BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Halk TV krizi ne anlatıyor?

Halk TV krizi ne anlatıyor?

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Gazeteciliğin kamusal/kamu yararına faaliyet yönünü ciddiye alan bir siyaset, hele de özgürlük, demokrasi, insan hakları, emek, işçi hakları, barış… gibi sol ya da sosyal demokrat iddialar taşıyan siyasetler, aynı terimlerle yayıncılık yaparak kamuoyunun iltifatını kazanan ama meslek kurallarını hiç önemsemeyen, faaliyetini sömürü üzerine oturtan yapılara hiç değilse hürmet göstermeyerek işe başlayabilirler.

Ali Duran TOPUZ

“Gelinen noktada sessiz kalmak mümkün değil.”

Remziye Demirkol, bir Halk TV çalışanı olarak önce Seda Selek’in ardından Sorel Dağıstanlı’nın mecradan ayrılmaları sürecinde olan bitenlere müdahil olma ihtiyacı duyarken bu cümleyle söze başladı. Sessizlik imkansız ama konuşmak da hiç kolay değil; buna rağmen Demirkol’un paylaşımı sadece kanalın değil, mesleğin işini iyi yapma mücadelesi veren isimlerinin duygusal ve düşünsel ahvalini mükemmelen yansıtan bir metin olarak alkışı hak ediyor.

Öncesi malum, Selek kırgınlık beyanıyla (ama ayrılışına neden olan vakaları dillendirmeden) kanalda çalışmayı bırakmış, ardından ona destek paylaşımı yapan Dağıstanlı kurumun/patronajın zorbaca tutumunu ifşa ederek ayrıldığını açıklamıştı. Kanalın “personel politikalarına” dair vahim öyküler, patronunun daha da vahim tutumlarına dair ifşalar birbirini izledi. Konuşmanın zorluğu kavgada rol olmaya çalışan kesimlere ve söylediklerine bakıldığında daha iyi anlaşılır: İktidarın siyasi ve medyatik çevreleriyle “CHP içindeki bölünmelere/kavgalara” taraf olan, olmayan herkesin eteğindeki taşları hedeflerinin kafasına gözüne savurmaları, insanı hem hiç olmadığı kavgalarda taraf gibi gösterebilir, hem söylenenlerin bu kötü niyetli heyetlerce kendi iddialarının kanıtı gibi kullanılabilir. Dayanışma için söz alan meslektaşların tamamı bu tehlikeleri savuşturmak amacıyla çok sayıda incelikli metinler yayınlandı.

“PATRONU AŞAN KİMLİK”

Seda Selek ve Sorel Dağıstanlı’ya tekrar geçmiş olsun diyerek, Demirkol’un bir başka ifadesiyle devam edeyim: “Halk TV’nin patronunu aşan bir kimliği vardır.”

Demirkol’un beni bağışlaması dileğiyle, bu söz dahil yazıdaki bazı ifadeleri, yazmak istediklerimin kılavuzu olarak kullanacağım ve meseleyi mümkün mertebe “bir Halk TV/CHP tartışması” olmaktan uzak biçimde ele almaya çalışacağım; ama iktidara aday bir siyasal parti olarak CHP’nin adını anmadan bu işi konuşmak da ayrı bir zorluk.

Bir medya mecrasının kimliği “patronun kimliğini” aşabilir mi? Aşarsa nasıl aşar? Yoksa bu söz bir kurum çalışanının duygusal durumundan karşılığı da olmayan bir ifadesi mi? Cevap için başvuracağım şey de yazıda dile getirilen “editoryal özerklik” kurumu, yani “patronların anlamadığı şey.”

Türkiye’de basına baskı ve sansür meseleleri her zaman yüksek sesle tartışılırken, “editoryal özerklik” ya devletin/iktidarın baskısının bir parçasıymış gibi ele alınır ya da bir tür şımarıklık, bir tür mesleki züppelik alameti olarak görülür. Editoryal özerkliğin bizzat mecranın patronajına karşı geliştirildiği, mecraların her kademesinde hiyerarşinin mümkün kıldığı dayatmalara direnebilmek için başvurulacak bir kuşatıcı ilke olduğu anılmak bile istenmez. Türkiye’de 12 Eylül sonrası oluşturulan ve neoliberal kıyıcılığın manipülatif heveslerinin hizmetinde olması istenen medya düzeninde “editoryal bağımsızlık” talebinde bulunmak, bazı istisnai mecralar haricinde, her zaman işsiz kalmayı göze almak demekti. O düzeni yok edip doğrudan otoriter heveslerine uygun biçimde kendine bağlı/zimmetli bir medya alanı oluşturan mevcut iktidar döneminde ise o bağlılığın dışında var olmaya çalışan medya kurumlarında neredeyse her zaman bir tür “bozgunculuk alameti” sayılır oldu.

Çünkü işte büyük sermaye artık iktidara karşı iş yapmaktan çekindiği için alana hiç girmiyor, küçük sermaye aynı kaygılarla korka korka destek olmaya yöneliyor, etrafında çok gürültü koparılan uluslararası fonlar ise gerçekte ancak herhangi bir mecranın ihtiyaç doyduğu miktarın devede kulak kısmını sağlıyor. Medyanın, enformasyonun, bilginin önemini sürekli dile getiren politik yapılar ise (olayımızda CHP ama CHP yapmıyor, kalanlar yapıyor demek ayrı haksızlık olur) “bağlı olmayan” bir medya fikrini yani “editoryal bağımsızlık” ilkesini gözetme konusunda pek de umut verir gibi durmuyor. İşte Halk TV’deki personel politikasına ve editoryal bağımsızlığa karşı yüksek alerjiye dair öyküler gerçekte bu genel manzaranın bir parçası.

KAMU YARARI, ESKİ MEDYA

Peki editoryal özerklik “kurumsal kimliği” aşan kimlik konusunda niye bu kadar önemli? Meslek olarak gelişirken gazeteciliğin kendisini sadece kâr amaçlı bir faaliyet değil, toplumun bilgi/enformasyon ihtiyacının karşılanması için kamu yararına bir iş olarak tanımlaması nedeniyle. Kârlılık mantığı (kaba ifadesiyle az harcama çok gelir) ile kamusal faaliyet/hizmet mantığı (az getiri, gerekirse çok harcama) arasındaki gerilim ve bilginin/enformasyonun ekonomik ve kültürel önemi nedeniyle siyasal müdahalenin kaçınılmazlığı birlikte düşünüldüğünde editoryal özerlik “dengeyi sağlayabilecek” tek kurum olarak öne çıkar. Bilginin diğer alanında, akademide de “akademik özgürlük” ya da özerklik aynı işe yaradığı için var. Gazetecinin “kamu”yu yani genel toplumsal çıkarı, genel toplumsal yararı özel ekonomik ve siyasi çıkarlardan üstün tutarak çalışmasını sağlayabilecek başka bir kurum da ilke de kavram da yok.

Bu özerkliği koruyacak meslek kurumları Türkiye’de hiçbir zaman yeterince güçlü olamadı, gerçekte mevcut iktidarın medya alanını bugünkü berbat haline getirmesinin altında eski medya düzenindeki derin yapısal sorunların sağladığı kolaylıkların büyük payı var. Dijital dönüşümün dünyanın her tarafında medyada yol açtığı tarihsel, köklü sarsıntı “kamu yararını esas alan, meslek ilkelerine saygılı” iş yapmanın koşullarını her yerde hayli zorlaştırdı, nispeten ayakta kalan yerler meslek örgütlerinin hâlâ güçlü ve önemli olduğu, demokratik kurumların şekli olarak bile olsa ayakta kalmış göründüğü az sayıda ülke dışında, neredeyse ortadan kaldırmış durumda. Türkiye’deki manzaranın vahameti, bu üst üste binen gelişmelerde en önemli payı olan siyaset kurumunun yine küresel planda yükselen otoriter/totaliter siyasetlerin en hırslılarından birinin iktidarda olmasından kaynaklanıyor temelde, amenna, fakat o iktidara karşı mücadele ettiği iddiasındaki muhalefetin “medya” anlayışı iktidarınkiyle ortak değilse bile ondan kurtuluşu sağlayacak ilkelere yakın görünmüyor.

SİYASETİN KONUMU

Halk TV’nin “patronun kimliğini aşan kimliği” bütün bu zorluk ve güçlüklere rağmen iki şeye dayanıyor: Kamunun genel bilgi/enformasyon ihtiyacının yol açtığı ilgi ve bu ilgiye karşılık verebilmek için kurum içinde meslek ilkelerini esas alarak çırpınan çok sayıda ismin bulunması.

