BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

İsrail’in Filistin ve Lübnan’da ajan devşirme yöntemleri

İsrail’in Filistin ve Lübnan’da ajan devşirme yöntemleri

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Savaş meydanları sadece ajan devşirme yeri değildir. Düşmanın zindanları da bu tür tecrübelerle doludur. Filistin direniş örgütleri 1960’lardan günümüze sorguda veya uzun hapis yıllarındaki süreçte düşman istihbaratının ağına düşebilmektedir. Bu nedenle ajan oldukları tespit edilenler öncelikle bu tutumundan vazgeçmeye ikna edilir; olmazsa öldürme dâhil birçok yöntemle cezalandırılır.

Faik Bulut

Son üç yılda İsrail istihbarat servislerinin Filistin, Lübnan, Suriye, İran ve hatta Türkiye’de ajan devşirme veya casusluk ağı kurma türünden faaliyetlerinden sıkça söz edilmeye başlandı. Mesela Ekim 2023-Şubat 2026 tarihleri arasında Lübnan’da yakalanan ajan sayısı 41’i bulmuştu. Bu rakam önceki yıllara kıyasla rekor sayılıyordu.

* Şarku’l Avsat gazetesinin yayınladığı Askeri Savcılık kayıtlarına göre: “İsrail ile işbirliği yapmak ve askeri hedeflerini gerçekleştirmesine yardımcı olacak güvenlik bilgileri sağlamak suçlamasıyla 41 kişi soruşturma ve yargılamaya sevk edildi. Savaş sırasında 7 ajan tutuklandı. Diğerleri 27 Kasım 2024’te ateşkes ilan edildikten sonra yakalandı.”

* Ajan diye yakalananlar arasında Hizbullah komutanlarından birinin oğlu da bulunuyordu ki, bu haber çeşitli kaynaklarca doğrulandı.

* 11 Şubat 2026 tarihli Hürriyet gazetesi, “İsrail’in mermer ticareti yapmakta olan iki Türkiye vatandaşını devşirerek onlar aracılığıyla Filistin’in derinliklerine sızmayı başardığı” haberini manşete taşıdı.

*İsrail dış istihbarat teşkilatı, MOSSAD ismiyle açtığı sosyal medya hesabında İran uyruklu kişilerin yetiştirilmek üzere başvuruda bulunmaları yolunda bir çağrı yaptı. Ayrıca çeşitli vaatler ve cazip tekliflerle ajan olabileceklerin nasıl ödüllendirileceklerine dair kısa videolar yayınladı. (https://aawsat.com/5252767, 18 Mart 2026)

* MOSSAD’ın sıcak savaş süresince İran’la bilhassa kadın casuslar aracılığıyla toplumun farklı kesimlerine ulaştığı ve devşirmek amaçlı faaliyetler sürdürdüğünden söz edilmektedir.

* İran eski başkanı Mahmud Ahmedinejad, yıllar önce verdiği bir röportajda, İran’da kurdukları “MOSSAD’ı bitirme biriminin” başındaki ismin İsrail ajanı çıktığını açıklamıştı. (3 Ekim 2024)

* İddialara göre; İsrail istihbarat servisi MOSSAD Mahmud Ahmedinejad’ı yeniden iktidara getirmek üzere gizli bir operasyon yürütmüş, ancak plan başarısız olmuştu. Ahmedinejad Ofisi ise şu açıklamayı yapmıştı: “Bu iddialar gerçek dışı olup kamuoyunu yanıltma ve psikolojik savaş maksadıyla yayınlanmaktadır.” (14 Temmuz 2026)

* The New York Times gazetesinde çıkan bir habere göre eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad Devrim Muhafızları tarafından ev hapsine alınmıştı.

*Suudi merkezli El Mırsad gazetesinin aktardığına göre, Bir MOSSAD yetkilisi şu iddiada bulunmuştu: “İran’daki ajanlarımız toplamda 500 gün boyunca ülkedeki hedefleri bombaladıkları  halde kimsenin ruhu bile duymamıştı!”

Casuslukla ajanlık arasındaki fark

Her şeyden önce ajanla casus arasındaki ince ayrımdan söz etmeliyiz: İstihbarat çalışmalarında “ajan” ve “casus” kavramları örtüşen ancak birbirinden farklı deyimlerdir. Aralarındaki fark ise rol, işe alım, yasal statü ve çağrışımlarda yatmaktadır.

Tanım ve rol: Bir istihbarat örgütüne bilgi, erişim veya hizmet sağlayan kişi ajan olarak tanımlanır. Genellikle istihbarat servisi adına faaliyet gösteren ancak resmi bir çalışanı olmayan, dışarıdan işe alınmış bir unsur (yabancı uyruklu, içeriden bilgi sızdıran veya çift taraflı ajan) da bu kategoriye girer. Gizli gözlem, sızma, hırsızlık veya aldatma yoluyla el altından istihbarat toplayan kişi de casustur. Bu terim, aktif casusluk becerisini ve gizli istihbarat toplamayı ima eder.

Kaynak ve iş ilişkisi: Ajan, genellikle istihbarat görevlileri tarafından işe alınan ve yönetilen bir unsurdur. Ücretli, ideolojik motivasyonlu, zorlanmış veya bilinçli işbirlikçi de olabilir; istihbarat servisinin maaşlı çalışanı veya ücretsiz çalışanı da. Casus ise gizli görevde çalışan bir istihbarat servisinin resmi çalışanı (örneğin, gizli görevde çalışan bir istihbarat subayı) veya başka bir ülke/ kuruluş için casusluk yapan, işe alınmış bir ajan olabilir.

Görünürlük ve örtü: Ajan, genelde açıkça yasal bir rolde (danışman, iş insanı, yetkili) faaliyet gösterir ancak bilgileri gizlice sağlar. Bu durum, bilgi aktaran kişi için inkâr edilebilir bir gerekçe oluşturabilir. Casus, tanımı gereği gizlice faaliyet gösterir ve casusluk tekniklerini (sahte kimlikler, gizli buluşma noktaları, gözetimden kaçınma) kullanır. “Casus” kelimesi, gizli faaliyeti ve saklanmayı içerir.

Hukuki ve ahlaki çağrışımlar: Ajan, hizmetler ve hukuki bağlamlarda kullanılan tarafsız, teknik bir terimi; yargı yetkisine bağlı olarak yasal istihbarat işbirliğini (örneğin, yerel muhbir) veya yasadışı casusluğu tanımlayabilir. Casus, kamuoyunda daha güçlü suç ve sansasyonel çağrışımlar taşır; genellikle hükümetler tarafından suçlamak, medya tarafından dramatize etmek için kullanılır.

İşlevsel ayrımlar: Ajan = varlık, kaynak, muhbir: Bilgi sağlar, erişimi kolaylaştırır, hedefleri etkiler, yöneticileri adına sabotaj veya propaganda yürütür.

Casus = bilgi toplayıcı/operatör: Gizli bilgi toplama (belgelerin fotoğrafını çekme, gizlice dinleme, sızma) faaliyetlerinde bulunur ve genellikle tespit edilmemek için casusluk tekniklerini uygular.

Örtüşme ve örnekler: Dışişleri Bakanlığı yetkilisi tarafından yabancı bir istihbarat servisine gizlice belge verilmesi hem ajan (muhbir) hem de casus (gizli bilgi toplayan) olduğu anlamına gelir.

Diplomat kılığında görev yapan, yerel kaynaklar bulan ve gizli operasyonlar yürüten gizli istihbarat görevlisine dışarıdan bakanlara genellikle casus, istihbarat teşkilatı içindekilere subay, subay tarafından işe alınanlara ise ajan denir.

Planlı suçları bildiren bir polis muhbiri, ajan veya muhbir olarak adlandırılabilir, ancak genellikle casus olarak adlandırılmaz; çünkü bu faaliyet iç politikayla ilgilidir ve yabancı bir güce karşı gizli casuslukla nitelendirilmez.

Ajan; istihbarat tarafından yönetilen, bilgi kaynağı/ varlık sağlayan kişidir; ilişki ve role vurgu yapar. Casus; gizli bilgi toplayan/operatördür; gizli faaliyete ve casusluk becerisine loğunlaşır. Duruma göre birçok kişi aynı anda hem ajan hem de casus olabilir. (https://www.quora.com/What-is-the-difference-between-an-agent-and-a-spy)

Filistin’de ajanlaştırma üzerine saha araştırması

27 Haziran 2026 tarihli ve (جواسيس إسرائيل.. من السجون حتى “طوفان الأقصى) başlıklı makalenin yazarı, The Cradle Arab isimli sanal yayın organının askeri muhabiridir. Gazze (Filistin) ve Lübnan’daki Hizbullah çevresinden elde ettiği verilerden hareketle İsrail’in hasım örgüt ve devletlere mensup kadrolar arasında bulup devşirdiği ajanları hangi yöntemlerle kendi lehine çalışmaya ikna ettiğine dair bir saha çalışması yapmıştır.

