BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Adli yıl açılışı: Süreç gündemdeydi

Yılmaz 'hukuk süreci'ne, Sağkan 'demokratik hukuk devletine' işaret etti

Adli yıl açılışı: Süreç gündemdeydi

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Yeni adli yıl için düzenlenen resmi törende Kürt meselesiyle ilgili süreç gündemdeydi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, MGK kararının ardından sürecin “daha çok yargının, hukukun konusu olacağını” söyledi. TTB Başkanı Erinç Sağkan ise “silahların susması kadar, demokratik hukuk devletinin tam manasıyla inşası”nın önemine değindi.

HABER MERKEZİ – 2026-2027 Adli Yılı, Yargıtay İsmail Rüştü Cirit Konferans Salonu’nda düzenlenen törenle başladı.Törene, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez, Adalet Bakanı Akın Gürlek, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,  AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Yargıtay üyeleri, hâkimler ve savcılar katıldı.

Törende konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Türkiye ve bölgede yaşanan birçok gelişmeye değindi. Türkiye’nin içinde bulunduğu uluslararası ortamda güçlü olmak zorunda olduğunu belirten Yılmaz, hukukun ve adaletin devlet hayatındaki önemine de değindi. Yılmaz, kanunların herkese eşit uygulanması, hakkın sahibine teslim edilmesi, güçlünün hukukla sınırlandırılması ve güçsüzün hukukla korunmasının devlet ile vatandaş arasındaki güvenin temelini oluşturduğunu söyledi.

Yılmaz, AKP hükümetleri boyunca gerçekleştirilen reformlarda hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, hak ve özgürlüklerin güvencelerinin genişletilmesi ve vatandaşların adalete erişiminin kolaylaştırılmasının esas alındığını savundu.

Yılmaz, vatandaşların yargıdan en büyük beklentisinin yargılama süreçlerinin daha hızlı sonuçlanması olduğunu ifade etti. Bu kapsamda hukuk davalarında duruşmalar arasındaki sürenin zorunlu haller dışında üç ayla sınırlandırıldığını belirten Yılmaz, uzun süren dava ve soruşturmaların nedenlerini erken aşamada tespit etmek amacıyla adalet komisyonları bünyesinde yargı hizmetlerinin etkinliği bürolarının oluşturulduğunu aktardı.

2002 yılında yaklaşık 9 bin 340 olan hakim ve savcı sayısının bugün 26 bin 667’ye, toplam adalet personeli sayısının ise 61 binden 208 binin üzerine çıkarıldığını belirten Yılmaz, hakim ve savcı yardımcılığı ile Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nın sisteme kazandırıldığını söyledi.

YILMAZ SÜREÇ İÇİN KONUŞTU: “SONRAKİ SÜREÇ YARGININ KONUSU”

Yılmaz, Kürt meselesiyle ilgili devam eden sürece de değindi. Yılmaz, “Sadece ekonomik maliyete baktığımız zaman terörün en az 3 trilyon lira maliyet oluşturduğunu görüyoruz. Bu kaynaklar terör yerine başka alanlara, adalete, eğitime, altyapıya, teknolojiye harcanmış olsaydı bugün nasıl bir Türkiye olurdu, bunu da takdirlerinize bırakıyorum” dedi.

TBMM’de 467 oyla kabul edilen “çerçeveye yasa”ya da değinen Yılmaz, bunun geniş bir siyasi mutabakat ortaya koyduğunu belirterek Meclis’teki parti gruplarına ve milletvekillerine teşekkür etti.

Sürecin ilk aşamasının silahların bırakılması ve örgütsel yapıların tasfiye edildiğinin sahada tespit edilmesi olduğunu belirten Yılmaz, “Silahların bırakıldığı, örgütsel yapıların tasfiye edildiğinin sahada teyit ve tespit edildiği ve MGK kararıyla da bunun teyit edildiği bir ortamda, ondan sonraki süreç daha çok yargının, hukukun konusu olan bir süreç olacak” dedi.

Yılmaz, Adalet Bakanlığı koordinasyonunda Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Kurulu’nun çalışmalarına başladığını da bildirdi.

TTB BAŞKANI SAĞKAN DA SÜREÇ İÇİN KONUŞTU

Törende Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan da konuştu ve konuşmasında, ifade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, tutuklama tedbirleri ve avukatların durumuna dair eleştirilerde bulundu.

Çatışmalı süreçte, “terörle mücadele” gerekçesiyle çok sayıda hukuksuzluğun uygulandığını belirten Sağkan, “Terörün ülkemiz gündeminden çıkarılması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasına yönelik iradenin; çatışma ve ihtilafların hukuk yoluyla geride bırakılabilmesi bakımından tarihsel bir imkân olduğunu belirtmek gerekir. Zira yaklaşık kırk yıldır, demokrasimizde ve hukuk pratiğimizde de derin krizlere yol açmasıyla bu yönde belirleyici olmuştur. Terörle mücadele gerekçesiyle kamusal yetkiler alabildiğine genişletilmiş; olağanüstü hallerle başa çıkmanın yöntemleri kurumsallaştırılarak adeta olağanlaştırılmıştır. Yine aynı dönemde suç kavramının anlamı da değişmiştir. Siyasi, ekonomik, toplumsal ve çevresel alanları içine alan çok daha geniş bir tehdit ve tehlike anlayışı ceza hukukunun merkezine yerleşmiş; böylelikle olağanüstü önlemler almak ve güç kullanmak daha kolay meşrulaştırılmıştır” ifadelerini kullandı.