Halkın ilgisini ve meslek erbabının ciddiyetinin sömürülmesini engelleyebilecek sadece iki şey var: Siyasetin, alanı editoryal özerklik ekseninde düzenlemesi ve bunun gözetilmesi için mesleki örgütlenmelerin güçlü olması. Meslek örgütlerinin tahrip ve tasfiyesinin sorumlusu elbette iktidardır, iktidarın alanı sadece kendi çıkarı için düzenlemesi ve baskı imkanlarını sadece bu düzenlemeyi sürdürmek amacıyla kullanması buna eklenince umut kapıları hepten kapanır. Fakat eğer “siyaset” iktidardan ibaret değilse, muhalefet iktidarın “medya stratejileriyle” de mücadele etmek zorundaysa, Halk TV’de görüldüğü türden personel politikalarının görmezden gelinmesi nasıl kabul edilir, itibar görür? Denilecek ki mecra bir özel patrona ait, kim müdahale edebilir ki? Elhak “özel” mülkiyet kutsal olduğuna göre kimse, denildiği anda geriye aslında iktidarın medya stratejisinin ne kadar yerinde olduğunu onaylamak kalır.

Medya kurumları işi iyi yaptıkları oranda patronların kimliğini aşar, patronların çıkarından daha önemli olan kamusal çıkarın mesleğin bir boyutu olduğu için böyledir bu ve örneğin Halk TV de çok zor koşullara rağmen işini iyi yapmak için çırpınan çok sayıda çalışan olduğu için Demirkol’un işaret ettiği kimlik oluşmuştur. Bu “patronları aşan kimlik”ten doğrudan yararlanan siyaset, o kimliği inşa eden çalışanlara ve genel olarak da medyaya dair politikalarına göre isim alır: Patrondan yanaysa, propagandadan, manipülasyondan, dezenformasyondan, misenformasyondan medet uman kötü siyasetler kümesinde yer alacaktır; gerçekten haber alma hakkı, bilgilenme hakkı, ifade özgürlüğü peşindeyse mesleğin gereği gibi yapılmasına engel olan patronaj formlarına mesafe koymak zorundadır. Elbette kazanç olmayınca “patron” da yatırım yapmayacaktır, gerçekte onların “hayatta kalma” diye bir güdüsü yoktur, sadece kâr güdüsü vardır; fakat gazeteciliğin kamusal/kamu yararına faaliyet yönünü ciddiye alan bir siyaset, hele de özgürlük, demokrasi, insan hakları, emek, işçi hakları, barış… gibi sol ya da sosyal demokrat iddialar taşıyan siyasetler, aynı terimlerle yayıncılık yaparak kamuoyunun iltifatını kazanan ama meslek kurallarını hiç önemsemeyen, faaliyetini sömürü üzerine oturtan yapılara hiç değilse hürmet göstermeyerek işe başlayabilirler.

Bilvesile, Merdan Yanardağ’a ve hapiste tutulan meslektaşlarıma selam olsun.

NOTLAR

1

Yukarıdaki satırları yazdıktan sonra, kanalın sahibi Cafer Mahiroğlu’nun sosyal medya paylaşımını gördüm. Yukarıdaki yazıda da görüldüğü gibi niyetim kanal ve partiye ilişkin tartışmalara girmek değil, bana göre işin özünü oluşturan meseleyi ele almaktı, o nedenle alabildiğinde sınırlandırılmış ve sakin bir metin üretmeye çalıştım. Fakat Mahiroğlu’nun sözleri, sınırlı tutum almanın, sakinliğin, edep erkanın insanı utandıracağı kadar vahim.

Şöyle diyor mesela: “Kendilerini muhalif kesime tanıtmak ve önemli hissetmek isteyenler, editoryal nedenlerle Halk TV’ye çıkamayınca doğal olarak bize saldırıyorlar.”

“Editoryal nedenler” ne demek olabilir? Editoryal özerklik demek istiyor olabilir, öyleyse bunun patrona tanınmış bir hak değil, patrona karşı geliştirilmiş, patronun/patronajın değil çalışanın/gazetecinin kullanması gereken bir hak olduğunu biri kendisine söylesin diyeceğim, ama bir yerde patron, “editoryal nedenler bendedir” dediyse zaten başka konuşacak bir şey kalmaz; patron o çünkü ve patron böyle istiyor.

Bu terse çevirme, Türkiye ve dünya siyasetinde öne çıkan yeni nesil muktedirlerin kasıtlı terse çevirmeleriyle aynı mantığı takip ediyor, hukukun anti-hukuk (ya da tersinden hukuk) haline gelmesi bu mantığın ürünü.

Açıklama metni baştan aşağıya aynı muktedir söylemsel stratejiyi izliyor: Eleştiren, söz söyleyen herkes haksız, hatalı, kötü niyetli ve bir operasyonun parçası iken kendileri sahnenin makul, adil ve vakur ve her zaman haklı merkezi figürü. Bu fedakarlığı anlaşılamamış kahraman (bir yerlerden tanıdık) pozuyla başlayan mağduriyet tiradı her zaman ortamı mistikleştiren karanlık güçlere başvurarak devam eder, asıl mağdurları ise mental ya da ahlaki yetersizlikle damgalar: “… neyin içinde olduklarını bildiklerinden emin değilim.”

Bu kendisini kendi anlatısının kahramanına çeviren narsistik epik nutuk, “editoryal nedenler” lafında olduğu gibi işin özüne dair kelamında kendisini bir daha ele verir: “Ayrılan arkadaşlar geleceğimize hizmet eden bir bilim insanının, hayat kurtaran bir doktorun, çocuklarımızı yetiştiren profesörlerin aldığı maaşı alıyorlardı.”

“Ayrılan arkadaş”lardan hiçbiri maaştan söz etmedi oysa, zaten söyleyen bunu biliyor, söyleminin derdi konuşan yüksek şahsiyetin mağduriyet (saldırı, operasyon, organize operasyon) hikayesini, yüksek şahsın yüce gönüllü (bilim insanı, doktor, profesör maaşı veriyor) hakkaniyet hikayesiyle taçlandırıp, tartışmaya yol açan kişilerin mental ve ahlaki yetersizliklerini daha görünür kılmak: Hem akılsız hem kötü niyetliler ama ben gene de ne paralar veriyordum! Aldığı paraları almaya niye devam etmediler peki diye soramazsınız artık, söylem kendini aklama ve yüceltme çemberini kapatmış, hedef aldığı kişiler orada kısılı kalmıştır. Gazetecilikte (aslında her meslekte) mesele maaştan ibaret değildir, editoryal özerklik, çalışana saygı filan da temel meselelerdir diyemezsiniz, çünkü nutuk editoryal tercihi zaten patrona mülk yazılmıştır, tartışmaya yol açanların aldığı maaşlar da genel maaş politikasını konuşma imkanını yok etmiştir. Maaşları da yüksekmiş algısına yol açan vurguda, diğer maaşların düşüklüğüne atıfla bir şantaj tehdidi de yok değil!

Açıklamada “operasyon” ve “troll” kelimeleri tekrar ediliyor, fakat başvurulan hegemonik mağduriyet anlatısının siyasette hegemonyanın devamı için gerekli rızayı üretme ya da onarma amacına benzeyen bir amaçla final yapılıyor:

“Halk TV, halkın gerçek haberlere ulaşması için mücadeleye aynı kararlılıkla devam edecek. Üstlendiğim tarihi misyonu 3-5 troll ve şöhret sevdalısı için terk edeceğimi sananlar yanılıyorlar.”

Böylece hiçbir kimliğin patronun kimliğini aşamayacağı da ilan edilmiş oluyor; eski dönem medyasının en çok eleştirilen patronlarından hiçbiri böyle bir metni yayınlamayı aklının ucunden bile getirmezdi, biri yazıp kendisine getirse onu işten atardı, sen bu işi hiç anlamamışsın diye.

2

CAFER MAHİROĞLU’NUN AÇIKLAMASININ TAM METNİ

“Halk TV’nin muhaliflerin izlediği tek haber kanalı olması, doğal olarak birçok sorumluluğu da beraberinde getiriyor. Bu durumun getirilerini nasıl sahipleniyorsak, götürülerini de sahiplenmek benim sorumluluğumdadır. Öncelikle dışarıdan yazanlara birkaç şey söylemek istiyorum: Kendilerini muhalif kesime tanıtmak ve önemli hissetmek isteyenler, editoryal. nedenlerle Halk TV’ye çıkamayınca doğal olarak bize saldırıyorlar. Ekranda yer bulamadıkları ve şöhret peşinde koştukları için bu kampanyaya katılmalarını anlıyorum. Muhalif gazeteci görünümlü maaşlı troller de görevlerini yapıyorlar çünkü aldıkları paranın hakkını veriyorlar. En çok da anları anlıyorum. Yola çıkarken nasıl bir yükün altına girdiğimin, nelerle karşılaşabileceğimin ve ne tür saldırılara maruz kalabileceğimin farkındaydım. Bunun nasıl bir mücadele olacağını da biliyordum. Bu dönemde bana yönelik bir anda düğmeye basılmışçasına başlayan organize saldırının tesadüf olmadığını da biliyorum. Üzücü olan bu operasyona arkadaşlarımızın da katılması. Neyin içinde olduklarını bildiklerine emin değilim ama emek sömürüsü konusunda söyleyeceklerim var… İddialar gerçeği yansıtmıyor, zaten niyet de gerçekleri konuşmak değil anladığım kadarıyla. Madem burada konuşuldu söyleyeyim: Ayrılan arkadaşlar geleceğimize hizmet eden bir bilim insanının, hayat kurtaran bir doktorun, çocuklarımızı yetiştiren profesörlerin aldığı maaşı alıyorlardı. Dünden beri devam eden saldırı ne ilk ne de son olacak ama ne olursa olsun Halk TV, halkın gerçek haberlere ulaşması için mücadeleye aynı kararlılıkla devam edecek. Üstlendiğim tarihi misyonu 3-5 troll ve şöhret sevdalısı için terk edeceğimi sananlar yanılıyorlar.”

3

REMZİYE DEMİRKOL’UN PAYLAŞIMININ TAM METNİ

“Gelinen noktada sessiz kalmak mümkün değil. İktidarın yarattığı değişimden en büyük payı medya aldı. Küçültülen ve köşeye sıkıştırılan muhalif medya hem patronlar hem de çalışanlar açısından “hayatta kalma” dürtüsüyle hareket edilen, ilke ve vicdan başta olmak üzere pek çok şeyin sırayla feda edildiği, varlığıyla çelişkili bir alana dönüştü. Hayatta kalma hedefi, gücünü en çok da ayağını çalışanların meslek aşkına, çaresizliğine ve omurgalı durma çabasına basarak aldı. Değer terazisi şaştı, bizim için mesele para olmadı hiç bir zaman, değersizleştirme oldu. Patronların anlamadığı diğer sektörlerin aksine gazetecinin çalıştığı kuruma da muhalif olabileceği, editoryal bağımsızlığın bu mesleğin doğası olduğudur. İktidara muhalefet etme riskini almış olanlar patronlarına mı etmeyecekler? Öte yandan Halk TV’nin patronunu aşan bir kimliği vardır ve bu kimlik “yangına bir damla su dökebilir miyim?” diye çabalayan, bir “söz” söylemenin derdine düşmüş insanların emeğinden oluşur, samimidir. Çelişki gibi sunulan, kendi hak talebini bu amaçla ertelemektir özünde, benim için öyle en azından, sıra da bize hiç gelmez bu arada. Ez cümle Halk Tv’nin de dediği gibi @SedaSelek1 @soreldagistanli yalnız değilsiniz. İktidar cenahından, bu iklimi kendileri yaratmamış gibi laf söyleme sırasına girmiş olanlar siz elinize tutuşturulan ortak manşetlerle ilgilenin, kenara çekilin, çekirdeğinizi çitleyin, siz dünya yanarken çekirdek çitlemeyi iyi bilirsiniz…”

 

 

Ali Duran TOPUZ kimdir?

1994 yılında başladığı gazeteciliğinin 17 yılını Radikal Gazetesi’nde geçirdi. Gazete Duvar’ın kurucu editörleri arasında yer aldı. “Dünya Hali” (Radyo Sputnik) programını ve İMC TV’de sunuculuk ve medya eleştirisi yaptı. Gazete Duvar’dan ayrıldıktan sonra Artı Gerçek’te köşe yazmaya başladı. Hukuk, çalışma hayatı ve siyaset üzerine yazılarla öykü ve şiir yazıyor.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz