BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Zelal Sadak yazdı

İran savaşının Irak’a düşen gölgesi ve Kürtlerin eşiği

Zelal Sadak yazdı

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Zelal Sadak

28 Şubat’ta başlayan ve büyük ölçüde hava gücü üzerinden sürdürülen ABD-İsrail-İran savaşı, ateşkese rağmen sahada bir askeri tıkanmaya, masada ise bir siyasal kilitlenmeye dayanmış durumda. Bu tür anlarda genelde “müzakereler çöktü” denir ancak Ortadoğu’da müzakere hiçbir zaman tamamen bitmez; sadece biçim değiştirir. Masada konuşulanla sahada yapılan çoğu zaman birbirini tamamlar, çelişmez. Yani masada ateşkes ilan edilirken sahada füze saldırılarının devamı Ortadoğu’da savaşın ve politikanın ortak ilerleyen dili aslında.

Hamaney’in ölümüyle başlayan süreç, Ortadoğu’da temel diye nitelendirilen taşları yerinden oynatırken, bu serencamın tam merkezinde yine Kürtler yer alıyor. Çünkü Kürtlerin jeopolitik varlıkları ve dört parçada da en örgütlü halk olmaları, Kürtleri belirleyici kılıyor. Ortadoğu’da bitmeyen taht oyunları ve bölgeyi saran savaş, Kürt varlığını hem varoluşsal bir tehdit hem de stratejik bir fırsatın eşiğine getirdi. Bugün Erbil, Süleymaniye, Rojava, Mahabad’dan Londra, Washington ve Paris’e uzanan çizgide Kürt varlığı artık sadece bir “azınlık” meselesi olarak görülmüyor; bölgesel enerji güvenliğinin ve rejim değişikliklerinin önemli parametresi haline gelmiş durumda. Bu merkezi konum, Kürtleri hem diplomatik  hem de doğrudan askeri hedeflerin odağına yerleştiriyor.

İran’ın desteklediği Irak ve İran Hizbullahı ile Haşdi Şabi gibi milis yapılar, Federe Kürdistan Bölgesi’ni ABD ve İsrail’in bölgedeki üslerini bahane ederek Kürtlerin sivil ve askeri noktalarını hedef tahtası haline getiriyor. Savaşın başından bu yana Federe Kürdistan Bölgesi topraklarına yedi yüzden fazla saldırı İran ve vekil güçler tarafından düzenlendi. İnsansız hava araçları ve roketler sadece Peşmerge üslerini değil, sivil otelleri ve hatta Kürdistan Federe Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin konutunu bile hedef aldı. Bugün ateşkes söz konusu olsa da Federe Kürdistan Bölgesi’ne yönelik saldırılar İran tarafından devam ediyor.

Ancak en dikkat çekici olanı, Bağdat’ın bu saldırılar karşısındaki sessizliği oldu ve olmaya devam ediyor. Irak Ulusal Güvenlik Konseyi’nin, İran’ın balistik füze saldırılarında ölen Peşmergeler için bir kınama bile yayımlamaması, Erbil ile Bağdat arasındaki güveni ciddi oranda sarstı. Ayrıca çok önemli bir noktayı daha görünür hale getirdi: Kürtlerin kendi güvenliklerini sağlama noktasında daha radikal ve bağımsız kararlar alması. Görünen o ki savaş bazen ateşkesle durulacak, bazen yükselerek devam edecek ve bu süreç boyunca Federe Kürdistan Bölgesi açık bir tehdit ve risk altında olacak. Bu tablo, meselenin yalnızca Irak iç siyasetiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda uluslararası diplomasi sahasında da yeniden üretildiğini gösteriyor.

Londra’da düzenlenen “İran Özgürlük Kongresi”nde yaşanan PJAK krizi, bölgesel güçlerin Kürt siyaseti üzerindeki baskısını gözler önüne serdi. PJAK’ın davetliler listesinden çıkarılması; İngiltere, Türkiye ve İran arasındaki ortak çıkarlarının diplomasi trafiği ve “statüko” koruma çabalarının bir yansımasıydı. PJAK’ın özellikle politika olarak üçüncü yol stratejisi ve kadın özgürlükçü politikalarını açıkça ifade etmesi de bu statükoyu fazlasıyla rahatsız etmişti.  Nihayetinde, Kürt partilerinin ortak birlik dili ve oluşturulan diplomasi, muhtemelen ABD’nin devreye girmesiyle PJAK yeniden davetliler listesine yazılmıştı.

