DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, süreçte gelinen aşamada yürütmenin somut adımlar atması gerektiğini vurguladı ve “Dünya üzerindeki çatışma-çözüm süreçleri bize “tarihe iz bırakmak ile tarih sahnesinden silinmek arasındaki mesafenin bir adım” olduğu gerçeğini defalarca gösterdi. Şimdi tam da o tarihi yazacak anlardayız” dedi. Bakırhan, Kürtlerin statü talebinin “ülkenin eşit yurttaşı olarak hukukta da karşılık bulması talebi” olduğunu söyledi.
HABER MERKEZİ – Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Yeni Yaşam Gazetesi’nden Nezahat Doğan’ın gündemdeki gelişmelere ilişkin sorularını yanıtladı.
Kürt sorunun çözümü için devam eden süreçle ilgili soruları yanıtlayan Bakırhan, gelinen aşamada en kritik meselenin yürütme erkinin görünür, elle tutulur adımlar atması olduğunu söyledi.
“TARİHİ YAZACAK ANLARDAYIZ”
Bakırhan, “Bu, sürecin ciddiyetine duyulan güveni besleyecek ve pekiştirecektir. Bunu başından beri ifade ediyoruz. Bu anlamda toplumun şüphe duyması, yer yer geri durması doğru okunmalıdır. Türkiye, siyasi tarihinin belki de en belirleyici eşiğinde duruyor. Dünya üzerindeki çatışma-çözüm süreçleri bize “tarihe iz bırakmak ile tarih sahnesinden silinmek arasındaki mesafenin bir adım” olduğu gerçeğini defalarca gösterdi. Şimdi tam da o tarihi yazacak anlardayız. Bu fırsatı heba etmemek gerekir” dedi.
Bakırhan, Nezahat Doğan’ın “2026 Newroz deklarasyonunda “statü” vurgusu öne çıktı. Bu kavram hala çok muğlak. Sizce 2026 Türkiye’sinde statü; idari bir özerklik mi, yoksa sadece anayasal bir tanınma mı?” sorusuna da yanıt verdi.
“STATÜ BİR TANINMA TALEBİDİR”
“Statünün”, Kürt halkının ülkenin kurucu bir unsuru olarak siyasi, hukuki ve toplumsal varlığının güvence altına alınması olduğunu belirten Bakırhan, şunları söyledi:
ÖCALAN’IN SÜREÇTEKİ ROLÜ FİİLİ OLARAK ORTADADIR
Bakırhan, Abdullah Öcalan’ın statüsü ile ilgili devam eden tartışmalara ilişkin soruya da yanıt verdi ve şunları söyledi:
“Bu sorunun kendisi cevabını içeriyor aslında. Sayın Öcalan’ın bu süreçteki rolü fiili olarak ortadadır. Kendisi İmralı’dan topluma çağrı yapıyor, siyasi irade beyan ediyor, müzakere çerçevesi öneriyor. Heyetler gidiyor, görüşmeler yapılıyor, mesajları kamuoyuyla paylaşılıyor. Yani pratikte bir muhataplık zaten işliyor. Sorun şu ki, bu fiili durumun hukuki ve siyasi bir karşılığı hâlâ yok. Bu boşluk hali doğru değildir. Sayın Bahçeli’nin de bu konuda çağrı yapması değerlidir. Çünkü teorik olarak bir barış sürecini yürütürken masanın bir tarafını tanımayıp diğer tarafından sonuç beklemek mümkün değildir.”
Röportajın tamamına buradan ulaşabilirsiniz.







