Rojava’nın bu süreçte iki temel talebi öne çıkıyor. Birincisi, farklı kimliklerin ve inançların ülkenin asli unsurları olarak tanınmasıdır. Bu, yalnızca Kürtler için değil, tüm toplumsal kesimler için eşit yurttaşlığın teminatı anlamına gelir. İkincisi ise yerel ya da özerk yönetimlerin anayasal güvence altına alınmasıdır. Bu madde, merkeziyetçi yapının sınırlandırılması ve yerel iradenin güçlendirilmesi açısından hayati bir rol oynar.
Doğan CİHAN
Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile Suriye geçici hükümeti arasında, ABD ve Fransa’nın arabuluculuğunda, Türkiye ve İngiltere’nin onayıyla yürütülen uzun müzakere ve tartışmaların ardından, 14 maddelik 29 Ocak Anlaşması üzerinde uzlaşıya varıldı. Bu anlaşma ile deyim yerindeyse kırılgan ve süreklilik arz eden çatışma halinden çıkılarak kalıcı bir ateşkes zemini oluşturuldu.
GERİ ADIM ATILMAYACAK İKİ KONU
Rojava ile Şam arasında yıllara yayılan güvensizlik, Türkiye’nin saldırıları, bölgedeki askeri ve siyasi baskılar ile çok sayıda iç ve dış aktörün müdahalesi, bugüne kadar bir uzlaşının önünde ciddi engeller oluşturuyordu. Ancak son aşamada tarafların 14 maddelik kapsamlı bir çerçevede anlaşmaya varması, önemli bir eşik olarak kayda geçti.
Entegrasyon süreci üç ayını geride bıraktı. Sahada bu süreci takip eden gazeteciler olarak, uygulamada zaman zaman uzlaşıya, zaman zaman krizlere ve kimi başlıklarda tarafların farklı söylemler geliştirdiğine tanıklık ettik. Sürecin zorlu ilerlediği açık, ancak asıl sınavın, yeni Suriye Anayasası’nın yazımı ve Rojava’nın bu sürece katılımıyla daha da derinleşeceği öngörülüyor.
Bu çerçevede Rojava, bir Anayasa Hazırlık Komitesi oluşturarak çalışmalarına başladı. Komite, işe başlarken kritik bir siyasal tutum benimsedi. 29 Ocak Anlaşması sürecinde en temel insani meselelerin dahi pazarlık konusu yapılabildiği, siyasi baskı unsuru olarak kullanılabildiği bir ortamda, Rojava yönetimi toplumun sesine kulak vererek net bir ilke belirledi: Anadilde eğitim ve kadın kazanımları geri adım atılmayacak temel esaslar olarak kabul edildi.
Bu yaklaşım, yalnızca bölgesel bir talep değil aynı zamanda Kürtlerin ve daha geniş anlamda uluslararası kamuoyunun da meşru göreceği evrensel haklar zeminine dayandırıldı.
İDARİ ENTEGRASYON
İdari entegrasyon, tarafların en çok zorlandığı başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Çünkü burada mesele yalnızca kurumların birleşmesi değil; yönetim anlayışlarının, karar alma mekanizmalarının ve yerel iradenin nasıl şekilleneceğidir.
Rojava’da yıllar içinde inşa edilen yerel yönetim modeli, merkeziyetçi yapılarla doğrudan bir çelişki taşıyor. Bu nedenle entegrasyon süreci, teknik bir birleşmeden çok daha fazlasını ifade ediyor.
ASKERİ ENTEGRASYON
Askeri alanda atılan adımlar, ateşkesin kalıcılığı açısından belirleyici nitelikte. Ancak bu süreçte de tarafların farklı öncelikleri olduğu açıkça hissediliyor. Rojava’nın savunma anlayışı, sadece sınır güvenliğiyle sınırlı değil; toplumsal varlığın korunmasını da içeriyor.
Bu nedenle askeri entegrasyon, basit bir komuta zinciri meselesi değil, aynı zamanda bir güvenlik paradigmasının yeniden tanımlanması anlamına geliyor.
DİĞER SİVİL ALANLARIN ENTEGRASYONU
Eğitimden sağlığa, yerel ekonomiden kültürel yaşama kadar uzanan geniş bir alan, entegrasyon sürecinin karmaşık boyutlarını oluşturuyor. Özellikle eğitim sistemi ve yerel hizmetlerin nasıl şekilleneceği, geleceğin toplumsal yapısını doğrudan etkileyecek.
Bu alanlarda atılacak her adım, sadece bugünü değil, gelecek kuşakların kimliğini de belirleyecek nitelikte.
DİL
Dil meselesi, Rojava için bir hak talebinin ötesinde, varoluşun temel dayanaklarından biridir. Yıllarca inkar edilen, kamusal alandan dışlanan bir dilin yeniden hayatın merkezine yerleşmesi, yalnızca kültürel bir kazanım değil; aynı zamanda tarihsel bir kırılmadır.
Bugün Rojava’da Kürtçenin eğitim dili olarak kullanılması, bir halkın kendi kimliğiyle var olma iradesinin somut bir ifadesidir. Bu kazanım, sadece okullarda verilen derslerle sınırlı değil sokakta konuşulan dilde, yazılan şiirde, anlatılan hikayede kendini var eder. Dil, burada bir iletişim aracı olmaktan çıkar; hafızanın, direnişin ve geleceğin taşıyıcısına dönüşür.
Yeni anayasa sürecinde dilin statüsü, bu yüzden hayati bir öneme sahiptir. Çünkü anayasal güvence altına alınmayan her hak, yarın yeniden tartışmaya açılabilir. Rojava’nın bu noktadaki tutumu nettir: Dil, pazarlık konusu değildir. Haseke Adliyesi’nde süren ‘tabela krizi’ ise bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor.
KADIN
Rojava’nın dünyada yankı uyandıran en güçlü yönlerinden biri, kadının yaşamın her alanında özne haline gelmesidir. Bu, yalnızca askeri alanda değil, siyasetten toplumsal örgütlenmeye kadar geniş bir zeminde kendini gösteriyor.
Kadınların kurduğu yapılar, geliştirdiği örgütlenme biçimleri ve ortaya koyduğu irade, klasik toplumsal kalıpları aşan bir dönüşümü ifade ediyor. Bu dönüşüm, sadece bir eşitlik talebi değil, aynı zamanda yeni bir yaşam biçiminin inşasıdır. Kadın burada yalnızca temsil edilmez, karar alır, yön verir ve değiştirir.
Kadınların elde ettiği bu kazanımlar, Rojava’nın kırmızı çizgilerinden biridir. Çünkü bu kazanımlar, büyük bedellerle elde edilmiştir ve geri adım atılması, yalnızca bir hak kaybı değil, aynı zamanda bir devrimin geriye düşmesi anlamına geliyor.
ANAYASA YAZIM SÜRECİ
Önümüzdeki dönemin en kritik aşaması, yeni anayasanın yazımı olacaktır. Bu süreç, sadece hukuki bir metin oluşturmakla sınırlı değildir; aynı zamanda Suriye’nin nasıl bir devlet olacağının da belirlenmesidir.
Rojava’nın bu süreçte iki temel talebi öne çıkıyor. Birincisi, farklı kimliklerin ve inançların ülkenin asli unsurları olarak tanınmasıdır. Bu, yalnızca Kürtler için değil, tüm toplumsal kesimler için eşit yurttaşlığın teminatı anlamına gelir.
İkincisi ise yerel ya da özerk yönetimlerin anayasal güvence altına alınmasıdır. Bu madde, merkeziyetçi yapının sınırlandırılması ve yerel iradenin güçlendirilmesi açısından hayati bir rol oynar.
Bu doğrultuda oluşturulan Anayasa Komitesi, yalnızca hukuki bilgiye sahip isimlerden değil, aynı zamanda toplumsal gerçekliği okuyabilen, alternatif çözüm üretebilen ve sahadaki deneyimi metne dönüştürebilen kişilerden oluşuyor. Bu da hazırlanan metnin, teorik olmaktan ziyade pratik bir karşılık bulma ihtimalini güçlendiriyor.
Rojava, bu sürecin en başından itibaren temel önceliklerini net bir şekilde ortaya koymuş durumda: Dil ve kadın meselesi. Bu iki başlık, sadece birer talep değil, aynı zamanda Rojava’nın kimliğini belirleyen ana eksenlerdir.
Bu yüzden verilecek mücadele, yalnızca bir anayasa metnine birkaç madde eklemek değil, bir yaşam biçimini, bir varoluşu ve bir geleceği koruma mücadelesi olarak görülüyor.







