Bir tutuklu daha cezaevinde yaşamını yitirdi. Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan Rojhat Babat’ın „“intihar“ ettiği ileri sürüldü. DEM Parti Milletvekili Uysal, Babat’ın ölümüyle ilgili ihmaller zincirine dikkat çekti.
HABER MERKEZİ – Kürt meselesiyle ilgili devam eden süreçte sık sık gündeme getirilen hasta tutukluların duruman ilişkin hükümet adım atmazken, cezaevlerinden cenazeler çıkmaya devam ediyor. Kırşehir S Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan Rojhat Babat’ın sevk edildiği hastanede yaşamını yitirdiği bildirildi.
Mezopotamya Ajansı’nın (MA) haberine göre, “örgüte üye olmak” iddiasıyla gözaltına alınıp tutuklanan ve çeşitli gerekçeler ile müebbet hapis cezasına çarptırılan Babat, bugün telefon görüşme hakkı olmasına rağmen ailesini aramadı. Bunun üzerine aile cezaevini arayarak, kendisi hakkında bilgi istedi. Cezaevi, Babat’ın yaşamanı yitirdiğini ancak bunun neden kaynaklandığına ilişkin bilgi paylaşmadı. Babat’ın ailesi, DEM Parti Milletvekili Newroz Uysal Aslan’a ulaşarak, durumu bildirdi.
Aslan, cezaevini arayarak, bilgi istedi. Cezaevi, Babat’ın psikiyatrik sorunlar gerekçesiyle Kayseri Şehir Hastanesi’ne sevk edildiğini, psikiyatri bölümünde intihar ettiğini ileri sürdü.
Duruma tepki gösteren Nevroz Uysal Aslan, Babat’ın ailesinin geçen hafta E- Nabız üzerinden “damar yırtılması, acil” kaydına rastladığını, bunun üzerine cezaevini aradığını ancak cezaevinin herhangi bir bilgi vermediğini paylaştı. Bu durumun gizlenmesi nedeniyle ailenin devreye giremediğini ve Babat’a destek olamadığını belirten Nevroz Uysal Aslan, şunları söyledi:
“Devletin gözetimi altındaki bir insanın yaşamına ve ölümüne ilişkin böylesine kritik bir süreçte ailenin dışlanması, başlı başına kabul edilemez bir ihmal ve sorumluluk sorunudur. Bu durum, katman katman büyüyen bir sorumluluk zincirini göstermektedir. Bir hafta önce intihar girişiminin aileden saklanması, sağlık durumuna ilişkin şeffaf bilgi verilmemesi, sevk sürecinin aileye bildirilmemesi; bugün ise ölüm haberinin açıklamasız biçimde iletilmesi ve otopsinin aile beklenmeden yapılması; bütünlüklü olarak değerlendirildiğinde cezaevi rejiminin insanı yalnızlaştıran, denetimden kaçıran ve en kırılgan anında desteksiz bırakan yapısını açığa çıkarmaktadır.
Devletin gözetimi altındaki bir insanın ölümü karanlıkta bırakılamaz; bu ihmaller zincirinin tüm halkaları açığa çıkarılmalı, sorumlular gecikmeksizin ortaya konulmalıdır.”
BİR YILDA 68 “İNTİHAR”: BU TABLO MÜNFERİT DEĞİL
Bu arada 7 Ekim 2025’te Abdülkadir Tatlı’nın Kırıkkale F Tipi Cezaevi’nde yaşamına son verdiğinin ileri sürülmesinin ardından DEM Parti Milletvekili Newroz Uysal Aslan, şu bilgileri paylaşmıştı:
“Adalet Bakanlığı verilerine göre, yalnızca 2024’te 818 mahpus yaşamını yitirdi, 68’i ‘intihar‘ olarak kayıtlara geçti. Bu tablo, münferit değil; şüpheli ölümlerden ağır hasta mahpusların ölüme terk edilmesine kadar uzanan bir sistem krizidir.”
2024’te 68 ‘intihar’: Münferit değil | Hasta tutuklu Tatlı neden öldü?
HASTA TUTUKLULAR VE HAK İHLALLERİ
İnsan Hakları Derneği (İHD), 5 Ağustos 2025 tarihli 2024 Yılı Türkiye Hapishaneleri Hak İhalleri İzleme Raporu’nda da dikkat çekici veriler paylaşılmıştı.
İHD raporunda, 28 Nisan 2025 itibari ile Türkiye cezaevlerinde tespit edilebilen hasta mahpus sayısının, 161’i kadın ve 1.251’i erkek olmak üzere, en az 1.412 olduğu kaydediliyor. Raporda, “Ağır olarak tarif edebileceğimiz 335 mahpus bulunmaktadır. Bunlardan 230’u tek başına yaşamını devam ettiremiyor ve 105’inin de desteğe ihtiyacı bulunmakta, 188 mahpusun ise hastalıkları nedeniyle sürekli olarak kontrol edilmesi gerekmektedir” deniliyor.
Hasta mahpusların karşılaştığı sağlık hakkı ihlallerinin ise toplamda 5 bin 526 olduğu kaydedilen İHD raporunda, yaşamını yitiren mahpusların sayısına ilişkin istatistikler de yer alıyor. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, 30 Mayıs 2025’te DEM Partili milletvekillerinin soru önergesine verdiği yanıtta, “2024 yılında ceza infaz kurumlarında farklı sebeplerle hayatını kaybeden toplam 818 hükümlü ve tutuklu bulunduğu” bilgisini paylaşmıştı.







