İran’da futbolun hikayesi, aslında bir topun peşinden koşan 22 oyuncunun hikayesi değil. Aynı zamanda iktidarın, kimliğin ve toplumun birbirleriyle kurduğu karmaşık ilişkinin hikayesi.
HABER MERKEZİ- İran Milli Takımı’nın 2026 Dünya Kupası hazırlıkları sürerken, futbol bir kez daha spor sayfalarının dışına taşmış durumda. Takımın kamp süreci, ABD’ye yapılacak seyahat etrafındaki güvenlik tartışmaları ve milli takımın savaş atmosferinde “ulusal birlik” sembolü olarak öne çıkarılması, İran’da futbolun neden yalnızca futbol olmadığını yeniden gösteriyor.
Jinha’da Parsahng Dolatyari imzasıyla yayınlanan “Dünya Kupası, milliyetçilik ve iktidar: İran’da futbolun siyaseti” başlıklı yazı, savaşın ortasında Dünya Kupası’na hazırlanan İran’ın “biz” diyebilmenin koşullarını ve motivasyonunu yeniden nasıl kurabildiğine odaklanıyor.
Bu nedenle Dünya Kupası gibi organizasyonlar, sportif rekabetin çok ötesine geçiyor. Milli takımın sahaya çıkışı; vatan, fedakarlık, erkeklik, dini değerler ve dış tehdit söylemlerinin aynı çerçevede buluştuğu bir siyasi ritüele dönüşüyor. Son yıllarda savaş, ekonomik kriz ve toplumsal huzursuzlukların derinleşmesiyle birlikte bu sembolik yük daha da arttı. İran Milli Takımı’nın 2026 Dünya Kupası hazırlıkları sırasında yaşanan diplomatik ve güvenlik tartışmaları da futbolun artık yalnızca spor başlığı altında değerlendirilemeyeceğini gösteriyor.
İran milli takımının 2026 Dünya Kupası için kampını siyasi ve güvenlik baskısı altında Meksika’ya taşıması ve ABD’ye yapacağı seyahatin, İran-ABD ilişkileri ve Devrim Muhafızları ile olası bağlantıların izlenmesiyle ilgili hassasiyetlerle dolu olmasına dikkat çekilen yazıda, sportif başarı, yalnızca bir skor değil, siyasi bir mesaja dönüşüyor, deniyor.
Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri 1998 Dünya Kupası’nda oynanan İran-ABD karşılaşmasıydı. Soğuk Savaş sonrası dönemin en sembolik maçlarından biri olarak görülen karşılaşma, iki ülke arasındaki siyasi gerilimin futbol sahasına taşındığı bir olay olarak hafızalara kazındı. O günden sonra İran’ın katıldığı hemen her büyük turnuva, özellikle de Batılı rakiplerle oynanan maçlar, ulusal direniş ve siyasi kimlik söylemleriyle birlikte değerlendirilmeye başlandı.
FUTBOL ÜZERİNDEN KURULAN “BİZ” DUYGUSU
Dolatyari analizinde İran’da futbolun aynı zamanda devletin “biz” duygusu üretme araçlarından biri olduğuna dikkat çekiyor: Ancak bu aidiyet söylemi çoğu zaman kapsayıcı değil; erkek egemen, hiyerarşik ve ideolojik bir çerçeve içinde kuruluyor.
İran yönetimi açısından futbolun en önemli işlevlerinden biri ortak bir aidiyet duygusu üretmek. Ancak bu aidiyet kapsayıcı bir yurttaşlık fikrinden çok, devlet tarafından tanımlanan bir birlik anlayışına dayanıyor. Milli takım başarıları, kahramanlık hikayeleri ve ulusal gurur söylemleri çoğu zaman siyasi meşruiyet üretiminin araçları olarak kullanılıyor.
Bu nedenle futbolcular da yalnızca sporcu olarak görülmüyor. Devletin ihtiyaç duyduğu anlarda onlar birer ulusal figüre, sembolik temsilcilere dönüşebiliyor. Sahadaki performans kadar taşıdıkları mesajlar da önem kazanıyor.
Ancak futbolun hikayesi yalnızca iktidarın kurduğu anlatıdan ibaret değil.
“JIN, JİYAN, AZADİ”NİN TRİBÜNE ETKİSİ
İran’da stadyumlar aynı zamanda kontrol edilmesi zor toplumsal enerjilerin ortaya çıktığı alanlar. Özellikle “Jin, Jiyan, Azadî” protestoları sonrasında tribünler siyasi açıdan daha hassas mekanlara dönüştü. Hükümet karşıtı sloganlar, sessiz protestolar ve milli marş sırasında verilen sembolik tepkiler, futbolun her zaman resmi söylemin hizmetinde olmadığını gösterdi.
Kadınların stadyumlardaki varlığı da bu mücadelenin bir başka boyutu. Devrim sonrası uzun yıllar boyunca erkek futbol maçlarına girişleri engellenen kadınlar, son dönemde bazı karşılaşmalarda tribünlerde yer almaya başladı. Ancak bu değişim hâlâ sınırlı ve seçici bir karakter taşıyor. Bu nedenle birçok hak savunucusu söz konusu adımları eşitlikten çok sembolik açılım olarak değerlendiriyor.
Benzer bir durum etnik kimlik tartışmalarında da görülüyor. Özellikle Traktör taraftarları etrafında şekillenen tartışmalar, futbolun İran’da yalnızca ulusal birlik üretmediğini; zaman zaman etnik, kültürel ve siyasi gerilimleri de görünür kıldığını ortaya koyuyor. Tribünler bazen devletin anlatısını güçlendiren bir alan olurken bazen de merkezî siyasete yönelik itirazların yükseldiği platformlara dönüşebiliyor.
İşte bu nedenle İran’da futbolu yalnızca bir eğlence biçimi olarak okumak mümkün değil. Futbol, bir yandan devletin sadakat ve birlik üretmeye çalıştığı güçlü bir araç. Diğer yandan ise toplumun bastırılmış taleplerinin ve siyasi gerilimlerinin görünür hale geldiği nadir kamusal alanlardan biri.
Dünya Kupası yaklaşırken yeniden yükselen milliyetçi söylem, düzenlenen törenler ve milli takım etrafında kurulan birlik mesajları da bu çerçevede anlam kazanıyor. İran yönetimi için her Dünya Kupası sportif bir organizasyondan daha fazlası; toplumsal meşruiyetin, ulusal anlatının ve kamuoyu üzerindeki etkinin yeniden test edildiği bir siyasi sahne.







