BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Ekim itibariyle Kürt coğrafyası ve siyaseti

Ekim itibariyle Kürt coğrafyası ve siyaseti
🎧 Haberi dinle0:00 / --:--

Belki de üçüncü bir yol vardır: Sınırları kaldırmadan geçirgenleştirmek; devletleri parçalamadan egemenliği yaymak veya çoğullaştırmak. Kürtler yaşadıkları ülkelerin eşit yurttaşları olurken dil, kültür, yerel yönetim, ekonomik ilişkiler ve sınır ötesi toplumsal bağlar bakımından daha geniş bir Kürt coğrafyasının parçası olarak kalabilirler. Böyle bir düzen ne klasik bağımsızlık ne de eski anlamıyla asimilasyoncu entegrasyondur. Devletin toprak bütünlüğü ile toplumların kimlik bütünlüğünü birbirinin düşmanı olmaktan çıkaran yeni bir egemenlik anlayışıdır. Böylece sınır, halkları birbirinden koparan bir duvar olmaktan çıkar; farklı siyasal alanları birbirine bağlayan bir temas yüzeyine dönüşür. Kürt meselesinin gerçek yeniliği belki de burada yatmaktadır: Yeni devletler yaratmaktan çok, eski devletleri yeni bir birlikte yaşama biçimine zorlamak.

Doğu Ergil

Bu başlığın altı üç ayrı düzeyde doldurulabilir: Türkiye’de çatışmanın sona erdirilmesi, komşu ülkelerde Kürtlerin devlet içindeki statüsü ve bölgesel düzeyde Kürtlerin yeni jeopolitik işlevi. Bunlar birbirine bağlı ama aynı mesele değildir.

1-Türkiye’de Kürt sorununun çözüm süreci hangi aşamada?

Belki en doğru tanım şudur: Türkiye silahlı çatışmayı sona erdirme aşamasından, siyasal ve toplumsal entegrasyon aşamasına geçmiştir; fakat Kürt sorununun siyasal çözümüne henüz ulaşmış değildir.

Birinci aşama büyük ölçüde gerçekleşti. Öcalan’ın 27 Şubat 2025 çağrısını PKK’nin Mayıs 2025’te fesih kararı, 11 Temmuz’daki sembolik silah imhası ve silahlı unsurların Türkiye dışına çekilmesi izledi. Süreç daha sonra TBMM’ye taşındı. Meclis’teki Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunu tamamladı ve Ağustos 2026’da 7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanunu kabul edildi. Kanun, örgütün fiilî varlığının sona erdiğinin ve silahların teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesinden sonra uygulanacak hukuki mekanizmaları düzenliyor.

Dolayısıyla bugün kritik mesele artık yalnız “PKK silah bırakacak mı?” değildir. Asıl mesele şudur: Silahın tasfiyesi, Kürt sorununun demokratik siyaset içinde yeniden tanımlanmasına dönüşecek mı?

Nitekim TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş da Eylül sonunda bundan sonraki safhayı kanunun uygulanmasının izlenmesi, silahsızlanmanın teyidi, dosya bazındaki kararların hukuk içinde yürütülmesi ve gerekirse yeni yasal düzenlemelerin yapılması şeklinde tarif etti.

Burada bizim daha önce üzerinde durduğumuz “üçüncü hayat” meselesi ortaya çıkıyor. Örgüt mensubuna yalnız iki seçenek —dağda kalmak veya cezaevine girmek— değil, silahsız ve sivil bir hayat kurabileceği üçüncü bir seçenek sunulması gerekiyor. Ama bundan daha önemlisi, entegrasyonun yalnız eski örgüt mensuplarının entegrasyonu olarak görülmemesidir.

Çünkü PKK sorunu ile Kürt sorunu aynı şey değildir. PKK’nin silahsızlanması bir güvenlik sorununu sona erdirebilir; fakat vatandaşlık, siyasal temsil, yerel yönetimler, kültürel haklar, dil, hukuk güvenliği ve devlet-toplum ilişkisi gibi konular devam eder.

Bu nedenle Türkiye şimdi belki de sürecin en zor aşamasına gelmiştir: Negatif barıştan pozitif barışa geçiş. Negatif barış, silahların susmasıdır.
Pozitif barış ise silaha yeniden ihtiyaç duyulmayacak bir siyasal düzenin kurulmasıdır.

2-Suriye, Irak ve İran Kürtleri nerede?

Suriye: Özerklikten anayasal güvence arayışına

En büyük değişim Suriye’de yaşandı. Kürtlerin öncülüğündeki SDF’nin savaş yıllarında kurduğu geniş fiilî özerklik 2026’da önemli ölçüde geriledi. Ocak çatışmalarından sonra yapılan anlaşmalarla Kürt bölgelerinin askerî ve sivil kurumlarının Şam devlet yapısına entegrasyonu başladı. Avrupa Parlamentosu araştırma servisi, Ocak 2026 gelişmelerinin Kürt özerkliğinin korunması beklentisini ciddi biçimde azalttığını belirtiyor.

Fakat bu, Kürtlerin eski Suriye’ye geri döndüğü anlamına gelmiyor. Örneğin Kürtçe artık ulusal dil olarak tanınıyor ve Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde sınırlı Kürtçe eğitim kabul edilmiş durumda. Buna karşılık Kürt tarafı bunun anayasal güvence altına alınmasını ve eğitimin çok daha kapsamlı biçimde Kürtçe yapılabilmesini talep ediyor.

Dolayısıyla Suriye Kürtlerinin temel sorusu artık:

“Ayrı bir yönetim kurabilecek miyiz?”den çok, “Yeni Suriye’nin içinde hangi anayasal statü ve güvencelerle yaşayacağız?” haline geliyor. Bu çok önemli bir dönüşüm.

Irak: Statü var; egemenliğin paylaşımı tartışılıyor

Irak Kürtleri tamamen farklı bir noktadalar. Çünkü anayasal olarak tanınmış bir Kürdistan Bölgesel Yönetimi zaten mevcut.

Sorun artık statünün var olup olmaması değil, federalizmin nasıl işleyeceği.

Başlıca anlaşmazlıklar petrol, bütçe, kamu çalışanlarının maaşları, gelir paylaşımı, Kerkük ve tartışmalı bölgeler ile Bağdat-Erbil yetki paylaşımı etrafında dönüyor. Eylül 2026’da KRG heyeti 2027 bütçesi konusunda Bağdat’la yeniden görüşmelere başladı; Erbil özellikle maaşların siyasal ve mali anlaşmazlıklardan bağımsız güvenceye bağlanmasını istiyor.

Burada ayrıca yeni bir jeopolitik unsur doğuyor: enerji koridorları. Hürmüz çevresindeki kriz Irak’ın kuzeyden Türkiye üzerinden petrol ihraç edebilmesini daha önemli hale getirdi. Böylece Kürdistan Bölgesi yalnız Irak federalizminin bir unsuru değil, Irak-Türkiye enerji coğrafyasının da stratejik bir parçası oluyor.

Dolayısıyla Irak Kürtlerinin önündeki mesele bağımsızlıktan ziyade, kısa ve orta vadede,

işleyen, ekonomik olarak sürdürülebilir ve Bağdat tarafından gerçekten kabul edilmiş bir federalizm

kurabilmektir.

İran: En kapalı ve en belirsiz Kürt sahası

İran Kürtlerinin durumu diğerlerinden farklı.

Irak’taki gibi anayasal federal statüleri yok; Suriye’deki gibi müzakere edilmiş bölgesel yönetime de sahip değiller. Kürt siyasal örgütleri parçalı ve önemli bir bölümü İran dışında faaliyet gösteriyor.

Ayrıca baskı ve güvenlik boyutu sürüyor. BM özel prosedürleri 2026 boyunca Kürt bölgeleriyle bağlantılı keyfî gözaltı, kaybolma, adil yargılanma ve infaz riski iddiaları hakkında İran’a bildirimlerde bulundu.

Üstelik İran’ın içinde bulunduğu savaş ve rejim üzerindeki baskı, Kürt meselesini çok daha büyük bir sorunun içine yerleştiriyor:

İran gelecekte nasıl bir devlet olacak?

Merkezî ve üniter yapısını mı koruyacak, yoksa etnik ve bölgesel talepleri içeren daha ademimerkeziyetçi bir modele mi yönelecek?

Bu nedenle dört ülke arasında geleceği en belirsiz Kürt nüfusu İran Kürtleridir.

3-Kürtlerin Ortadoğu’daki gelecekteki yeri ne olacak?

Burada daha büyük ve bana göre daha ilginç bir dönüşüm var. Yüzyılın Kürt siyaseti büyük ölçüde “devletsiz millet” problemi etrafında şekillendi. Yüzyıldaki soru giderek değişiyor:

Kürtler yeni bir devlet kuracak mı? sorusundan
Kürtler mevcut devletlerin yeniden yapılanmasında nasıl bir rol oynayacak? sorusuna geçiyoruz.

Bunun nedeni Kürt coğrafyasının kendisidir: Kürtler Türkiye, Irak, İran ve Suriye’nin kesiştiği coğrafyada bulunuyorlar. Bu alan aynı zamanda Türkiye–İran rekabetinin, Irak ve Suriye’nin yeniden yapılanmasının, enerji güzergâhlarının, su havzalarının ve bölgesel güvenlik hatlarının kesişme alanıdır.

Bu yüzden Kürtler önümüzdeki dönemde üç farklı role yönelebilir.

Birincisi çatışma alanı olmaya devam edebilirler. Büyük güçler ve bölge devletleri Kürt aktörleri birbirlerine karşı kullanabilirler; Kürt örgütleri de dış güçleri “güvence” olarak görürse eski döngü devam eder.

İkincisi, dört ayrı devlet içerisinde kalıcı anayasal azınlık ve staüsü tanınmış siyasal aktör haline gelebilirler. Irak federalizmi bunun en ileri örneği; Suriye bunun yeni laboratuvarı; Türkiye ise eşit vatandaşlık ve demokratik entegrasyon üzerinden farklı bir model üretebilir.

Ama üçüncü ve daha ilginç ihtimal var:

Kürtler bir “sınır halkı”ndan “sınırlar-ötesi bağlar kuran  halk”a dönüşebilir.

Türkiye Kürtleri, Türkiye ile Irak/Suriye arasında; Irak Kürtleri, Türkiye–Irak–İran arasında; Suriye Kürtleri, Türkiye–Suriye–Irak arasında ekonomik, kültürel ve toplumsal ağlar oluşturabilir.

Böyle bir durumda Kürt coğrafyasının stratejik değeri ayrılmaktan değil bağlamaktan doğar.

Bu, bakış,  “iki entegrasyon” fikrine oturuyor:

Birinci entegrasyon: Kürtlerin yaşadıkları devletlerle demokratik entegrasyonu.

İkinci entegrasyon: Türkiye, Irak, Suriye ve İran’ın ekonomik, ticari ve güvenlik alanlarının birbirine açılması.

Böyle bakıldığında Kürtlerin geleceği mutlaka yeni sınırlar çizmek değildir. Tam tersine, mevcut sınırların siyasal önemini azaltmak olabilir.

20’nci yüzyılda Kürtlerin trajedisi dört devlet arasında bölünmüş olmalarıydı. 21. yüzyılda güçleri, aynı dört devleti birbirine bağlayabilecek bir aktör olmaktan kaynaklanabilir.

Bu durumda Kürt meselesi yalnız bir azınlık veya güvenlik meselesi olmaktan çıkar; Ortadoğu’nun gelecekteki devlet düzeninin nasıl kurulacağı meselesine dönüşür.

KÜRTLERİN GELECEĞİ, ORTADOĞU’NUN GELECEĞİDİR

Kürtlerin geleceği, Ortadoğu’da yeni bir harita çizmekten çok, mevcut haritanın anlamını değiştirmekte yatabilir. Yirminci yüzyıl Ortadoğu’su sınırların kutsallaştırılması üzerine kuruldu: Devlet egemenliği toprak üzerinde mutlak hâkimiyet, ulusal birlik ise farklılıkların merkez tarafından  baskı altına alınması olarak anlaşıldı.

“Kürt meselesi” tam da bu modelin çözemediği tarihsel çelişkidir. Çünkü Kürtler Türkiye, Irak, İran ve Suriye arasında bölünmüş olmakla birlikte toplumsal, kültürel ve giderek ekonomik-siyasal bakımdan sınırları aşan bir halktır. Bu nedenle Kürtlerin geleceğini yalnızca “ayrı devlet mi, mevcut devletlere entegrasyon mu?” ikilemine sıkıştırmak, yirmi birinci yüzyılın imkânlarını yirminci yüzyılın kavramlarıyla düşünmektir.

Belki de üçüncü bir yol vardır: Sınırları kaldırmadan geçirgenleştirmek; devletleri parçalamadan egemenliği yaymak veya çoğullaştırmak. Kürtler yaşadıkları ülkelerin eşit yurttaşları olurken dil, kültür, yerel yönetim, ekonomik ilişkiler ve sınır ötesi toplumsal bağlar bakımından daha geniş bir Kürt coğrafyasının parçası olarak kalabilirler. Böyle bir düzen ne klasik bağımsızlık ne de eski anlamıyla asimilasyoncu entegrasyondur. Devletin toprak bütünlüğü ile toplumların kimlik bütünlüğünü birbirinin düşmanı olmaktan çıkaran yeni bir egemenlik anlayışıdır. Böylece sınır, halkları birbirinden koparan bir duvar olmaktan çıkar; farklı siyasal alanları birbirine bağlayan bir temas yüzeyine dönüşür. Kürt meselesinin gerçek yeniliği belki de burada yatmaktadır: Yeni devletler yaratmaktan çok, eski devletleri yeni bir birlikte yaşama biçimine zorlamak.

Bu nedenle Kürtlerin geleceği aynı zamanda Ortadoğu’nun geleceğidir. Çünkü Kürt meselesinin çözümü yalnız Kürtlerin statüsünü değil, bölgedeki devletin niteliğini de değiştirecektir. Eğer Türkiye, Irak, Suriye ve zamanla İran; farklı kimlikleri bastırmadan ortak siyasal düzen içinde yaşatabilen, egemenliği paylaşabilen ve sınırları geçirgenleştirebilen yapılara dönüşebilirse, Ortadoğu Sykes-Pickot anlaşması’nın katı haritasından ilişkisel bir bölgesel düzene geçebilir. O zaman Kürtler Ortadoğu’nun “bölücü sorunu” değil, onu birbirine bağlayan halklardan biri haline gelir. Belki de Kürtlerin tarihsel kaderi yeni sınırlar çizmek değil, sınırların kaderini değiştirmektir.

Doğu ERGİL kimdir?

Siyaset bilimci, akademisyen ve yazar. Uzun yıllar üniversitelerde öğretim üyeliği yaptı. Çalışma alanları arasında etnik kimlikler, demokrasi, siyasal katılım, çatışma çözümü ve insan hakları yer alır. Türkiye’de toplumsal barış ve Kürt meselesi üzerine hazırlanan çeşitli akademik ve saha araştırmalarında yer almıştır. 1995 yılında TOBB Başkanlık Danışmanlığı görevindeyken « Doğu Rapor »nu hazırladı. 45 kitap ve çeşitli dillerde yayımlanmış düzinelerce bilimsel makalesi ve kitap bölümü vardır.

Benzer Haberler

Fon Koordisnasyon Kurulu 4. kez toplandı

AKP'den kanun teklifi: Fon mağdurları için ne öngörülüyor?

Aileler İmralı’ya gitti

Öcalan ve 5 mahpus ile görüştüler

AB’den Türkiye’ye uyarı:

Hak ve özgürlüklerdeki gerileme üyelik hedefinden uzaklaştırıyor

Üniversitede süreç dersi verdi

Kurtulmuş: Bu dönem silahların değil, dillerin konuştuğu dönemdir

Süreç ve çerçeve yasa gündemde

DEM Parti İmralı Heyeti Bahçeli ile görüştü

DEM Parti’den Kurtulmuş’a çağrı:

İzleme Komisyonu'nun kuruluş çalışmaları tamamlanmalı

Özgür Özel Mersin’den seslendi

'AK Parti'nin kara düzenini bitireceğiz'