Uluslararası Af Örgütü bugün yayımladığı Dünyada İnsan Haklarının Durumu raporunda Türkiye için, “İnsan hakları savunucuları, gazeteciler ve muhalif siyasetçiler hakkında temelsiz soruşturmalar arttı. Yürütmenin yargıya müdahalesi daha da derinleşti. Emsal niteliğindeki birçok davada, AİHM kararlarının uygulanmaması devam etti” dedi.
HABER MERKEZİ – Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) bugün yayımladığı Dünyada İnsan Haklarının Durumu başlıklı yıllık raporunda, güçlü devletlerin, şirketlerin ve hak karşıtı hareketlerin çok taraflılığa, uluslararası hukuka ve insan haklarına yönelik saldırıları nedeniyle dünyanın tehlikeli bir yeni dönemin eşiğinde olduğu uyarısında bulundu.
×144 ülkedeki insan hakları durumunu değerlendiren raporda, devletlerin, uluslararası kuruluşların ve sivil toplumun bu yeni düzenin yerleşmesini engellemek için taviz politikalarını reddetmesi ve bu saldırılara kolektif olarak direnmesi gerektiği belirtildi.
AVRUPA ÜLKELERİNE ELEŞTİRİ
Geçen yıl bize, denetlenmeyen gücün nelere yol açtığını gösterdi. Dünya genelinde güçlü devletler ve aktörler hesap verebilirliği zayıflatırken, süregelen çatışmalar sivillere dayanılmaz acılar çektirmeye devam ediyor.
Yine de hesap verebilirliği güçlendirmek için taban… pic.twitter.com/9o17Smhmwx
— Amnesty Türkiye (@aforgutu) April 21, 2026
“TÜRKİYE’DE YÜRÜTMENİN YARGIYA MÜDAHALESİ DERİNLEŞTİ”
Raporun Türkiye bölümünde, “İnsan hakları savunucuları, gazeteciler, muhalif siyasetçiler ve diğerleri hakkında temelsiz soruşturmalar, yargılamalar ve mahkumiyetler arttı. Yürütmenin yargıya müdahalesi daha da derinleşti. Emsal niteliğindeki birçok davada, bağlayıcı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmaması devam etti” denildi.
×Barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlüğü hakları keyfi olarak kısıtlandı. Kolluk görevlileri barışçıl protestoculara karşı az öldürücü silahlar kullanarak yaralanmalara yol açtı. Ülke, yüksek sayıda mülteci ve göçmene ev sahipliği yapmayı sürdürdü, bu kişilerin bazıları hukuka aykırı olarak geri gönderilme riski altındaydı. Devlet yetkilileri tarafından işkence ve diğer türde kötü muamele iddiaları da dahil insan hakları ihlallerine maruz bırakılanlar, cezasızlık kültürüyle karşılaşmaya devam etti.
Raporun Türkiye bölümünden önemli başlıkları sizler için derledik:
×
CHP’YE YÖNELİK BASKILAR VE BARIŞ SÜRECİ
Yetkililer, ana muhalefet partisine yönelik yaygın baskılar kapsamında Türkiye genelinde CHP’nin seçilmiş temsilcileri ve üyeleri hakkında ceza soruşturmaları başlattı ve davalar açtı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu gibi önemli isimler tutuklandı. İmamoğlu, yolsuzluk ve suç örgütü kurmak ve yönetmek de dahil birçok suçlamayla 2 bin 352 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kaldı.
Devlet ile PKK arasında başlayan ve örgütün cezaevindeki lideri Abdullah Öcalan ile doğrudan görüşmeleri de içeren çözüm süreci, PKK tarafından silahların bırakılması ve meclisteki tüm partilerin katılımına açık bir çözüm süreci komisyonunun kurulmasıyla sonuçlandı.
Ocakta, İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Fırat Epözdemir, Avrupa Konseyi kurumlarına yaptığı savunuculuk ziyareti dönüşünde keyfi olarak gözaltına alındı, “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlarından tutuklandı. Mayısta adli kontrol şartıyla, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
GEZİ VE HDK DAVASI
Şubatta, Gezi Davası sanıklarından Mücella Yapıcı, Hakan Altınay ve Yiğit Ekmekçi, 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçundan beraat etti. Yapıcı, Altınay ve Ekmekçi, 2013 yılındaki kitlesel protestolarla bağlantılı olarak Osman Kavala’ya isnat edilen“hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçuna yardım ettikleri iddiasıyla haklarında verilen 18’er yıl hapis cezasının Eylül 2023’te Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından bozulmasının ardından yeniden yargılanmışlardı.
Şubatta, 10 ilde, aralarında gazetecilerin, siyasi aktivistlerin, avukatların ve insan hakları savunucularının da bulunduğu en az 50 kişi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında gözaltına alındı. Gazeteciler Yıldız Tar, Elif Akgül ve Ercüment Akdeniz de dahil 30 kişi, “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla İstanbul’daki sulh ceza hakimlikleri tarafından tutuklandı. Bu kişilerin 2011 yılında kurulan, çeşitli muhalif siyasi partiler ile toplumsal cinsiyet, çevre ve dini azınlıkların hakları odaklı grupları içeren yasal bir platform olan Halkların Demokratik Kongresi ile bağlantılı oldukları iddia edildi. Yargılananların en az üçü suçlu bulundu, biri beraat etti. Diğerleri hakkındaki dava yıl sonunda devam ediyordu.
Ekimde, Anayasa Mahkemesi (AYM), düşünce mahkûmu Tayfun Kahraman’ın 2013 yılındaki Gezi Parkı protestolarıyla ilgili olarak 2022 yılındaki mahkumiyetinin Kahraman’ın adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine hükmetti. Kahraman’ın, kararın ardından yaptığı tahliye başvurusu kasımda reddedildi.
KAVALA, DEMİRTAŞ VE UYGULANMAYAN AİHM KARARLARI
Düşünce mahkûmu Osman Kavala, serbest bırakılması yönündeki iki bağlayıcı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararına ve Avrupa Konseyi’nin 2022 yılında Türkiye hakkında ihlal prosedürü başlatmasına rağmen cezaevinden serbest bırakılmadı. Osman Kavala’nın 2022 yılındaki mahkumiyetine itiraz eden iki AYM başvurusu ve mahkumiyeti onayan 2023 yılındaki Yargıtay kararına itirazı hâlâ sonuçlanmadı.
Halkların Demokratik Partisi’nin önceki eş başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ da derhal serbest bırakılmaları yönündeki AİHM kararlarına rağmen cezaevinde tutulmaya devam etti. AİHM temmuzda açıkladığı yeni bir kararda, Selahattin Demirtaş’ın devam eden tutukluluğunun “yetersiz muhakemeye dayandığına ve asıl amacının başvuru sahibinin siyasi faaliyetini engellemek olduğuna” hükmetti.
VAN’DA KAYYUM ATAMASI VE POLİS ŞİDDETİ
Şubat’ta, Van Büyükşehir Belediyesi’nin seçilmiş başkanı Abdullah Zeydan’ın yargılandığı bir davada hapis cezası alması üzerine hükümet tarafından yerine kayyım
atandı ve 15 gün süreyle kent genelinde tüm toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasaklandı. Kolluk görevlileri, belediye binası önünde toplanan barışçıl protestocuları dağıtmak için darp, göz yaşartıcı gaz ve plastik mermiler de dahil hukuka aykırı güç kullandı. 70 çocuk ve altı gazetecinin aralarında bulunduğu en az 348 kişi gözaltına alındı.
Yine Şubat’ta, polis, Van’da Özgür Kadın Hareketi (TJA) tarafından düzenlenen bir protestoyu dağıtmak için biber gazı ve hukuka aykırı güç kullandı, 18 kişiyi gözaltına aldı
İSTANBUL BAROSU VE LEMAN DAVASI
Ocakta, İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve 10 yönetim kurulu üyesi hakkında, “terör örgütü propagandası yapmak” ve “yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlarından iddianame hazırlandı. Baro yönetimi Aralık 2024’te bir basın açıklaması yaparak, Türkiye vatandaşı olan iki gazetecinin Suriye’de ölümüne ilişkin bağımsız bir soruşturma yürütülmesi çağrısında bulunmuştu. Dava, yıl sonunda devam ediyordu.
Martta, Britanyalı gazeteci Mark Lowen, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından başlayan protestoları haber yaptığı için gözaltına alındı ve sınırdışı edildi. İsveçli gazeteci Joakim Medin, martta Türkiye’ye dönüşünde, “cumhurbaşkanına hakaret” ve “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamalarıyla gözaltına alındı. “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan 11 ay hapis cezasına çarptırıldı, mayısta serbest bırakıldı, diğer suçtan yargılaması ise tutuksuz olarak devam ediyordu.
Haziranda, mizah dergisi LeMan’da yayımlanan bir karikatür nedeniyle, çizer Doğan Pehlevan, müessese müdürü Ali Yavuz, yazı işleri müdürü Zafer Aknar, grafiker Cebrail Okçu ve yazı işleri müdürü Aslan Özdemir, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçu işledikleri iddiasıyla tutuklandı.
LGBTİ+ HAKLARI
Üst düzey kamu görevlileri, toplumsal cinsiyetle ilgili zararlı kalıp yargıları ve kurumsal homofobi ve transfobiyi köklü hale getiren ayrımcı söylemlerde bulunmaya devam etti.
Yıl boyunca, LGBTİ+’ları hedef alan üç yasa teklifi taslağı kamuoyunun gündemine geldi. Bu girişimler, LGBTİ+’ların ve onlarla dayanışan kişilerin insan haklarına yönelik daha önce benzeri görülmemiş bir saldırı niteliğindeydi. LGBTİ+ kimliklerinin her türde ifadesini ve onaya dayalı eşcinsel ilişkiyi suç kapsamına almayı ve nüfus sicilinde cinsiyet kimliği değişikliğini neredeyse imkânsız hale getirmeyi öngören bu teklifler, sonuçta meclise sunulmadı.
2025 Yılı Türkiye raporunun tamamına ulaşmak için buraya tıklayınız