ABD’nin İran Kürtlerini ‘destekleme’ stratejisi, bölgedeki güvenlik dengelerini, devletlerarası ilişkileri ve Kürt siyasetinin iç dinamiklerini köklü bir şekilde dönüştürme potansiyeline sahip. Bu ‘destekleme stratejisi’, Federe Kürdistan’ı ve İran Kürt partilerini  Şii milislerin doğrudan hedefi haline getiriyor. Ateşkes olmasına rağmen Irak Kürdistanı’na yönelik sürdürülen füze saldırıları da bunu gösteriyor. Bu savaş derinleştikçe  saldırıların daha da belirginleşeceği kuvvetle muhtemel görülüyor.

CIA’in bazı Kürt partilerine destek sağladığına dair haberlerin dolaşıma özellikle sokulmasıyla beraber, İran ve bağlı milislerin İran Kürt örgütlerine yönelik saldırılarının arttığı görüldü. Bu durum, Kürt bölgesini İran ile Batı arasındaki güç mücadelesinin en sıcak çatışma sahalarından birine dönüştürüyor. Bu nedenle İran savaşını Irak ve Kürtlerden bağımsız değerlendirmemek gerekir; aralarında güçlü bir bağ olduğu açık. Bağdat ve Erbil’de yaşanan her değişim – iç siyaset dahil – İran-ABD-İsrail savaşıyla bağlantılı olacaktır.

Önümüzdeki birkaç ay Kürtler için büyük bir eşik. İran’ın saldırıları karşısında KDP ve YNK arasındaki rekabetin yerini bir birleşmeye ve ortak Kürt politikası üretimine bırakması en elzem ve belirleyici unsur olarak görülürken, Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle bu iki Kürt partisinin yeniden siyasi tartışmaların içine çekilmesi hedefleniyor. Umarım bu riskin farkına varılır ve buna göre karşı politika üretilir. Aksi takdirde hem İran’ın saldırılarının hem de Bağdat’taki siyasi boşluğun altında kalma riskiyle karşı karşıya kalır Kürtler. Ancak bu iç gerilimleri yalnızca Kürt siyasetiyle sınırlı okumak eksik olur; zira aynı kırılganlık Irak’ın genel siyasi yapısına da sirayet etmiş durumda.

Ayrıca Irak’ın uzun süredir hükümet kur(a)maması ve ABD’nin baskısı, ülkeyi yeniden bir risk ve çatışma sahasına dönüştürme potansiyeli taşıyor. Yani YNK ve KDP arasında ayrışma yaratan bir siyaset söz konusu olduğu gibi, Irak genelinde hükümetin kurulamaması da Irak’ın tekrar parçalanma  tehdidini gündeme getiriyor.

Kürt birliğinden söz edilirken ve her dört parçada politik strateji üretmenin bir çıkış yolu olduğu netleşirken, devreye başka şeylerin de girdiği/koyulduğu görülüyor. Geçtiğimiz günlerde Irak’ın yeni Cumhurbaşkanı YNK’nin adayı Nizar Amedi oldu. Buna karşılık KDP’nin itirazı ve vekillerini Erbil’e çağırması, iki kürt partisi arasındaki gerilimi artırmaya açık bir gelişme. Başbakanlık için Maliki’nin adaylığı ile Irak tamamıyla kaynayan bir kazana dönmüş durumda. “Direniş Ekseni” çizgisi olarak görülen Maliki’nin sert şii politikaları ile “Bölgesel Entegrasyon”çizgisi olarak ABD’nin Maliki dışında Sudani gibi isimlere daha sıcak bakan bir çizgi arasında bir açmaz söz konusu. Maliki’nin İran’a yakınlığı, ABD’nin “İran etkisindeki bir hükümetin ulusal çıkarları koruyamayacağı” yönündeki uyarılarıyla doğrudan çatışmaktadır.

Irak’ta Nizar Amedi’nin cumhurbaşkanı seçilmesiyle başlayan ve ardından derinleşen siyasi kriz, sadece bir hükümet kurma meselesi değil; ülkenin ekonomik çöküş, bölgesel savaş ve iç bölünme arasındaki varoluşsal mücadelesinin bir yansımasıdır. Böyle bir kriz ortamında hükümet kurulamaması, toprak bütünlüğünü riske sokmakta. Şii milis yapıların kontrolsüz eylemlerinin artması, iç savaş riskini de beraberinde getiriyor. Merkezi otorite zayıfladıkça, Haşdi Şabi ve Hizbullah örgütünün bünyesindeki bazı yapıların devlet kontrolünden çıkarak bağımsız hareket etmesi güçlü bir ihtimaldir.

Milislerin Federe Kürdistan Bölgesine yönelik saldırıları karşısında Kürtlerin misilleme hakkını kullanması, zaten kırılgan olan etnik fay hatlarını tetikleyerek ülkeyi bir iç savaşa sürükleyebilir. Bu fay hatlarının hem İran hem de ABD-İsrail tarafından zaman zaman tetiklendiği görülüyor. Kürtler bugüne kadar bu dengeler içinde politikalarını sürdürebildi; ancak bunun uzun vadede sürdürülebilir olmadığı açık. Tahran’daki bu “deprem”, en şiddetli artçılarını Bağdat ve Erbil hattında hissettirirken, tüm Kürt aktörleri tarihlerinin en kritik stratejik yol ayrımına zorlamakta. Bu denklemde Kürtler hem İran’ın bölgesel hegemonya kurma çabalarının doğrudan hedefi hem de çözümün anahtarı konumunda.

Bu durum, Kürt liderleri bir yandan Batı ile ilişkileri korumak, diğer yandan İran’ın doğrudan misillemelerinden kaçınmak gibi neredeyse zorlayıcı ve kırılgan bir strateji içinde tutan sıcak bir hattalar. Bağdat rejimi, eğer Haşdi Şabi ve Hizbullah örgüt milislerini dizginleyemez ve “direniş ekseni” ile “bölgesel entegrasyon” arasında rasyonel bir tercih yapamazsa, ülkenin parçalı güvenlik mimarisi içinde erimesi kaçınılmaz görünüyor. Kürtler için ise Erbil ve Süleymaniyeye düşen İran füzelerini  kınayan bir Bağdat politikası ihtiyacı doğuyor.

Son kertede ortaya çıkan tablo, Kürtlerin bu çok katmanlı savaşın ne sadece bir parçası ne de yalnızca bir sonucu olduğunu gösteriyor; aksine, doğrudan bu çatışmanın merkezine yerleşmiş durumdalar. Irak’taki siyasal boşluk, İran’ın ateşkese rağmen sürdürdüğü saldırıları ve ABD’nin bölgeye dönük müdahaleci stratejisi aynı anda işlediğinde, Kürtler hem en kırılgan hat üzerinde duran aktör hem de bu hattın nasıl şekilleneceğini belirleyebilecek bir konuma sürükleniyor. Bu sebeple, önümüzdeki süreçte belirleyici olan, dış müdahalelerin seyri ile beraber Kürt siyasetinin kendi içinde nasıl bir ortak zemin kuracağı olacaktır. Çünkü bu denklemin kırılacağı ya da yeniden kurulacağı yer artık sadece Tahran, Bağdat ya da ABD değil doğrudan Erbil ile Süleymaniye, Mahabat arasındaki hattın kendisi haline gelmiş durumda.

Benzer Haberler

2 kişi yaralandı

Ankara'da eğitim helikopteri düştü

Vali Sonel’in yazışmaları ortaya çıktı

Eleştireni dövdürüp evine böcek yerleştirmiş

Doku Ailesi’nden ‘hassasiyet’ açıklaması

'Sonel suç örgütü soruşturması için ne bekleniyor?'

Çankaya operasyonunda ikinci dalga

Eyüpsultan Belediye Başkan Yardımcısı gözaltında

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz