BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

‘Yasanın önünde’ beklerken

‘Yasanın önünde’ beklerken

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Kafka’nın öyküsündeki köylü, “yasaya erişmek için” ölene kadar bekler. Üstelik kapı açıktır. Çıkan yasa bir kapı aralıyorsa, o kapıdan geçip “asıl yasa”ya (hukuk ve siyaset zeminine) ulaşmak ancak mücadeleyle mümkün olacak.

Ali Duran Topuz

KAFKA’NIN MESELİ VE AÇIK KAPI

 “Yasanın önünde bir kapı muhafızı dikilmektedir. Köyden gelen bir adam belirir ve içeri girip  yasaya dahil olmak için izin ister. Ancak muhafız şimdilik ona giriş izni veremeyeceğini söyler.”

Kafka’nın “Yasanın Önünde” isimli meselindeki köylü “şimdilik” verilmeyen iznin çıkması için öykünün (ve ömrünün) sonuna kadar bekler, ama nafile. Üstelik “kapı” açıktır, köylü bir ara eğilip içeri bakar. Muhafız isterse girmeyi deneyebileceğini söyler, “… Ama şunu aklından çıkarma: Ben güçlüyüm. Ve de ben sadece sonuncu muhafızım. Her odanın önünde öncekinden daha güçlü muhafızlar var, benden sonraki üçüncünün görünüşüne ben bile tahammül edemem.”

(Yasanın Önünde, Önyargılar, J. Derrida, ç. Melih Başaran; “Yargılama Fakültesi”; İtaki Yayınları 2015 içinde s. 105.)

Bu meselin türlü çeşit okuması var, bu yazıda Derrida takip edilmeyecek; madem ki “mesel”dir sadece “yasaya erişim”in sonsuza (köylünün sonuna) kadar ertelenebileceği fikriyle yetineceğim. Kapı, köylü ölünce kapatılır, aslında sadece onun için açık tutulmuştur, beklemesini sağlayan şey de kapının açık oluşudur.

ÇERÇEVE YASA VE BEKLEME FASLI

“Çerçeve yasa” parlamentoda onaylandı, tartışmalar devam ediyor, edecek de. İçinde adı geçmese bile bir tarafında Abdullah Öcalan’ın oturduğu bir masada konuşulanlarla bağlı olarak hazırlanmış (üstelik 467 oyla onaylanmış) bir yasanın tartışılmaması imkansız. Kaldı ki yasada adı geçen “PKK/KCK” zaten bizi doğrudan yine Öcalan’a götürür. Zaten Öcalan da yasanın (ufuktaki hukuk ve siyaset zeminine geçiş için) “kapı açacağını” söylememiş miydi?

Hasılı, yirmi iki ay yasayı beklemekle geçtiği gibi şimdi bilmediğimiz bir süreyi de “yasanın önünde”, yasanın uygulamaya geçip geçmeyeceğini bekleyerek, geçerse nasıl uygulanacağını bekleyerek geçireceğiz. Önce bir iş tamam olmalı, örgütün “silahsızlandığı ve feshin tamam olduğu”nu tespit ve teyit işi. Yani yasa hem var ve yürürlükte hem de yok ve olup olmayacağı da belli değil.

ÇERÇEVE, ÖRGÜT VE TMK

Yasayı nitelemek için kullanılan “çerçeve” kelimesi sadece bir anlamda geçerli: Yasa, adını andığı örgütü “çerçeve” içine alıyor, başka bir şeyin çerçevesi olma vasfı yok. Yasanın mevzuattaki ayrıksı duruşu (anayasaya aykırılık iddiaları, yürütmeye uygunsuz yetki verdiği, muğlaklıklar vs) gerçekte Terörle Mücadele Kanunu’nun ayrıksı duruşuyla nispi bir paralellik içinde:

TMK de “olağan Anayasal sistem”in yani “olağan hukuk”un öngördüğü normlar hiyerarşisini dikkate almadan bir tür “paralel/istisnai ceza hukuku” sistemi oluşturur.

Bu haliyle Çerçeve Yasa, yürütmeye “Terörle Mücadele Kanunu” çerçevesindeki muhakeme birikiminin bir kısmını tersine çevirecek bir güç bahşediyor. Yani nasıl ki TMK olağanüstü hukuk aracılığıyla belirli bir “hukuki gerçeklik” üretmişse, Çerçeve Yasa da başka bir olağanüstü hukuk işlemiyle bu gerçekliğin bazı sonuçlarını geri alma yetkisini yürütmeye veriyor. Yasayı eleştirenlerin önemli bir kısmı yasanın “olağanüstü karakteri”ne işaret ederken, yasanın ilgili olduğu suçlamaların, yargılamaların olağanüstü karakterine hiç bakmamakla TMK sisteminin “olağan sistem” olarak kalmasını öneriyor.

YASALAR NE YAPAR, NE YAPMAZ?

Yasa mevcut haliyle “olağanüstü hukuk”un icrasıyla oluşan “hukuki görünüm”ün yeni bir “olağanüstü hukuk” işlemiyle değiştirileceğini vaat ediyor; çünkü yasalar kendi kendine bir şeyi değiştirmezler, çıkaranlar bu vaadi verir ya da veriyor gibi yaparlar.

Elbette TMK ile kurduğum “paralellik” sınırlı, çünkü durum simetrik değil. Sadece sonuçlar açısından geçerli bir paralellik bu. Örneğin yasa TMK ile kurulan sistemin tasfiye edileceğine dair hiçbir emare barındırmıyor, sadece “bazı sonuçları”nı bir takvim içinde ve koşullu olarak ortadan kaldırmayı düzenliyor.

Oysa TMK “şiddet ve çatışma” zeminindeki şiddetin yapısallaştığı, nesnelleştiği yer, “öznel şiddet” bu nesnel şiddetin bir sonucundan ibaret. Deniliyor ki “bu aşama geçtikten sonra” yapılacaklar ile “hukuk ve siyaset zemini” öne çıkacak, ne var ki bu “zeminin” TMK tarafından sürekli tehdit altında tutulmasından neden ve nasıl vazgeçilecek, belli değil.

TERK, MÜTAREKE VE ZEMİN DEĞİŞİKLİĞİ

Bekleyeceğiz. Neyi? Örgütün silahları ve kendisini terk etmesini. Terk tamamlanınca devlet “hapiste tutmaktan” vazgeçecek. Yani bir tür “mütareke” var ama terkler simetrik değil. Bir taraf “savaşmayı” terk ediyor, diğer taraf “hapsetmeyi” ve takip etmeyi terk edeceğini söylüyor.

Peki o zaman “çatışma ve şiddet” zemininden “hukuk ve siyaset zemini”ne nasıl geçeriz? Yasayı çıkaranların niyetlerine güvenmek mümkün mü?

Bir münazaradan, bir söz müsabakasından değil de “demokrasi”den, “hukukun üstünlüğü”nden, “şiddetsiz siyasal ortam”dan bahsediyorsak, üçü için de geçerli olan temel bir meseleye bakmamız gerekir: Güçler dağılımına. Demokrasi de, siyaset de, hukuk ve onun idesini oluşturduğu söylenen adalet de bir mantık, söz ya da hatta yasa sorunu değil, bir güçler dağılımı sorunudur.

Hukukun üstünlüğü üstün güçlerin paşa gönüllerinin bir ihsanı değil, dengeleyici güçlerin sağlayabileceği bir kontrattır; öyle olmasa Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Can Atalay ya da Osman Kavala hapiste olamazdı.

SİYASAL ARZULAR, İMKANLAR

O halde beklerken, ne olacağını tartışırken, hangi hedefi istiyorsak o hedefin öne çıkması ya da sonucun o hedefe yakınsaması için yapılması gereken şeyler olmalı. İktidar açısından (sürece yönelik birçok eleştiride dile getirildiği gibi) “silahların tasfiyesi”ni takip edecek hamleyi öngörmek zor değil: O peşinden (muhalif çevrelerdeki baskın görüşe göre) “siyasetin tasfiyesi”ne yönelecek, zaten hali hazırda süregiden (eski) CHP’ye ve yeni Yeni Parti’ye yönelik operasyonlar aynı amacın görünür olduğu yer.

Kürt hareketi açısından yapılması gerekenleri zaten Öcalan söylüyor: Silahların bırakılmasıyla oluşacak “boşluğu” sivil-siyasal yeniden örgütlenme ve yeni mücadele biçimleriyle doldurmak.

“Muhalefet”ler açısından durum Yeni Parti hariç kabaca belli:

Tamamen karşı çıkan bir parti var sadece. Kalanlar, silahsızlanmaya karşı çıkma riskine girmeden, o gün geldiğinde yeniden pozisyon ve siyaset belirlemek eğiliminde.

KRİTİK KONUMDAKİ PARTİ: YENİ PARTİ

Yeni Parti’nin konumu bu nedenle son derece önemli: Bir yandan iktidara alternatif olma iddiasını sürdürmek, öte yandan iktidarın atak ve tuzaklarını savuşturmak zorunda. Ataklara (19 Mart’ta yoğunlaşan ve süregiden) karşı mücadelede iş yeni bir parti kurmaya kadar vardı.

Özgür Özel, tuzaklara karşı “süreci destekleme” kararlılığını kaybetmeden ama kendi yapısında ve dayandığı toplum kesimlerinde var olan itirazları görünür kılarak en azından oylama safhasını atlatmış oldu; bir hasar olup olmadığı sadece evet ve hayır diyenlerin hesaplanmasıyla ortaya çıkacak bir şey değil. Gerçekte Özgür Özel’in kararı bir “hata”yı değil, uygulaması tamamen iktidara bırakılmış bir yasanın ve o yasanın ilgili olduğu sürecin iktidar lehine sonuçlara kolayca ulaşmasını engellemeye yönelik siyaset arayışının sonucuydu.

“TERÖR” NE DEMEK?

Her şeyin (yasa açısından) yürütmenin ve (süreç açısından) iktidar blokunun denetiminde olduğu bir siyasal iklimde, yürütmeyi ve iktidarı sınırlayacak, yaptıklarının bazılarını yapmamaya zorlamanın, yapmadıklarının bazılarını yapmaya zorlamanın gerektiği açık.

Bu dönem geliştirilecek siyasetin içinde yasanın ilişkili olduğu Terörle Mücadele Kanunu ekseninde kurulan “istisna rejimi”in tartışmaya açılması gerekir. Bunun bir başka anlamı ise “Kürt meselesi”nde “silahların olmadığı evre”ye dair bir siyasetin öne çıkması gerektiğidir. Yasanın her kelimesini, her normunu didik didik eden bakışların, yasada sıkça geçen “terör” kelimesinin, TMK’nın bir yankısı olduğunu, dahası bir hukuk terimi değil “Kürt” kelimesinin istisna rejimindeki sinonimi olduğunu görmemesi eski, silahların var olduğu dönemin “siyaset kurallarının” hakim olmasıyla ilgilidir. İktidarın kurduğu belirtilen silahsızlandırma=siyasetsizleştirme denklemini bozmak isteyenler için “terör” kavramına yapışmak değil, tedavülden kaldırılmasını desteklemek önde olmalı.

Çatışmaya yol açan “silahlar” ortadan kalkmışken çatışmanın hukuki siyasi rejiminin devam ettirilmesi, 2017 referandumundan sonraki seçimlerin tamamında iktidarın sık sık “terör” bağlantısı üzerinden muhalefetlere saldırmasının da gösterdiği gibi, “baskıcı rejimler” için bulunmaz bir imkandır. Şayet iktidarın her şeyi sadece kendi iktidarının devamı için yaptığı doğruysa, gerçekte Kürt siyasetinde temelde bir değişiklik olmayacaksa, onu bu değişikliklere zorlamak dışındaki her seçenek zaten iktidarın amacına yarayacaktır.

Kafka’nın meselinde köylü “yasa”yı göremeden “açık kapı”nın önünde ölür; süreç “Kürt yasasını göremesin” siyaseti olarak ilerleyecekse, iktidar bununla itham ediliyorsa, iktidar dışındakilere iki yol kalır:

Ya Kürt’ün yasayı görebilmesi için siyaset üretmek yani “kapı muhafızlığı”ndan vazgeçmek ya da iktidarın zaferini şimdiden alkışlamak.

Ali Duran TOPUZ kimdir?

1994 yılında başladığı gazeteciliğinin 17 yılını Radikal Gazetesi’nde geçirdi. Gazete Duvar’ın kurucu editörleri arasında yer aldı. “Dünya Hali” (Radyo Sputnik) programını ve İMC TV’de sunuculuk ve medya eleştirisi yaptı. Gazete Duvar’dan ayrıldıktan sonra Artı Gerçek’te köşe yazmaya başladı. Hukuk, çalışma hayatı ve siyaset üzerine yazılarla öykü ve şiir yazıyor.

Benzer Haberler

Rojin Kabaiş soruşturması

Kamu yetkilileri için soruşturma talep edildi

11 yıl sonra dosya açıldı

Fenerbahçe otobüsüne saldırı: 1 kişi tutuklandı

Katliamın yaşandığı Digor’dan çağrı:

'Barış yüzleşme ile mümkün olur'

Mazlum Abdi duyurdu:

Geri dönüşlerle ilgili anlaşmaya varıldı

‘Daha nice yıllar’ siyasette olacak

Erdoğan: Bu ülkede anneler artık ağlamayacak

Bilici’nin istifası zora sokmuştu

CHP’li Kasap Yeni Yol Grubu’na katıldı

Çerçeve yasa kaç dosyayı etkileyecek?

Bakırhan: Ekim’de daha somut adımlar atılacak

DEM Parti Kadın Meclisi:

'Kadınların olmadığı barış masası eksiktir'