Hürmüz Boğazı ile ilgili yaşanan kriz, dikkatleri Kızıldeniz’deki Babu’l Mendeb Boğazı’na çevirdi. İran’ın buraya yönelik de tehditleri var, ABD ile İsrail’in ise küresel ticarette önemli bir yer tutan Kızıldeniz güzergahı için Eritre ve Somaliland’da bazı planları olduğu ileri sürüldü. Bu gelişmeler, Türkiye’yi de ilgilendiyor. Detaylar haberde…
HABER MERKEZİ – İran’ın gemi geçişlerine kapatarak hem savaş hem de diplomaside önemli bir koz haline getirdiği ve böylece küresel piyasalarda krizi tetiklediği Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerin ardından Afrika ile Arabistan arasındaki Kızıldeniz’i açık denize bağlayan Babu’l Mendeb Boğazı da gündemde ve bununla birlikte özellikle iki ülke dikkat çekiyor: Somaliland ve Eritre.
ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı ile ilgili gerilim sürüyor. 28 Şubat’ta başlayan ve 40 gün sonra ilan edilen ateşkese kadar devam savaşın seyrini belirleyen Hürmüz Boğazı, iki ülke arasındaki görüşmelerin de odağında yer alıyor.
Savaşta ve diplomaside Hürmüz Boğazı: Bu koz kime kaybettirecek?
Hürmüz Boğazı, savaştan önce, deniz yoluyla gerçekleştirilen küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 25’inin geçtiği bir yerdi. İran savaş boyunca boğazı kapattı, petrol fiyatlarında artışa yol açan bu gelişme savaşta İran’a kritik bir avantaj sağladı. İran 8 Nisan’da ilan edilen ateşkes sürecindeki ABD ile görüşmelerde de Hürmüz Boğazı’nı önemli bir koz olarak elde tuttu.
Hürmüz Boğazı, ABD ile İran arasında savaşın seyrini etkilediği gibi mevcut durumda ateşkesin geleceği ve iki ülke arasındaki görüşmeler için de belirleyici durumda.
×
KIZILDENİZ, BABU’L MENDEB BOĞAZI VE HUSİLER: DEVAM EDEN GERİLİME İRAN ETKİSİ
Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma yönündeki adımları, Kızıldeniz’e yönelik ABD politikasının önemini artırdı. Kızıldeniz, Ortadoğu’nun başlıca petrol ihracatçılarının Basra Körfezi’ni aşmak için kullandığı kritik bir geçiş noktası.
Hürmüz Boğazı, Arap Yarımadası’nın doğu tarafındaki geniş petrol rezervlerine açılan kapı niteliğinde. Kızıldeniz ise batı hattında yer alıyor ve Akdeniz ile Hint Okyanusu arasında askeri ve ticari deniz trafiği için hayati bir rota oluşturuyor.
Ancak Kızıldeniz rotasında daha önce zaten var olan gerilim, İran’daki savaşla birlikte yeni bir düzeye ulaştı. Yemen’deki Husiler, 2015’ten beri Kızıldeniz güzergahını etkiliyor, pek çok kere gemi geçişlerine engelledi, bazı gemilere el koydu. Ancak Husilerin İran ile ilişkisi durumu daha bölgesel ve karmaşık hale getiriyor.
Husiler, 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırısı sonrasında başlayan Gazze’deki savaş boyunca İsrail’e karşı füze saldırıları düzenledi ve Hamas’ı destekledi. Son olarak da Husiler, 28 Şubat’ta başlayan savaş sonrasında Tahran’a destek amacıyla Kızıldeniz’in girişindeki Babu‘l Mendeb Boğazı’nı kapatma tehdidini dile getirdi. Bu, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatarak oluşturduğu jeopolitik şartlardan ilham alındığını açıkça gösteren yeni bir durumu ifade ediyor.
ABD HUSİLERİ VURDU, ANLAŞMA İLAN ETTİ, AMA İRAN’DAN SONRA YENİ BİR DURUM VAR
ABD ve İsrail, ilk kez İran’daki savaş nedeniyle Husilerle karşı karşıya gelmiyor. 2023’ten sonra İsrail birçok kez Husileri bombaladı ve aralarında Husi hükümetinin başbakanı ve genelkurmay başkanının da olduğu çok sayıda üst düzey yetkilisini öldürdü. Coğrafi mesafe nedeniyle de Husilerin, Hizbullah veya Hamas kadar, İsrail’i tehdit edebilme kapasitesini engelliyor.
Başbakanları da vurulmuştu | Husiler: Genelkurmay Başkanımız öldürüldü
ABD de Husileri bombaladı. En şiddetli saldırılar ise Mayıs 2025’in başında görüldü. Ancak 6 Mayıs’ta ABD Başkanı Trump, Husiler ile ateşkes anlaşmasına varıldığını duyurdu. Trump, Yemen’deki Husilerin artık savaşmak istemediklerini kendilerine ilettiklerini belirterek “Biz de buna saygı duyacağız ve onları bombalamayı durduracağız. Teslim oldular, artık gemileri havaya uçurmayacaklarını söylüyorlar” ifadelerini kullanmıştı.
Husiler ise anlaşmanın “sadece Amerikan gemilerini ve diğer gemileri içerdiğini, İsrail’in anlaşmanın bir parçası olmadığını” duyurmuştu. Nitekim bu anlaşmadan sonra Husiler ile İsrail arasında karşılıklı saldırılar devam etmişti.
İran’daki savaş sonrasında ise Kızıldeniz cephesindeki gerilim yeniden yükseldi. Husilerin İsrail’e yönelik saldırılarının yeni gerekçesi İran oldu. Husiler de, Hamas ve Hizbullah gibi İran’ın bölgesel “vekil güçleri” arasında bulunuyor. Husiler, İsrail’e yönelik bir kez daha etkisiz füze saldırılarına başlamakla birlikte, esas olarak Babu’ul Mendeb Boğazı konusunda tehditte bulundu. Bu, İran’ın Hürmüz Boğazı ile ilgili siyasetinden Kızıldeniz’de de yürürlüğe girebileceğinin göstergesi oldu.
Nitekim 5 Nisan’da İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin Babu’l Mendeb Boğazı’nın da Hürmüz gibi kapatılabileceğine ilişkin mesajı dikkat çekiciydi. Velayeti, “Direniş Cephesi’nin komuta merkezi, Babu’l Mendeb’i Hürmüz Boğazı gibi görüyor. Beyaz Saray aptalca hatalarını tekrarlamayı planlıyorsa, enerji akışının ve küresel ticaretin tek bir hareketle sekteye uğratılabileceğini yakında anlayacaktır” ifadelerini kullandı.
Trump tehdit etmişti | İran’dan yanıt: Babu’l Mendeb Boğazı resti
Kızıldeniz ile Aden Körfezi’ni birbirine bağlayan Babu’l Mendeb Boğazı, Yemen ile Somaliland, Cibuti ve Eritre arasında yer alıyor. Basra Körfezi’nden çıkan petrol ve sıvılaştırılmış doğalgazın Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa’ya ulaştığı ana güzergâhlardan biri. Bu nedenle küresel enerji ticaretinde kritik bir geçiş noktası olarak görülüyor. Babu’l Mendeb, İran’ın doğrudan kontrol ettiği bir bölgede değil ve uluslararası deniz trafiği açısından yoğun askeri varlık bulunuyor. Ancak İran’ın Yemen’deki müttefikleri üzerinden dolaylı bir etki yaratabileceği değerlendiriliyor.
×
HÜRMÜZ SONRASI YENİ ROTA ARAYIŞLARI: SUUDİ ARABİSTAN İLE HUSİLER ARASINDAKİ SAVAŞ VE MEVCUT RİSKLER
Hürmüz Boğazı’ndan yapılan petrol sevkiyatının yüzde 80’inin Asya ülkelerine gittiği kaydediliyor ve boğazda yaşanan kriz bunu önemli ölçüde engellemiş durumda. Boğazda savaştan önce en fazla ham petrol ve petrol ürünü ihraç eden ülke ise Suudi Arabistan’dı. Ülke, günlük 5 milyon 430 bin varil ham petrol ve 800 bin varil petrol ürünü sevk ediyordu.
Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı Suudi Arabistan’ın Saudi Aramco şirketi, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kesintilere karşı ülkenin batı kıyısındaki Yenbu Limanı üzerinden alternatif sevkiyat rotalarını devreye aldığını duyurdu. Böylece Yenbu Limanı, Körfez ülkelerinin ham petrol ihracatında başlıca çıkış noktalarından biri haline geldi. Yenbu’dan gerçekleştirilen ham petrol ihracatı son Mart ayı sonlarına doğru ortalama 3,66 milyon varile ulaşmıştı.
Ancak Yenbu Limanı’ndaki sevkiyat için Babu’l Mendeb Boğazı önemli hale geliyor ve İran ile desteklediği Husilerin buraya yönelik tehditleri yeni krizleri tetikleyebilme potansiyelini barındırıyor.
İran destekli Husiler, 2014 yılında iktidarı ele geçirdiklerinden bu yana başkent Sana ile ülkenin kuzeyi ve Kızıldeniz kıyı şeridi dahil olmak üzere Yemen’in büyük bir bölümünü kontrol ediyor.
Bu durum da onlara Avrupa’yı Asya’ya bağlayan en kısa deniz yolu olan Babu’l Mendep Boğazı üzerinde güç kazandırıyor.
İç savaştan sonra Yemen hükümetini desteklemek gerekçesiyle Suudi Arabistan öncülüğünde, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’in de dahil olduğu bir koalisyon Husilere karşı uzun süreli hava harekatına başladı. Bu oldukça yıkıcı geçen savaşa İran da Husileri destekledi. İran ve Husilerin saldırılarında Suudi Arabistan’ın petrol tesisleri de hedef alındı. Bu oldukça yıkıcı geçen sürenin ardından 2023’te Suudi Arabistan ile Husiler arasında Umman’ın arabuluculuğunda barış görüşmeleri başladı. Barış görüşmeleri sonuca ulaşamamışsa da son üç yılda göreceli bir sakinlik söz konusuydu. Ancak İran’daki savaş yeni gerilimlere yol açmış bulunuyor.
İRAN’DAKİ SAVAŞTAN SONRA SOMALİLAND DAHA DA KIYMETLİ: “BAE, İSRAİL VE ABD İÇİN SOMALİLAND’DA ÜS KURUYOR”
Yemen’de devam eden gerilime İran savaşının yeni bir boyut kazandırdığı görülüyor ve bu, sadece bölge ülkeleri için değil ABD ile İsrail açısından yeni politika arayışlarını gündeme getiriyor. Somaliland ve Eritre’ye ilişkin iddialar da bu politik arayışların önemli işaretleri olarak değerlendiriliyor.
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, 26 Aralık’ta Somaliland’ı bağımsız devlet olarak tanıdıklarını duyurdu. Böylece Somaliland ilk kez bir devlet tarafından tanındı. Ardından 6 Ocak’ta İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Somaliland’ı ziyaret eden ilk Dışişleri Bakanı oldu.
Türkiye ile yeni gerilim | İsrail, Somaliland’ı resmen tanıdı
Somaliland, 1991’de Somali’den tek taraflı olarak ayrıldığını ilan etti. Somali, Somaliland’ı ülkenin ayrılmaz parçası olarak görüyor ve bölgeyle ilgili tüm uluslararası anlaşmaların yalnızca Mogadişu yönetiminin yetkisinde olduğunu ileri sürüyor.
Bir diğer dikkat çekici adım ise 8 Ocak’ta ABD’den geldi. İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararının hemen ardından ABD Başkanı Donald Trump Somali’ye yapılan tüm yardımları askıya aldığını duyurdu.
Somaliland’ı bağımsızlığını ilan ettiğinden beri ilk kez ulusalarası gündeme taşıyan gelişmeler ise, Kızıldeniz’deki güç mücadeleleri ve şimdilerde İran’daki savaş ile yakından ilgili görünüyor.
Fransız Le Monde gazetesi, önceki gün Somaliland ile ilgili dikkat çekici bilgiler paylaştı. Habere göre, Kızıldeniz’in girişindeki stratejik konumuyla öne çıkan Somaliland’ın Berbera kentinde, Birleşik Arap Emirlikleri tarafından ABD ve İsrail için askeri üs niteliğinde bir tesis inşa ediliyor ve uydu görüntüleri, havalimanındaki genişleme çalışmalarını ortaya koyuyor. Bu üç ülkenin Somaliland yönetiminin başlıca müttefikleri arasında yer aldığı belirtilen haberde şöyle denildi:
“Çalışmaların, İsrail’in 26 Aralık 2025’te Somaliland’ın bağımsızlığını tanımasıyla aynı döneme denk gelmesi dikkat çekiyor. Benjamin Netanyahu liderliğindeki İsrail hükümetinin bu adımı, Aden Körfezi’nde, Yemen kıyılarına yakın bir bölgede stratejik bir ileri üs kurma hedefiyle ilişkilendiriliyor. Yemen’de faaliyet gösteren ve İran destekli Houthis ise bölgedeki deniz trafiğini tehdit ediyor.
Uydu görüntüleri, pistin güneyinde en az üç noktada yoğun kazı çalışmaları yapıldığını ortaya koyuyor. Ekim 2025 ile Mart ayları arasında kumluk arazide en az 18 hendek kazıldığı tespit edildi. Avrupalı bir güvenlik kaynağına göre bu yer altı yapıları, mühimmat depoları ya da yakıt tankları olarak kullanılabilecek tesislere işaret ediyor. Görüntülerde, bu hendeklerin konteynerlerle doldurulup yeniden kapatıldığı görülüyor.
İsrail ile Somaliland arasında resmi bir savunma anlaşması olduğu iddiaları her iki tarafça reddedilse de, sahadaki iş birliğinin başladığı belirtiliyor. Somaliland istihbarat yetkililerinin Tel Aviv’de eğitim aldığı, İsrailli askeri heyetlerin ise başkent Hargeisa ve Berbera’da temaslarda bulunduğu ifade ediliyor.
Berbera, Kızıldeniz’in güney girişindeki konumu ve 4 kilometreyi aşan pistiyle dikkat çekiyor. Bu pist, 1970’lerde Sovyetler Birliği tarafından inşa edilmişti. 2017’de BAE’nin devreye girmesiyle pist yenilenmiş, askeri hangarlar ve savaş gemilerinin yanaşabileceği bir liman inşa edilmişti. Aradan geçen yıllarda tesisler daha da genişletildi.
Ayrıca ABD Afrika Komutanlığı AFRICOM heyetlerinin de bölgeye sık sık ziyaretler gerçekleştirdiği ifade ediliyor. Komutan Dagvin Anderson, 1 Aralık 2025’te Berbera’da incelemelerde bulundu.
ABD’nin bu ilgisinin arkasında, Cibuti’ye alternatif arayışı bulunuyor. Cibuti’deki ABD üssü, Çin’in 2017’de açtığı ilk denizaşırı askeri üsse yakın konumda bulunuyor. Ayrıca Cibuti yönetimi, Yemen’e yönelik saldırılar için topraklarının kullanılmasına izin vermiyor. Buna karşılık Somaliland’ın, ABD’den diplomatik tanınma elde etmek için daha esnek bir tutum sergileyebileceği değerlendiriliyor.“
ABD “AFRİKA’NIN KUZEY KORESİ” ERİTRE İLE TEMAS HALİNDE
Bölgedeki bir diğer dikkat çekici gelişme de Eritre’de görülüyor. ABD’nin The Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, ABD’nin Eritre ile yeniden ilişkiler kurmak istediğini duyurdu.
Gazetenin konuştuğu konuya yakın mevcut ve eski yetkililere göre, Trump yönetiminin Afrika Özel Temsilcisi Massad Boulos, ABD’nin Kızıldeniz boyunca 700 milden fazla kıyı şeridine sahip küçük Afrika ülkesi Eritre üzerindeki bazı yaptırımları kaldırmaya başlamayı hedeflediğini yabancı muhataplara iletti. Bu adım, ABD yönetiminin onlarca yıl sonra ilk kez ülkeyle daha üst düzey diplomatik ilişkiler kurma çabasının parçası. Gazeteye göre, “ABD’nin diplomatik hamlesi, İran destekli Yemenli isyancı grup Husilerin, Tahran’ın ABD ve İsrail ile savaşının başlamasından bu yana Hürmüz Boğazı üzerinden ticareti kesme girişimleri eşliğinde Kızıldeniz’de deniz trafiğini durdurma tehdidinde bulunduğu bir döneme denk geliyor.“
Bununla birlikte Eritre ile ilişkileri yeniden kurma planının, ABD’nin İran’la savaşından önce gündeme alındığına da işaret eden WSJ, ABD Afrika Özel Temsilcisi Boulos’un geçen yılın sonlarında Kahire’de Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki ile özel bir görüşme yaptığını ve ardından Mısır aracılığıyla sürdürülen temasları hatırlattı. Bu görüşmelerin amacının ABD yaptırımlarının gevşetilmesini ele almak ve ABD ile Eritre arasındaki ilişkilerin yeniden kurulmasına yönelik üst düzey diyalogları başlatmak olduğu kaydedildi. Bu kapsamda son olarak 20 Nisan’da Boulos’un, Kahire’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdel Fattah el-Sisi ile bir araya geldiği ve gündemde Eritre ile ilişkilerin olduğu belirtildi.
Bu arada ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü de, Trump yönetiminin Eritre halkı ve hükümetiyle ilişkileri güçlendirmeyi hedeflediğini söyledi.
Eritre lideri Isaias Afwerki, ülkesinin 1993’te Etiyopya’dan bağımsızlığını kazanmasından bu yana iktidarda bulunuyor ve bu süre zarfında dünyanın en baskıcı diktatörlüklerinden birini kurdu. ABD Kongresi’ne bağlı komisyonlar, siyasi muhaliflere ve dini özgürlüklere yönelik sistematik baskılar, mahkûmlara işkence ve genç nüfusun büyük bölümünün zorunlu askerlik kapsamında tutulması nedeniyle Eritre’yi “Afrika’nın Kuzey Kore’si” olarak tanımladı.
Eritre, zengin maden kaynaklarına sahip ve Kızıldeniz kıyısı Suudi Arabistan ile Yemen’in karşısında yer alıyor. Komşu Cibuti ise ABD, Çin, Fransa, Japonya ve İtalya dahil olmak üzere çok sayıda yabancı askeri üssün bulunduğu bir merkez olarak öne çıkıyor; bu durum Kızıldeniz’in küresel güçler açısından stratejik önemini ortaya koyuyor.
İŞİN UCU TÜRKİYE’YE DOKUNUYOR
İran’daki savaşın sonrasında hız kazandığı anlaşılan Kızıldeniz ve Afrika boynuzundaki ABD-İsrail girişimlerinin Türkiye’ye yansımaları bekleniyor.
İsrail’in Somaliland’ı resmen tanıma kararına en sert tepkiyi gösteren ülkelerin başında Türkiye gelmişti. Türkiye, Somali’nin toprak bütünlüğünü, Somaliland’ın varlığının reddedilmesini ve Somaliland ile mutabakat imzalayan Etiyopya gibi ülkelerden de girişimlerini sonlandırmasını istiyor.
Türkiye’nin bölge politikasında Eritre önemli bir yer tutmasa da, Etiyopya ve Somali Türkiye’nin bölgedeki önemli partnerleri. Türkiye’nin özellikle Somali’de askeri ve uzay faaliyetlerine yönelik üslerinin bulunduğu, birkaç F-16 dahil bazı kritik askeri techizatlarının konuşlu olduğu bildiriliyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 17 Şubat’ta Etiyopya’ya yaptığı ziyaret sırasında söylediği şu sözler de, en azından İsrail ile yaşanan bölgesel çekişmelerin Afrika boynuzuna uzandığını göstermesi açısından dikkat çekiciydi:
“Biz, bölgenin sorunlarına yine bölge ülkelerinin çözüm geliştirmesi ve Afrika Boynuzu’nun yabancı güçlerin mücadele alanına çevrilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Bu minvalde İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ne Somaliland’a ne de Afrika Boynuzu’na faydası olmadığını tekrar vurgulamak istiyorum.”







