Winthrop Rodgers
Amerika Birleşik Devletleri, Irak Kürdistan Bölgesi için vazgeçilmez bir ortaktır. Ancak bu tek taraflı bir ilişki değildir.
Erbil, Washington’ı da kendi değerine ikna edebilmelidir: Kürdistan Bölgesi’nin kaotik bir bölgede olumlu bir güvenlik ve siyasi rol oynayabileceğini ve iş yapmak için istikrarlı ve karlı bir yer olduğunu göstermelidir. Bunu yaparken, Beyaz Saray ve Kongre’den ilgi, para ve destek talep eden yerli ve yabancı seslerin gürültüsü arasında öne çıkmalıdır. Mesajını iletmek için her türlü avantajı kullanmalıdır.
Bunu yapmak için çeşitli Kürt güçleri, Washington’ın en çok kullandığı oyunu oynadılar ve lobiciler tuttular.
Bu iyi bağlantılara sahip kişiler, hukuk firmaları ve stratejik iletişim şirketleri, hükümet yetkilileriyle olan yakınlıklarını ve iktidar mekanizmalarına erişimlerini kullanarak yasama ve yürütme eylemlerini savunuyor, karar vericiler arasında algıları şekillendiriyor ve müvekkilleri adına rakip çıkarların hamlelerine yanıt veriyorlar. Washington’daki güç odaklarını etkilemek için güçlü bir operasyon yürütmenin büyük bir fırsat maliyeti vardır.
Kürt liderler de takdire şayan bir şekilde bunu fark ettiler ve bu yönde kaynak ayırdılar.
Bu hassas konu hakkında konuşmak için isminin açıklanmasını istemeyen bir Kürt kaynak, “Kürtler, Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgede yer almasının ve Kürtlerle ortaklığın değerini anladılar” dedi ve ekledi: “Yıllar içinde bu ortaklık, değerini kanıtladığı ve her iki tarafın da çıkarlarına hizmet ettiği için büyüdü.”
Kamuoyuna açık belgelere göre, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) Washington’daki diplomatik temsilciliği (KRG USA olarak biliniyor) 2008’den beri Erbil’den yaklaşık 40 milyon dolar aldı. Bu paranın bir kısmı lobiciler, avukatlar ve iletişim uzmanlarına harcandı ve birçok firma, çalışmaları karşılığında ayda yaklaşık 20 bin dolar aldı.
Kürt lobiciliği hakkında bilgi sahibi olan Washington’daki bir kaynak, “Bu egemen bir ülke değil, ancak büyük ölçüde özerkliğe sahip ve bazen Bağdat ve diğer yerlerle çelişen çıkarları var. Washington’da çok güçlü bir sese sahip olmaları gerektiğini düşünüyorlar. Uzun süreli lobicilik ilişkileri bu sesi güçlendiriyor” dedi.
Ancak birçok insan için bu, çok farklı bir siyasi bağlamda, uzak bir başkentte gerçekleşen, anlaşılması güç bir süreç gibi görünüyor. Eğer riskler açıksa, sürecin ayrıntılarını görmek zor olabilir.
The Amargi, Irak Kürtlerinin Washington’daki lobi faaliyetlerini araştırmak ve kamu yararına bu faaliyetlerin nasıl işlediğini, kimlerin rol oynadığını ve maliyetini açıklamak amacıyla yola çıktı. Ayrıca Kürt lobi faaliyetlerinin nerede başarılı, nerede başarısız olduğunu göstermeyi umuyor.
Bu haberi hazırlarken, The Amargi, ABD yasaları uyarınca zorunlu kılınan ve Yabancı Ajanlar Kayıt Yasası (FARA) olarak bilinen, kamuya açık bilgilere dayanmıştır.
Aslen 1938’de Nazi propagandasını engellemek amacıyla çıkarılan FARA yasası, “yabancı bir şahsın emri, isteği veya yönlendirmesi ya da kontrolü altında” hareket eden herkesin bu menfaatini Adalet Bakanlığı’na (DOJ) kaydettirmesini ve düzenli olarak bildirimde bulunmasını zorunlu kılıyor. Bunlar arasında Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) gibi yabancı şahsiyetler ile lobicilik firmaları arasındaki sözleşmeler ve mali şartlar, etkinlik ve konferans açıklamaları ve hükümet yetkilileri, medya kuruluşları, işletmeler ve sivil toplum ile yapılan iletişim kayıtları yer alıyor.
Ancak bu açıklamalar eksik bir tablo sunuyor. Bazı kayıtlı kişiler faaliyetleri konusunda daha açık sözlü ve bildirimlerini düzenli olarak yapıyor. Dahası, FARA açıklamalarında yer almayan, Washington’ı etkilemenin sayısız başka gayri resmi yolu da bulunuyor.
Resmi daha da detaylandırmak ve bazı boşlukları doldurmak için The Amargi, Irak Kürtlerinin dış politikası ve lobi faaliyetleri hakkında bilgi sahibi olan, siyasi yelpazenin her kesiminden Washington ve Kürdistan Bölgesi’ndeki çeşitli kaynaklarla da görüştü. Hassas konuları tartışabilmeleri için kendilerine anonimlik tanındı.
Ortaya çıkan tablo, ABD’nin dış politikasını yansıttığı kadar, Kürdistan Bölgesi’ndeki siyaseti ve güç dengesini de yansıtıyor.
Bu yüzyılın ilk yirmi yılında, Kürdistan Bölgesi, Washington’da beklenenin üzerinde bir etki yarattı; Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), en önemli dış ortağına karşı birleşik bir cephe oluşturmak için birlikte çalıştı. Kürdistan Bölgesi önemliydi ve ABD ile çalışmaya hazırdı – ve Washington bunu gördü.
Günümüzde Ortadoğu bir değişim sürecinde. Jeopolitik yapısı değişiyor ve 11 Eylül sonrası dönemde kurulanlar, Körfez monarşilerinin yükselişi, İsrail’in artan saldırganlığı, Çin etkisinin büyümesi ve ABD’nin ilgisindeki dalgalanmalar nedeniyle dönüşüme uğruyor. Son on iki yıldır IŞİD’le savaşan Uluslararası Koalisyon’un görev süresi sona eriyor. İkinci Trump yönetimi altında ABD ve İran arasında yeni bir çatışma dönemi başladı, ancak savaşın etkileri belirsizliğini koruyor. Kürdistan Bölgesi’nin bu yeni dinamiklere nasıl uyum sağlayacağı ve önemini nasıl koruyacağı büyük bir soru işareti.
Kürdistan Bölgesi de aradan geçen yıllarda değişti. KDP ve KYB arasındaki işbirliği neredeyse tamamen çöktü. Partiler ayrı stratejiler ve gündemler izlemeye kararlı görünüyor. Sonuç olarak, Washington’a kendilerini nasıl sundukları konusunda çatlaklar oluşmaya başladı. Hatta söylem oldukça çirkin bir hal aldı.
17 Nisan’da KYB lideri Bafil Talabani, ABD’de Fox Nation kanalında yayınlanan Piers Morgan Uncensored adlı televizyon programına katılarak, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kürtlerin İran’daki protestoculara teslim edilmesi planlanan silahları çaldığı şeklindeki suçlamalarını ele aldı. Tüm Kürt grupları bu iddiaları reddetmişti.
Talabani, KDP’ye gönderme yaparak, “Kürdistan iki farklı şehirden oluşuyor. Bir bakıma ülkeyiz ama tam anlamıyla ülke değiliz. Gerçek bir hükümet olmayan bir hükümetimiz var… Diğer taraf adına konuşamam. Eminim bu sözler durduk yere söylenmedi, bence bu kesinlikle utanç verici. Sanırım bunun [yansımaları] olacaktır” diye konuştu.
Kürdistan Bölgesi Yönetimi Sözcüsü Peşava Hawramani, Talabani’nin adını vermeden açıklamalarını kınadı ve “Bu partinin liderinin resmi hükümet kurumları adına konuşma yetkisi veya yasal dayanağı yoktur” dedi.
