Lübnan ve Irak’ın ardından Yemen de adım adım İran’da devam eden savaşın bir cephesi haline geliyor. İran Hürmüz Boğazı’nı koz olarak kullanarak ABD üzerinde baskı oluşturmak isterken, desteklediği Husiler de Babu’l Mendeb ile sahneye çıktı. Ancak Yemen, İran’ın vekil güçlerinin etkin olduğu Lübnan, Gazze ve Irak gibi zaten yıkımı yaşamıştı ve yeni bir savaş bunu daha da derinleştirebilir.
HABER MERKEZİ – ABD-İsrail ve İran arasında 28 Şubat’ta başlayan savaş, 8 Nisan’da ilan edilen ateşkes ve 18 Haziran’da imzalanan mutabakat zaptına rağmen yeni bir aşamaya evriliyor.
Uzun süren görüşmelerin ardından 18 Haziran’da ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında bir mukatabat zaptı imzalandı. Buna göre, iki ülke savaşın seyrini etkiliyen ve küresel petrol ticaretinin yüzde 25’nin gerçekleştiği Hürmüz Boğazı’nın statüsü ile İran’ın nükleer programı gibi kritik başlıkları 60 günlük müzakere sürecinde görüşecekti.
Hürmüz’de gerilim sürüyor | ABD-İran mutabakatı belirsizlikte: Tam teşekküllü savaşa dönüş olur mu?
Ancak 10 Temmuz itibarıyla Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı gemi geçişlerine açmamasını, boğaz üzerinde egemenlik iddiasında bulunmasını ve boğazı geçmeye çalışan gemilere yönelik saldırılarını sürdürmesi üzerine ateşkesin bittiğini duyurdu. 11 Temmuz’dan beri de İran ile ABD arasında karşılıklı saldırılar yeniden başladı.
Yeniden bölgesel ölçekteki topyekûn savaş ihtimali gündemde iken, kritik bir gelişme de Yemen’de yaşandı. İran yanlısı Husi milisleri, 21 Temmuz’da ABD’nin İran’a yönelik saldırılarını gerekçe göstererek, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan Babu’l Mendeb Boğazı’nda Suudi Arabistan’a ambargo uygulayacaklarını duyurdu.
Hürmüz’den sonra Babu’l Mendeb kozu | Yeni bir kriz: ‘İran, Husilere talimat verdi’
Küresel petrol ticaretinin yüzde 7 oranında gerçekleştiği bu boğaz, en çok da Suudi Arabistan’ı etkiliyor. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı 28 Şubat’ta başlayan savaşın ardından gemi geçişlerine kapatmasıyla Suudi Arabistan’ın en önemli ticaret kanalı Babu’l Mendeb idi ve petrol ticaretinin yüzde 70’ini bu boğazda gerçekleştiriyordu.
Husilerin ambargo açıklamasının ardından Babu’l Mendeb Boğazı’ndan peş peşe saldırıya uğrayan veya geri dönmek zorunda kalan gemilere dair haberler gelmeye başladı. ABD Başkanı Donald Trump, dün Husilerin saldırılarından İran’ı sorumlu tutacaklarını ve aynı zamanda geçen yıl ateşkese vardıkları Husileri hedef alacaklarını duyurdu.
Hürmüz’den sonra Babu’l Mendeb: Somaliland ve Eritre daha da ‘kıymetli’
Buna karşılık Husiler Babu’l Mendeb Boğazı’nda gemilere yönelik saldırılarını sürdürüyor ve Reuters haber ajansının bildirdiğine göre, Suudi Arabistan sınırına askeri yığınak da yapıyor. Ayrıca İran’ın Husilere destek gönderdiği de iddia ediliyor.
Reuters’a konuşan Chatham House düşünce kuruluşunun Ortadoğu ve Kuzey Afrika programında araştırma görevlisi Farea al-Muslimi, “Husilerle barışın giderek imkansız hale geldiği ve özellikle Suudi Arabistan’ın 2030 Expo’suna ve 2034 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak olması nedeniyle, ertelenmiş bir savaşın daha da maliyetli olabileceği yönünde bir his var. Riskli bir durum ama yolu açmaya yardımcı olabilir” dedi ve ABD desteğinin kritik önem taşıyacağını sözlerine ekledi.
VEKİL GÜÇLER: İRAN’DAKİ SAVAŞIN GEREKÇELERİNDEN BİRİYDİ
Bu gelişmeler, beş aydır devam eden İran’daki savaşa yeni bir cephenin daha dahil edilmesi anlamına geliyor. Ancak bu güncel gelişmelerle birlikte, aslında Yemen uzun yıllardır İran ile bağlantılı bölgesel gerilimin ve çatışmaların bir parçası durumunda.
ABD-İsrail ve İran arasında devam eden savaşın başlama gerekçelerinden biri de İran’ın bölgesel vekil güçleriydi. İran’ın bölgesel gerilimlere ve çatışmalara yol açan en önemli vekil güçleri arasında Gazze’deki Hamas, Lübnan’daki Hizbullah ve Yemen’deki Husiler bulunuyor.
×GAZZE: İRAN’IN İSRAİL’E KARŞI ÖN CEPHESİ VE AĞIR YIKIM
İran destekli Hamas, 7 Ekim 2023’te İsrail’e yönelik 1.200’den fazla kişinin öldürüldüğü ve 250 kişinin de rehin aldığı bir saldırı gerçekleştirdi. Bu, İsrail’in Gazze’ye yönelik iki yılı bulan yıkıcı saldırılarının yolunu açtı. 74 binden fazla kişinin yaşamını yitirdiği, 2 milyondan fazla kişinin yerinden edildiği ve Gazze’nin neredeyse tamamının harabeye döndüğü savaş, ABD Başkanı Trump’ın Gazze Barış Planı sonrasında 10 Ekim 2025’te duyurulan ateşkesle durdu. Ateşkese rağmen İsrail’in saldırıları sürse de, Hamas’ın silahsızlandırılmasını da içeren barış planı kapsamında Gazze’de görece sakin bir durum oluştu. Hamas, iki yıllık savaşta İsmail Haniye ve Yahya Sinwar gibi iki lideri dahil olmak üzere çok sayıda üst düzey yetkilisini ve yüzlerce militanını kaybetti; böylece savaş öncesindeki etkinliği büyük oranda yok oldu. İran’daki savaşla şimdilik Gazze Barış Planı’nın hayata geçirilmesi akamete uğradı ve bu, Gazze gibi Hamas’ın da geleceğini belirsizliğe sürükledi.
2025 PANORAMA: Gazze’nin bir yılı | Trump geldi: Ateşkes bozuldu, büyük yıkım, yeni barış planı
İRAN YÜKÜNÜ TAŞIYAN LÜBNAN: RUTİNLEŞEN SAVAŞ VE YIKIM
İran’ın bölgedeki bir diğer önemli vekil gücü olan Hizbullah’ın da İran ile on yıllara dayanan işbirliği bulunuyor. Hizbullah, 2 Mart’ta İran’a destek vermek amacıyla İsrail’e yönelik saldırılara başladı ve ardından Lübnan da İran savaşının bir cephesi haline geldi. Şimdiye kadar 4 binden fazla kişi yaşamını yitirdi, bir milyondan fazla kişi yerinden edildi ve İsrail kara ve hava operasyonları sonrasında güney Lübnan’da stratejik noktaları da içeren önemli oranda toprağı kontrol altına aldı.
‘Rutinleşen savaş cephesi’: Lübnan | Lübnan’da savaşın bir ayı geride kaldı
Hizbullah ile İsrail arasındaki gerilim ve çatışmalar, 1980’lerin başına kadar gidiyor. Ancak güncel durumda Hizbullah tarihinde hiç olmadığı kadar ağır darbe aldı. Hizbullah, önce 7 Ekim’den sonra Hamas’a ve 28 Şubat’tan sonra da İran’a destek amacıyla İsrail ile giriştiği savaşta önemli kayıplar verdi. Örgütün lideri Hassan Nasrallah dahil yüzlerce militanı yaşamını yitirdi ve en büyük yıkımı da Lübnan yaşadı.
Haniye, Sinwar, Nasrallah, Deif ve dahası | İsrail: Hamas sözcüsü Ebu Ubeyde öldürüldü
ABD ile İran arasında 8 Nisan’da ilan edilen ateşkesin ardından 16 Nisan’da Lübnan’da da ateşkes ilan edildi. Ancak gerilim düşmedi ve Lübnan hükümetiyle İsrail arasında 34 yıl sonra başlayan görüşmelerin ardından 27 Haziran’da bir çerçeve anlaşma duyuruldu. Buna göre, Hizbullah silahsızlandırılacak, buna paralel olarak İsrail Lübnan’dan çekilecek ve Lübnan ordusu İsrail’in boşalttığı bölgelere yerleşerek otorite kuracak.
Ancak Lübnan’da yakın zamanda kalıcı bir çözümün bulunması çok olası görünmüyor. ABD, Lübnan’daki gidişatı İran’daki gelişmelerden ayrı olarak çözüme kavuşturmak istiyor, İran ve Hizbullah ise aksi görüşte. Hizbullah silahsızlanmayı reddediyor, İsrail de bu durumda çekilmeye yanaşmıyor. Ekonomik ve politik olarak çökmenin eşiğinde olan Lübnan’da Batılı devletlerin tam desteğine rağmen hükümetin kapasitesi sınırlı.
İran’daki savaşa paralel olarak Lübnan’da da gerilim sürüyor ve ülkenin daha önce de deneyimlediği üzere iç savaş ihtimali dahil olası yıkıcı gelişmelerin yaşanması sürpriz olmayacak.
‘Hizbullah sorunu var’ dedi, ama çözümü belirsiz | Trump Aoun ile görüştü, Şara’yı işaret etti

YEMENLİ HUSİLER: ÖNCE SUUDİLERLE, SONRA İSRAİL VE ABD İLE ÇATIŞTILAR
Yemen de uzun yıllardır İran ile bağlantılı gerilimin ve çatışmanın bir parçası durumunda. İran’ın bölgesel güç olmak üzere kurguladığı “Direniş Cephesi” veya “Şii Hilali” projesinin önemli ayaklarından birini de Yemen’deki Şii topluma nüfuz etmekti ve burada en önemli askeri ortağı da Husi milisleri oldu.
İran destekli Husiler, ABD’nin müttefiki Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonla 2015-2022 arasında savaş halinde oldu. 2022’den sonra, kısa süreli ateşkeslerin ardından fiilen taraflar arasındaki savaş durdu, ancak Husiler için yeni cepheler söz konusu oldu. Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırısı sonrasında İsrail Gazze’ye yönelik operasyonlara başlayınca, Husiler Hamas’a destek amacıyla İsrail’e füze saldırılarına başladı ve Kızıldeniz’deki ticari gemileri vurdu. ABD ile İsrail pek çok kez Husilere yönelik hava saldırıları düzenledi.
ABD Başkanı Trump, 2025 Mayıs ayı başında Husilerle ateşkese vardıklarını duyurdu. Ancak Husiler, ateşkesin İsrail’i kapsamadığını belirterek füze saldırılarına devam etti. İsrail de hava saldırılarıyla karşılık verdi ve geçen yılın yaz aylarında Husi destekli hükümetin başbakanı ile genelkurmay başkanı dahil çok sayıda kişi İsrail saldırılarında yaşamını yitirdi. Bu, Hamas ve Hizbullah’ın da son üç yılda tecrübe ettiği bir sonuçtu.
Başbakanları da vurulmuştu | Husiler: Genelkurmay Başkanımız öldürüldü
Husiler, 28 Şubat’ta başlayan İran’daki savaştan sonra da İsrail’e yönelik tehditlerini sürdürdü ve yer yer etkisiz füze saldırılarında bulundu; ancak Lübnan’daki Hizbullah gibi doğrudan savaşa dahil olmadı. Bunda muhtemelen coğrafi mesafenin etkisi ve uzun yıllar süren savaşın Yemen’de ortaya çıkardığı yıkımın etkisi oldu.

İRAN’IN VEKİL SAVAŞI: HUSİ-SUUDİ SAVAŞI VE YAŞANAN FELAKET
Yemen’deki yıkımın geçmişi 2014’ten sonra yaşanan gelişmelerle bağlantılı.
Husiler, Eylül 2014’te başlayan Yemen iç savaşında merkezi otoriteyi parçaladı ve başkent Sanaa dahil Kızıldeniz kıyısındaki stratejik bölgeleri kontrol altına aldı. Bu gelişme, Mart 2015’ten sonra Yemen merkezi hükümetine destek veren Suudi Arabistan liderliğindeki Arap koalisyonunun saldırılarına yol açtı. Bu savaş 2022’ye kadar sürdü.
Husiler ile Yemen hükümeti ve Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon arasındaki savaş, her ne kadar doğrudan dahil olmadıysa da, İran’ın bölgesel güç hesaplarıyla yakından ilgiliydi. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri ile İran arasındaki güç çekişmesinin önemli merkezlerinden biri haline gelen Yemen’de sonuç yıkıcı oldu.
İngiltere merkezli Silah Ticaretine Karşı Kampanya’nın (CAAT) Birleşmiş Milletler’in (BM) verilerinden derlediği sonuçlara göre;
Mart 2015’te başlayan Yemen savaşının 2021 yılı sonuna kadar doğrudan ve dolaylı nedenlerle 377 bin kişinin ölümüne yol açtığı tahmin ediliyor. Bunlardan 154 bini doğrudan silahlı çatışmalardan kaynaklanırken, geri kalan yaklaşık 223 bini (yüzde 59) ise hastalık, açlık ve yeterli tıbbi bakım eksikliği gibi dolaylı nedenlerden kaynaklandı. Dolaylı ölümlerin büyük çoğunluğunun 5 yaşın altındaki çocuklar olduğu düşünülüyor. Yaklaşık 15 bin sivil doğrudan askeri müdahale sonucu öldürüldü; bunların çoğu Suudi liderliğindeki Koalisyonun hava saldırılarında hayatını kaybetti.
CAAT’a göre, insanlığa karşı suçları da kapsayan bu yıkıcı tablodan tek bir güç değil, en çok Suudi Arabistan ve Husiler olmak üzere çok sayıda güç sorumlu:
דÇatışmanın tüm tarafları – Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon, başkent Sanaa da dahil olmak üzere ülkenin büyük bir bölümünü kontrol eden Husi savaşçıları, uluslararası alanda tanınan Yemen Cumhurbaşkanı Hadi hükümetine bağlı güçler, BAE tarafından desteklenen güney ayrılıkçı güçleri, Husi karşıtı güçlerin bir parçası olarak Suudi Arabistan tarafından silahlandırılan ve eğitilen çeşitli milisler, insansız hava aracı saldırıları yoluyla ABD güçleri ve El Kaide ile IŞİD gibi gruplar – çok sayıda sivilin öldürülmesinden sorumluydu.”
29 Mart 2022’de Suudi liderliğindeki koalisyon, siyasi görüşmeleri ve barış koruma çabalarını kolaylaştırmak için Yemen’deki tüm düşmanlıkları durduracağını açıkladı. Bunu kısa süre sonra iki aylık bir ateşkes izledi. Bir yıl içinde Suudi Arabistan ve Yemen arasında barış görüşmeleri başladı ve ticari mallar üzerindeki kısıtlamaların çoğu kaldırıldı.
Suudi Arabistan ve Husiler uzun süredir barış görüşmeleri yürütüyorlar, ancak henüz bir gelişme yaşanmadı. Bununla birlikte aradan geçen dört yıldan fazla sürede fiili olarak ateşkes korundu.
HÜRMÜZ’DEN SONRA BABU’L MENDEB: YEMEN’DE YENİ DURUM
İran’da devam eden savaş ise, yeni bir durum ortaya çıkardı. Husiler, 20 Temmuz’da Suudi Arabistan’a yönelik Babu’l Mendeb’te ambargo uygulayacaklarını duyurdu. Buna gerekçe olarak da, 28 Şubat’ta öldürülen ve Temmuz ortalarında defnedilen İran dini lideri Ali Hamaney’in cenaze törenine katılan Husi heyetinin Sanaa Havaalanı’na inmesini engellemek için Suudi Arabistan’ın gerçekleştirdiği saldırı gösterildi. Ancak son bir haftada yaşananlara bakıldığında, Yemen’de yaşananların, İran’ın ABD ile artan çatışmaların ardından Babu’l Mendeb’i de Hürmüz Boğazı gibi bir koz olarak ileri sürmesiyle yakından bağlantılı olduğu görülüyor.







