1984 yılındaki raporlarında adanın öneminden bahseden ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA, şöyle bir saptama yapmıştı: “Burası, İran’ın ekonomik istikrarında başrolü oynayan hayati önemdeki tesislerin beyni gibidir.” Muhtemelen aynı nedenle İsrail muhalefetinin koyu sağcı lideri Yair Lapid, de “Tesislerin vurulması İran’ı felce uğratıp rejimin çökmesine yol açar” demekteydi.
Faik Bulut
ABD ordusunun, İran’ın stratejik Harg Adasındaki askeri hedefleri vurmasıyla başlayan (13 Mart 2026) çatışmalar giderek tırmanıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın, Savunma Bakanlığı’na (Pentagon’a) verdiği; adaya konuşlanmış askeri varlıkların “tamamen yok edilmesi” talimatının yerine getirilmesine çalışılıyor.
Diken üstünde duran Avrupa ülkelerinin, “İran destekli saldırılar gelebilir” tarzındaki uyarılarına karşılık Trump “Ahlaki nedenlerden ötürü adadaki petrol altyapısını yok etmemeyi tercih ediyorum; İran’ın Hürmüz Boğazı’nı gemi trafiğine açmaması halinde bu kararımı derhal gözden geçireceğim!” tarzındaki tehditlerini savurmaya devam etti.
İran’ın petrol ihracatının %90’ının gerçekleştiği Harg Adası’nın hedef alınması gözlerin buraya çevrilmesine yol açtı. Biz de burada adanın tarihçesi, jeopolitik ve stratejik konumunu inceleyeceğiz.
Coğrafi konum
Harg Adası (Farsça جزیره خارگ , Khark Adası olarak da yazılır) sıklıkla “Yasak Ada” diye anılır. Yerel lehçeler ve Avrupa haritalarının yazımından etkilenmesiyle değişik isimleri vardır: Kharg, Khark, Khara-Kharej (Harac-Harec). Yaklaşık 8 kilometre uzunluğunda ve 4-5 kilometre genişliğindedir.
Basra Körfezinde bulunan ada İran’a aittir. İran kıyılarından 25-28 kilometre ötede Buşehr limanının 55 km (34 mil) kuzeybatısı ve Hürmüz Boğazı’nın 483 kilometre kuzeybatısında yer almaktadır. Yakınlarındaki açık deniz petrol sahaları arasında bulunan Feridun, Darius, Cyrus (Kuruş) ve Ardašir (Ardeşîr) sahalarından Harg’a sualtı boru hatları uzanır.
İran petrol ürünlerinin %90 kadarının ihracatının gerçekleştirildiği bir deniz limanına sahiptir Harg. Ada 30 milyon varil (5 milyon metreküp) petrol depolama kapasitesi ile stratejik öneme sahiptir.
Harg’ın tarihçesi
Kendi tatlı su kaynağına sahip olan adada, Harg şehri ile Cezire-ye Harg isimli deniz feneri bulunmaktadır. Çevresindeki sular derindir ve Basra Körfezinde kendi tatlı su kaynağına sahip olan az sayıdaki adadan biridir.
Adada, muhtemelen 7. yüzyıla kadar uzanan bir Hristiyan manastırının kalıntıları da dâhil önemli arkeolojik alanlar vardır. Ayrıca mezarlar, tapınaklar ile MÖ 550 ile 330 yılları arasına tarihlenen Ahameniş dönemine ait çivi yazıtı da mevcuttur.
1960’larda büyük bir petrol terminaline dönüşmeden önce ada, İranlı yazar Celal el Ahmed “Basra Körfezi’nin Nadir İncisi” olarak adlandırılmıştır.
Harg Adası, bitişik kıyı Bushehr eyaleti tarafından yönetilmektedir ve İslam Devrim Muhafızları Birliği (IRGC) tarafından korunmaktadır ve erişimi kısıtlıdır. Bu nedenle de “Yasak Ada” lakabını almıştır. Sadece İran Milli Petrol Şirketi çalışanlarının yararlandığı bir plajı mevcuttur.
2010’dan bu yana hükümet adanın turizm potansiyelini araştırmaktadır. Nitekim 2026’da özel izinli ziyaretçi uygulamaya konulmuştur. İran Turizm ve Kültürel Miras Bakanlığı’na göre, 2026’dan itibaren turistler, planlanan ziyaretin ayrıntılı belgelerini içeren bir başvuru yapmak kaydıyla hükümetten özel izin alarak adaya gidebilecek ve onaylı bir rehber eşliğinde gezebilecekler.
Çağlara göre adanın tarihi şöyle sınıflandırılabilir:
Ortaçağ:
İlk tasvirleri Fernão Vaz Dourado ve Diogo Homem’un 16. yüzyıl Portekiz haritalarında görülmekte olan Harg, 982 yılı civarında yazılan Hudud al-’Alam isimli kitapta “inci için iyi bir kaynak” olarak anılmaktadır.
10. yüzyıl coğrafyacısı Abu Esḥāq Eṣṭaḵri, bu adayı Ardaşir-ḵorra bölgesinin bir parçası olarak kabul etmiştir. Burası Hindistan ile güneydeki Basra limanı arasında seyreden ticaret gemileri için önemli bir dinlenme noktası olarak hizmet vermekteydi.
1218’de coğrafyacı ve bibliyograf Şehāb-al-Din Abu Abd-Allāh Yāqut adayı ziyaret etmiş; inci avcılığı ve ticaretin yanı sıra, meyve ve hurma yetiştiriciliğine dayanan günlük tasvirini yazmıştır.
Portekizliler, 1622 yılına kadar Hürmüz Boğazı’nı ticaret ve karakol devleti olarak kullandılar. Perslere ve Asya’da çıkarı olan diğer Avrupa güçlerine karşı Boğazın askeri kontrolünü sağlamak için Portekiz Kalesi olarak bilinen kaleyi inşa ettiler.
1645’te buradan geçen Hollandalı denizciler, adaya Hollanda Doğu Hindistan Şirketi ofislerinden birinin bulunduğu yerin adını vererek “Delft” adını koydular.
1751’de Huwala Arapları tarafından yağmalanan ada, 1753’te Hollanda Doğu Hindistan Şirketi temsilcisi Baron Tiddo Frederik van Kniphausen tarafından kalıcı mülkiyetini güvence altına almak için Bandar Rig şehrinin Arap hükümdarı Mir Nasáir’e 2.000 rupi ödeyerek tüm milletlere açık bir serbest limana dönüştürüldü.
Kniphausen, adanın kuzeydoğu köşesine evler inşa etti. Sömürge imparatorluğunun bir parçası olarak, Hollandalılar bir ticaret merkezi ile Mosselstein Kalesi’ni kurdular. Hollanda Doğu Hindistan Şirketi de burayı bir ticari istasyon olarak kullandı. 1757’de adaya kilise inşa edildi ve bir Karmelit (Karmel Dağı’ndaki Kutsal Bakire Meryem’in İhvanının Tarikatı-FB) rahibi burada İran’daki en büyük Katolik cemaatine hizmet etti. Akabinde İsfahan Piskoposu da Harg’a taşındı.
Ocak 1766’da, Hollandalılar ile yerel halk arasındaki ilişkilerin kötüleşmesinin ardından, Bandar Rig valisi Mir Muhanna kaleyi ele geçirdi ve Hollandalıları dışarı attı. 1837’de ada, Herat kuşatmasını engellemek için kısa süreliğine İngilizler tarafından işgal edildi, ancak çok geçmeden önceki sahiplerine geri iade edildi.
Persler, 1856 Anglo-Pers Savaşından önce adadan gittiler. İngiliz kuvvetleri Aralık 1856’da burayı işgal ettiler. Harg yerlileri, 1900’ler civarında Bandar Rig’de bulunan Hayat-Davudi hükümdarına bağlıydılar.
20. yüzyıl:
Rıza Şah Pehlevi, Harg’ı siyasi muhalifleri için sürgün yeri olarak yeniden düzenledi ve bu da adanın gelişmesini engelledi. 1956’da, Gachsaran sahasından boru hattıyla taşınan petrolü depolamak için Harg’da rafineri ve dolum tesisleri inşa etme çalışmaları başladı.
1959’da terminal, 100 bin dwt’lik tankerlerin yüklenmesine olanak sağladı ve 8 Kasım 1960’ta hizmete açıldı. 1964’te, Bandar Ganave’den 27 mil uzunluğunda 30 inçlik bir denizaltı döngüsü tamamlanınca, karadaki kısım boyunca ek pompa motorlarıyla hattın kapasitesi 330 binden 500 bin varil/güne çıkarıldı.
1965 yılında, Ağajari petrol sahasından Ganave’ye 106 mil uzunluğunda 42 inçlik bir hat tamamlandı. Bu noktada, Harg dünyanın en büyük petrol sevkiyat terminali olarak kabul ediliyordu.
1960’lı yıllarda İran, körfezin kıta sahanlığındaki iki ülkenin toprak sınırları konusunda Suudi Arabistan ile müzakerelere girişti. Adanın İran’ın yetki alanına girmesine izin veren değiştirilmiş bir eşit uzaklık hattı üzerinde anlaşma yapıldı.
1969’da ada İran Milli Petrol Şirketi ve ABD şirketi Amoco arasındaki ortaklıkla bir petrol terminaline dönüştürüldü. 1975 yılında adada üç büyük petrol terminali vardı. Harg Adası, dünyanın en büyük açık deniz ham petrol terminali ve İran petrolünün ana deniz terminali haline gelmişti.
İran İslam Devrimi:
1979’da, İran Devriminden sonra Amoco İran Milli Petrol Şirketi tarafından kamulaştırıldı. Devrimden bu yana devam eden yaptırımlara rağmen İran, kendi kendine yeterliliğini geliştirmek ve petrolü diğer ülkeler üzerinden göndermek zorunda kalmaktan kaçınmak için adada tesisler inşa etmeye devam etti.
1980’lerdeki İran-Irak Savaşı sırasında ada bombalandı. 1982 ile 1986 yılları arasında tesisler Irak Hava Kuvvetleri’nin ağır bombardımanı sonucu kullanılamaz hale geldi. Ancak yeniden inşa edildiğinde genişletilerek iyileştirildi.
1990 yılında İran Hükümeti, Amoco’ya 600 milyon dolar tazminat ödemeyi kabul etti. 540 milyon dolar dört körfez sondaj sahasının ve Harg petrol terminalinin devralınması için ve 60 milyon dolar da adadaki petrokimya işleme tesisi için ödendi.
21. yüzyıl:
2009 yılında İran, güneydeki Harg petrol terminali üzerinden 950 milyon varil (151 milyon m³) ham petrol ihraç etti ve takas etti. 2015 yılında adadaki terminal tesisleri İran Milli Petrol Şirketi tarafından işletiliyordu.
2025 ve 2026 başlarında İran Harg üzerinden Çin’e günlük yaklaşık 1,5 milyon varil petrol ihraç etti. Diğer İran limanları ve başka müşteri ülkeler çok daha küçük rakamlar göstermektedir.
15-20 Şubat tarihleri arasında İran petrol ihracatını normalin 3 katına çıkartarak petrol depolamasını azalttı. Tesiste 18 milyon varil (%58 dolu) kalmıştı. 28 Şubat 2026’da başlayan 2026 İran savaşının ardından, uydu görüntüleri de İran’ın muhtemelen bir saldırı beklentisiyle Şubat başından itibaren petrol depolamasını azalttığını doğruladı.
Mart ayında İsrail’in adayı bombalamayı düşündüğü, ABD’nin ise burayı ele geçirmeyi tercih ettiği duyuruldu. 13 Mart’ta ABD, adadaki askeri tesisleri bombaladı. Yaklaşık 90 askeri hedef vurulurken, adadaki petrol altyapısı sağlam kaldı.
20 Mart 2026’da ABD haber sitesi Axios, Trump’ın İran yönetimini, gemilerin Hürmüz Boğazından geçmesine izin vermeye zorlamak amacıyla adayı abluka altına almayı veya işgal etmeyi düşündüğünü bildirdi.
Jeopolitik açıdan Harg Adası
1984 yılındaki raporlarında adanın öneminden bahseden ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA, şöyle bir saptama yapmıştı: “Burası, İran’ın ekonomik istikrarında başrolü oynayan hayati önemdeki tesislerin beyni gibidir.” Muhtemelen aynı nedenle İsrail muhalefetinin koyu sağcı lideri Yair Lapid, de “Tesislerin vurulması İran’ı felce uğratıp rejimin çökmesine yol açar” demekteydi.
Dubai’de ikamet eden Lübnanlı gazeteci Omar Harqus’a göre; “İran yönetimi Harg adasındaki petrol tesislerini titizlikle koruyup kollamak suretiyle akaryakıt satışından elde edilen gelirleri, savaş harcamalarını karşılamak ve Hürmüz Boğazından tanker geçişlerini engelleyerek petrol-doğalgaz fiyatlarını artmasını sağlayıp bunu bir baskı aracı olarak kullanmak” istemektedir.
Merkezi New York’ta bulunan Amerikan yatırım bankası ve finansal hizmetler şirketi JPMorgan Chase & Co. isimli mali kuruluş, 30 Haziran 2021 itibarıyla piyasa değeri açısından dünyanın en büyük bankası sayılmaktadır. Kuruluşun küresel mal piyasası konusunda araştırma-inceleme yapan (10 Mart 2026) yatırım uzmanı ekibi şu kanaate varmıştır:
“Harg adasına yönelik herhangi bir ciddi darbenin bölgesel yansımaları olacaktır. Örneğin İran’ın ham petrol ihracat kaleminin önemli bir kısmı durmuş olacaktır. Buna karşılık İran’ın da Körfez’deki ülkelerin altyapısı ve enerji kaynaklarına yönelik misillemelerde bulunma ihtimali çok yüksektir.”
Harg’daki altyapısı kurulan yaklaşık 50’den fazla dolum tesisindeki sevkiyat platformu ve terminalinden, günde ortalama 1.55 milyon ham petrol ihraç edilmektedir. Bazı kısımların arızalanması halinde bile, bahsedilen tesisler haftalar boyunca yüksek miktarda petrolü rahatlıkla ihraç edebilmektedir. Sahilindeki suların derin olması ise devasa tankerlerin sevk terminaline yanaşmasını olanaklı kılmaktadır.
Enerji araştırma şirketi Kepler’in verileri Ortadoğu’dan Asya’ya ham petrol ihracatının, Hürmüz Boğazındaki savaşla ilgili gemi trafiğinin durması nedeniyle Mart ayında günlük yaklaşık 19 milyon varilden 11,665 milyon varile düştüğünü gösteriyor. Deniz ulaşımı ve enerji sevkiyatı konusunda uzman Kpler firmasının analisti Muyu Xu (Muyu Şu), Temmuz 2025’teki sunduğu bir raporunda Hürmüz’ün kapatılması halinde petrol fiyatının varil başına 120 ile 150 dolara yükseleceğini yazıyor.
Muyu Şu, CNN International kanalındaki bir konuşmasında, “Harg adasındaki tesislerin vurulması halinde (yeniden inşa ve onarım süresinde) İran’daki sevkiyatın aylarca belki de bir yıl boyunca durabileceğini ve özellikle esas alıcı olan Çin’in bundan daha fazla etkileneceğini” de söylemiş; Cumhuriyetçi Parti’nin sertlik yanlısı ve Trump’ın baş destekçisi Landsy Graham “Harg adasına hâkim olan savaşın kaderini de elinde tutacaktır!” kehanetinde bulunmuştu.
İspanyol gazetesi muhafazakâr La Razón ise krizin Avrupa’daki yansımalarını ele alırken şöyle diyordu:
“Elektrik üretimi için şart olan doğalgazın ana tedarik kaynağı Körfezle bazı Afrika ülkeleridir. Tedarik zincirindeki herhangi bir arıza, bozulma veya durma Avrupa ölçeğindeki elektrik şebekesini felç edecektir. Bu yüzden Almanya ve İtalya, doğalgazı temin edebilmek için olağanüstü-acil tedbirler almaktadır.”
AB Dış İlişkiler Komisyonu sözcüsü Kaja Kallas, “Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının sadece sanayii ve konutlardaki fiyatları etkilemediğini, petrolün yan ürünü sayılan gübre üretimini engellediğini; dolayısıyla 2026 yılı Dünya Gıda programında aksamalara yol açacağını” söyledi.
Öte yandan İran, 2024 yılında Buşehr’in karasal mıntıkasından başlayıp Hürmüz Boğazını karadan dolanarak Umman Denizi’ne bağlayacak olan Goureye-Jask Crude Oil Pipeline isimli boru hattının yarısını tamamladığını açıkladı. Bu hat işletilebilirse Harg adasındaki sevkiyatın %20 kadarını tankerlerle taşınmasına yardımcı olacak.
Gerginlikte tırmanma ve çatışma
Amerikan saldırılarının tahribatı önleyebilmek için İran, fotovoltaik ve PV sistemini kullanmaktadır. Bu sistemler güneş ışığını direkt olarak elektriğe çevirmektedirler. Fotovoltaik sistemler, binaya monte edilmiş birkaç kilovatlık küçük menzilli sistemler veya güç istasyonlarından oluşan yüzlerce megavatlık geniş menzilli sistemler şeklinde olabilir.
Tesisleri savunmak üzere Pasdaran (Devrim Muhafızları) ordusuna bağlı Zülfikar Tugayı görevlendirmiştir. Bu birimin elinde gemileri delecek roket ve deniz mayınlarıyla donatılmış hızlı hücumbotları bulunmaktadır. Bu çok katmanlı ve kademeli savunmanın hava saldırılarına karşı koyması da Rusya’dan alınan gelişmiş füzelerdir. Yine de Amerikan uçakları bu S-300 füzesini hareket etmeden önce vurabilmişti.
Nitekim gerginlikte tırmanmaya bağlı olarak ABD Hint ve Pasifik okyanusundaki kara ve eniz kuvvetlerini Hürmüz bölgesine yığmaya başladı. En önemli amfibi saldırı ve çıkarma gemisi Tripoli, (USS Tripoli-LHA-7), Amerikan Donanması için inşa edilen ikinci America sınıfı amfibi hücum gemisidir. 2500 Deniz piyadesi, helikopter ve F-35 tipi savaş uçaklarıyla birlikte Japonya’da demir atmıştı.
Amerikan gemilerinin kendi denetimindeki Mercan adalarında bulunan Diego Garcia’daki deniz üssünü kullanabileceğini duyurmasın üzerine İran, 22 Mart’ta bu ABD-İngiltere askeri üssünü vurmak için başarısız bir girişimde bulundu.
Deniz mayınları
İran, Irak ile savaşında da esas olarak tankerlere ağırlık verdi; yaklaşık 150 irili ufaklı tankerin boğazdan geçişini engelledi.
Tankerler çeşitli silahlarla (hücumbotlar, kısa menzilli füze ve roketler, gemilerin kaçırılması, deniz lağımlarının su üstünde-altında döşenmesi vs) vuruluyor. 2026 yılı raporlarında İran ordusunun elinde 5 bin kadar deniz mayını bulunduğu kayda geçmiştir. Ancak Pasdaran, kendi gemileri de isabet alır hesabıyla mayınları her tarafa salmıyor veya döşemiyor. Ayrıca bütün mayınların denize salınması ABD’nin de İran tanker ve nakliyat gemilerini vurmasına yol açabilir. Şimdilik boğazın kuzey yakasına 12 mayın bırakıldığı söylenmektedir.
İran’ın elinde üç türlü mayın bulunuyor:
1-) Deniz dibine döşenenler: Bunlar su basıncı veya yüzeyden geçen gemilerin neden olduğu ses (frekans) değişikliklerinden etkilenerek patlıyorlar.
2-) Futbol topu veya daha büyük çaptaki yuvarlak mayınlar: Bunlar da dipten zincirlerle birbirlerine bağladırlar. Belli derinliklerde bekletilirler. Tonajı ağır gemilerin suda batış ölçüsüne göre patlarlar.
3-) En tehlikelisi de suyun yüzeyinde serseri mayın denilen türden yüzer gezer olanlardır ki, dalgaların hareketine göre yer değiştirirler. Farkına varıldığında ektisiz hale getirebiliyorlar.
Pasdaran birimleri “Aşura” adını verdikleri küçük botlarla bu mayınları döşerler. Küçük botlar büyük gemilerin radarlarında görünmüyorlar. Trump, bu tür botları çokça imha ettiğinden bahsetmişti.
İran yönetimi gemilerin seyrüseferi hususunda zekice davranıyor. Bütün ülkelerin değil, bazılarının bayraklarını taşıyan gemileri-tankerleri (Körfez ülkeleri, ABD, İsrail, G. Kore, Japonya ve diğer müttefikleri) yasaklarken Hindistan, Rusya ve Çin gemilerinin geçişine izin veriyor. Hatta petrol karşılığında Çin milli parası Yuan ile ödeme yapanlara da imtiyazlı muamelesi yapıyor.
Harg adasına karadan almak
Başkent Washington’da konuşulan planlardan biri de karadan işgal operasyonudur. Buna göre Hürmüz sahillerini denetime aldığında bütün tanker ve nakliyat gemilerinin geçişine izin verilecektir. Kara operasyonunun bir ucu da Harg’da gerçekleşecekmiş. Çünkü buradaki petrol tesisleri alındığında İran ordusunun mali gelirleri ve savaş masrafını telafi eden kaynaklar kurutulacakmış!
Gelgelelim Harg adasını geleneksel savaş yöntemiyle almak kolay olmayabilir; zira bu plan, daha çok şu şekilde cereyan edecektir: Öncelikle adadaki Pasdaran birimleriyle mühimmat ve cephaneliklerinin lazer, drone ve hareketli (araç üzerinde taşınabilen) füzeler/roketler aracılığıyla toptan imhası öngörülüyor. Yerüstü ve altındaki savunma mevzilerinin bertaraf edilmesi de buna dâhildir.
Bunu seçkin komando birliklerinin havadan inerek, denizden gelecek amfibi kuvvetleriyle eşgüdüm halinde esas hedefe karşı taarruza geçecekler. Helikopterler ile nakliyat uçakları havadan koruma ve takviye sağlarken, amfibi gemileri de sahile tank-zırhlı araçları askerleriyle birlikte indirmiş olacaklar. Bir bölük asker ise güneye hareket ederek, Pasdaran’ın sabotaj eylemlerini önlemek suretiyle petrol rafineri ve sevkiyat terminallerini kontrol altına alacak.
Gelgelim bu noktada iki risk var: İlki Pasdaran birlikleri şimdiki savaştan kısa süre önce muhtemel bir işgale karşı savunmanın canlı tatbikatını yapmıştı. İkincisi ise ada İran anakarasına çok yakındır. Amerikan deniz piyadesi indirme sırasında İran’ın imha edici Grad (Rus yapımı) ve benzeri roketlerin darbelerine maruz kalma ihtimalidir.
Peki, böyle bir istila operasyonu gerçekleşebilir mi? Trump, son günlerde hayli tereddütlü, çıkmak ile çıkmamak arasında gidip geliyor. Kimi zaman suçu İsrail’e yüklüyor ve çekilme işaretleri veriyor. Doğrusu Trump’ın müdahale planı da yoktu, bu berbat durumdan çıkma planı da bulunmuyor. O çekilse bile savaş vurguncuları, silah tüccarları ve İsrail lobisi paçasından tutup cepheye sürüklüyor.
O halde ne?
Amerikan askerlerinin takviye ve yığınaklarından yola çıkarsak, esas amacı öngörebiliriz: Yıldırım harekâtıyla en kısa zamanda Harg adasını almak ve karadan geçecek olan Jask petrol borularına giden ana vanayı kontrolde tutmak. Yani adanın tümüyle yerle bir edilmesinden ziyade İran’ın buradaki mali kaynaklarını ele geçirip ekonomisini daha derin bir krize sokmaktır.
Tahran yönetimi ise Harg’ın işgali diye bir planının olmadığı; bunu ABD’nin siyasi propagandasının bir parçası olarak görerek Trump’ın böyle bir kozu varmış gibi kendilerini tehdit ettiği kanaatindedir. Zira hem adanın hem de İran topraklarının işgal edilmesinin uluslararası ve bölgesel yansımalarının ABD’nin siyasi menfaatine yaramayacağını düşünüyor,
Amerikan tarafında ağır basan görüş, Pasdaran’ın nükleer silah için gerekli olan uranyum üretiminde taviz verebileceği yönündedir.
Gelişmelere bakılırsa akla yatkın senaryonun özü şudur: Her iki taraf da işin içinden çıkabilmek için herhangi bir siyasi kazanımı “başarı” olarak kamuoyuna sunmak istiyor. Böylece işgal batağına düşmeden ve sonu belli olmayan açık uçlu savaştan kurtulmanın gerekçe ve yolları aranacaktır.