1 Mayıs’ta, KDP’ye bağlı Kurdistan 24 muhabiri Rahim Raşidi, Beyaz Saray bahçesinde Başkan Donald Trump ile bir basın toplantısına katıldı. Kaynak göstermeden Raşidi, silahların Süleymaniye’de olduğunu iddia etti ve görünüşe göre KYB’yi suçlamak amacıyla Trump’tan bunu teyit etmesini istedi ve “Dediğiniz gibi, ağır bir bedel ödeyecekler” diye ekledi.
Trump, sorunun ima ettiği hassas noktayı görmezden gelerek homurdandı: “Kürtlerle yaşananlardan memnun değilim.”
Bu durum, partilerin resmi lobi faaliyetlerine yaklaşım biçimleri de dahil olmak üzere kurumsal düzeyde de kendini gösteriyor.
Geçtiğimiz yıl, KYB, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin ABD’deki faaliyetlerinin dışına çıkarak 34 yıl sonra ilk kez Washington’da kendi lobicisini görevlendirdi. Bunu yaparak, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin ortak kurumlarının tarafsız çıkarları temsil etme yeteneğine olan güveninin artık kalmadığının sinyalini verdi. Bazıları için bu, endişe verici bir gelişmeyi temsil ediyor.
Kürt bir kaynak, “Kürdistan’ın lobi faaliyetleri, siyasetin parçalanması ve lobi faaliyetlerinin siyasallaşması nedeniyle büyük ölçüde sekteye uğradı… Bazen birbirlerine karşı da lobi yapıyorlar. Dolayısıyla bedelini ödedik ve bu tür bir konuda her ikisi de eşit derecede [sorumlu]” dedi ve şunları ekledi:
“Eğer daha iyi iş birliğine, daha iyi yönetişime, aralarında daha iyi bir koordinasyona odaklanmış olsalardı, müttefikler bile onlara daha açık olurdu ve Amerika’daki lobi faaliyetleri daha kolay ve daha koordineli olurdu.”
DAYANAK NOKTASI BULMAK
Irak Kürtleri, on yıllardır Washington’da varlıklarını sürdürüyor ve zamanla bağlar derinleştikçe ve jeopolitik olaylar ABD ile Kürdistan’ı birbirine yaklaştırdıkça varlıklarını daha da güçlendirdiler.
Kürt bir kaynak, “Tarihsel olarak, Amerika Birleşik Devletleri’nin yanlış tarafında yer aldığımız veya Amerika Birleşik Devletleri’nin 1960’lar, 1970’ler ve 1980’lerde azınlıklara gerçekten önem vermediği zor dönemlerden geçtik. Dolayısıyla Kürtler, her zaman Amerika Birleşik Devletleri tarafından desteklenen insanların kurbanı oldular” dedi.
KDP ilk olarak 1987’de Muhyeddin Rahim Abdulla’nın ABD’deki temsilcisi olarak kaydolmasıyla FARA belgelerinde ortaya çıktı. KYB ise 1992’de Barham Salih’in , artık faaliyette olmayan bir halkla ilişkiler kuruluşu olan Commonwealth Consulting Corporation ile aylık 10.000 dolarlık bir sözleşme imzalamasıyla devreye girdi.
Ancak 2000’li yılların başlarında, daha güçlü bir varlığa sahip olan parti KDP idi. 1997’de Nijyar Şemdin, KDP’nin Washington temsilcisi olarak kaydoldu. FARA kayıtlarına göre, parti, kaydolduğu tarihten görev süresinin sona erdiği 2003 yılının sonuna kadar kendisine “ABD Politika Danışmanı” olarak toplam 999 bin 530 dolar harcadı. Bunlar, George W. Bush yönetiminin Terörle Savaş’ı başlattığı ve Irak’ta Saddam Hüseyin’i devirmek için Irak’ı işgal ettiği, Kürtlerin de önemli bir rol oynadığı hareketli günlerdi.
