İran’daki savaşın bir diğer cephesi olan Lübnan. İran destekli Hizbullah ile İsrail arasındaki savaş bir ayı geride bıraktı ve bilançosu ağırlaşıyor. Aktüel gelişmelerle ilgili olduğu kadar on yılların kapanmayan hesaplarıyla da ilgili olan Lübnan’daki savaşa dair veriler haberde…
HABER MERKEZİ – ABD-İsrail ve İran savaşının bir diğer önemli cephesi Lübnan. 28 Şubat’ta İran’daki savaşın başlamasının ardından bir diğer cehpe hattı olarak Lübnan’da da savaş 2 Mart’ta patlak verdi. İsrail’e göre, Lübnan’da faaliyet yürüten Hizbullah İran tarafından destekleniyor ve ilk saldırıları da onlar yaptı. Ardından da İsrail’in Lübnan’ın güneyine yönelik hava saldırıları ve daha sonra da kara harekatı başladı.
Ancak bir ayını geride bırakan Lübnan’daki savaş, İran’daki gelişmelerle doğrudan bağlantılı olmakla birlikte, çok daha uzun yıllara dayanan bir çatışmalı geçmişten de besleniyor.
×
İRAN’DAKİ SAVAŞIN LÜBNAN CEPHESİ: 2 MART’TAN BU YANA AĞIRLAŞAN BİLANÇO
İsrail, 2 Mart’ta öteden beri İran destekçisi olduğunu savunduğu Hizbullah’ın topraklarına yönelik füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlediğini duyurdu ve ardından Lübnan’ın güneyini hava saldırılarıyla bombalamaya başladı. Hizbullah da 28 Şubat’ta ABD ile İsrail’in İran’a yönelik başlattığı saldırılara ve İran dini lideri Ali Hamaney’in öldürülmesine sessiz kalmayacağını duyurdu. İsrail, İran’a yönelik hava saldırılarına paralel olarak Hizbullah hedeflerini de bombalıyor.
İsrail ile Hizbullah arasında 2 Mart’tan beri devam eden çatışmalarda, her geçen gün can kaybı artıyor. Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın dünkü açıklamasına göre, İsrail’in 2 Mart’tan beri ülkeye düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 1318‘e, yaralı sayısı ise 3 bin 935’e yükseldi.
Lübnan hükümeti ayrıca ülkede yerinden edilenlerin sayısının 1 milyon 162 bini geçtiğini duyurdu.
Dün ayrıca Lübnan’ın güneyinde İsrail, Hizbullah’ın üst düzey komutanı Hacı Yusuf İsmail Haşim’i öldürdü ve bu, Hizbullah’ın son olarak Kasım 2025’te Genelkurmay Başkanı Haytham Ali Tabtabai’nin öldürülmesinden bu yana yaşadığı en büyük kayıplardan biri olarak kayıtlara geçti.
Haniye, Sinwar, Nasrallah, Deif ve dahası | İsrail: Hamas sözcüsü Ebu Ubeyde öldürüldü
Bu arada Reuters’ın dün Hizbullah’ın verilerine yakın iki kaynağa dayandırdığı haberine göre, 2 Mart’tan bu yana Hizbullah 400’den fazla savaşçısını da kaybetti. İsrail ordusu ise, bir hafta önce bu sayıyı en az 700 olarak duyurmuştu.
2 Mart’tan bu yana Güney Lübnan’da 10 İsrail askerinin yaşamını yitirdiği de açıklanmıştı.
İSRAİL, YENİDEN TAMPON BÖLGE KURMAYI PLANLIYOR

İsrail, 2 Mart’ta hava saldırılarıyla başladığı Lübnan’daki saldırılarına daha sonra kara harekatını ilave etti. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, 24 Mart’ta yaptığı açıklamada, havadan ve karadan sürdürülen saldırıların hedefini duyurdu. Katz, Lübnan’da Litani Nehri’ne kadar olan bölgede “güvenlik kontrolünü sürdüreceklerini” söyledi. Bu, İsrail sınırının yaklaşık 30 km kuzeyinde denize dökülen Litani Nehri’ne kadar bir “tampon bölge” oluşturmak anlamına geliyor. Lübnan topraklarının yaklaşık yüzde 8’i nehrin güneyinde yer alıyor. Katz, kuzey İsrail’in güvenliği sağlanana kadar yüz binlerce Şii’nin Litani Nehri’nin güneyine geri dönmeyeceğini de belirtti ve bu, belirsiz bir süre işgalin devam edeceğinin işareti oluyor.
Ancak İsrail ilk kez Lübnan topraklarında bunu yapmıyor, öncesi de var.
İsrail, 1978’den beri Lübnan’a yönelik en az 6 büyük kara ve hava operasyonu yaptı ve 2 Mart’tan sonrası da 7’ncisi kabul ediliyor. Bunlar haricinde de İsrail Lübnan’a yönelik sık sık hava saldırılarını sürdürdü. Büyük kara ve hava saldırıları sırasında ise İsrail zaman zaman tampon bölge niyetini açıkladı ve 1982’den 2000’e kadar da güney Lübnan’da güvenlik gerekçesiyle bir tampon bölge oluşturdu, orada askeri varlığını sürdürdü.
İsrail’in tampon bölge amacının gerekçesi bugüne kadar pek değişmiş görünmüyor. İsrail, Lübnan’daki saldırılarına gerekçe olarak Hizbullah’ın varlığını ve topraklarına yönelik saldırılarını gösteriyor. Hizbullah’ın Hamas ve İran ile olan bağları da İsrail ve ortağı ABD için başlıca gerekçelerden biri oluyor. Nitekim 2 Mart’tan sonra İsrail’in Lübnan’da düzenlediği saldırılarda yaşamını yitirenler arasında İran’la doğrudan bağlantılı kişiler de bulunuyor. 8 Mart’ta Beyrut’ta Devrim Muhafızlarının Mali yetkilisi Macid Hassini ile Lübnan Kolordusu istihbarat şefi Ali Reza Bi-Azar, Filistin Kolordusu istihbarat şefi Ahmad Rasouli ve istihbarat subayı Huseyn Ahmadlou’nun; 12 Mart’ta ise Beyrut’ta Hizbullah bünyesindeki İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı füze birliğinin operasyon komutanı Ebu Zerr Muhammed’in öldürülmesi İran’ın Lübnan’daki ve Hizbullah içindeki bağlantılarının en önemli kanıtları olarak sunuldu.
7 EKİM’E UZANAN ARALIKSIZ ÇATIŞMA SÜRECİ
İsrail’in Hizbullah’a yönelik 2 Mart’ta başlayan saldırıları, İran’daki savaşla doğrudan bağlantılı olmakla birlikte yeni de sayılmaz, aksine devam eden bir sürecin kesintisiz parçası olarak değerlendiriliyor. Zira bu savaştan önce de İsrail’in Hizbullah’a ve Hizbullah’ın da İsrail’e yönelik rutin hal alan karşılıklı saldırıları vardı. Bu saldırıların on yıllara dayanan geçmişi bulunmakla birlikte, aktüel zemini ise 7 Ekim 2023’te Gazze’deki Hamas örgütünün İsrail’e yönelik saldırılarıydı.
Hamas’ın 1.200’den fazla kişiyi öldürdüğü ve 248 kişiyi rehin aldığı 7 Ekim’deki saldırının ardından İsrail’in Gazze’ye yönelik yıkıcı operasyonları başladı. Hem havadan hem karadan sürdürülen saldırılar, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Barış Planı kapsamında 10 Ekim 2025’te sağlanan ateşkesle sona erdi. Ancak buna rağmen zaman zaman İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları sürüyor. İki yılda Filistinli yetkililere göre 72 binden fazla kişi yaşamını yitirdi.
2025 PANORAMA: Gazze’nin bir yılı | Trump geldi: Ateşkes bozuldu, büyük yıkım, yeni barış planı
7 Ekim 2023’ten sonra tırmanan gerilimin bir diğer adresi Lübnan oldu. İsrail’in Hamas’a yönelik saldırıları, kısa sürede İran’dan Suriye, Yemen ve Lübnan’a kadar uzanan bir coğrafyayı kapsadı. İsrail’e göre, Gazze’deki Hamas’ın, Suriye’deki Beşar Esad liderliğindeki Baas rejiminin, Yemen’deki Husilerin ve Lübnan’daki Hizbullah’ın arkasında İran vardı. Esad, Aralık 2024’te iktidardan düştü ve bunda İsrail’in saldırılarının ve müttefiği ABD’nin yıllarca süren ambargosunun etkisinin önemli olduğuna dikkat çekiliyor. Yemen’de çok sayıda üst düzey Husi lideri bizzat İsrail’in hava saldırılarında hayatını kaybetti. Gazze yerle bir olurken, Hamas çok sayıda liderini kaybetti ve tarihinin en büyük darbesini aldı. 7 Ekim’den sonra İsrail ile İran arasında zaman zaman karşılıklı füze saldırıları oldu; 13 Haziran 2025’te ise İsrail ve ABD İran’ı vurdu, 13 günlük savaşta İran çok sayıda üst düzey yetkilisini kaybetti ve 28 Şubat’tan beri de bu savaşın yeni bir aşaması yaşanıyor. Bütün bu süreçte Lübnan da İsrail’in hedef aldığı bölgelerden biriydi.
7 EKİM’DEN SONRA HİZBULLAH BÜYÜK KAYIPLAR VERDİ

7 Ekim’den sonra İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü savaşta Hizbullah da kuzeyden cephe açtı. İsrail, Hizbullah’a karşı hava saldırıları ve yeni teknik araçlarla karşılık verdi.
Hizbullah’ın misilleme saldırıları 17 Eylül 2024’e kadar sürdü; 17-18 Ekim’de İsrail, hiç görülmemiş şekilde Hizbullah militanlarının kullandığı binlerce çağrı cihazı ile telsizi patlattı. Lübnan genelinde 39 kişinin öldü ve binlerce Hizbullah militanı da yaralandı.
İsrail bir hafta sonra Lübnan’a yönelik Kuzey Okları Operasyonu’nu duyurdu ve yoğun hava saldırılarının ardından karadan da operasyon başlattı.
Savaş, aralarında çok sayıda Hizbullah mensubunun da bulunduğu 4 binden fazla Lübnanlı yaşamını yitirdi, yaklaşık 17 bin kişi de yaralandı. İsrail’in kayıpları ise 120 kişi olarak kayıtlara geçti.
Hizbullah tarihinin en önemli kayıplarını da bu savaş sırasında verdi. Hizbullah’ı 32 yıl boyunca yöneten Hasan Nasrallah, 27 Eylül 2024’te, saklandığı ve kimsenin bilmediği yer altı tünelinde İsrail’in hava saldırısında öldürüldü. Hizbullah’ın üst düzey askeri yetkililerinden ve örgütün elit birliği Rıdvan Gücü’nün kurucusu olan İbrahim Akil, Nasrallah’tan bir hafta önce, 20 Eylül 2024’te, Beyrut’un güneyinde İsrail’in hava saldırısında yaşamını yitirdi. Hizbullah’ın kurucu üyelerinden olan ve örgütün üst düzey askeri yetkilileri arasında bulunan Fuad Şükrü ise, 30 Temmuz 2024’te İsrail hava saldırısında öldürülmüştü. Hizbullah’ın askeri kanat lideri Heysem Ali Tabatabai ile bazı üst düzey komutanlar ise 24 Kasım 2025’te Beyrut’un güneyinde öldürüldü.
Haniye, Sinwar, Nasrallah, Deif ve dahası | İsrail: Hamas sözcüsü Ebu Ubeyde öldürüldü
Hizbullah açısından yıkıcı geçen bu savaşın ardından, 27 Kasım 2024’te, ABD ve Fransa aracılığında ateşkes ilan edildi. Buna göre, Hizbullah, İsrail sınırından yaklaşık 30 km uzaklıktaki Litani Nehri’nin güneyinde silahlı varlığını sona erdirmeyi kabul etti. İsrail de bölgeden kuvvetlerini çekme sözü verdi.
Ancak ateşkese rağmen karşılıklı saldırılar durmadı ve taraflar birbirlerini ihlalle suçladı. Lübnan hükümeti ile Hizbullah yetkililerine göre İsrail binlerce kez ateşkesi ihlal etti, 8 Ekim 2023’ten sonra ele geçirdiği 5 tepeden çekilmedi ve ayrıca onlarca yıldır elinde bulundurduğu bazı bölgelerdeki varlığını da korudu.
Lübnan Sağlık Bakanlığına göre, ateşkesin ilan edildiği 27 Kasım 2024’ten 20 Kasım 2025’e kadar geçen sürede İsrail’in saldırılarında 331 kişi hayatını kaybetti, 945 kişi de yaralandı.
×
HİZBULLAH: SİLAHI BIRAKIR MI?
İsrail’in Lübnan’a yönelik ilk büyük kapsamlı işgalinin gerçekleştiği 1980’li yılların başında Hizbullah Örgütü kuruldu. Örgütün en bilinen ismi, 1992’den suikasta uğradığı 27 Eylül 2024’e kadar liderlik yapan Hasan Nasrallah’tı.
İdeolojik kökleri 1960’lı yıllara dayanan Hizbullah, İsrail’in Lübnan’ı işgali sırasında, İran’ın askeri ve mali desteğiyle, Lübnan’ın güneyinde yaşayan ve geleneksel olarak güçsüz bırakılmış Şii toplumunu savunmak amacını taşıyan bir güç olarak doğdu.
İsrail’in 2000 yılında Lübnan’dan çekilmesinin ardından Hizbullah, silahları bırakma yönündeki baskılara direndi ve askeri kanadı İslami Direniş’i güçlendirmeye girişti.
Hizbullah öbür yandan da Lübnan siyasetinde etkili bir güç olmaya çalıştı. Meclisteki Direnişe Bağlılık Bloğu üzerinden adım adım Lübnan’ın politik sistemine ağırlığını koydu ve hatta kabinede veto gücü kazandı. Kabinede üyesi bulunan Emel Hareketi, Hizbullah’ın siyasi kanadı olarak biliniyor.
Hizbullah, Batılı devletler, İsrail, Körfez ülkeleri ve Arap Birliği tarafından “terör örgütü” olarak tanımlanıyor ve 28 Şubat’ta başlayan İran’daki savaş sonrasında Hizbullah için Lübnan’da da durum kısmen değişmiş görünüyor. Lübnan hükümeti, Hizbullah’ın askeri kanadını yasakladığını duyurdu. Lübnan hükümeti, zaten kırılgan vaziyette olan politik ve ekonomik gidişattan Hizbullah’ı ve İran’ı sorumlu tutuyor, nitekim Hizbullah’ın askeri kanadının yasaklanmasının ardından İran Büyükelçisi de istenmeyen kişi ilan edildi ve ülkeyi terk etmesi istendi.
İsrail ile Kasım 2024’te varılan ancak uygulanmayan ateşkes anlaşmasının bir maddesi Hizbullah’ın silahsızlandırılmasıydı. Lübnan hükümeti ile ABD görüşmelerinde de bu konu sık sık gündeme geliyor. Ancak Hizbullah, İsrail’in saldırılarını gerekçe göstererek bu kararı tanımıyor.
İsrail ile Hizbullah arasındaki savaş, Lübnan’ın kırılgan devletini ve toplumunu kırılma noktasına doğru itiyor; Şii Müslümanlar yerlerinden edilirken ve İran destekli grup ile muhalifleri arasındaki düşmanlık derinleşirken, mezhepsel ve siyasi fay hatlarını daha da geriyor.
Hizbullah uzun zamandır diğer birçok Lübnan fraksiyonuyla anlaşmazlık içinde ve ordununkinden daha güçlü bir cephaneliğe sahip olduğu belirtiliyor. 2008’deki kısa süreli iç savaş sırasında, Batı destekli bir hükümet Hizbullah’ın iletişim ağını yasaklamaya çalıştığında, Hizbullah militanları Beyrut’u ele geçirdi. Hükümet geri adım attı.
Mevcut durumda da benzer bir gerilimin yaşandığına dikkat çekiliyor. İsrail’in kalıcı olmaya yönelik işgal planı, ekonomik çöküntü, yerinden edilmiş yüzbinlerce insan, mezhepsel gerilimin varlığı, ABD’nin Hizbullah’ın silahsızlandırılması için devam eden baskısı ve halihazırda süren savaş Lübnan hükümetinin bütün bu kriz alanlarıyla baş edebilecek kapasitede olmadığını gösteriyor. Bu da Lübnan’ın felaket günlerinin daha da derinleşebileceğine işaret ediyor.
İSRAİL’İN LÜBNAN’DAKİ ÇATIŞMA GEÇMİŞİ: 1978 VE SONRASI
Halihazırda Lübnan’da süren savaş; İran’daki bölgesel savaşın sıcak cephelerinden biri, ama 7 Ekim 2023’ten sonra başlayan savaşın da devamı ve aynı zamanda bu savaşa zemin hazırlayan on yıllar öncesinin çatışmalı geçmişinin kaçınılmaz bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Bunu anlamak açısından, İsrail’in Lübnan’daki çatışma geçmişine bakmak gerekecek, zira İsrail birlikleri, onlarca yıldır süregelen bir döngü içinde Güney Lübnan’ı işgal etti. Bu konuyla ilgili BBC’nin derleği veriler şöyle:
1978: Litani Operasyonu (Lübnan’da Birinci İsrail İşgali olarak biliniyor)
14 Mart 1978’de İsrail, Lübnan’da konumlanan Yaser Arafat liderliğindeki Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) savaşçılarını sınırdan uzaklaştırmak gerekçesiyle operasyon başlattı. Bu, FKÖ’nün kuzey İsrail’de en az 30 sivili öldüren denizden düzenlediği saldırının ardından gerçekleşti.
FKÖ, 1970’te Ürdün’den çıkarılmasının ardından tamamen Lübnan’a yerleşmişti.
İsrail kuzeyde Litani Nehri’ne kadar ilerledi ancak İsrail’in ilerleyişi öncesinde geri çekilen FKÖ güçleriyle çatışmaya giremedi.
FKÖ iki hafta sonra ateşkes ilan etti ve İsrailliler yıl içinde geri çekildi ancak sınır bölgelerini kontrol etmek üzere Güney Lübnan Ordusu adlı Hristiyan bir vekil milis gücünü destekledi.
Litani Operasyonu Haziran’da sona erdiğinde, 1.100’den fazla Lübnanlı ve Filistinlinin öldüğü tahmin ediliyor.
Yeni kurulan Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (Unifil) barış güçleri, BM güvenlik konseyi kararları uyarınca iki ülke arasındaki fiili sınır (Mavi Hat) boyunca konuşlandırıldı.
Tarihteki en tehlikeli BM barışı koruma görevinde 1978’den bu yana, çeşitli milletlerden 300’den fazla barış gücü askeri öldü.
1982: Galile için Barış Operasyonu (Lübnan’da İkinci İsrail İşgali)
Litani Operasyonu, FKÖ ile İsrail arasındaki sınır çatışmalarını sona erdirmedi ve 3 Haziran 1982’de Londra’da bir Filistin örgütü tarafından İsrail büyükelçisinin vurulup yaralanmasının ardından Savunma Bakanı Ariel Şaron yönetimindeki İsrail güçleri binlerce asker ve yüzlerce araçla çok daha büyük bir operasyon başlattı.
Saldırı 6 Haziran’da başladı ve bu kez İsrail güçleri birkaç gün içinde başkentin eteklerine kadar ulaştı. Buradan çoğunlukla Müslüman Batı Beyrut’u bombaladılar.
İki aydan uzun süren kuşatmanın ardından binlerce Filistinli savaşçı deniz yoluyla tahliye edildi.
İsrail güçleri ülkenin doğusunda Suriye birlikleriyle de çatıştı ve savaş uçaklarıyla yürütülen en büyük saldırılardan birinde onlarca Suriye uçağını imha etti.
Lübnan çatışmaların yaklaşık 19.000 Lübnanlı, Filistinli ve Suriyeli sivili ve silahlı personeli öldürdüğünü açıkladı.
İsrail ordusu, Haziran-Eylül 1982 arasında 376 asker kaybettiğini söylüyor.
Ancak ölümler bununla bitmedi. 14 Eylül’de Lübnan’ın yeni seçilen Hristiyan cumhurbaşkanı bir bombalı saldırıda öldürüldükten sonra, İsrail birlikleri Hristiyan milislerin Sabra ve Şatila’daki Filistin mülteci kamplarına girerek çok sayıda sivili katletmesine izin verdi – tahminler 700 ile 3.500 arasında değişiyor.
İsrail birlikleri ertesi yıl Lübnan’ın merkezinden çekildi ve 1985’te sınırdan yaklaşık 19 km içeride bir “güvenlik bölgesi”ne çekildi ancak Lübnan’ı tamamen terk etmeleri 18 yıl daha alacaktı.
İsrail’in 20 yılı bulan işgali, aynı zamanda Hizbullah’ın kuruluş ve yayılma yılları oldu.
1993: Hesaplaşma Operasyonu (Yedi Gün Savaşı)
25 Temmuz 1993’ten itibaren bir hafta boyunca onlarca Hizbullah hedefi bombalandı.
İsrail bunun, Lübnan’daki İsrail mevzilerine ve kuzey İsrail’e yönelik roket saldırılarına yanıt olduğunu ve operasyonun “Hizbullah’ın güney Lübnan’ı terör üssüne dönüştürmesini engellemeyi” amaçladığını ileri sürdü. Hizbullah ise, roketlerinin önceki İsrail helikopter saldırılarına karşılık olarak ateşlendiğini iddia etti.
İsrail saldırılarında binlerce bina yıkıldı: BM’ye göre 130 sivil öldü, 300 bin kişi yerinden edildi. İsrail’e göre ise, en az 50 Hizbullah mensubu yaşamını yitirdi. İsrail Ordusu, 2 İsrailli sivil ve bir askerin yaşamını yitiridiğini de duyurdu.
1996: Gazap Üzümleri Operasyonu (Nisan Saldırısı)
İsrail Ordusu’nun Lübnan’daki bir sonraki saldırısı, benzer bir model izledi ancak iki kat daha uzun sürdü.
Nisan’da yine İsrail’e roketler fırlatıldıktan sonra çatışma çıktı ve İsrail yine binlerce top mermisiyle karşılık verdi. BM’ye göre bu durum çoğu sivil olmak üzere 200’den fazla insanın ölmesine yol açtı. 100’den fazla kişi, sivillerin sığındığı Kana’daki bir BM mevzisine İsrail ordusunun düzenlediği saldırıda öldürüldü.
Ordu, Lübnan’daki Şii köylerini hedef alarak sivilleri Beyrut’a doğru hareket ettirmeyi ve böylece Suriye ile Lübnan hükümetlerine Hizbullah’a karşı somut mücadele baskısı uygulamayı amaçladığını söyledi.
Hizbullah İsrail’e yüzlerce roket fırlattı; BM’ye göre 55 civarında sivil yaralandı. Yüz binlerce Lübnanlı ve on binlerce İsrailli sivil yerinden oldu.
27 Nisan’da imzalanan ateşkesle çatışma sona erdi.
2006: İkinci Lübnan Savaşı (2006 Lübnan Savaşı)
Hizbullah’ın 12 Temmuz’da iki İsrail askerini kaçırmasının ardından İsrail güçleri bir aydan uzun süre güney Lübnan ve Beyrut’a hava, kara ve deniz saldırıları düzenledi.
Saldırılar hem Hizbullah hedeflerini hem de Beyrut Uluslararası Havalimanı dahil sivil altyapıyı vurdu.
Kara işgali, önceki girişimlerde olduğu kadar derin ilerlemedi ve Hizbullah bu savaşı bir zafer olarak kutladı.
BM aracılığındaki ateşkes 14 Ağustos’ta yürürlüğe girdi. BM kararına göre Litani Nehri’nin güneyinde yalnızca BM barış güçleri ve Lübnan Ordusu bulunacaktı, ancak bu hiçbir zaman uygulanmadı.
34 günlük çatışmada çoğu sivil 1.125’ten fazla Lübnanlı ile 119 İsrailli asker ve 45 sivil öldü.
NOT: 2006’daki savaşın ardından Lübnan’daki bir sonraki savaş dalgası 7 Ekim 2023’ten sonra başladı ve bugün de İran’daki savaş nedeniyle Lübnan cephesinde çatışmalar devam ediyor.
×

İSRAİL’İN GAZZE VE SURİYE’DEKİ “GÜVENLİK BÖLGELERİ”
İsrail, 7 Ekim 2023’te başlayan savaşın ardından, yakınlarda yaşayan İsrailli sivilleri korumak iddiasıyla, sınırdaki Gazze Şeridi’nin neredeyse tamamını yerle bir etti. 10 Ekim 2025’te ilan edilen ateşkese göre, İsrail Gazze Şeridi’nin tamamından değil, bir kısmından çekildi. Bu, Gazze Şeridi’nin İsrail ile olan sınırının yüzde 53’lük kısmının İsrail ordusunun kontrolünde kalması demekti. İsrail ordusu, bu kısmı güvenlik bölgesi olarak elinde bulundurmaya devam ediyor.
2025 PANORAMA: Gazze’nin bir yılı | Trump geldi: Ateşkes bozuldu, büyük yıkım, yeni barış planı
İsrail’in güvenlik bölgesi oluşturduğu bir diğer ülke de Suriye. Golan Tepeleri’ni 1967’de ele geçiren ve 1981’de de ihlak kararıyla resmen topraklarına katan İsrail, Aralık 2024’te İran’ın desteklediği Beşar Esad’ın iktidardan düşmesinin ardından Suriye’de yeni bölgeleri de kontrol altına aldı. Eski El Kaide ve IŞİD militanlarının oluşturduğu Heyeti Tahriri Şam (HTŞ) örgütünün yeni iktidar olduğu Suriye’de halihazırda İsrail, başkent Şam’ın güneyine düşen Hermon Dağı ile Kuneytra ilinin önemli bir kısmını kontrol ediyor ve aynı zamanda yeni Suriye hükümetinin Temmuz 2025’te katliam yaptığı Dürzi nüfusun yaşadığı Süveyda eyaletini de himaye eden bir siyaset izliyor.
Rojava kuşatma altında: Reuters Paris görüşmesine işaret etti







