve daha da ötesi poz ve kadrajda tatmin olanlar, hızla yeni poz ve kadraj alanlarına geçeceklerdir.

Bu savsak hale, solda yaşanan dayanışma, yan yana durma, birbirini büyütme konusundaki sıkıntıları da ekleyebiliriz.

Alan daraldıkca, hırsların daha fazla öne çıktığı, “ben merkezci” tutumun belirgin hale geldiği, bir başkasının kendi önüne geçeceği korkusunun kötücül bir reflekse dönüştüğü ve mış gibi yapmanın genel bir tarz olarak benimsendiği gerçekliği de oldukça sarsıcı. (Dönüp kendimize bakmamızı gerektiren özeleştirel bir alandır aynı zamanda)

Kobane davasının kendisi de, içeriği de büyüktü ve Türkiye siyasetinin dizaynınında önemli bir dönüm noktasıydı. Bunu görmezden gelenlerin sessizliğinde, on yıllara varan cezalar kesildi insanlara. Ömürlerin, umutların, hayallerin üzerine demir sürgüler çekildi ama Kürtler alışıktı zaten buna (!) Demirtaş’ın ve arkadaşlarının tarihi savunması, tüm bu olup bitenlere de müthiş cevaplar verir.

İmamoğlu, BBC Türkçe servisine verdiği söyleşide, benim de altına imza atacağım çok önemli bir şeyi hatırlatmıştı; “İktidar yargı kumpasıyla rakibini oyun dışına ittiğinde, ‘Tamam o zaman başka adayla yarışalım’ dersek bugün İmamoğlu’na yapılan, yarın da başkasına yapılır. Bunu da görmek, buna uygun davranmak lazım.”

Bu cümlesini okuduğumda, Sırrı Süreyya’nın 2022 yılının Mayıs ayında, Zinar Karavel’in kaleme aldığı “Demirtaş’ın Beyaz Sandalyesi” kitabı için bir araya gelindiğinde, kendisine yöneltilen Kobane davasına dair bir soruya verdiği cevap aklıma geldi.

S.S.Önder  o gün, “Muhalefet bu davayla kendisine yapılacakların taşlarını döşediğini görmek zorunda” demişti ve bu cümleyi, Kobane davasını çok yakından takip eden birkaç gazeteciden biri olan Özlem Akarsu Çelik, kendi twitter hesabından duyurmuştu.

Maalesef görmemişlerdi…

Ta ki kendi başlarına gelene kadar… Rakibi olan Demirtaş’ı, muhalefetin “anayasaya aykırı ama evet” yargı kumpasıyla oyun dışına itmeye girişenler, aynısını İBB davasında İmamoğlu’na yapmaktan kaçınmayacaklardı elbette.

Demirtaş’ın Kobane davası savunması, “Onurlu Yaşam Davası” adıyla kitaplaştı çok sonra ve o kitabın arka kapağında yer alan yazısı şu cümleyle bitiyordu; “Bu dava vesilesiyle bizi köleleştirmek isteyenlere biz, ‘hayır, biz özgür insanlarız’ diyoruz”

Bu sesleniş sadece tarihsel değil, aynı zamanda stratejik, psikolojik ve vicdani bir aklın da yansımasıydı ki bu yüzden bence İBB davası için de iyi bir örnek. Umarım bu örnek, doğru ele alınarak, sürece ve akla uygun şekilde mahkeme salonuna taşınabilir. Taşınamazsa, yargılama iddiası her iki taraf için de bir keşmekeşe ve “güneşin altındaki her şey”, CHP’nin içine yığılan bir rezalate dönüşebilir…

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz