Müslüm Yücel
Ben kendi ana dilimle yazı yazabilen biri değilim. Bunu bir kişisel eksiklik olarak kabul etmiyorum. Çünkü insanın kendi dilinde yazamaması her zaman kendi seçiminin sonucu değildir. Bazen bir dil insandan alınır; bazen yasaklanır, bazen küçümsenir, bazen kamusal hayattan çekilir, bazen başka bir dilin gölgesinde yaşamaya zorlanır. Sonra geride kalanlara, sanki hiçbir şey olmamış gibi, “İstersen öğrenirsin” denir. Bazen ileri de gidilir: “Seçmeli olsun.” Oysa bir dil, insanın hayatından çıkarıldıktan sonra ona yeniden bir seçenek olarak sunulduğunda, ortada pedagojik bir tercih yoktur. Ortada tarihin yarattığı bir eşitsizliğin adı değiştirilmiştir.
Ben “seçmeli” kelimesinin içinde saklanan bu tuhaflığı sorguluyorum. Bir insanın kendi dilini öğrenmesi neden seçmeli olsun? Bir dilin varlığı neden bir ders saatiyle, bir müfredat maddesiyle, bir tercih kutusuyla ölçülsün? Elbette bir dili öğrenmek seçilebilir; ama bir dilin var olup olmaması seçmeli değildir. Bir dilin yaşama hakkı, hiçbir zaman onu öğrenmek isteyenlerin sayısına indirgenemez. Çünkü dil yalnızca bireysel bir beceri değildir. Dil, dünyanın insan için çoğalmasıdır.






