Bugün 65 yaşında olan Dara Kutlay, Ağrı’da dünyaya geldiğinde elbette gelecekte böyle bir yolculuğa çıkacağını bilmiyordu. Ancak şimdi tüm sanatsal ve toplumsal birikimini “Kürt Operası” fikrine yöneltmiş durumda.
Eyyüp DEMİR
Siyaset ve sanat arasındaki gerilim, tarihin en karanlık dönemlerinden günümüze kadar süregelmiştir. Bu iki alan çoğu zaman birbirine zıt iki kutup gibi görülür. Biri toplumu kendi kalıpları içine hapsetmeye çalışırken, diğeri o kalıpları kırarak yeni ufuklar açar.
Dara Kutlay ise bu iki alan arasında kararını yaklaşık 45 yıl önce vermiş olsa da zaman zaman her iki dünyanın arasında gidip gelmek zorunda kalmış ve sonunda tercihini sanattan yana kullanmıştır.
Bugün 65 yaşında olan Kutlay, Ağrı’da dünyaya geldiğinde elbette gelecekte böyle bir yolculuğa çıkacağını bilmiyordu. Ancak şimdi tüm sanatsal ve toplumsal birikimini “Kürt Operası” fikrine yöneltmiş durumda.
Her Kürt gibi o da hayatın dayattığı koşullar nedeniyle tek bir alanla sınırlı kalmamış; sanatın yanı sıra medya, sinema vb. sektörlerde de faaliyet göstermiş. Renkli bir yaşamı sanatla buluşturan Dara Kutlay’a hemen soralım:
Dara Kutlay kimdir?
Bir insanın kendisini anlatması aslında pek de kolay değildir. Nereden başlayacağını bilemeyebilir. Yine de elimden geldiğince anlatmaya çalışayım. Ben kendi halinde bir insanım. Her Kürt neyse ben de oyum. Bugün bir Kürt operası sevdasıyla yaşayan biri olsam da Ağrı’dan çıkıp Ankara’da tiyatroyla sanata bulaşmış, daha sonra da yaşam mücadelesi içinde birçok farklı iş yapmış biriyim. Şimdi ise büyük bir istekle Kürt operasının hayat bulması için çaba yürütmekteyim.
Opera derken insan düşünmeden edemiyor. Kürtler devletleşmeden opera yapabilir mi?
Devletleşme ile operayı aynı kefeye koyamayız. Elbette bir devletiniz varsa opera gibi büyük sanat projelerini hayata geçirmek daha kolay olur. Ama ben bugün şunu ilan ediyorum: Kürt devleti henüz yok ama operası hazır. Tabii böyle bir komplike sanatın sahnelenmesi ciddi kaynak gerektiriyor. Devletlerin önemli işlevlerinden biri de bu tür kaynakları yaratmaktır. Kürtlerin bir devleti olmadığı için bu tür girişimler daha zor gerçekleşiyor. Bu nedenle projeye katkı sunabilecek girişimciler ve destekçiler arıyorum. İlgi gösterenler var, ancak daha güçlü bir destek ağı oluşturmak için çalışmalarımı sürdürüyorum.
Uzun süredir üzerinde çalıştığınız opera projesinden bize söz eder misiniz?
Şu anda Ehmedê Xanî’nin ölümsüz eseri Mem û Zîn üzerine çalışıyorum. Bu eseri 2023 yılında Almanya’da kısmi olarak sahneye taşıdık. Ancak hedefim, projeyi daha sistemli bir şekilde Erbil veya Amed’de sahneleyip oradan dünyaya açmak. Bana göre Mem û Zîn kendi alanında ölümsüz bir eserdir. Ancak Kürt edebiyatının bu tür klasik eserlerini yeni sanat formlarıyla yeniden yorumlamazsak, onları hak ettikleri noktaya taşıyamayız. Eserin filmi yapıldı; bu ayrı bir çalışma alanı. Eğer operası da dünya sahnelerine taşınabilirse, Kürt kültürünün uluslararası görünürlüğüne farklı bir boyut kazandıracaktır.
Peki, Mem û Zîn Operası şu an hangi aşamada?
Aslında bu yeni bir proje değil. Yaklaşık on yıldır çeşitli biçimlerde üzerinde çalışıyoruz. Şu anda sanatsal hazırlıkların tamamı bitmiş durumda. Müzikal düzenlemeler tamamlandı, oyuncular hazır, koro hazır, orkestra hazır, rejisör hazır. Eksik olan tek şey projeyi sahneye taşıyacak ekonomik kaynak. Şu anda bütün enerjimi bu kaynağın yaratılmasına harcıyorum. Dünyada yaklaşık 195 ülke bulunuyor ve bunların önemli bir kısmının ulusal opera geleneği yok. Ben bugün şunu söylüyorum: Devletimiz olmayabilir ama operamız hazır. Gelin bunu dünya sahnelerine birlikte taşıyalım.
Diyelim ki gerekli imkânlar yaratıldı ve opera dünya sahnesine çıktı. Bu Kürtleri nasıl etkiler?
Benim en büyük hayalim bu eseri sahneye taşıyarak Kürtleri opera aracılığıyla dünyaya tanıtmak. Ben 65 yaşındayım. Belki önümde çok uzun bir yaşam olmayabilir. Bu nedenle bugüne kadar biriktirdiğim sanatsal deneyimi halkımın hizmetine sunmak istiyorum. Eğer bu proje başarıyla hayata geçirilirse, Kürtler açısından yeni bir kültürel aşama anlamına gelir. Dünyada birçok devletin operası yokken, devletsiz bir halkın uluslararası düzeyde bir opera eseri ortaya koyması dikkat çekici bir gelişme olur. Bu, Kürt kültürünün görünürlüğü açısından önemli bir kazanım sağlayabilir ve ikinci çıkış olur.
“İkinci çıkış” derken neyi kastediyorsunuz?
1946 yılında kurulan Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti döneminde Dayika Niştiman (Anavatan) adlı tarihî bir opera eseri sahnelendi. O dönemin koşullarında bu oldukça ileri bir kültürel girişimdi. Eser, cumhuriyetin kuruluş heyecanını ve vatan sevgisini konu alıyordu. Ana teması, anavatanın kurtuluşu için mücadele eden insanların birlikteliğiydi. Oyun, bir birine karşıt kardeşler siz bunu düşman aşiretlerin barışıp birbirlerine sarılmasıyla deyin, son buluyordu. Bu yönüyle Dayika Niştiman, Kürtler arasında birleştirici bir rol üstlenmiş ve dönemin kültürel atmosferine önemli katkı sunmuştu.
Mem û Zîn Operası’nın da benzer bir etkisi olabilir mi?
Neden olmasın? Bugün Kürtleri ortak bir zeminde buluşturabilecek en güçlü alanlardan biri sanattır. Siyasi partiler ve farklı siyasi görüşler arasında ortaklık kurmak her zaman kolay değildir. Ancak insanlar aynı müziği dinleyebilir, aynı tiyatro oyununu izleyebilir ya da aynı filmden etkilenebilir. Sanat, ortak duygular etrafında buluşmayı mümkün kılar. Opera ise müzik, tiyatro, edebiyat ve görsel sanatları bir araya getiren çok yönlü bir sanat dalıdır. Bu nedenle insanların ortak bir kültürel deneyim etrafında buluşmasına katkı sağlayabilir. Dayika Niştiman da kendi döneminde buna benzer bir etki yaratmıştı.
Son olarak bir çağrınız var mı?
Mem û Zîn her yönüyle bir Kürt operası projesidir. Yaşamımın son döneminde bu eseri sahnede görmek istiyorum. Eğer bunu gerçekleştiremeden gidersem, kendimi eksik hissederim. Ama başarabilirsem büyük bir hayalimi gerçekleştirmiş olacağım. Bu nedenle projeye maddi veya manevi katkı sunabilecek herkese çağrıda bulunuyorum: Gelin bu hayali birlikte gerçekleştirelim. Kültürel mirasa yapılan her katkı geleceğe bırakılmış bir izdir.







