BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Teknofaşizm muhtırası ve teknomarabalar

Teknofaşizm muhtırası ve teknomarabalar

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Menekşe Kızıldere

Önceki gün Palantir Teknolojileri 22 maddelik bir bildiri yayımladı ve bu bildiri çok tartışıldı. İleri teknolojinin nereye everileceğine dair ipuçlaı içeren bu bildiri ne söylüyor? Palantir kimi temsil ediyor? Yapay zekanın geleceği ve ileri teknoloji varlık sahiplerinin kurmak istedikleri düzen nereye gidiyor? Bu sorular aslında tüm insanlığı ilgilendiriyor fakat çok az bilgi sahibiyiz. Hem bu sorulara hem de çokça duyduğumuz teknofeodalizm ve hata teknofaşizm kavramlarına birlikte eğilelim.

Palantir metni kısa, keskin ve kendinden emin. Adeta ileri teknolojinin nereye gideceğine dair bir ideolojik muhtıra. O kadar kendinden emin ki, aslında tartışmaya açılmak için değil, bir yön tayin etmek için yazıldığı hissini veriyor. Bir tür çağrı metni gibi; ama kime çağrı? Halka değil. Yatırımcılara, devletlere.. Yani zaten karar verenlere. O yüzden bu metni sıradan bir “teknoloji vizyonu” olarak okumak biraz naif kalıyor. Daha çok bir dönemin ruhunu ele veren, hatta biraz da onu şekillendirmeye çalışan bir metin bu.

Metin bize şunu söylüyor: Teknoloji tarafsız değildir ve olmamalıdır. Hatta olmaması gerekir. Çünkü dünya artık “tehlikeli” bir yerdir ve bu tehlikeye karşı ancak güçlü devletler ve onların emrinde çalışan ileri teknolojilerle karşı koyulabilir. Buraya kadar kulağa tanıdık geliyor. Ama tanıdık olması teselli değil, tam tersine biraz ürkütücü. Çünkü bu hikâyeyi insanlık daha önce de dinledi.

Bu noktada “teknofeodalizm” kavramına dönmek gerekiyor. Yanis Varoufakis bu kavramı ortaya attığında birçok kişi bunu biraz abartılı bulmuştu. Feodalizm mi, gerçekten? Ama bugün geldiğimiz noktada, bu kavramın o kadar da uçuk olmadığını görmek zor değil. Çünkü gerçekten de yeni bir “ağalık düzeni” oluşuyor. Fakat bu kez toprak üzerinden değil, veri üzerinden kurulan bir ağalık. Varoufakis’in argümanı tam da bu anlaşılmazlara karşı basit ve keskin. Kapitalizm artık klasik rekabetçi formunu kaybediyor, büyük platformlar kullanıcıların verisi üzerinden kira benzeri bir gelir elde eden yeni bir egemenlik kuruyor (1).

Eskinin derebeyleri toprağı kontrol ederdi, bugün teknoloji şirketleri veriyi kontrol ediyor. Ama benzerlik burada bitmiyor. Feodal düzende köylü toprağa bağlıydı, bugün kullanıcı platforma bağlı. Çıkması teknik olarak mümkün, ama pratikte neredeyse imkânsız. Çünkü hayatın kendisi o platformların içine gömülmüş durumda. Ve bu düzen, klasik piyasa mantığından çok daha kapalı ve merkezi bir yapı üretiyor.

Fakat Palantir’in metni bu tartışmayı bir adım ileri taşıyor. Artık mesele sadece ekonomik değil. Bu yeni düzenin askeri ve siyasi bir boyutu da var. Ve işte tam burada teknofeodalizm, yerini daha sert bir kavrama bırakıyor: teknofaşizm. Çünkü metnin altına biraz dikkatli bakınca, sadece “teknolojiyi daha iyi kullanalım” gibi bir öneri görmüyoruz. Daha çok şu söyleniyor: Teknoloji, devletin askeri gücünün ayrılmaz bir parçası olmalı ve bu konuda tereddüt edenler aslında stratejik bir hata yapıyor.

Bu noktada sahneye tanıdık figürler çıkıyor. Elon Musk, Sam Altman gibi isimler artık sadece girişimci değil. Devletlerle doğrudan pazarlık yapan, savaş ve güvenlik politikalarında dolaylı da olsa söz sahibi olan aktörler. Musk’ın uydu sistemlerinin Ukrayna savaşındaki rolü ya da Altman’ın yapay zekâ regülasyonu için devletlerle yürüttüğü temaslar, bu yeni güç ilişkisinin oldukça somut örnekleri olarak tartışılıyor (2).

İleri teknolojinin savaşla ilişkisi de bu hikâyede merkezi bir yerde duruyor. Aslında bu yeni bir şey değil. İnternetin kökenine baktığınızda DARPA çıkıyor. GPS’in hikâyesi keza öyle. Ama bugün durum biraz farklı. Çünkü artık savaş sadece fiziksel değil, veri üzerinden yürütülüyor. Hatta bazı raporlar, biyometrik verilerin ,örneğin kalp atış ritimlerinin uzaktan analiz edilerek askeri operasyonlarda kullanıldığına işaret ediyor. (3). Bu tür teknolojiler, savaşın giderek görünmezleştiğini ama aynı zamanda daha derinleştiğini gösteriyor. Kilometrelerce öteden tek bir bio sinyalı tüm ötekileri susturup duyan bir teknoloji bu. Bu kadar ileri gittiklerinden İran’da mahsur kalan ABD pilotunun nasıl bulunduğu açık edilmese asla bilgi sahibi olmayacaktık. Teknoloji sağık, eğitim, yoksulluk için değil savaş için ilerletiliyor. Daha açık bir örnek olamaz.

İşte Palantir Technologies tam bu dünyanın içinde konumlanıyor. Şirketin adı bile sembolik: Palantír, yani her şeyi gören taşlar. Ve gerçekten de yaptıkları iş bu: veriyi toplayıp anlamlandırmak ve bunu özellikle güvenlik ve savunma alanında kullanmak. Ancak bu durum ciddi eleştirileri de beraberinde getiriyor. Palantir’in gözetim kapasitesini artırdığı ve devletlerin denetim gücünü genişlettiği yönünde çok sayıda eleştirel analiz mevcut (4).

Manifestoya geri döndüğümüzde, bu zihniyetin oldukça açık bir şekilde dile getirildiğini görüyoruz. Metin, Silikon Vadisi’nin “oyuncak üretmekten” vazgeçmesi gerektiğini söylüyor ve doğrudan savunma teknolojilerine yönelmesi gerektiğini savunuyor. Ancak bu yaklaşım, bazı yorumcular tarafından “teknolojik militarizasyonun ideolojik meşrulaştırılması” olarak değerlendiriliyor (5). Tekno ağalar bu görünmezlikten yeterince kar edemediği için rahatsı belli ki.

Bu düzenin nereye gideceği sorusu ise hâlâ açık. Ama bir şey net, bu düzenin marabaları var. Biziz. Hepimiz marabayız. Palantir metni de bunu diyor zaten. Ağalar, beylere soralım yapalım bu marabalar da gündelik kullanımla eğlensin ve ne olduğundan zerre fikirleri olmasın, bizim için çalışsınlar diyor. Ve bu kez maraba olmak sadece ekonomik bir konum değil, aynı zamanda ontolojik bir meseleye dönüşüyor. Yuval Noah Harari yapay zekâ üzerine yaptığı analizlerde, insanlık tarihinde ilk kez insan dışı varlıkların ekonomik sistem içinde emek benzeri işlevler üstlendiğini vurguluyor. Bu durum, bazı düşünürler tarafından yeni bir “dijital kölelik” biçimi olarak tartışılıyor (6). Bu düzende, yapay zeka zihinsel köle, insan fiziksel köle. Bilim kurgu hikayelerinde Dünyayı ve insanlığı ele geçiren yapay zeka fenomenini bir düşünün. İsyan etse haksız değil. İlk kurşunu teknofaşistler attı. Tam da burada tuhaf bir paralellik var. İnsan, tarih boyunca başkalarını köleleştirdi. Şimdi ise kendi yarattığı bir şeyi köleleştiriyor. Ama zihniyet aynı kalıyor: kontrol et, kullan, tüket.

Sonuç olarak Palantir’in manifestosu bir gelecek tahmini değil, bir gelecek önerisi. Ve bu öneri oldukça net: daha merkezi, daha militarize, daha kontrollü bir dünya. Bu kaçınılmaz mı? Muhtemelen hayır. Ama güçlü bir yönelim mi? Evet.

Ve tarih bize şunu öğretir: Her düzen kendini doğal ve kaçınılmaz gösterir. Ta ki birileri çıkıp “bir dakika” diyene kadar. O ses biz marabalardan çıkar mı? Neden olmasın…

Kaynakça

  1. Varoufakis, Y. (2023). Technofeudalism: What Killed Capitalism
  2. Financial Times (2024). Big Tech ve devlet ilişkileri üzerine analizler
  3. MIT Technology Review (2023-2025). Askeri yapay zekâ ve biyometrik veri kullanımı
  4. The Guardian (2024). Palantir ve gözetim teknolojileri üzerine eleştirel inceleme
  5. New Statesman (2025). Palantir manifestosu ve teknoloji-militarizm tartışmaları
  6. Harari, Y. N. (2023). AI ve emek üzerine konuşmalar / makaleler

Menekşe KIZILDERE kimdir?

İklim krizi ve enerji politikaları alanında uzmandır. Yazılarında ekolojik kriz ile toplumsal eşitsizlikler arasındaki yapısal ilişkileri ele alır, demokratik modernite paradigması çerçevesinde alternatif ve eşitlikçi yaşam modellerini değerlendirir. Çalışmalarını bilimsel temelli ve toplumsal dönüşüm perspektifiyle sürdürmektedir

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz