BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

İran savaşı: Bataklık, strateji ve yanılsamalar

İran savaşı: Bataklık, strateji ve yanılsamalar

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Doğu ERGİL

Ortadoğu’da bir savaş, hiçbir zaman yalnızca adı konan görünürdeki savaş değildir. Her çatışma, küresel güç dengesinin, stratejik aklın ve siyasal yanılsamaların kesişim noktasına dönüşür. İran etrafında şekillenen gerilim de tam olarak böyle bir kesişme halidir. Hem bir bölgesel hesaplaşma, hem de uluslararası düzenin geleceğine dair bir çok bilinmeyenli bir sınavdır.

Bu savaş başladığında onun kısa ve “cerrahi” bir müdahale olacağına inanan çok kişi vardı. Ama o, başlangıcından 5 hafta sonra tıpkı Rusya-Ukrayna Savaşı gibi uzun, yıpratıcı ve sonuçsuz bir bataklığa doğru ilerliyor.

Bataklık riski

Modern savaşların en büyük sorunu, hız yanılsamasıdır. Teknolojik üstünlük, hassas vuruş kapasitesi ve istihbarat etkinliği, taraflara hızlı bir zaferin mümkün olduğu hissini verir. Ancak sahadaki gerçeklik farklıdır. İran merkezli savaşta da durum böyledir.

İran, klasik anlamda zayıf bir hedef değildir. Aksine:

Derin bir coğrafî savunma alanına sahiptir.

Asimetrik savaş kapasitesi gelişmiştir.

Bölgesel vekil ağları (devlet-altı sikahlı ideolojik) örgütler üzerinden hareket edebilir.

Bu özellikler, İran’ı doğrudan işgal edilmesi ve dolaylı yollarla etkisizleştirilmesi hayli zor bir aktör haline getiriyor. Bu nedenle olası bir kara savaşın en gerçekçi senaryosu, hızlı bir zafer değil; uzun süreli bir yıpratma mücadelesidir.

Tam da bu noktada, Rusya’nın Ukrayna’da yaşadığı deneyimi hatırlamak gerekir: Güçlü bir orduya sahip olmak, yerleşik ve işleyen bir siyasi ve toplumsal sistemi hızla çözmek için yeterli değildir.

“Esnek Realizm”: İlkesiz strateji sorunu

Son yıllarda dış politika tartışmalarında sıkça başvurulan bir kavram var: “Esnek realizm” Bu yaklaşım, ideolojik bağlılıklardan arınmış, pragmatik ve duruma göre şekillenen bir stratejiyi ifade eder. Ancak bu esneklik çoğu zaman bir avantaja değil, bir zafiyeti tanımlar.

Donald Trump döneminde belirginleşen bu yaklaşım, kısa vadeli kazanımlara odaklanırken, uzun vadeli stratejik tutarlılığı zayıflattı. Sonuç olarak ortaya çıkan şey, realist değil; reaktif bir dış politika oldu.

Strateji, yalnızca araçların seçimi değil; aynı zamanda amaçların tutarlılığıdır da. Amaçlar belirsizleştiğinde, araçlar da rastgeleleşir. İran’a yönelik politikaların en temel sorunu tam da budur: Ne hedefleniyor? Rejim değişikliği mi, davranış değişikliği mi, yoksa yalnızca geçici caydırıcılık mı?

Bu soruya net bir cevap verilmeden yürütülen her politika, kaçınılmaz olarak ‘bataklığa’ giden bir yoldur.

İran’ın uzun oyunu: Zamanın stratejik kullanımı

İran’ın en az anlaşılan yönlerinden biri, tarihten gelen stratejik sabrıdır. Kısa vadeli askeri zaferler yerine uzun vadeli hedeflere ulaşmayı tercih eden bir devlet aklı vardır.

Bu bağlamda İran:

Bölgesel etkisini doğrudan işgal yerine dolaylı ağlar üzerinden kurar.

Krizleri fırsata çevirme kapasitesine sahiptir.

Yaptırımlara rağmen sistemini yeni koşullara uydurarak sürdürebilmiştir.

Bu strateji, klasik anlamda bir “büyük güç” davranışı değildir; daha çok hibrit “ortaboy güç” direnme modelidir. Ancak etkisi küçümsenemez.

Dolayısıyla İran’ı askerî olarak zayıflatmak, onu stratejik olarak güçlendirebilir. Çünkü savaş, İran’ın iç konsolidasyonunu artırır, rejim muhalifleri arasında bile dış tehdit algısını pekiştirir ve rejimin meşruiyetini yeniden üretir. Bu da rejimin ömrünü uzatır.

ABD’nin stratejik körlüğü: Güç yanılgısı

ABD’nin İran politikası, uzun süredir bir paradoks içeriyor: Askerî üstünlük ile stratejik sonuç arasındaki kopukluk. Bu kopukluk şu varsayıma dayanıyor: Daha fazla güç kullanımı, daha hızlı siyasi sonuç üretir.

Oysa İran gibi aktörlerde durum tersine işleyebilir:

Daha fazla baskı → daha fazla direnç

Daha fazla yıkım → daha fazla radikalleşme

Daha fazla müdahale → daha fazla meşruiyet üretimi

Bu da “güç yanılgısı” dediğimiz durumu ortaya çıkarıyor: Güç arttıkça kontrolün de arttığına dair yanlış inanç.

Ortadoğu’da yeni gerçeklik: Çöküşsüz savaşlar

İran savaşı bize yeni bir gerçeklik anlayışı sunuyor: Artık savaşlar çoğu zaman kesin zaferlerle bitmiyor. Bunun yerine:

Uzayan çatışmalar;

Belirsiz sonuçlar;

Kalıcı istikrarsızlık gibi sonuçlar ortaya çıkıyor.

Bu tür savaşlarda “rejim değişikliği” gibi büyük hedefler, çoğu zaman kelâm (retorik) düzeyinde kalıyor.

Bugün sorulması gereken en can alıcı soru şudur:

Bu savaş kazanılabilir mi – yoksa sadece yönetilebilir bir felaket mi olacaktır?

Bu sorunun yanıtı, yalnızca İran’ın değil, 21. yüzyılın uluslararası düzeninin kaderini de belirleyecektir.

Türkiye için stratejik okuma

Türkiye açısından bu tablo son derece kritik. Çünkü burada iki önemli ders var:

Büyük güçlerin stratejik hataları fırsat yaratır.

Ancak aynı hatalar bölgesel riskleri de büyütür

Türkiye’nin bu denklemdeki temel avantajı, esnek diplomasi kapasitesidir. Ancak bu kapasitenin etkili olabilmesi için, gerçekçi bir tehdit analizi ve uzun vadeli stratejik akıl gerekir.

Doğu ERGİL kimdir?

Siyaset bilimci, akademisyen ve yazar. Uzun yıllar üniversitelerde öğretim üyeliği yaptı. Çalışma alanları arasında etnik kimlikler, demokrasi, siyasal katılım, çatışma çözümü ve insan hakları yer alır. Türkiye’de toplumsal barış ve Kürt meselesi üzerine hazırlanan çeşitli akademik ve saha araştırmalarında yer almıştır. 1995 yılında TOBB Başkanlık Danışmanlığı görevindeyken « Doğu Rapor »nu hazırladı. 45 kitap ve çeşitli dillerde yayımlanmış düzinelerce bilimsel makalesi ve kitap bölümü vardır.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz