BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Örgütsüz öfkenin yorgunluğu

Örgütsüz öfkenin yorgunluğu

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Zelal SADAK

İktidar, insanlık tarihi boyunca var olmasına rağmen, onu anlamaya, tanımlamaya ve teşhis etmeye yönelik sistemli çabalar görece yenidir. Teşhis, bir şeyi belirgin hale getirmek, kimliğini ortaya çıkarmak anlamına gelir. Bu kavramın en yaygın kullanımını tıpta görürüz; hastalığın ne olduğunun belirlenmesine teşhis koymak denir. Bir olguya isim vermek, onu tanımlamak aynı zamanda onun varlığını kabul etmektir.

Aristoteles’ten Machiavelli’ye, Marx’tan Weber’e, Foucault’dan Byung-Chul Han’a kadar pek çok düşünür, yaşadıkları çağın iktidar biçimlerini kavramsal olarak görünür kılmaya çalıştı. Bazen tanrıların yeryüzündeki temsilcisi olduğunu söyleyen rahiplerde, bir kralın tacında, Hammurabi yasalarında veya ordunun kılıcında. Yüzyıllar boyunca yapılan her yeni tanım, iktidarın sanıldığından daha büyük, daha karmaşık ve daha yaygın olduğunu ortaya koydu. Yani yayılan, büyüyen ve kendini güncelleyen bir olguydu. Zaten böyle olmaması da eşyanın tabiatına aykırı. Her yeni teşhis, onun toplumsal hayatın daha derin katmanlarına nüfuz ettiğini teşhir ediyor.

Fakat dikkat çekici olan şu: İktidarın ne olduğuna ilişkin yüzlerce tanım, binlerce sayfa analiz ve sayısız teşhis bulunmasına rağmen, onu sınırlandırmaya, kontrol etmeye veya etkisizleştirmeye yönelik somut modeller ve mücadele yöntemleri aynı ölçüde çoğalmıyor.

Bu yazı ile iktidarın ne kadar güçlü, yaygın ya da ürkütücü olduğunu yeniden anlatmayı amaçlamıyorum. Bu konuda zaten yeterince karamsar ve umutsuzluğa sürükleyen onlarca teşhis mevcut. Asıl sormak ve ardından anlatmak istediğim başka: Toplumun en ücra hücrelerine kadar nüfuz eden, ezici çoğunluğun bildiği ve rahatsız olduğu bu olgu karşısında neden müdahale edil(e)mediği?

Türkiye’de bugün herkes siyaset konuşuyor. Twitterda, Yotube kanallarında, kahvelerde, evlerde, TV kanallarında… Yoldan çevirdiğimiz her insan güncel politika üzerine fikir sahibi ve durumdan memnun değil. Peki bu durum karşısında ne yapmalı, diye sorulduğunda teşhise dair verilen hızlı cevaplar gibi çözüme dair cevaplar hızlı üretilmiyor. Belki de bu yüzden iktidarın büyüklüğünden çok, ona karşı geliştirilemeyen kolektif kapasiteyi tartışmak gerekiyor. Yani kendimizi tartışmak… Hayır, elbette önce çuvaldızı kendimize iğneyi başkasına saplayalım, demeyeceğim. Çünkü bu da iktidarın suçu en sinsi bölüştürme yöntemlerinden biridir. Hepimiz suçluyuz, diyerek asıl faili görünmez kılma yöntemidir.

Nedenine gelecek olursak uzun yıllar boyunca biriken hayal kırıklıkları, insanlarda yalnızca iktidara değil iktidar olgusuyla mücadele eden yapı ve kurumlara karşı da bir güvensizlik üretti. Bu güvensizlik ortamında siyaset, giderek katılım gösterilen bir alan olmaktan çıkıp izlenen bir alana dönüşmüş oldu. İnsanlar güncel siyaset hakkında hiç olmadığı kadar fazla konuşuyor, ancak siyasal süreçlerin doğrudan öznesi olma konusunda aynı istekliliği göstermiyor. Çünkü inşa etmek, eleştirmekten daha fazla sorumluluk, daha fazla emek, daha fazla risk ve en önemlisi inanç gerektiriyor.

Ancak burada başka bir mesele daha var. Türkiye’de siyasal tartışmaların önemli bir kısmı son yıllarda toplumun yeterince mücadele etmediği, yeterince direnmediği ya da yeterince bedel ödemediği fikri etrafında dönüyor. Oysa aynı toplum seçimlerden protestolara, ekonomik krizlerden siyasal birçok gerilimlere kadar sayısız olağanüstü dönemin içinden geçti. Sürekli harekete geçmeye çağrılan, sürekli tepki vermesi beklenen fakat çoğu zaman ortaya çıkan sonucun öznesi olamayan geniş toplumsal kesimlerde zamanla başka bir duygu birikmeye başladı: yorgunluk.

Byung Chul Han’ın tarif ettiği yorgun toplum analizini siyasal alana uyarlarsak, modern dönemin temel sorunu iktidarın zor aygıtları ile beraber toplumsal yorgunluktur da diyebiliriz. İnsanlar sürekli mücadele etmeye, sürekli tepki vermeye ve sürekli direnmeye çağrıldıklarında bir noktadan sonra öfkelerini koruyamazlar. İnsanların haksızlık karşısında duyduğu öfkenin kamusal alana çıkışı ve karşılık bulması yurttaşın temel motivasyonlarından biridir. Yani İnsan önce rahatsız olur, sonra itiraz eder, ardından örgütlenir ve politika ortaya çıkar. Ancak Türkiye’nin en yakın son çeyreğine bu açıdan bakınca ilginç bir tablo ortaya çıkıyor.

Normal şartlarda yüksek enflasyon, yoksulluk, hukuksuzluklar, insan hakları ihlalleri, yolsuzluk iddiaları, ifade özgürlüğü baskıları, toplumun vicdanını derinden yaralayan yığınla kadın-çocuk cinayetleri, ve siyasal krizler toplumsal öfkeyi büyütür. Ve siyaset teorisinin klasik beklentisi şudur: Artan öfke, artan siyasal hareketlilik değişim dönüşüm yaratır. Peki neden bir değişim dönüşüm yaratılamıyor? Çünkü öfke kontrolsüz/örgütsüz ise sadece kendine zarar verir. Yani siyasal değişim ve hareketlilik; anlam, örgütlülük ve mevcut olanın yerine koymak istediğin şeyin somut bir modeliyle mümkündür. Bu üç şey zayıfladığında öfke içine çöker. Bu içine çöken şeyin adı ise artık öfke değil, yorgunluktur. Ve yorgun toplumlar siyasal açıdan çok kritik bir eşiktir. Çünkü öfke kollektifleşebilir. Yorgunluk ise bireyselleşir. Öfkeli insanlar birbirini bulabilir. Yorgun insanlar evlerine çekilir. Ve Ortadoğu özelde de Türkiye yorgun insanların çekildiği koca bir eve dönüşmüş durumda.

Peki öfkeyi kollektifleştiren mekanizmalar neden çözüldü? Türkiye toplumunun son 20 yılı olağanüstü gündemlerle dolu. Bunlar: Seçimler, darbe, ekonomik krizler, deprem, dış politika krizleri, yargı tartışmaları… Bu kadar krizin üst üste bindiği ortamda insanlar kısa vadeli reaksiyonlar geliştirdi. Bir sonraki güne nasıl uyanacağımız net değilken uzun vadeli kurtuluş idealleri üretmek gittikçe azaldı. Ve tabii Neoliberalizm… Yani toplumsal sorunların çözümü örgütlülükte değil bireydedir fikri yayıldı. İşsiz misin? Üretmeden kazanmanın yollarına başvur. Yoksul musun? İnsanüstü performans sergile ve diğer insanları ezerek zenginleş. Mutsuz musun? Kişisel gelişim zırvalarını oku. Özgür mü olmak istiyorsun? ötekinin özgürlüğünü kısıtla… Bu mantık zamanla siyasal sorunları da bireyselleştirdi ve çürüttü. Böylece insanlar sistemi değiştirmeyi değil, onu ezen sistem içinde hayatta nasıl kalmayı öğrenmeye başladı.

Türkiye’de neredeyse her siyasal tartışma kısa süre içinde bir parti içi mücadeleye, liderlik yarışına veya gündelik polemiğe ve dar kişisel meselelere sıkışıyor. Bu da Türkiye’de ki toplumsal öfkenin yapısal meselelerden çıkıp kişisel ve örgütsel çekişmelere doğru kanalize olmasına neden oluyor. Böylece insanlar sürekli siyasetle meşgul oluyor ama siyasal kapasite üretemiyor. Sürekli iktidara karşı çıkıyor ancak kısa süre içinde iktidarı kendi içinde üretiyor. Sürekli gündem var ama yön yok. Sürekli tepki var ama dönüşüm yok. Sürekli öfke var ama örgütlü güç zayıf.

Bu nedenle modern çağda iktidar olgusunun gücü yalnızca kaba zor aygıtlarını kullanıyor olmasından gelmiyor olabilir. Asıl güçleri, toplumun enerjisini sürekli tepki vermeye zorlayarak, verilen tepki sonrasında anlam, örgütlülük ve alternatifsizlik içinde yalnızlaştırarak, güvensizleştirip tüketmelerinden geliyor olabilir.

En büyük sorun insanların konuşmaması, sokaklara çıkmaması, direnmemesi olmaktan çıkmış durumda.  Artık en büyük sorun konuştukları halde etkide bulunabilecek kolektif kapasiteyi üretebilecek örgütlü bir siyasal yapının zayıflığı ve bu siyasal yapıya duyulan güvensizlik.

Bu durumda mücadele meselesi de başka bir yere taşınır. Sorun yalnızca daha fazla öfkelenmek değildir. Çünkü toplum zaten yeterince öfkeli (idi). Asıl mesele, dağınık öfkeyi tekrar siyasal bir özneye dönüştürebilecek örgütlenme biçimlerini, ortak hikayeleri ve müşterek amaçları kurabilmektir. Yani günümüz siyasetinin gerçek tedavisi, artık yeni öfkeler üretmek olmamalı zaten var olan yüzlerce öfke sebeplerine binaen bunların toplumda yorgunluğa dönüşmesini engelleyebilecek kolektif mekanizmalar yaratabilmek ve var olanları da güçlendirebilmektir.

Zelal SADAK kimdir?

Hak temelli faaliyet yürüten çeşitli STÖ’lerde gönüllü çalışmalar yürütmektedir. Diyarbakır Sinema Kulübü’nün Görüntü-İnsan-Mekân projesi kapsamında ürettiği kısa belgesel filminde aidiyet, mekân, göç ve kadın temalarını konu almıştır.

Benzer Haberler

Onlarca kişi yaralandı

Kütahya'da yolcu otobüsü devrildi

AKP önergesi kabul edildi

Meclis'in çalışma süresi uzatıldı

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz