BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

MHP Grup Toplantısı

Bahçeli’den NATO zirvesi değerlendirmesi

MHP Grup Toplantısı

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Bahçeli, NATO Zirvesi’nin Türkiye’nin stratejik konumunu güçlendirdiğini savunurken, ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının barışa duyulan güveni sarstığını belirterek, “İran’da bugün varılan mutabakatın yarın kolaylıkla terk edilmesi yalnız Tahran’ın değil gelecekte Washington’la masaya oturacak bütün başkentlerin zihninde aynı sorunu doğuracaktır” dedi.

HABER MERKEZİ – MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda gündemdeki başlıklara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bahçeli, konuşmasına Ankara’da geçtiğimiz hafta düzenlenen NATO Zirvesi’ne ilişkin konuştu.

Bahçeli, şunları söyledi:

“Ankara, bugün küresel güvenlik mimarisinin tartışıldığı, yeni dönemin stratejik tartışmalarına istikamet kazandıran bir merkez olduğunu göstermiştir. Bu sebeple Ankara’da toplanan NATO zirvesini alelade bir diplomasi faaliyeti olarak okumak eksik olacaktır.

Türkiye, NATO’da yalnızca stratejik konumu ile değil tarihi birikimi, devlet tecrübesi ve siyasi iradesi ile yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri haline gelmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın savunma sanayi kısıtlamalarının sona erdirilmesine dair çağrısı, Ankara Zirvesi’nin başlıca ikazlarından biridir. CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve F-35 sürecinin yeniden ele alınması yönünde beliren irade önemlidir. Ancak üzerinde durmamız gereken husus, Türkiye’nin yıllardır karşı karşıya bırakıldığı haksız muamelenin ittifak düzeninde meydana getirdiği itimat aşınmasını gidermektir. Zira Türkiye’nin sahadaki fedakârlığını kabul edip savunma kabiliyetini siyasi hesapların konusu yapmak akıl kârı değildir.”

ABD’YE HÜRMÜZ TEPKİSİ

Bahçeli, ardından ABD-İran arasında yeniden alevlenen gerilim ve karşılıklı saldırılara değindi.

ABD Başkanı Trump’ın  “İran’la mutabakat benim için bitti” açıklamasının sorunlu olduğunu belirten Bahçeli, şöyle devam etti:

דMutabakat bir şahsın değil devletin taahhüdüdür. İran’da bugün varılan mutabakatın yarın kolaylıkla terk edilmesi yalnız Tahran’ın değil gelecekte Washington’la masaya oturacak bütün başkentlerin zihninde aynı sorunu doğuracaktır.

Bu açıklamanın NATO Zirvesi sırasında yapılması da düşündürücüdür.

Henüz kısa bir süre önce bölgeye umut veren, çatışmanın ateşini kesen ve nihai anlaşmaya ulaşılması için bir takvim ortaya koyan mutabakatın daha bir ay geçmeden etkisizleştirilmesi, ardından İran topraklarının yeniden bombalanması, barış ihtimaline duyulan güveni sarsmıştır. Burada hadiselerin sırasını tersine çevirmemek lazımdır. İran, mutabakatın tarafıyken saldırıya uğramıştır. İran şehirleri bombalanmış, İran vatandaşları hayatlarını kaybetmiş, ülkenin egemenlik sahası askerî müdahalenin hedefi olmuştur. Bu gerçek görmezden gelinerek, Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazı’nı kapatma yönünde daha sonra aldığı kararları, öncesinde hiçbir gelişme yaşanmamış gibi müstakil bir saldırganlık başlığı altında değerlendirmek doğru, hakkaniyetli ve vicdanlı bir yaklaşım olmayacaktır.

Sebep sonuç ilişkisini tersine çevirip sonucu sebep gibi göstermek, hakikati baş aşağı çevirmekten başka bir anlam taşımayacaktır. İran’ın ülkesine yönelen saldırılar karşısında güvenliğini koruma, egemenlik haklarını müdafaa etme ve milletinin can emniyetini sağlama hakkı vardır. Hiçbir devlet, imza attığı mutabakatın kendisini koruyacağına inanırken ansızın bombalanmayı sineye çekmek mecburiyetinde değildir. Hiçbir millet, topraklarına düşen bombaları sükûnet telkinleriyle karşılamak zorunda değildir. İran’dan itidal bekleyenlerin öncelikle İran’ı hedef alan askerî müdahalenin hangi meşru gerekçeyle bağdaştığını izah etmeleri gerekmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’ın nükleer programı, bölgedeki askerî faaliyetleri ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemilerin emniyetiyle ilgili kaygılarının olması elbette tabiidir. Bu kaygıların müzakere masasında ele alınması, denetlenebilir hükümlere bağlanması ve karşılıklı güvencelerle giderilmesi mümkündür.”

AB AÇIKLAMASI

Bahçeli, konuşmasında AB-Türkiye ilişkilerine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin AB’ye üyelik süreci siyasi önyargılarla değerlendirildiğini belirten Bahçeli, Türkiye’nin haklı beklentilerinin sürekli başka gündemlerin gölgesinde bırakıldığını söyledi.

Bahçeli’nin bu konudaki değerlendirmeleri şöyle:

דBu yaklaşım yalnızca Türkiye’ye değil, Avrupa’ya da zarar verir. Çünkü AB, Türkiye’yi bekleme odalarında tutarken kendi stratejik ufkunu daraltmıştır. Türkiye’yi dışarıda bırakarak Avrupa’nın daha güçlü olacağını düşünenler, bugün karşı karşıya kaldıkları güvenlik sorunlarına dönüp bakmalıdır.

Sorulması gereken sorular şunlardır:

Türkiye’nin dışlandığı yıllar Avrupa’ya ne kazandırmıştır? Göç krizleri mi çözülmüştür, enerji güvenliği mi sağlanmıştır, savunma kapasitesi mi güçlendirilmiştir, Jeopolitik kırılganlıklar mı ortadan kalkmıştır?

Bunların hiçbirisi gerçekleşmemiştir. Aksine Avrupa, her geçen gün daha fazla stratejik belirsizlikle karşı karşıya kalmıştır. Bu nedenle Türkiye’nin Avrupa Birliği süreci artık yalnızca üyelik müzakeresi başlığı altında ele alınabilecek bir mesele olmaktan çıkmıştır. Mesele, Avrupa’nın jeopolitik gerçeklerle yüzleşip yüzleşemeyeceğidir.”

Bahçeli, 15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümü ile ilgili de konuştu.

Bahçeli, şunları dile getirdi:

“Aradan geçen on yılın ardından görüyoruz ki, 15 Temmuz yalnızca bir gecenin, yalnızca bir kalkışmanın, yalnızca bir darbe teşebbüsünün adı değildir. 15 Temmuz, Türk milletinin tarih boyunca verdiği bağımsızlık mücadelesinin son halkalarından biridir. 15 Temmuz, yalnızca tankların sokağa çıktığı, savaş uçaklarının alçak uçuş yaptığı, silahların milletimize çevrildiği bir ihanet gecesi değildir. 15 Temmuz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin içeriden çökertilmek, milli egemenliğin gasp edilmek ve Türk milletinin iradesinin zincire vurulmak istendiği çok katmanlı bir işgal teşebbüsüdür.

Bu nedenle 15 Temmuz’u doğru okumak, yalnızca geçmişi anlamak bakımından değil, geleceği korumak bakımından da milli bir mecburiyettir.

Çünkü 15 Temmuz’u sadece bir darbe olarak tarif edemeyiz. 15 Temmuz’u yalnızca FETÖ’nün kalkışması olarak değerlendirmek yetersizdir. 15 Temmuz, Çanakkale’yi geçemeyenlerin başka yollar aramasıdır. 15 Temmuz, Milli Mücadele’de dize getiremediklerini içeriden çözme teşebbüsüdür. 15 Temmuz, Sevr’i kabul ettiremeyenlerin farklı yöntemlerle aynı hedefe ulaşma arayışıdır. 15 Temmuz, Türk milletinin bağımsız yaşama iradesine karşı yürütülen uzun ve karanlık mücadelenin yeni bir cephesidir. FETÖ denilen ihanet yapısı ise bu karanlık hesabın yalnızca taşeronu ve sahaya sürülmüş kirli bir maşasıdır.

15 Temmuz’un bize verdiği derslerden biri de şudur: Türkiye’nin bekası günlük siyasi hesapların üzerindedir. Devletin varlığı geçici tartışmaların üzerindedir. Milli güvenlik, partiler üstü bir konudur. Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı her türlü görüş ayrılığının üzerindedir. Milliyetçi Hareket Partisi’nin yarım asrı aşan siyasi mücadelesi de işte bu anlayış üzerine kurulmuştur. Bizim için devlet ebed müddet ülküsü bir slogan değildir. Bizim için milli birlik ve kardeşlik yalnızca siyasi bir söylem değildir. Bizim için Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası günlük hesaplara kurban edilemeyecek kadar büyük bir emanettir.”

Benzer Haberler

AKP önergesi kabul edildi

Meclis'in çalışma süresi uzatıldı

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz