Derler ki
Ol kıyamet gününden beri
Kan akar Harçik deresinden
Yaralıdır Harçik
Kapanmaz yarası o gün bugün
Derler ki
Hırçın bir sudur Harçik
Vurur kendini o taştan bu taşa
Ve her gün aşiret ihtiyarları
Gelip otururlar kıyısına usulca
Dinlerler ol hazin hikâyeyi bir daha
Ahmet Telli
Yüksel Mutlu
“1990’lı yıllarda Dersim’de yaşanan köy yakmalar ve boşaltmalar ile gıda ambargosu gibi ağır insan hakları ihlallerini Tunceliler Derneği Başkanı olarak yaşadı, tanık oldu ve yazdı.”
Dersimli yazar, aktivist Selman Yeşilgöz’ün “1990’larda Dersim: Belgeler, Raporlar ve Tanıklıklar” adlı kitabının arka sayfasındaki ilk cümle bu.
Yeşilgöz kitabını, 1994’te Mirik mezrasında JİTEM tarafından topluca katledilen aileden 3 yaşındaki Dilek Işık’a ithaf ediyor. Selman, içeriden bir ses; Dersimli ve mücadelenin merkezinde olan birisi, o nedenle kendi duygusunu da katarak yazmış.
Kitap DAM Yayınlarından henüz çıktı.
Bizim kuşak, 90’lı yılların canlı tanığı, mağduruydu. Dersim’de neler oldu, nasıl mücadele edildi ve neler yaşandı? Yeni kuşak, Yeşilgöz’ünkitabı üzerinden bir dönemin tanıklığına, belgelerine ulaşma olanağı bulacaklar.
Bir gün oğluma Dersim’de geçirdiğim çocukluk yıllarımı anlatırken “Anne, masal anlatıyor gibisin” demişti.
Diasporada yetişen Dersim gençliği bizim yaşadıklarımızı masala benzetiyordu işte. Yaşanma olasılığı olmayan ya da yaşananların da kurgudan ibaret olduğunu düşünüyorlardı belki. Kitaptaki belgeli tanıklıklar bu “masal” havasını dağıtmaya yardımcı olacağı için de çok değerli.
1994, DERSİM’İN İKİNCİ 38’İ
90’lı yıllarda Kürdistan coğrafyasının genelinde faili meçhuller, köy yakmalar, infazlar, gıda ambargosu ve zorunlu göç ettirilen insanlar vardı; adeta bir korku cumhuriyeti oluşmuştu. Dersimliler de bu zulümden fazlasıyla payını aldı. Örgütlenme ve ifade özgürlüğünün olmadığı, tüm kötülüklerin yapıldığı 37-38’den bu yana yarası yeniden kanatılıyordu Dersim’in. Ormanlar, tarlalar yakılıyor; faili meçhuller yaşanıyor, köylerden insanlar zorla göçertiliyordu. Tüm bu yaşananlara direnerek karşılık verdi Dersimliler.
Toprağına, anılarına, coğrafyasına duyduğu bağlılık ve özlemi, bir dernek etrafında kalıcılaştırmak istediler. 1990’da İstanbul’da biraraya gelen bir grup Dersimli “Tunceli” adıyla dernek kurdu. Dersim adına izin verilmemişti çünkü. Dernek kuruluşundan sonra o kadar yoğun baskı ile karşılaştılar ki ömrü 3 yıl süren dernek kapatıldı.
“BEN YERYÜZÜNDE TÜRKİYE CUMHURİYETİ KADAR ZALİM BİR DEVLET TANIMIYORUM”
Kitapta yer alan tanıklıklar oldukça çarpıcı. Yaşanan vahşete tanık olanlar ve muhtarlar, ikinci bir 38 yaşamamak, seslerini dünyaya duyurmak için toplanıp TBMM’ye giderler. Dönemin TBMM Başkanı Hikmet Çetin ile köy muhtarı Emirali Çetin arasında şöyle bir diyalog geçer:
Emirali Çetin, “Ben yeryüzünde Türkiye Cumhuriyeti kadar zalim bir devlet tanımıyorum” der.
Hikmet Çetin, “Çok ağır bir eleştiri olmadı mı?” deyince muhtar, halkın yaşadığı zulmün iyi anlaşılması için kendi kişisel hikayesini anlatır:
“Ben ve eşim köyde yalnız kalıyorduk. Komşu mezradan eve geliyordum. Köye geldiğimde evin etrafını askerler sarmıştı. Evi hemen boşaltmamızı istediler. ‘Eşyalarınızı çıkarın, evi yakacağız’ dediler. Ben ‘Hemen evi boşaltmamız mümkün değil, madem emir böyle biz boşalttıktan sonra kendimiz yakarız’ dedim. ‘Hayır, hemen boşaltın, zamanımız yok’ dediler. Baktım olacak gibi değil; içeriden iki kat yatak alıp kapının önüne koydum, üzerine oturup bir sigara yaktım. O arada içeriye bir şeyler atıp evi yaktılar. Ev alev alıp yanınca evin yandığını gören çoban köpeğim davarı bırakıp koşarak geldi; benim içeride kaldığımı hissedip kendini evin içine attı. Bir daha da çıkamadı. Ben de kendimi ateşe atacaktım fakat birinin bu olaya tanıklık etmesi ve kamuoyuna anlatması gerekiyordu. Onun için bu devlet çok zalim bir devlet.”
Kitapta o dönemde yakılan ve boşaltılan köylerin listesi, sürgüne gönderilenler, kalanlara uzun yıllar uygulanan gıda ambargosu, yayla yasakları gibi tüm hususların belgeleri mevcut.
Aynı şekilde, Türkiye’deki demokrasi güçlerinin ziyaretleri, insan hakları örgütlerinin Dersim’de yaşananlara ilişkin raporları, yapılan basın açıklamaları var. Tunceliler Derneğinin tüm faaliyetleri ve karar defterlerinde alınan kararlar mevcut; Bu yönüyle çok ciddi bir arşiv söz konusu.
Mesela çarpıcı olan, o dönem Dersim %74 oranında nüfus kaybına uğrar.
Muhtarlar TBMM’ye giderek sorunlarını dönemin Başbakanı Tansu Çiller’e de anlatırlar. Çiller’e “Askerler evlerimizi yaktı” dediklerinde, “Onlar PKK’lı teröristlerdir” cevabını verir Çiller. “Evler yakılırken yukarıda helikopterler uçuyordu” dediklerinde ise Çiller “Onlar PKK helikopterleridir” der.
BİR KADININ İSYANI…
Rukiye Kankotan (20-22 Kasım 1998 DDK Toplantısı / Ankara):
“Bizi rahat bıraksınlar! Bırakmıyorlar mı? Dersimli 300 kadın bana söz verdi: Mücadelemizde çaresiz kalırsak, nasıl ki kadınlarımız 38’de zalimin eline geçmemek için bebekleriyle kendilerini uçurumlardan attı, akarsulara atlayıp intiharı seçti, biz de gecenin birinde çocuklarımızı kundakta, kocalarımızı yatakta bırakıp Pertek suyuna atlarız. Ya bir ormana gider, etrafımıza gaz döker yakarız ya da silah alıp dağa çıkarız!” diyor.
Kitapta buna benzer çok sayıda tanıklık var.
Rêya Haq inancına sahip, Kürt ve Kızılbaş olan bu kentin 37-38’den bu yana devam eden acılarını tüm kuşaklar çekti.
Bu kentte insanlarımız zulme karşı bir direniş örneği gösterdiler. Ötekilerin tarihinde zulüm var ama direniş de var. Dersim halkının başına tüm kötülükler geldi fakat kendi hakikatinden vazgeçmedi. Yaşananlar Kürt sorununun çözümsüzlüğünün sonucudur. Ulus-devlet zihniyetinin vatandaşına reva gördüğü tekleştirme ve yok sayma politikalarıdır.
Bugün hâlâ “öteki” olan Dersim’i yok sayma politikalarına, kötülüğe ve faşizme karşı çıkmasıdır.
Dersim’in hâlâ tekçilikle ve asimilasyon politikalarıyla mücadelesi devam ediyor. Demokratik cumhuriyet inşa edilene kadar da devam edecek; çünkü bunca şeye direnen bir kent yeniyi de inşa edecektir.
Tunceliler Derneği olarak başlayan mücadele, bir yöre derneği olmaktan öte bir görev yapmıştır. Bu aynı zamanda Tunceliler Derneği olarak başlayan mücadelenin Dersimliler Derneği olma hikâyesidir… Muktedirin hüküm kurma arzusu devam ediyor ama artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Uyanan bir toplum, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının başlattığı özgürlük mücadelesine bugün hâlâ devam ediyor.
Dersim açısından 90’lı yıllara ışık tutan ; bir kentin direnişini belgeler ve raporlarla anlatan, unutulmamasını sağlayan ve bunun mücadelesini yürüten başta Selman Yeşilgöz olmak üzere emek vermiş tüm arkadaşların emeğine, yüreğine sağlık…