Haziran 2004’te KDP, ilk dış lobi firması olan ve şu anda BGR Group olarak bilinen Barbour Griffith & Rogers’ı işe aldı. KDP adına Farhad Barzani tarafından imzalanan sözleşmeye göre, firma “ABD yönetimi nezdinde yasama, düzenleme ve siyasi konularda stratejik danışmanlık ve taktik planlama sağlamayı içeren” lobicilik hizmetleri için aylık 29 bin166,67 dolar ödeme yapmayı kabul etti.
Bu dönem, Kürdistan Bölgesi’nde siyasi açıdan önemli bir dönüm noktasıydı. 2006 yılında, KDP ve KYB, iki parti arasında Baas sonrası dönemde var olan güç paylaşımı anlaşmasını kurumsallaştıran stratejik bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirmekten sorumlu olanlar da dahil olmak üzere, ortak hükümet kurumlarının temelini oluşturdu.
Bu aynı zamanda Kürdistan Bölgesi’nin “diğer Irak“ olarak yükselişinin başlangıcıydı; Amerikan yatırımcılarına, Bağdat’ta iç savaş daha da derinleşirken Erbil’de iş yapabilecekleri yönünde bir pazarlama stratejisiydi. Bu durum, mesajın IŞİD’e karşı savaşa kayması ve Kürdistan Bölgesi’nin mali krizi nedeniyle yatırımcı cazibesinin azalmasıyla 2010’ların ortalarına kadar sürdü; ancak bu stratejinin temel ilkeleri, Erbil’in Washington’daki mevcut tanıtım kampanyasının merkezinde yer almaya devam ediyor.
KYB lideri Celal Talabani’nin küçük oğlu Kubad Talabani, yeni kurulan Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin ABD (KRG USA) ofisinin ilk başkanı olarak atandı. O dönemdeki FARA açıklamaları, ofisin beş hedefini ortaya koyuyordu: ABD’de Kürt çıkarları için tabandan bir lobi oluşturmak, eğitim ve kültürel bağları geliştirmek, Kürt-Amerikan iş ilişkilerini teşvik etmek, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin diplomatik ağını genişletmek ve bir Kürt Kongre Grubu kurmak.
The Amargi, Kubad Talabani’den röportaj talebinde bulundu ancak hiçbir yanıt alamadı.
BGR gibi firmalar bu çabalara rehberlik etmede yardımcı oldular. Kürt bir kaynağa göre, Cumhuriyetçi eğilimli bu firma, özellikle savunma, istihbarat ve dış ilişkiler komiteleriyle iyi bağlantıları olan, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Kongre için “başvurulacak” lobi şirketi konumunda. Bu bağlantıların, IŞİD savaşı sırasında Peşmerge maaşları ve askeri teçhizat için Kongre’den ödenek sağlanmasında faydalı olduğu bildiriliyor.
KDP, 2006 yılına kadar BGR’nin yabancı temsilcisi olarak kaldı; bu tarihte sözleşme resmen KRG USA’ya devredildi. Talabani, 2007 yılında New York Times’a verdiği demeçte, eski Bush yönetimi yetkilisi Robert D. Blackwill’in BGR için yürüttüğü lobi faaliyetleri hakkında, “Firma ile uzun süreli bir ilişkimiz var” demişti. Geriye dönüp bakıldığında, bu yorum yetersiz kalıyor; zira ilişki 22 yıldır devam ediyor ve hâlâ sürüyor.
FARA’nın Kongreye sunduğu Yarı Yıllık Raporlara ve mevcut açıklanan aylık 20.000 dolarlık sözleşmesine dayalı bir tahmine göre, Erbil 2004’ten bu yana BGR için lobi faaliyetlerine toplamda 10 milyon dolardan fazla para harcadı; ancak eksik veriler nedeniyle kesin toplam rakam net değil.
BGR’nin çalışmaları güvenlik alanının ötesine uzanarak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin önemli gördüğü tüm konuları kapsıyor. En son KRG dosyaları, KRG Başbakanı Mesrur Barzani’nin Mayıs 2025’te Washington’a yaptığı ziyaretle ilgili. Barzani, ziyaret sırasında ABD merkezli enerji şirketleriyle çeşitli yeni petrol ve doğalgaz anlaşmaları duyurdu.
BGR, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Washington’daki çıkarlarını ilerletmek için görevlendirdiği tek firma değil.
Ayrıca Greenberg Traurig ile uzun süredir devam eden bir ilişkisi bulunuyor ve 2007 ile 2021 yılları arasında hukuki ve lobicilik hizmetleri için bu şirkete 3,9 milyon dolar ödedi. Mevcut sözleşmesinin aylık değeri ise 20 bin dolar.
Kürt bir kaynağa göre, hukuk firması Washington’da Kürdistan Bölgesel Yönetimi için bir “arabulucu” görevi görüyor. Hukuk firması ayrıca, son yıllarda Kürdistan Mağdurları Fonu ve Şnyar Enver tarafından açılan davalar da dahil olmak üzere, Kürdistan Bölgesel yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani’yi ilgilendiren hukuki davalara da yardımcı oldu.
Zaman içinde, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin ABD (KRG USA) ofisinin ilk hedeflerine büyük ölçüde ulaşıldı; bu kısmen Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin lobicilik ve halkla ilişkiler alanındaki yatırımlarının da katkısıyla gerçekleşti. Aktif ve katılımcı bir Kürt-Amerikan topluluğu, Nashville-Erbil Kardeş Şehir anlaşması ve Zaxo ile Moorhead, Minnesota arasında dostluk bildirgesi gibi kültürel bağların kurulmasına yardımcı oldu. ABD-Kürdistan İş Konseyi (USKBC), Erbil’deki ABD Başkonsolosluğu’nun desteğiyle, ABD şirketlerinin Kürdistan Bölgesi’ne girişini kolaylaştırmak amacıyla 2012 yılında kuruldu. Bu kapsamda, Kasım 2025’te Erbil’e bir ticaret heyeti ziyareti gerçekleştirildi.
2008 yılında bir Kürt Amerikan Grubu kuruldu, ancak eski eş başkan Michael Waltz da dahil olmak üzere birçok önemli üyenin Kongre’den ayrılması nedeniyle bu gayri resmi grup mevcut yasama döneminde görünürde aktif olmadı. Bununla birlikte, Kürtleri Kurtarma Yasası gibi yasalar bu oturumda iki partinin de desteğiyle sunuldu. Tasarı çok tartışmaya yol açsa ve Kürtlerin sorunlarına dikkat çekse de, henüz Senato’dan geçmedi ve komite aşamasının ötesine geçmesi de olası görünmüyor. Yine de, çeşitli kaynaklara göre, Kongre’nin Kürdistan Bölgesi’ne desteği güçlü kalmaya devam ediyor.
Ciddi aksilikler de yaşandı, bazen en kritik anlarda. Özellikle Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin ilk Trump yönetimini 2017 bağımsızlık referandumunu desteklemeye ikna edememesi dikkat çekiyor. Erbil’in ABD’den hava savunma sistemi için güvence alamaması, İran ve Irak milislerinin devam eden saldırıları göz önüne alındığında önemli bir sorun ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi için büyük bir hayal krıkılığına neden oluyor.
Bu ve diğer örnekler, Erbil’in bazen Washington’dan gelen sinyalleri yanlış yorumladığını ve bölgesel işlerdeki önemini abarttığını, ABD’nin ise diğer çıkarlarına öncelik verdiğini gösteriyor.
Hiçbir lobi faaliyeti bunu düzeltemez: bu anlayış her yerden önce Kürdistan’dan gelmeli. Bu, Erbil’in mevcut İran-ABD savaşına vereceği yanıtı şekillendirmesi gereken zor bir ders.
Bu yazı The Amargi internet sitesinden alınmıştır. Üç bölümlük dizinin tamamını buradan okuyabilirsiniz.
Winthrop Rodgers: Irak Kürdistan Bölgesi’nde siyaset, insan hakları, siyasi ekonomi ve çevre konularına odaklanan bir gazetecidir. Aynı zamanda Chatham House’da yardımcı araştırmacı olarak görev yapmaktadır.







