BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

NATO Ankara’da: Güvenlik Kazanıyor, Ya Demokrasi?

NATO Ankara’da: Güvenlik Kazanıyor, Ya Demokrasi?

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Doğu ERGİL

Görünen o ki Trump sonrası Atlantik düzeni yeniden şekillenirken Türkiye tekrar vazgeçilmez hale geliyor. Ancak bu yeni jeopolitik değer, demokratik gerilemeyi görünmez kılan bir sessizliği de beraberinde getiriyor. Ankara Zirvesinin yalnızca NATO’nun değil, Batı’nın değerler sisteminin de sınandığı bir buluşma olduğu söylenebilir.

Yirmi yıl önce Türkiye, NATO içinde “örnek Müslüman demokrasi” olarak tanımlanıyordu. Bugün ise aynı ülke, muhalefetin ağır baskı altında olduğu, hukukun siyasallaştığı ve demokratik kurumların zayıfladığı yönündeki uluslararası eleştirilere rağmen ittifakın en önemli ortaklarından biri olarak yeniden öne çıkıyor.

Bu değişen algının nedeni Türkiye’nin demokratikleşmesi değil, tam tersine, değişen uluslararası sistemdir.

Jeopolitik, Demokrasiyi Yeniden Gölgede Bırakıyor

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Ortadoğu’da yaygınlaşan krizler, İran merkezli gerilimler ve Donald Trump’ın NATO’ya yönelik, mesafeli hatta hasmane yaklaşımı Avrupa’yı yeni bir güvenlik arayışına itti.

Bugün NATO’nun temel sorusu artık “Türkiye yeterince demokratik mi?” değil; “Türkiye olmadan Avrupa kendini savunabilir mi?” sorusudur.

Bu değişim oldukça çarpıcıdır. Birkaç yıl öncesine kadar S-400 krizi nedeniyle yaptırımlarla karşılaşan Ankara, bugün NATO’nun ikinci büyük ordusuna, Karadeniz’in girişini kontrol eden stratejik konumuna ve hızla büyüyen savunma sanayiine sahip vazgeçilmez bir ortak olarak görülüyor.

Uluslararası siyasette ilke değil ihtiyaç belirleyici hale geliyor. O yüzden mevcut yönetim, Şanghay İşbirliği Teşkilatı’na üyelik hevesinden vazgeçip ülke güvenliğini tekrar NATO içinde aramanın daha akılcı olduğu sonucuna vardı.

Trump Faktörü: NATO’nun Yeni Belirsizliği

Donald Trump’ın yeniden başkan olması Avrupa başkentlerinde eski korkuyu yeniden canlandırdı: Amerika gerçekten Avrupa’yı savunmaya devam edecek mi?

Trump’ın NATO yükümlülüklerini sorgulayan açıklamaları, Avrupa’yı ilk kez ciddi biçimde kendi savunma kapasitesini artırmaya yöneltti.

Tam da bu noktada Türkiye büyük önem kazandı.

NATO’nun ikinci büyük ordusu

Gelişmiş İHA ve SİHA üretim kapasitesi

Artan mühimmat üretimi

Karadeniz’e hakim coğrafi konumu

Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu’ya aynı anda ulaşabilen askeri altyapısı…

Bütün bunlar Türkiye’yi sadece bir müttefik değil, Avrupa güvenliğinin üretim merkezi haline getiriyor.

Savunma Sanayii Yeni Diplomasi Aracı

Ankara Zirvesi’nin ilk gününün doğrudan savunma sanayiine ayrılması tesadüf değildir. Bugün savaşlar yalnızca cephede değil, fabrikalarda da kazanılıyor.

Ukrayna savaşı Avrupa’nın cephaneliklerini boşalttı. Batılı üreticilerin uzun teslim süreleri karşısında Türk savunma şirketleri daha hızlı ve daha düşük maliyetli üretim yapabiliyor. Üstelik birçok Türk silah sistemi gerçek savaş alanlarında test edilmiş durumda. Artık diplomasi kadar üretim kapasitesi de uluslararası güç göstergesi haline gelmiş bulunuyor.

Erdoğan’ın En Büyük Diplomatik Kazancı

Zirvenin en dikkat çekici ayrıntılarından biri Donald Trump’ın şu sözleri oldu:

“Eğer zirve Türkiye’de ve Erdoğan’ın ev sahipliğinde olmasaydı büyük ihtimalle katılmazdım.” Bu ifade kişisel diplomasi ile kurumsal diplomasinin nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor.

Erdoğan uzun süredir Putin, Trump, Körfez liderleri ve bölge ülkeleriyle aynı anda konuşabilen nadir liderlerden biri olarak hareket ediyor. Bu durum Türkiye’nin diplomatik ağırlığını artırıyor.

Ancak aynı zamanda kişisel ilişkilerin devlet kurumlarının önüne geçtiği yeni bir uluslararası siyaset tarzını da ortaya koyuyor.

Sessizliğin Bedeli

Zirvenin belki de en dikkat çekici yönü konuşulanlar değil, konuşulmayanlar. Türkiye’de muhalefete yönelik baskılar, seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması, muhalefet liderlerine yönelik davalar ve hukukun bağımsızlığına ilişkin uluslararası kaygılar önceki yıllarda NATO zirvelerinin önemli tartışma başlıkları olabilirdi. Bugün ise bunların büyük ölçüde gündem dışına itilmesi manidar. Çünkü Avrupa’nın önceliği değişti.

Güvenlik tehdidi büyüdükçe demokrasi ikinci plana düşüyor. Bu durum yalnızca Türkiye açısından değil, Batı’nın kendi değerler sistemi açısından da önemli bir kırılmadır.

NATO Bir Değerler İttifakı mı, Güvenlik Koalisyonu mu?

NATO’nun kurucu antlaşması yalnızca ortak savunmadan söz etmez. Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve bireysel özgürlükler de ittifakın temel ilkeleri arasında yer alır. Ancak Ankara Zirvesi bir gerçeği açık biçimde ortaya koyuyor: Jeopolitik kriz derinleştikçe değerler geri çekilebiliyor.

İttifaklar önce güvenliği, sonra hukuki ve demokratik ilkeleri savunmaya başlıyor. Bu durum yalnızca Türkiye’yi değil, bütün Batı dünyasını ilgilendiren yapısal bir dönüşümdür.

Türkiye İçin Tarihi Bir Fırsat

Bütün bu gelişmeler Türkiye açısından önemli fırsatlar da yaratıyor. Savunma sanayiinin büyümesi, dışlanmış olduğu ABD savunma sanayii projelerine tedricen dönüş olasılığı, Avrupa güvenlik mimarisinde daha etkin rol, stratejik ağırlığın artması, yeni ekonomik ortaklıklar… Bunların tamamı mümkün görünüyor.

Ancak şu soru hâlâ cevabını bekliyor: Türkiye yalnızca güçlü bir askeri ortak mı olmak istiyor? Yoksa aynı zamanda güçlü bir hukuk devleti ve demokratik müttefik olmayı da hedefliyor mu?

Çünkü kalıcı uluslararası güç yalnızca tanklardan, dronlardan ve ordulardan oluşmaz. Onu sürdürülebilir kılan unsur; öngörülebilir hukuk, güçlü kurumlar ve demokratik meşruiyettir.

Sonuç

Ankara NATO Zirvesi, Türkiye’nin uluslararası sistemde yeniden yükselen stratejik önemini teyit ediyor. Fakat aynı zamanda Batı’nın da yeni bir gerçeğini gözler önüne seriyor: Jeopolitik baskılar arttıkça demokrasi daha az konuşuluyor. Güvenlik kaygıları büyüdükçe özgürlük talepleri erteleniyor.

Bugünün NATO’su artık yalnızca Rusya’yı nasıl caydıracağını değil, kendi kuruluş felsefesini nasıl koruyacağını da tartışmak zorunda. Ankara Zirvesi’nin asıl mirası belki de alınan askeri kararlar değil, şu soruya verilen tarihsel cevap olacaktır:

Demokrasisiz güvenlik mümkün olabilir. Pekiyi, demokrasisiz bir güvenlik düzeni ne kadar sürdürülebilir?

Doğu ERGİL kimdir?

Siyaset bilimci, akademisyen ve yazar. Uzun yıllar üniversitelerde öğretim üyeliği yaptı. Çalışma alanları arasında etnik kimlikler, demokrasi, siyasal katılım, çatışma çözümü ve insan hakları yer alır. Türkiye’de toplumsal barış ve Kürt meselesi üzerine hazırlanan çeşitli akademik ve saha araştırmalarında yer almıştır. 1995 yılında TOBB Başkanlık Danışmanlığı görevindeyken « Doğu Rapor »nu hazırladı. 45 kitap ve çeşitli dillerde yayımlanmış düzinelerce bilimsel makalesi ve kitap bölümü vardır.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz