BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Fransa’da liseliler ezber bozmaya devam ediyorlar

Fransa’da liseliler ezber bozmaya devam ediyorlar
🎧 Haberi dinle0:00 / --:--

Belki de bize insanca koşullarda eğitim görme olanağı sağlamak gerekir. Kişisel olarak iki konunun öncelikli olduğunu düşünüyorum. Birincisi, devletin nihayet eğitime ve gençlere yönelik kamu hizmetlerine öncelik veren gerçek bir bütçe politikası benimsemesi. Devlet okul binalarını yenilemeyi, okul yemeklerinin fiyatlarını makul düzeyde tutmayı, her lise öğrencisinin kültüre, sağlık hizmetlerine —özellikle ruh sağlığı alanında okul sağlık hizmetlerine— ve teknolojiye eşit biçimde erişebilmesini sağlamayı taahhüt etmeli.

 

Ercan Jan Aktaş

Paris’in banliyörlerinden olan Créteil’de 17 Eylül’de bir lisenin önünde başlayan öğrenci hareketi, birkaç hafta içerisinde Fransa çapında yüzbinlerce insanı sokağa taşıyan geniş bir toplumsal itiraza dönüştü. İlk bakışta öğretmen ve eğitim personeli eksikliği, kalabalık sınıflar, ağır ders programları, okul binalarının kötü koşulları ve öğrencilerin üzerindeki Parcoursup baskısı gibi somut talepler etrafında başlayan hareket, kısa sürede eğitim sisteminin ötesine geçen bir anlam kazandı. 6 Ekim’de “L’acte III “/üçüncü perde/şamasına ulaşan mobilizasyon, Fransa’da uzun zamandır tekrarlanan “apolitik gençlik” söylemini de ciddi biçimde sorgulatmaya başladı. Çünkü sokaklara çıkan gençler yalnızca kendi okullarının koşullarını değil, nasıl bir toplumda, nasıl bir sistem içinde yaşamak istediklerini de tartışmaya/tartıştırmaya başladılar.

Eylemlerde kurdukları sözleri, dövizlerine kendi buldukları kartonlara yazdıkları itirazlarıyla adeta ezber bozmaya devam ediyorlar. İki gündür de özellikle katıldıkları televizyon prıogramlarnda karşılarındaki hükümet ve devlet yetkililerine, kendilerine karşıt duran gazetecilere karşı kıyasıya bir mücadele içindeler. Ekranlardan doğru kurdukları söz ve itirazları da bir o kadar sokaklarlardan doğru kurdukları söz ve itirazlar kadar ezberbozucu ve etkili.

16 – 17 yaşlarındaki bu gençlerin kurdukları dilleri üzerinden itirazları, kendilerine olan muazzam özgüvenleriyle bir kez daha çok net bir şekilde şunu dedirtmeye başladılar:

Başka Bir Fransa/Dünya Mümkün!

Dün gece france Bfmtv’de 16 yaşında liseli Elwan’ı dinledim:

“Beni buraya davet ettiğiniz için teşekkür ederim. Beni dinleyen herkese teşekkür ediyorum. Her ne kadar bazen beni dinlemek pek kolay olmamış gibi görünse de… Bunun farkındayım ve bunu kabul ediyorum. Bugün vermek istediğim, benim için önemli olan bir mesaj var. Şöyle ki, ben beyaz bir erkeğim. Aslında bu konu biraz önce senin tarafından da -tartışma içinde olan karşıtını işaret ederek – çok güzel ve akıllıca bir şekilde dile getirildi.

Yani benim, örneğin burada bulunan arkadaşımın sahip olabileceği türden bir meşruiyetim yok. Bazı şiddet olayları hakkında konuşmak konusunda onun kadar söz sahibi olduğumu düşünmüyorum. Ve açıkçası, özellikle yoksul mahallelerde yaşanan şiddet olayları hakkında konuşmak bazen beni neredeyse rahatsız ediyor. Çünkü ben bunları bizzat yaşamadım, tanımıyorum.

Hatta bugün Fransa’nın dört bir yanında gördüğümüz bütün bu sefalet ve yoksullukla karşılaştırıldığında, kendimi ayrıcalıklı biri olarak bile nitelendirebilirim. Bu yüzden herhangi bir şeyin temsilcisi olmak istemiyorum. Ben sosyal medyanın ortaya çıkardığı biriyim ve bunun tamamen farkındayım. Yani okul işgallerinin ve protestoların yarattığı bu dalga sona erdiğinde, ben de o dalgayla birlikte ortadan kaybolacağım.

Ve tek umudum şu: Eğer bugün söylemem gereken şeyler varsa, umarım onları söyleyebilmişimdir. Umarım belli bir kesimin sesini duyurabilmiş, bazı insanları temsil edebilmişimdir.

Bunu mümkün olan en iyi şekilde yapmış olmayı umuyorum. Her ne kadar kendimi ifade ederken zaman zaman fazla heyecanlı ve tutkulu davranmış olsam da… Umarım sizler de anlatmaya çalıştığım bazı şeyleri anlayabilmişsinizdir.

Her hâlükârda, bu tartışma ve fikir alışverişi için hepinize teşekkür ederim. Umarım yakında tekrar görüşürüz.“

Bu sabah ise Fransa’nın en etkili gazetesi Le Monde Diplomatiaque’e “ Biz Ne İstiyoruz?“ üzerinden bir makale kaleme alan 16 yaşındaki Nicolas Boucaud-Bialchuk’a sözü bırakıyorum:

Nantes bölgesindeki bir devlet lisesinde son sınıf öğrencisiyim. Sanırım, daha doğrusu umarım, lisedeki son yılıma başlıyorum. Üstelik şiddet ve gerilimin damga vurduğu özel bir dönemde. Bunlar yeni sorunlar değil; yıllardır okul ortamında varlığını sürdüren, yüzeyin altında biriken sorunlar.

Ancak bugün dile getirilen öfke, öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının çok ötesine uzanıyor. Artık sokaklarda olan, okullarını kapatan, protesto eden ve içinde bulunduğumuz duruma itiraz edenler öğrenciler. Bugün seslerini duyurmak için mücadele edenler benim sınıf arkadaşlarım. Bunu barışçıl yollarla yapıyorlar. Amaçları, siyasi sistemin eğitim sorunlarının yalnızca seçim kampanyalarında ele alınamayacağını nihayet anlamasını sağlamak. Ben de öğrencilerin, benim kuşağımın söylemek, hatta haykırmak istediklerini paylaşmak için söz alıyorum.

Öncelikle bazı apaçık gerçekleri yeniden hatırlatmak gerekiyor. Umarım bunlar söylediklerime ilişkin kuşkuları ortadan kaldırır.

Biz öğrenciler sağduyudan yoksun değiliz. Öğretmenlerimize ve okul çalışanlarına yönelik şiddetin kabul edilemez olduğunu, bunun davamıza yalnızca zarar vereceğini çok iyi biliyoruz.

Mala zarar verilmesini de kınıyoruz. Zaten bu, öğrencilerin büyük çoğunluğunun yaptığı bir şey değil. Bununla birlikte, yalnızca tahribata başvuranları suçlayıp onları buna kışkırtanları, öğrencileri dikkate almayarak ve dinlemeyerek bu noktaya sürükleyenleri sorumluluktan muaf tutamam.

Son olarak, öğrencilerin öfkesinin ve bu öfkenin taşıdığı mesajların çeşitli gruplar tarafından siyasi amaçlarla kullanılmasını kabul edemem. Biz kendi başımıza düşünebilir, kendi kararlarımızı verebilir ve kendi inisiyatifimizle harekete geçebiliriz.

Taleplerimiz çok sayıda. Bunlar, yetkililerin onlarca yıldır sorunları görmezden gelmesinin, diyaloğu sistematik biçimde terk eden politikaların ve bir zamanlar öğretmenleri, öğrencileri ve okul yönetimlerini birbirine bağlayan ilişkinin zayıflamasının sonucu.

Liselerde öğrenci temsilcileriyle okul yönetimi arasında köprü görevi görmesi gereken demokratik organlar bulunuyor. Öğrenci konseyleri, teoride öğrencilerin beklentilerini dile getirmelerine olanak tanıyan mekanizmalar.

Ancak uygulamada öğrencilerin sesi çoğu zaman duyulmuyor. Okul yönetim kurullarına seçilen temsilciler ya dikkate alınmıyor ya da görmezden geliniyor.

Düzenli seçimlerle oluşturulan bu kurumlar yalnızca görünüşte demokratik. Gerçekte ise öğrencileri dinlemekteki yetersizliği gizlemekten başka işe yaramıyorlar.

Eğitim sistemi ayrıca, çoğu son derece bakımsız durumdaki okul binalarını yenilemek için gerekli kaynaklardan da açıkça yoksun. Bu binaların birçoğunun ısı yalıtımı son derece kötü. Öyle ki mayıs ve haziran aylarında derslerin ve sınavların yapılması bile imkânsız hale geliyor.

Buna daha da temel bir eksiklik ekleniyor: Öğretmen açığı. Öğretmenlerimiz eksik. Bazen haftalarca, hatta aylarca öğretmensiz kalıyoruz. Üstelik eğitim yılının sonunda girmek zorunda olduğumuz sınavlar var. Öğretmen açığı yaşıyoruz çünkü öğretmenlik artık insanları cezbeden bir meslek değil. Öğretmenlerin fedakârlıkları hak ettiği değeri görmüyor.

Öyleyse Fransız öğrencilerin eğitim düzeyinin bir kez daha eleştirildiği, öğrencilerin aptallığından ve okuma yazma yetersizliğinden yakınıldığı şu günlerde, belki de sonuçlarımızla birlikte giderek kötüleşen öğrenim koşullarımızı değiştirmek iyi bir fikir olabilir.

Belki de bize insanca koşullarda eğitim görme olanağı sağlamak gerekir. Kişisel olarak iki konunun öncelikli olduğunu düşünüyorum. Birincisi, devletin nihayet eğitime ve gençlere yönelik kamu hizmetlerine öncelik veren gerçek bir bütçe politikası benimsemesi. Devlet okul binalarını yenilemeyi, okul yemeklerinin fiyatlarını makul düzeyde tutmayı, her lise öğrencisinin kültüre, sağlık hizmetlerine —özellikle ruh sağlığı alanında okul sağlık hizmetlerine— ve teknolojiye eşit biçimde erişebilmesini sağlamayı taahhüt etmeli.

İkinci öncelik, daha iyi bir eğitimin önkoşulu olan öğretmenlerin hak ettikleri değeri görmesi. Bu nedenle maaşlarının iyileştirilmesi kaçınılmaz. Bir yandan daha fazla öğretmen isteyip diğer yandan onları eleştirmek, aşağılamak ve güvencesiz koşullarda çalıştırmak mümkün değil.

Devlet, eğitim hayatımızda en az öğretmenler kadar rol oynayan eğitim destek personelinin de emeğini daha fazla takdir etmeli.

Gösterilerimiz, okul kapatma eylemlerimiz, haykırışlarımız ve pankartlarımız, kontrol edilemeyen bir ergenlik krizinin değil; çok uzun süredir normalleştirilmiş, sistematik hale getirilmiş bir duyarsızlık karşısında çok uzun süredir bastırılan öfkenin göstergesi.

Biz yalnızca üç şey istiyoruz: Sesimizin duyulmasını, dikkate alınmayı ve nihayetinde saygı görmeyi.

Okul, öğrencilere ve öğretmenlere güvenerek, toplumsal yükselmenin önünü açarak cumhuriyetimizi inşa etti. O dönem geride kalmış gibi görünüyor. Liyakate dayalı toplumsal yükselme artık ölmüş gibi. Bu bizi üzüyor, isyan ettiriyor. Bizi bir araya getiren de işte bu durum. Farklı yaşlardan ve toplumsal sınıflardan öğrenciler bir araya geldi. 

Kimi zaman birbirine karşıt siyasi görüşlere sahip, farklı hayat hikâyelerinden gelen insanların, tehlike altındaki bir sistemi savunmak için ortak noktada buluştuğunu gördüm.

Nefret duymadan, hayal kırıklıklarının körüklediği tutkulara kapılmadan ayağa kalkan bir gençlik gördüm. Tek amacı kendi iyiliği ve kendisinden sonra gelecek kuşakların iyiliği olan bir gençlik.

Harekete geçiyoruz ve gerekli gördüğümüz sürece de mücadelemizi sürdüreceğiz.

Okulun tehlikede olduğunu ve kurtarılması gerektiğini düşündüğümüz sürece devam edeceğiz.

Kahramanlık peşinde değiliz. Yalnızca kendi eğitim hayatımızın, demokrasimizin ve yaşamımızın öznesi olmak istiyoruz.

Kendi Geleceklerinin Öznesi Olmak

Fransa’da liselilerin bugün ortaya koyduğu şey, yalnızca daha fazla öğretmen, daha iyi okul binaları ya da daha iyi eğitim koşulları talebinden ibaret değil. Elbette bütün bunlar onların mücadelesinin somut ve haklı talepleri. Ancak bu hareketi asıl önemli kılan, 16–17 yaşındaki gençlerin kendi hayatları hakkında konuşma, karar verme ve söz söyleme hakkını yüksek sesle talep etmeleri. Onlar kendileri adına başkalarının konuşmasını istemiyor; kendi sözlerini kendileri kuruyorlar. Televizyon ekranlarında, okul kapılarında, sokaklarda ve yazdıkları metinlerde aynı şeyi söylüyorlar: Biz buradayız, bizi dinleyin ve bizimle konuşun.

Belki de bu nedenle Fransa’daki liseli hareketini yalnızca bir öğrenci protestosu olarak görmek eksik kalacaktır. Çünkü bu gençler, kendilerinden önce kurulmuş siyasal ve toplumsal ezberleri de sorguluyorlar. “Gençler apolitiktir”, “gençler siyasetten anlamaz”, “gençler yalnızca sosyal medyada yaşar” denilen bir dönemde, kendi sözleriyle bu iddiaların karşısına çıkıyorlar. Üstelik bunu yalnızca sloganlarla değil; eşitsizlikten yoksulluğa, eğitimden demokrasiye, kamu hizmetlerinden toplumsal adalete kadar uzanan son derece somut bir siyasal dil kurarak yapıyorlar.

Elwan’ın televizyon ekranında kendi ayrıcalığının farkında olduğunu söylemesi, Nicolas’ın öğrencilerin öfkesinin herhangi bir siyasi grup tarafından kullanılmasını reddetmesi ve buna rağmen mücadele etme kararlılığını savunması, bu yeni siyasal dilin önemli işaretleri. Bu gençler kusursuz olduklarını iddia etmiyorlar. Tam tersine, kendi konumlarını sorguluyor, sınırlarının farkına varıyor ve başkalarının deneyimlerine kulak vermeye çalışıyorlar. Belki de hareketin en güçlü taraflarından biri tam da burada ortaya çıkıyor: Kendinden emin olmakla her şeyi bildiğini sanmak arasındaki farkı gözeten bir gençlik siyaseti.

Sokaklarda, okul kapılarında ve televizyon ekranlarında kurulan bu dil, Fransa’nın yalnızca bugünkü eğitim sistemini değil, gelecekteki demokrasi anlayışını da tartışmaya açıyor. Çünkü demokrasi yalnızca sandıkta oy kullanmak değildir. Demokrasi aynı zamanda okulda öğrencinin dinlenmesi, mahallede gencin sözünün dikkate alınması, kamusal kaynakların nasıl kullanılacağına dair toplumun söz sahibi olması ve insanların kendi yaşamlarının öznesi olabilmesidir. Liselilerin itirazı tam da bu nedenle eğitim politikasının sınırlarını aşarak daha geniş bir demokratik temsil ve katılım meselesine dönüşüyor.

Şimdi asıl soru, bu gençlerin ne söyleyeceğinden çok, Fransa’nın onları dinleyip dinlemeyeceği sorusudur. Çünkü bir ülkenin geleceği yalnızca hükümet programlarında, bütçe yasalarında ya da seçim kampanyalarında kurulmaz. Gelecek, aynı zamanda gençlerin bugün kendileri için kurdukları cümlelerde şekillenir. Okulların kapısında yazılan pankartlarda, sınıflarda yapılan tartışmalarda, televizyon ekranlarında kurulan cesur cümlelerde ve birlikte hareket etme deneyiminde geleceğin toplumunun izleri vardır.

Fransa’daki liseliler bugün belki de kendilerine biçilen rolü reddediyorlar: yalnızca ders çalışan, sınavlara hazırlanan, Parcoursup sırasını bekleyen ve yetişkinlerin kararlarını kabul eden gençler olmak istemiyorlar. Kendi eğitimlerinin, kendi demokrasilerinin ve kendi geleceklerinin öznesi olmak istiyorlar.

Bu nedenle onların eylemlerine yalnızca bir “öğrenci hareketi” olarak değil, yeni bir toplumsal sözün arayışı olarak bakmak gerekiyor. Çünkü sokaktan yükselen ses giderek daha açık bir cümleye dönüşüyor:

Başka bir okul mümkün. Başka bir toplum mümkün. Başka bir Fransa mümkün.

Ve belki de en önemlisi, bu cümleyi bugün yetişkinler değil, geleceği yaşayacak olanlar kuruyor.

Ercan Jan AKTAŞ kimdir?

Sosyal bilimci, yazar ve aktivist. Çalışma alanları toplumsal barış, şiddet, militarizm, toplumsal cinsiyet ve vicdani ret. Sertav Çiya’ya Mektuplar – Yürümek (anı-belgesel), Yürümek (roman) ve Paris’te École des hautes études en sciences sociales’te tamamladığı tezine dayanan Vicdani Ret ve Sosyo-Politik Yaşama Etkileri kitaplarının yazarıdır. Fransa’da politik mülteci olarak akademi, basın ve aktivizm alanlarında çalışmalarını sürdürüyor.

Benzer Haberler

Fon Koordisnasyon Kurulu 4. kez toplandı

AKP'den kanun teklifi: Fon mağdurları için ne öngörülüyor?

Aileler İmralı’ya gitti

Öcalan ve 5 mahpus ile görüştüler

AB’den Türkiye’ye uyarı:

Hak ve özgürlüklerdeki gerileme üyelik hedefinden uzaklaştırıyor

Süreç ve çerçeve yasa gündemde

DEM Parti İmralı Heyeti Bahçeli ile görüştü

DEM Parti’den Kurtulmuş’a çağrı:

İzleme Komisyonu'nun kuruluş çalışmaları tamamlanmalı

Özgür Özel Mersin’den seslendi

'AK Parti'nin kara düzenini bitireceğiz'

Demirtaş’ın tutukluluğu ve kayyumlar için çağrı

Türk: Süreç böyle devam ederse umutsuzluk çıkar