Antalya Döşemealtı Cezaevi’nde ‘kuyu tipi’ hapishaneye karşı aylardır açlık grevinde olan ve sağlık durumları ağırlaşınca 13 Nisan’da hastaneye kaldırılan 3 tutuklunun talepleri kabul edildi. Her üç isim de başka cezaevine sevk edilmelerinin kabul edilmesi üzerine eylemi sonlandırdı.
HABER MERKEZİ – Antalya Döşemealtı Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan ve “kuyu tipi” olarak tanımladıkları cezaevine karşı açlık grevinin 268’inci gününde olan Tahsin Sağaltıcı ve Gürkan Türkoğlu ile eyleminin 248’inci gününde olan Hüseyin Özen’in talepleri kabul edildi.
Tutukluların başka bir cezaevine sevk edilme taleplerinin kabul edilmesiyle birlikte eylemlerini sonlandırdığı açıklandı.
Her üç tutuklunun da Antalya L Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edileceği öğrenildi. Ancak kararın alınmasına rağmen sevk işlemlerinin henüz gerçekleştirilmediği belirtildi.
Sağlık durumlarının ağırlaşması üzerine 13 Nisan’da Antalya Şehir Hastanesi’ne kaldırılan tutukluların halen hastanede tutulduğu bildirildi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Hapishane Komisyonu, gelişmeyi doğrulayarak yaptığı açıklamada, yüksek güvenlikli cezaevlerinde uygulanan tecrit ve izolasyon politikalarına karşı mücadeleyi sürdüreceklerini vurguladı.
×KUYU TİPİ HAPİSHANE NEDİR?

Kamuoyunda ‘kuyu tipi’ olarak bilinen yüksek güvenlikli cezaevlerinde tutuklular ağır tecrit koşullarında tutuluyor. Ümit Çobanoğlu Antalya’daki kuyu tipi cezaevinden tahliye edilen son isimler arasında. Tutukluluğu süresince iki kez ailesinden uzak kentlerdeki cezaevlerine sevk edilen Çobanoğlu, son olarak bulunduğu hapishanede yaşadıklarını bianet’e anlatmıştı.
Çobanoğlu, 6 Aralık 2025’te Antalya Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan serbest bırakıldı. Ağır tecrit koşullarına dikkat çekmek amacıyla başlattığı açlık grevine 200’üncü gününde ara verdiğini söyleyen Çobanoğlu, burayı ‘ülke tarihindeki en insanlık dışı hapishanelerden biri’ olarak nitelendirdi.
Çobanoğlu, bir süre tutuklu bulunduğu hücresini şöyle anlatmıştı:
“Tek kişilik hücrelerin kendisine ait havalandırması yok. Hücreler 6 adıma 7 adıma ve eşyalar girdikten sonra 4-5 adım atılacak daracık bir koridor dışında hareket alanımız kalmıyor. Günde bir buçuk saat farklı bir yerdeki havalandırmaya çıkarılıyorsunuz. Günün kalan 22 buçuk saatini bu kör hücrede geçiriyorsunuz. Kör hücre abartı değil gerçeğin ta kendisi. Hücrenin beton duvar bir manzarası var ve bu pencereye demir parmaklık dışında bir de tel örgü takmışlar. Kalem dahi geçmeyecek bu tel örgü içeriye temiz hava ve ışığın girmesini engelliyor.
Üç katlı bu yapılarda her hücre bir kuyu gibi. İnsan yüzü göremiyorsunuz havalandırma yok, güneş yok, temiz hava yok. Telefon, ziyaret , mektup hakkınız keyfi disiplin cezalarıyla gasp ediliyor. Kitap, dergi, gazeteler ise kısıtlanıyor ve küçüklü büyüklü hak gasplarıyla hapishaneyi zindana çeviriyorlar.”







