BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Zilan (Geliyê Zilan) katliamının toplumsal yansımaları -2

Zilan (Geliyê Zilan) katliamının toplumsal yansımaları -2
🎧 Haberi dinle0:00 / --:--

Zilan sadece Kürt halkının değil, bu topraklarda eşit ve özgür bir yaşam isteyen herkesin ortak hafızasında yer alan büyük bir yara ve aynı zamanda ortak bir sorumluluktur.

Faik BULUT

Zilan meselesine kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu bölümde sürgün ve yargılamalar ile sonrasına ilişkin izlenen politikalara değineceğiz.

Zilan (Geliyê Zilan) katliamının toplumsal yansımaları (1)

Katliam anlatımları ve hikâyeleri

Keyfi öldürmeler ve el koyma vakaları sıradan pratikler haline gelmişti. Katliam boyunca sayısız kadın ve çocuk tecavüz ve cinsel istismara maruz kaldı. El konulan mallar, ziynet eşyaları ve nakit paradan oluşan hasılattan aslan payını Gıdıkzadeler alıyorlardı. Hasılattan kalan ise diğer milisler arasında pay ediliyordu. (Kaynak, dönemin milislerinden Şükrü Yardımcı)

Reşoyê Mele’nin kızı Keser Şah anlatıyor: ‘Annem ünlü Milis Sidîqê Hesen Keçele’nin bacısıdır. 1926 yılında babam Reşo sürgüne gönderilmek istenince dağa çıkmış. Zilan Katliamında Derviş ve Yaşar Bey adlı komutanlar babama haber yollayıp silahıyla teslim olması durumunda kendisine bir şey yapmayacaklarını dayım Sidîq vasıtasıyla kendisine iletmişler. Babam teslim olmayınca annemi iki çocuğuyla birlikte tutuklamışlar. O sırada annem bana hamileymiş.

Annemin tutuklanmasını kendisine yediremeyen babam gelip teslim olmuş. Teslim olduğu köy Gurgus’da. Nerelerde barındığını, kimlerin kendisine yardım ettiğini söylemesi için annemin ve köylülerin gözü önünde çırılçıplak soyarak, vücudunda, derisinin altında cepler yaparak zorla ellerini sokmuşlar. Babam kimsenin kendilerine isteyerek yardım edip barındırmadığını. kendilerinin silah zoruyla beslenme ihtiyaçlarını temin ettiklerini söylemiş. Bunun üzerine babamı kurşunlayarak öldürmüşler. İki kardeşimi de annemin gözü önünde öldürmüşler.’’ (Kemal Süphandağ, Ağrı Direnişi ve Haydaranlılar, s. 228)

“Belediyede tellal olan Şerif, milis olduktan sonra Adilcevaz-Erciş arasındaki Culgeh ve çevre köyün arazisine el koyar. Karakilise köyüne el koyan Sidîqê Heso köyün ahalisini serfleştirir. Nalbantoğlu Refo Marças çevre köylere el koyar; Silê Lorik Pêrtax ve çevre muhitini serfleştirir. Gıdıkzadeler ise umum Zilan Vadisi’ne el koyarlar. (Kaynak şahıs Übeyit Fidan, Cergeşin kayalıklarında gerçekleştirilen katliamdan sağ kurtuldu.)

“En büyük toplu katliamlardan biri de Aşê Davuda’da (Davutlar Değirmeni) gerçekleştirilir. Aşê Dawuda gibi mıntıkalarda toplu infazlardan sonra nekrofili (ölüye tecavüz/ölü sevicilik-FB) vakaları gerçekleşir. Zilan muhitinde, milislerin yardımıyla bir soykırımın bünyesinde mevcut olabilecek şiddetin bütün varyantları titizlikle icra edilir. Zilan’ın ahalisi ya öldürülür ya da kaçmaya mecbur bırakılır. Ekin tarlaları ateşe verilir.

Adilcevaz’da müftülük yaptığım yıllarda Hacı Ömer adında dindar bir adam vardı. Bana diyordu ki: ‘Seyda ben o zamanlarda bakaracı (Katırla yük taşıyan kişi) idim. Askerlere erzak taşırdım. Birkaç defa Aşê Davuda’da kamp kuran askerlere erzak götürdüm. Kendi gözlerimle gördüm. Cenazeleri üstü üste yığmışlardı. Hiç unutmam, askerler cenazelerin arasına girip güzel kadın ve kızların cesetlerini ceset yığınının içinden çekip çıkarıyorlardı. Bu cesetlere tecavüz ediyorlardı.’ Hacı Ömer bu gördüklerini ne zaman anlatsa ağlıyor, ‘Müslüman, Müslüman’a bunu yapmaz’ diyordu.” (Kaynak şahıs Ahmet Yıldız)

“Biz de çoğu insan gibi civardaki dağlara sığınmıştık. Açlık vardı. Babamla civarda yiyecek bir şeyler arıyorduk. Çakirbeg Köyü yakındı; o köy yakıldığı için içinde kimse yoktu. Hani bir koyun ya da yiyecek bir şeyler bulunur diye köyün içinde dolaşmaya başladık. Cesetler gördüm. Çocuktum ama cesetlerden korkmuyordum, çünkü her tarafta yüzlerce binlerce ceset vardı. Köpekler o kadar insan eti yemişti ki hepsi birer yırtıcı hayvana dönüşmüştü. Cesetleri parçalayan köpekler sürü halinde bize saldırdı.” (Kaynak şahıs Ahmet Yıldız)

Su kuyuları toprakla doldurulur. Binlerce ceset kurbanların köpeklerine ve yırtıcı hayvanlara yem edilir. 1930 Aralık ayı itibariyle tamamen insansızlaştırılan Zilan’da yeni bir merhaleye geçilir.”

Zindan ve Sürgün

“Katliamın ardından tutuklanıp cezaevine konulanların veya sürgün edilenlerin büyük bir kısmı, Zilan muhiti dışında yer alan ama Zilanlılar ile akrabalık bağları bulunan Adilcevaz, Patnos, Diyadin ve Çaldıran’a bağlı Kürt köylerinin sakinlerinden oluşuyordu. Bu zaman diliminde milislerin şifahi ve yazılı raporları doğrultusunda, katliam muhiti (devlete göre ‘şekavet mıntıkası’) dışındaki Erciş’in ova köylerinden yüzlerce Kürt ‘isyana iştirak etme’ suçlamasıyla tutuklandı. 1930 yılı itibariyle muhtelif yerlerde yakalanan direnişçiler ve katliamdan sağ kurtulanlar, birçok tutsağın yaşamını yitirdiği ağır işkencelere maruz kaldıktan sonra, Erciş ve Van’daki Ağır Ceza Mahkemeleri’ne sevk ediliyorlardı.”

Adana’ya sürgün ve yargılama serüveni

Gerek sanık sayısının fazla olması ve gerekse Van ile Erciş’teki hapishanelerin kapasitelerinin yetmemesinden ötürü bin kadar tutsak 1931 yılı sonlarına doğru Adana’ya sevk edildi. Tutuklamalar 1933 yılına kadar sürdü. Erciş ve havalisinde tutuklananlar peyderpey Adana’ya gönderiliyordu. Gazete haberleri şöyleydi:

  • Ağrı Şakileri; sekiz kişi yakalanarak Adana’ya getirildi. Ağrı isyanı ile alakadar oldukları halde, firara muvaffak olan sekiz şaki ahiren yakalanmış ve jandarma muhafazasında Adana’ya getirilmiştir. Bu şakiler de Ağrı şakileri gibi Adana Ağır Ceza mahkemesinde muhakeme edilecektir. (Akşam Gazetesi, 30 Aralık 1933)
  • Ağrı şakilerinin muhakemelerine bu hafta içinde başlanıyor. Ağrı şakilerinden 700 kişinin mahkemesine Adana Ağır Ceza Mahkemesi’nde bu hafta başlanacak. Şimdiye kadar şehrimize 192 kişi getirilmiştir.” (Cumhuriyet Gazetesi, 28 Kasım 1931)
  • Ağrı Maznunları: Adana ağır caza mahkemesi bugün karar veriyor.” (Milliyet Gazetesi, 14 Mayıs 1932, s.1)
  • Ağrı Dağı İsyanı Suçluları. (Ulusal Birlik Gazetesi, 11 Temmuz 1936)
  • Dönemin Mersin Hapishanesi Baş Gardiyanı İlyas Mert’in aktarımına göre; Zilan’dan getirilen Kürt mahkûmlar, yerli mahkûmların taciz ve saldırılarına maruz kalınca hapishanede isyana teşebbüs etmiş, araya giren ‘muteber’ bazı mahkûmların girişimleri ile isyandan vazgeçmişlerdir. (İlyas Mert, Hapishaneden Sesler, Adana, Demokrat Matbaası, 1950)
  • Adana zindanında Kürt direnişçiler zehirli iğnelerle katledildi. (Kaynak şahıs Yusuf Keser’den aktaran Veli Balıkçı, ondan akt. Sedat Ulugana; ANF, 2012, Erişim )
  • 1932’nin Mayıs ayında Asri Sinema Salonu’nda başlayan duruşmada yargılanan 192 kişiden 155’i için bölücü faaliyet (Hoybun namına isyan etmek) kapsamında idam ve diğer 37 kişi hakkında bölücü faaliyete yardım etmek (şekavet) bağlamında üç seneden beş seneye kadar hapis cezası talep ediliyordu. 1936 yazında dava savcılarından Şeref Gökmen bütün mahkûmların beraatını istedi.
  • Aynı yıl Adana’daki bir kısım mahkûm Mersin, Zonguldak ve Sinop cezaevlerine gönderildi. Zonguldak’a götürülenler kömür ocaklarında, Sinop’a götürülenler inşaat işlerinde çalıştırıldı. 4 yıl süren dava boyunca mahkûmların büyük bir kısmı bulaşıcı hastalıklar, yetersiz beslenme ve işkenceler sonucu yaşamını yitirdi. Böylece Zilan Katliamının ikinci aşamasını teşkil eden Adana hapishanesi süreci tamamlanmış oldu.

5 Mayıs 1932’de kabul edilen İskân Kanunu, bünyesinde Kürtler için büyük bir sürgünü barındırır. Kanun, mecliste sert tartışmalara neden olur. Dönemin milletvekillerinden Reşit Bey, ‘Türk ırkı’ kavramıyla neye vurgu yapıldığına açıklık getirilmesini talep eder. Bunun üzerine söz alan İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ‘Efendim geçsin. Sonra düzeltilir’’ demektedir.

Kanun tasarısında Kürt kelimesi geçmiyor, onun yerine ‘Ana Dili Türkçe Olmayanlar’ tanımlaması yapılıyordu. Bu kanunla Zilan yasak bölge ilan edilecek, Türkiye’deki nüfus yoğunluğunu bir program dâhilinde tekrar düzenleme yetkisi İçişleri Bakanlığı’na bırakılacaktı.

Önemli not: 1990’lı yılların DGM Mahkemeleri ile 2000’lerin Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerini hatırlatan ‘Ağrı Dağı Şakileri Davası’ hakkında devlet arşivlerinde tek bir belgeye dahi tesadüf edilmemiştir. Dava kapsamında yargılanan mahkûmların tamamına yakını Zilanlıdır. Bu açıdan söz konusu dava Ağrı İsyanının mahiyeti ve kapsamını tekrar tanımlamamız için bize fikir vermektedir.

Ayrıca Zilan bakanlar kurulu kararı ile 1931 yılında “Memnu Mıntıka” yani yasak bölge ilan edilir. Erciş’e konuşlanan 11. Seyyar Jandarma Alayı söz konusu mıntıkayı sıkı bir denetim altına alır. Tam da burada “Ağrı Dağı havalisinde cereyan eden bu isyan hareketi davasında neden Ağrılılardan daha çok Zilanlılar yargılandı?’’ sorusu önem kazanmaktadır.

Trajik hadiseleri unutturmak için “gelenek” icadı: Panayır ve Türklük merkezi!

Resmi tarihin gelenek icadı ritüeli bir kez daha hâsıl olmuş; 1933 yılı itibariyle katliamın başlangıç tarihi olan 3 Temmuz günü “panayır” olarak kutlanmaya başlanmış; Umumi Müfettişlik bu kararı basın yoluyla tüm ülkeye duyurmuştur.

Ne rastlantı ki Erciş’in isyandan kurtuluşu da 3 Temmuz gününe tesadüf etmektedir. Umumi Müfettişlik, 3 Temmuz günleri her sene Erciş’te bir panayır açacağını ilan etmiştir. Bu panayır memleketimiz için büyük bir iktisadi ehemmiyete haizdir. Panayır günü muhitin en büyük şenlik ve alışveriş günü olacaktır. Panayır bir hafta devam edecektir. İlk panayır için şimdiden hazırlıklara başlanmıştır. (Son Posta Gazetesi, “Erciş’te her sene bir panayır açılacak”, 20 Nisan 1933)

Katliamdan 5 yıl sonra İsmet İnönü, “Şark Gezisi” adı altında 11 Temmuz 1935’te Erciş’e uğrar. Erciş’i, ‘Van Gölü civarının Türklük merkezi’ olarak tanımlayan İnönü Erciş ve çevresine ‘Türk muhacir”’ yerleştirilmesi niyetini beyan eder. (Saygı Öztürk, İsmet Paşa’nın Kürt Raporu, İstanbul, Doğan Kitap, 2008, s.35-36)

Katliam sonrası Erciş muhitinin demografik yapısının kalıcı olarak ‘Türklük lehine’ dönüştürülmesi için bazı adımlar atılmıştır. Öncelikle Kars’ın Arpaçay Kümbet köyünden ‘Türk ırkına mensup’ 21 hane 138 nüfus Erciş’e yerleştirilir. Erciş’e ‘Türk ırkına mensup’ muhacir yerleştirme uygulaması sadece tek parti dönemi ile sınırlı kalmamış, 1980’lere kadar devam etmiştir. Öyle ki Ulupamir Yaylası Kırgızları olarak bilinen Kırgız asıllı 1150 Afganistan göçmeni, Taliban-Rus savaşında, İslamabat Türk Büyük Elçiliği vasıtasıyla hanları Rahmankul öncülüğünde 1982’de Türkiye’ye getirilmiştir.

1983’te 12 Eylül cuntasından yönetimi devralan Turgut Özal Zilan katliamında yakılan ve ahalisinin tamamına yakını katledilen, haliyle bir daha kurulamayan Bonizli, Birhan ve Milk köylerinin arazisi üzerine Kırgızlar için konutlar inşa ettirmiştir. Bu konutlara yerleşen Kırgızların isteğiyle köyün ismi Ulupamir olarak değiştirilir. 1990’lı yıllarda koruculaştırılan bu Kırgız köyü günümüzde MHP’nin Zilan dağları arasındaki oy deposu olarak bilinmektedir.

Ulupamir’de bugün 3 binden fazla Kırgız yaşıyor. Kürdistan genelinde sayıları 90 bini bulan korucuların, 2000’e yakını Kırgızlardan oluşuyor. Hemen hiçbir köyün Ulupamir kadar korucuya sahip olmadığını da belirtmemiz gerekiyor. Köy sakinlerinden olan ve yıllardır koruculuk yapan Abdülgafar Erciyes: “Biz savaşçı milletiz. Keleş (Kaleşnikof tüfeği) ile büyüdük. Silah kullanmayı çok küçük yaşlarda öğreniyor, dağlarda geziyor, ata biniyoruz. Bu yüzden operasyonlara da katıldık. Bir ara Apo Med TV’den hedef olarak bizi gösterdi, bu yüzden de bu köyü çok iyi koruyoruz’’ diyor. (Coşkun Aral, Türk Kırgızları, Sabah Gazetesi, 12 Ekim 2006, s. 6)

Gelecekteki operasyonların ilham kaynağı olarak Zilan Katliamı

“Tedip uslandırma, yola getirme; ‘tenkil’ ise uzağa gönderme, herkese ibret olacak şekilde cezalandırma, sindirme, düşman olanı veya nizama zararlı olan kimseleri ortadan kaldırma manasına gelse de bundan daha fazla olarak şiddet ve kırımı da içerir. Zilan özelinde uygulanan şiddetin dozajı, kırımın şekli, göçertmenin taşıdığı nasyonal amaçlar ‘tedip ve tenkil’ harekâtlarının cumhuriyet elitinin biyo-iktidarını güçlendirmeye dönük uzun vadeli hamleler olduğunu göstermektedir.

Öyle ki katliamdan bir yıl sonra (1931) ‘isyan bölgesinde işlenen ef’alin (fiil, eylem, işlem) suç sayılmayacağına dair kanun’ yürürlüğe konulur. Bununla katliamı icra ettiren elitin, işbirliği yapan paramiliter güçlerin ve kolluk kuvvetlerinin korunması amaçlanmaktadır. Eylül 1930-1945 yılları arasında Sason-Dersim-Botan ve Van hattında ‘kaçakçılık-eşkıyalık ile mücadele’ adı altında icra edilen katliamlar da askeri açıdan birer ‘tedip ve tenkil’ operasyonlarıdır.

Zilan Katliamı bu tür operasyonlara esin kaynağı olmuştur. Nitekim Albay Osman Nuri ve Yarbay Eyüp Sabri Süsoy, Zilan Katliamı ve Ağrı İsyanı deneyimlerinden yola çıkarak 1933 ve 1944 yılları arasında Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde ‘hizmete mahsustur’ ibaresi ile eğitim fasikülleri hazırlamışlardır.

2015 yılından sonra yerleşik ve güncel bir uygulama halini alan Kürt illerindeki kayyım atamaları da Türk idare tarihinde esasen yeni bir vakıa değildir. Bu idari uygulamanın temeli 1930 yılında kabul edilen 1580 sayılı Belediye Kanunu’na dayanmaktadır. 1930-1948 yılları arasında Kürt illerindeki 90 kadar belediyeye kayyım atanmıştır. Kayyım atamalarının mühim gerekçesi ‘Kürtlük cereyanının mefkûreye dönüşmesi’dir.

Zilan Katliamından kısa bir süre sonra çıkartılan Belediye kanunu gereğince 28 Ocak 1932’de Erciş kaymakamı Erciş Belediyesi’ne kayyım olarak atanır. Dönemin Belediye başkanı İdris Erdinç her ne kadar milis kumandanı olsa da geçmişte Hoybun ile ilişki kurduğu için belediye başkanlığını devlet nezdinde güvenilmez kılmaktadır. Ayrıca yapılacak belediye seçimlerinde ‘Kürtçü mefkureye sahip’ herhangi bir adayın belediyenin başına geçmesinden korkulmaktadır.

Katliamın akabinde yerel siyasetin simge mevzisi olarak addedilen Belediye’nin katledilenler tarafından yönetilmesine izin verilmemesine dönük belirgin devlet tavrına karşılık, özellikle 1990’lardan sonra kendisini güçlü bir şekilde dayatan Kürt siyasetinin Erciş özelinde varlık göstermesinin başat argümanı katliam hafızası olmuştur.

Nitekim ilk defa 2014 yılında yapılan yerel seçimlerde Kurdî argümanlara/eğilimlere sahip olan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Erciş’te belediye başkanlığını kazanırken, BDP seçmeninin temel motivasyonu ise Zilan Katliamı’dır.”

Ulugana’dan alıntılarımız burada bitiyor. DEM Partisinin 13 Temmuz 2025 tarihli bildirisinde yer alan güncel öneri ve talepleri yineleyerek yazıyı bitirelim:

“Bugün üzerinden 95 yıl geçmiş olmasına rağmen, katliamla ilgili hiçbir resmi yüzleşme yapılmamış, devlet katliamın adını dahi anmamıştır. Katliamın gerçekleştiği coğrafyada ne bir hafıza taşı, ne bir özür, ne de adaletin izi vardır. Ancak halklarımız, tüm yok sayma politikalarına rağmen bu hakikati belleğinde taşımaya devam etmektedir. DEM Parti olarak, yürüttüğümüz Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin temel yapı taşlarından birinin geçmişle yüzleşmek olduğunu vurguluyoruz.

Zilan sadece Kürt halkının değil, bu topraklarda eşit ve özgür bir yaşam isteyen herkesin ortak hafızasında yer alan büyük bir yara ve aynı zamanda ortak bir sorumluluktur. Bu bağlamda;

  • Zilan Katliamı, Türkiye Cumhuriyeti tarafından resmî olarak tanınmalı ve halktan açık bir özür dilenmelidir.
  • Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde bağımsız ve kapsayıcı bir Araştırma Komisyonu kurulmalıdır.
  • Zilan Vadisi, bir hafıza ve yüzleşme mekânı olarak korunmalı; imha edilen köylerin, yok sayılan yaşamların izleri onarıcı bir yaklaşımla görünür kılınmalıdır.

Hakikati inkâr eden bir sistemin barış üretmesi mümkün değildir. Adalet, unutarak değil; yüzleşerek inşa edilir.”

NOT: Sedat Ulugana’nın Zilan hakkındaki makalesini okuyan veya bu husustaki youtube kanalındaki anlatımını dinleyen kimi Zilanlı ve Patnoslular, bazı notaların eksik ve hatalı olduğunu; Ulugana’ya ulaşabilirse kendisiyle bu hususu konuşup tartışmak istediklerini söylediler. Elçiye zeval olmaz kabilinden bu emanet sözü ileteyim istedim.

Faik BULUT kimdir?

Gazeteci, tarihçi ve yazar. 1990'lardan itibaren Alevilik, Kürtler, Filistin Devleti, FKÖ, Ortadoğu ve İslam tarihi, İslamcı örgütler, laiklik, tarih, siyaset, kültür vb. konular üzerine 40'a yakın tarih, araştırma, gezi yazısı ve anı kitabına imza atmıştır.

Benzer Haberler

18 kişi hakkında gözaltı kararı

Ünlülere yönelik yeni uyuşturucu operasyonu

Türkiye’nin ‘umut hakkı’ dosyası

AB Bakanlar Komitesi'nin Aralık ayı gündeminde

Bini aşkın akademisyenden ortak bildiri:

Meslektaşlarımızın ve LGBTİ+ hareketinin yanındayız

7 ayı aşkın süredir tutukluydu

Gazeteci Elif Bayburt hakkında tahliye kararı

Provokasyon uyarısı: ‘Tedbirler alınıyor’

Efkan Ala: Alt kurullar sahada çalışmalara başladı

Mahkeme ‘ihtiyati tedbir’ kararını kaldırdı:

Kayyum Gürsel Tekin'in görevine son verildi

BM 81. Genel Kurulu

Erdoğan, Trump ile görüşecek: F-35’ler hala belirsiz

‘Erdoğan son kez aday olacak’

Uçum, Öcalan’ın yer alacağı komisyonu açıkladı