Bahsi geçen muhabirin başlangıçtaki ilk tespiti şudur: “Ajanlık çamuruna en fazla saplananlar kendine aşırı özgüveni olup, ‘casusluk mu’ asla o tuzağa düşmem diyenler olmuştur!”

Filistin direniş hareketinde güvenlik sorumlusu ve karşı-casusluk uzmanı bir yetkili de bu tespiti doğrulamış; buna karşılık Lübnan’daki Hizbullah yetkilisi farklı bir görüş belirtmiştir:

“Mesele insanın ego şişkinliği ve kendine aşırı güveninden çok daha karmaşıktır. Ortada iç içe geçip adeta kenetlenmiş son derece karmaşık iç ve dış etkenler vardır ve böyle bir neticeye yani ajan devşirme hadisesine yol açabilmektedir!”

Her iki yetkilinin hemfikir olduğu nokta ise şudur:

“Sadece çevrenden değil aynı zamanda kendinden de sürekli şüphe etmeyi alışkanlık haline getirerek bu şekilde kendini sağlama alman şarttır. Kendini koruyup kollayan kişi, fazlasıyla azimli, uyanık, dikkatli ve gözlemci/denetimci olur. Etrafını hem gözetler hem de kontrol eder. Böylece dış etkilere karşı bağışıklık kazanır. İkinci bir nokta da dolaylı veya dolaysız işgal altındaki toplumun niteliğini iyi anlamak gerekir. Hele hele sürekli çatışma ve savaş halindeyseniz, askeri çatışma yaşansa da yaşanmasa da, iyi bilmelisiniz ki kurşunların sustuğu yerden/andan itibaren istihbarat faaliyetleri başlayacaktır.”

Hapishaneden tecrübeler

Savaş meydanları sadece ajan devşirme yeri değildir. Düşmanın zindanları da bu tür tecrübelerle doludur. Filistin direniş örgütleri 1960’lardan günümüze sorguda veya uzun hapis yıllarındaki süreçte düşman istihbaratının ağına düşebilmektedir. Bu nedenle ajan oldukları tespit edilenler öncelikle bu tutumundan vazgeçmeye ikna edilir; olmazsa öldürme dâhil birçok yöntemle cezalandırılır. Benzeri pek çok olaya tanık olduğum gibi, bu hususta çok sayıda bilgi ve belgeyi okuma imkânım olmuştur.

İsrail cezaevlerindeki devşirme faaliyetine ilişkin bilgileri derleyen İslami Cihad isimli radikal örgüt yetkilisinin anlatımına bakılırsa ajanlaştırma hususunda çeşitlilik söz konusudur. Her renkten ve fikirden örgüt mensubu bu tuzağa düşebilmektedir. Aynı yetkilinin önerdiği önlemse şudur:

“Ajan tespit edildikten sonra hemen pişman olması sağlanmalı, aynı zamanda teşhir edilerek kozları elinden alınmalıdır. Ölüm gibi ceza yöntemlerine nadiren başvurulmalıdır. Zira zindan ortamı son derece hassastır; hem içeride hem de dışarıda birçok çekişme ve sürtüşmeye (mesela aile, aşiret ve örgüt kavgaları gibi) sebebiyet verebilir. Her durumda ajana katı bir muamele yapılmalıdır.

Buna ilişkin bir örnek 1980’lerde Gazze’deki merkezi cezaevinde yaşanmış. Söz konusu delikanlının yurtseverlik duygusu hemen hiç yokmuş. Bireysel hayatı çok daha öncelikliymiş. Bir yolunu bulup Mısır’a gitmek ve yarım bıraktığı eğitimini orada tamamlamak arzusundaymış. İsrail emniyeti kendisini yakalayıp hapse atmış.

Tam da o tarihlerde Filistin Birinci İntifadası (1987) yani kitlesel sivil ayaklanma patlak vermiş. İşgalci İsrail, halk ayaklanmasına sızabilmek için Filistinlileri devşirme planını devreye sokmuş. Gözüne kestirdiği bu gence yanaşmış. Zaten o da bilinçsiz, sıradan bir delikanlıymış; vatan uğruna mücadele filan umurunda bile değilmiş. Genci dört koldan çembere alan İsrailli istihbarat elemanları onu ikna edebilmek için “Filistin meselesinden” bahsetmişler; kendileriyle işbirliği yapmasını teklif etmişler. Ama nafile!

Sorguya çekenler fena halde öfkelenmişler; ceza kabilinden kendisini İslami Cihad örgütünün kurucu lideri Fethi Şikaki’nin tecrit zindanına göndermişler. İlk gece ‘altı esir’ daha aynı zindana gönderilmiş. Fethi ve yakın arkadaşı, gelenleri saatlerce ayakta bekletmişler. Deyim yerindeyse ayakları kütük olana kadar o pozisyonda bırakmışlar. Gecenin bir vaktinde rahat pozisyonuna geçirmişler. Bitkin vaziyette uykuya dalmışlar.

Fethi’nin militan arkadaşının aklına bir fikir gelmiş; İngilizce konuşmak suretiyle gelenlerin tutsak mı yoksa ajan mı olduklarını tespit edebilirlermiş. Fethi ile arkadaşı sözde sohbete başlamışlar: ‘What is your opinion in these? I Think they are birds?’ (Bu şeyler konusundaki fikrin nedir? Bence bunlar kuştur!) Bu diyalogu duyan ‘üç tutsak’ hemen uyanıp kulak kesilmişler.

Fethi araya girip manalı bir tarzda ‘Anlaşılan sizleri her hususta eğitmişler ancak yabancı dil öğretmemişler!’ demiş. Sahte tutsak oyunu tutmayınca istihbarat elemanları hücreye dalıp bunları apar topar götürmüşler ve ceza kabilinden ikisini fena hırpalamışlar.” Filistin haber ajansı El Vefa, bu tür ihbarcılara “serçeler” denildiğini yazmıştı.

1970’lerin ortalarına kadar İsrail, nadiren Filistinli devşirebiliyordu. Bu tarihten sonra devşirilip ihbarcılık, ajanlık ve işbirlikçilik yapmaya özendirilenlerin sayısı giderek arttı. İstihbarat elemanları sokaktaki insanlardansa adli veya siyasi suçtan mahkûm edilmişlere el atıyorlardı. Çünkü bunlar, kendilerinin deşifre olup teşhir edilmelerinden çekinerek politik tutsakların bulundukları bölüm yahut koğuşlara konulmamak için cezaevi yönetimine hemen her türlü tavizi verebiliyorlardı.

Utanç odaları ve cezaevinden istihbarat alma

Açığa çıkarılanlar veya teşhir edilenler cezaevi idaresiyle istihbarat teşkilatına sığınıyordu. İhbarcılarla ajanların konulduğu ortak koğuşlar da vardı. Bunlara “Arsızlık-Utanç odaları” deniliyordu.

İsrailli emniyet veya istihbarat görevlileri, onları koruyabilecekleri koğuşlarda tutmakla yetinmiyor; daha ileriye giderek devşirilmiş ajanlarını yakalanıp sorgulanan siyasi esirlerin sorgusuna katıyor; çözülmemiş kimi tutsakları ise “ihbarcı koğuşlarına” gönderiyorlardı. Neticede idare bu işten çifte kazançlı çıkıyordu. Aslında İsrail’in MECD ve KIFARYONA isimli hapishaneleri, en fazla ihbarcının bulundukları yerlerdir. Buna rağmen merkezi cezaevlerindeki ajanlar çok daha aktiflerdi.

Siyasi esirlerin koğuşlarına gönderilen itirafçılar veya sorgu sırasında çözülüp ajanlaştırılmış olanlar belli bir eğitimden geçiriliyor; söz gelimi sorgudan çıkmış ama bütün eziyet ve işkenceye rağmen çözülmemiş, itirafçı olmamış birinin davranışlarını sergilemeleri sağlanıyordu. Maksat, siyasilere güven verip aralarına girmelerini sağlamaktı. Bazen de, “Yakında çıkacağım, dışardakilere ulaştıracağınız bir mesajınız varsa yardımcı olabilirim” diyerek bilgi almaya çalışıyorlardı.

Kimi işbirlikçilerle muhbirler güya “yurtsever bir davadan ötürü tutuklanarak” hapse konuluyorlardı ki, mahkûmlarla kurabildikleri ilişkiler oranında onların düşünce ve eylem tarzlarını öğrenip bağlantılarıyla birlikte istihbarata malumat verebilsinler. Ajan ve işbirlikçilerin içeride yol açtıkları en büyük tahribat ise siyasi kişi veya örgütler arasında söz taşıyıp onları birbirine düşürmekti. Son derece radikal ve keskin tavırlar takınarak muhtemel bir eylemi provoke edebiliyorlardı.

“Devrimci Şiddet” ne kadar faydalı?

Hapishanede yatan İslami Cihad kurucusu ile militan arkadaşı son derece keskin ve sert tavırlıydılar. Bir yere kadar haklı da sayılabilirlerdi. Zira İsrail militarist aygıtı başkaldıran Filistinlilere alabildiğine zecri ve insanlık dışı yöntemler uygulamaktaydı.

1987 halk ayaklanması sürecinde Hamas örgütü ajanlarla işbirlikçilerin bulunup ortaya çıkarılması amacıyla acımasızlığıyla nam salmış bir vurucu tim ve özel istihbarat örgütü kurmuştu. Baş sorumlusu ise son Gazze savaşında İsrail tarafından 16 Ekim 2024’te katledilen Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı ve askeri kanat komutanı Yahya Sinvar idi.

Resmi rakamlara bakılırsa; 1987-1993 yılları arasındaki Birinci İntifada döneminde en önemli görevlerden biri sayılan İsrail ile işbirliği yapan ajanları bulup ortaya çıkarmak için sıkı bir takip hamlesi başlatılmıştı. Neticede 942 kişi yakalanıp cezalandırıldı. İsrail kaynaklarına göre bu suçlamayla cezalandırılanların sadece %40 kadarı gerçek ajanlardı.

İkinci İntifada (2002-2005) silahlıydı. Toplamda 4000 Filistinli hayatını kaybetti. Ajan diye yakalananların sayısı ise 200 ile 400 arasında değişiyordu. O tarihte işgal altındaki Filistinlilerin toplam nüfusu 4 milyon kadardı. Rivayete göre; İsrail’in devşirip kullandığı Filistin kökenli ajanların sayısı yaklaşık 20 bini buluyordu. Toplam nüfusa oranla büyük bir rakamdı bu.

İntifada sürecinde seferber olan kitleler, çok sayıda ajan yakalayıp tövbe-pişmanlık-teşhir arasında değişen muamele türlerini uygulamışlardı. Öyle ki iflah olmaz Filistin kökenli ajanları yakaladıkları yerde uluorta infaz (direğe asmak dâhil) etmişlerdi. Bu arada haksız yere birçok infaz gerçekleştirilmişti.

Bu tür hadiseler halk arasında hoşnutsuzluğa ve İntifadadan uzaklaşmalara yol açmış; yetmemiş, mağdurlar arasında aile-aşiret kavgaları çıkmıştı. İslami Cihad ile Hamas, fecaatin farkına varıncaya kadar toplumda büyük tahribat yaratılmıştı.

Fethi Şikaki ile benzerleri, bu tür uygulamalara “devrimci şiddet” adını koymuşlardı ki, bu yöntem hem dışarıda hem de cezaevlerinde pervasızca uygulandı. Cezaevlerinde kurulan “devrimci mahkemeler” yeterli araştırma ve soruşturma yapmadan şüpheli kişiyi önce işkenceye yatırıyor; ardından idamına karar verebiliyorlardı.

İçeride bunlar olurken Filistin sokağında yaşananlar da baskın ve pusu yoluyla kaçırıp öldürmeler, suikastlar türünden uygulamalardı ki, çok sonradan bunların belli bir kısmının şahsi husumetlerden kaynaklandığı ortaya çıktı. İşin tuhaf tarafı, bu tarz yöntemler neredeyse bütün Filistinli örgütler arasında yaygınlaşmıştı.

Cezaevinde yatan İslamcı bir örgüt mensubu şöyle diyordu: “Ajanlar limonun kabuğu gibiydiler, düşman bunların suyunu sıkıp bitirdikten sonra ortalığa atıyordu.” Daha da feci olanı, cezaevinde onca işkence ve infaza damgasını vurmuş olan bu şahıs, “ajandır” denilerek başka bir Filistinli mahkûm tarafından katledildi. Ailesi 25 yıldan bu yana evladının “masum olduğunu” söyleyerek hâlâ öldüren kişiden intikam alma (kısas; kana kan) konusunda ısrar etmekteydi.

İş öyle bir hal almıştı ki, başından beri ajanlığıyla meşhur olan Musaab Hasan Yusuf, bütün köprüleri atıp İsrail istihbaratına sığınmanın ötesine de geçerek televizyonlardaki söyleşilerinde Filistin direniş hareketleri, bilhassa Hamas aleyhine dizi halinde konuşmalar yapmıştı. Ona göre Filistin örgütleri bu “ajan avı” kampanyalarında halkın hayatını ve yaşama umudunu hepten yok etmişlerdi.

Şeyh Ahmed Yasin: Cezalandırmadan başka türlüsü olamaz!

Hamas hareketinin kurucu önderi Şeyh Ahmed Yasin 1993 yılında yapılanları şu şekilde gerekçelendiriyordu: “Bizim bir devletimiz yok. Yakalananlara insaf ve merhamet göstermek çözüm değildir. Hainlik ve casusluk yapmakla suçlanan zanlı ya masumiyetini kanıtlar ve tövbe eder ya da öldürülür. Onlara mecburi ikamet şansı/ fırsatı verilemez. Devlet mekanizmasının işlemediği bir ortamda başka türlüsü düşünülemez.”

FKÖ’nün belkemiğini oluşturan El Fetih hareketinin (Yaser Arafat’ın başında olduğu örgütün) Yürütme Kurulu Üyesi Faysal Hüseyni, 1992’deki bir röportajında şöyle diyordu: “1987 İntifadasını düzenleyen Ortak Önderlik, ajan ve işbirlikçilerin cezalandırılmasına dair herhangi bir yönerge-genelge yayınlamayınca ortalığı boş bulan kimi fraksiyonlar bu durumdan kendilerine vazife çıkararak gelişigüzel infaz yöntemlerine başvurdular. Hâlbuki yapılması gereken bu hususta cezalandırmanın çerçevesi ve sınırını belirtmek olmalıydı.”

Cezaevlerindeki yeni devşirmeler: Koğuş Sorumluları

Aksa Tufanı (Ekim 2023) sürecindeki İsrail-Hamas görüşmeleri sırasında yepyeni bir durum ortaya çıkmıştı. Esir takası sırasında İsrail istihbaratı ve cezaevi yönetimi, takas gereği dışarıya çıkarılacak Filistinli mahkûmların bir kısmını koğuş sorumlusu (Arapça Şaviş yani Çavuş) olarak tayin etmişlerdi. Her Çavuş, 30 mahkûmdan sorumluydu.

Çavuşların bazıları, kendi imtiyazlı konumlarını muhafaza etmek için denetimindeki koğuşta kalanlara aşırı baskı uygulamış; bu hususta İsrailli subaylarla işbirliği yapmışlardı. Karşılığında ise bazı imtiyazlar elde etmişlerdi. Örneğin mahkûmlara verilecek yemek miktarını keyfi biçimde belirleyip artanı kendine ayırmak!

Malum, Filistinli tutsaklara yiyecek gram hesabıyla verilmekteydi ki, bu kırıntılar kuşları bile doyurmazdı. Çoğu mahkûm sürekli açlık çekiyordu. Çavuşların pek çoğu askeri cezaevinin subayıyla samimi ilişkiler kurmak suretiyle arada bir kantinden sabun, meyve ve payına düşenden fazla ekmek alabiliyordu.

Sabah içtiması ve sayımı sırasında koğuş sorumlusu adeta canavar kesiliyor; toplu cezalandırmadan kimse kurtulamıyordu. Mesela her mahkûm karnı üzerinde yerde üç-dört saat kalmaya zorlanıyordu. Soğuk günlerde beton üzerinde kalmak tam bir işkenceydi. Cezadan muaf tutulan tek kişi ise Çavuş denen sorumlu oluyordu.

Nasihat seminerleri ve ikna odaları

Söz konusu Çavuşlar, İsrail ordu denetimindeki cezaevleri genel idaresine bağlı askeri istihbarat elemanlarıyla birlikte özellikle tutuklu koğuşlarında “nasihat seminerleri” düzenliyebiliyorlar ki, her koğuşta yaklaşık 50 ile 70 arasında esir bulunuyor. Seanslar sırasında telkin edilense şudur: “İsrail hakkınızda her şeyi biliyor. İşkence veya soruşturmaya hiç gerek yok. En iyisi siz gelin ne varsa itiraf edin.”

Bahsi geçen istihbaratçılarla Çavuşlar, kimi zaman her tutuklu ile ayrı ayrı görüşüp onları itirafçı olmaya ikna edebiliyor. Özellikle koğuş sorumluları bu hususta son derece gayretkeş davranıyor; misal şöyle diyorlar: “Filancayı bilirsin, geçmişte şu ve şu alanlardan sorumluydu. Örgütteki konumunu da bilirsin. Hamas’ın Ekim 2023’te başlattığı eylem bir aldatmacadır. Aslında İsrail istihbaratı bu eylemden çok önceden haberdardı. Eh, bu durumda sana düşen şey kendin ve örgüt hakkında bildiklerini anlatmandır ki, biz de dosyanı kapatalım!”

İsrailli istihbaratçılar bilhassa cezaevine yeni konulanlarla özel olarak ilgileniyorlar. Çünkü bu kesim, direniş ortamından yeni gelmiştir; örgütün gizli/açık uzantıları ile bağlantıları hakkında az çok bilgi sahibidir. Elde edilen bilgi karşılığında tutsağa tatmin edici miktarda yemek veriliyor; diğer koğuşlardaki günlük acımasız baskılardan da korunuyor!

Mevcut gelişmeler, Filistin direniş örgütlerinin hezimete uğramalarında tutsakların rolünün ne kadar hayati ve önemli olduğunu gösteriyor. Gazze’deki bir kısım tutsak, bu türden psikolojik savaş ve baskının etkisiyle Ekim 2023 baskınını şiddetli bir şekilde kınamakla birlikte, kendi yurtseverliklerine de halâ toz kondurmuyorlar. Çünkü tutsaklara son derece vahşi muamele yapılırken buna tanık olanlar daha fazla hınç, öfke ve kin duyuyorlar İsrail devlet aygıtına.

Yukarıdaki örneklemeler, bana Türkiye’deki ajan devşirme yöntemlerini hatırlatıyor. Geçmiştekiler bir yana Türkiye’deki istihbarat birimlerinin, 2013-2015 sürecinde ve sonrasında Kürt hareketinin yasadışı ve legal uzantılarının arasından bir hayli insanı devşirdiğine dair iddia, tanıklık, rivayet ve olgular söz konusudur. Özellikle de Hendek olaylarını izleyen hezimet ve karamsarlık ortamında tahmin edilenin ötesinde bir sayıdan bahsetmek kehanet olmaz.

Lenin’in geri çekiliş veya “gri zamanlar” diye nitelediği bu zamanlarda, herkesin kendi derdine düştüğü, başının çaresine baktığı, icabında kendi selameti ve çıkarı için başkasını sattığı veya feda ettiği böylesi ortamlarda, toplumsal ahlâkın tümüyle çöküp insanların yozlaşıp çürüdüğü vakitlerde ne yazık ki geriye prensip, dava, vicdan adına bir şey kalmıyor.

Dikkatli ve sabırlı olmakta yarar var; zira son zamanlarda, her kesim bir diğerini “hain, ajan” diyerek suçlamayı adeta meslek edinmiş görünüyor. İşbirlikçi ve ajan aramak adına birçok masum arada kurban edilebiliyor.

Faik BULUT kimdir?

Gazeteci, tarihçi ve yazar. 1990'lardan itibaren Alevilik, Kürtler, Filistin Devleti, FKÖ, Ortadoğu ve İslam tarihi, İslamcı örgütler, laiklik, tarih, siyaset, kültür vb. konular üzerine 40'a yakın tarih, araştırma, gezi yazısı ve anı kitabına imza atmıştır.

Benzer Haberler

Aziz İhsan Aktaş davası:

Avcılar Belediye Başkanı Çaykara için tahliye kararı

İHD’den çerçeve yasaya 7 maddelik öneri:

Kalıcı barış için kapsamı genişletilmeli

DEM Parti’den ihraç edilen başkana engel

'Ailesine ait arazileri imara açmak istedi’

Faili meçhul cinayetler raftan iniyor

Mumcu ve Oktay aileleri Adalet Bakanlığı’nda