Yürütülen süreçle birlikte hukukun inşa edilmesi gerektiğini belirten Sağkan, sözlerini şöyle sürdürdü:

דBugün önümüzde duran meselenin silahların susması olarak görüldüğü kadar, demokratik hukuk devletinin tam manasıyla inşası ve toplumsal bütünleşmenin hukuk aracılığıyla tesisi olarak görülmesi gerektiğini önemle belirtmek isterim. Bu kapsamda, ülkemizin demokratik kültürünün, hukuk ve yargı düzeninin güçlendirilmesini temel görevlerimizden biri olarak kabul ettiğimiz için, bu kürsüden hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı bakımından hatalı veya hukuka aykırı gördüğümüz uygulamaları da konuşmayı, adaletin sorunlarını erklerin huzurunda dile getirmeyi bir sorumluluk olarak görüyoruz.

Hukukun bağımsızlığı için çalışmaların yapılması gerektiğini vurgulayan Sağkan, “Hukuk sistemimizi tam anlamıyla bağımsız bir yapıya büründürmek, evrensel hukuk kurallarına tam riayet etmek ve eksiksiz demokrasiyle anlam kazanır. Çünkü bir devletin dünyaya hukuk adına söylediği söz, en büyük gücünü o devletin kendi hukukuna sadakatinden ve demokrasisinin eksiksiz işleyişinden alır. Bu kapsamda ülkemizin demokratik kültürünün, hukuk ve yargı düzeninin güçlendirilmesini temel görevlerimizden biri olarak kabul ettiğimiz için bu kürsüden hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı bakımından yanlış gördüğümüz uygulamaları da konuşmayı, adaletin sorunlarını erklerin huzurunda dile getirmeyi bir sorumluluk olarak görüyoruz.”

“AİHM KARARLARI YERİNE GETİRİLMELİ”

Hukukun üstünlüğü için yurttaşa konulan kurallara iktidarın da uyması gerektiğini belirten Sağkan, “Adalet; yargı kararının verilmesi kadar, uygulanmasıyla varlık kazanır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının gereğinin yerine getirilmesi; kamu makamlarının takdirine bırakılmış bir tercih değil, Anayasa’nın ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelerin yüklediği hukuki bir yükümlülüktür. Anayasa’nın bağlayıcı kıldığı bir hükmün uygulanması tercihlere, siyasi değerlendirmelere veya kararın sonucuna göre değişemez. Aksi halde tartışma tek bir yargı kararını aşar, Anayasa’nın devlet düzeni içindeki anlamının sorgulanmasına kadar uzanır” diye konuştu.

YENİ İNFAZ KANUNU ÇAĞRISI

Tutuklama tedbirinin ceza yöntemi olarak kullanıldığını belirten Sağkan, “Bazı adli kontrol tedbirlerinin, kanunda yazılı koşullar dikkate alınmadan ve ölçüsüz şekilde adeta birer ceza ve yaptırım aracı olarak kullanılmasıdır. Gözlemlerimiz, ceza muhakemesi yargılama süreçleri ile infazın iç içe geçtiği yönündedir. Vakit geçirilmeksizin infazın temel ilkeleri ve amaçları doğrultusunda; insan haysiyetine yakışır, etkili yargısal denetime açık, adil bir gözden geçirme mekanizması içeren, herkes için eşit uygulanabilecek ve yaşanan mağduriyetleri de giderecek yeni bir infaz kanunu hayata geçirilmelidir” ifadelerini kullandı.

“KANUN BASKI ARACI OLARAK KULLANILIYOR”

İfade ve düşünce özgürlüğünün önemine de vurgu yapan Sağkan, “Ülkemizdeki ifade hürriyetini ilgilendiren yargı pratikleri; özgürlük alanlarını genişleten ve koruyan değil, aksine daraltan ve baskılayan bir noktaya varmıştır. Özellikle Türk Ceza Kanunu’ndaki ‘Kamu Barışına Karşı Suçlar’ başlığı altında düzenlenen suç tiplerine dair yargısal süreçlerdeki bazı uygulamalar, ifade hürriyetinin üzerinde büyük bir baskıya dönüşerek ‘izin verilen düşünce’ ve ‘izin verilmeyen düşünce’ ayrımına işaret etmektedir. Koruma tedbirlerinin cezalandırmaya dönük biçimde uygulanması, tahliye kararına dahi tahammülün bulunmadığı algısı yaratan ve ‘hatalı bir değerlendirme’ diyerek geçiştiremeyeceğimiz açık hukuka aykırı uygulamalar; düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında toplumun önemli bir kesimi üzerinde baskı ve kaygı yaratmaktadır” dedi.

Benzer Haberler

Irak’taki IŞİD’lilerin ilk grubu Ankara’ya getirildi:

184 kişilik listede Gar Katliamı'nın firari sanığı da var

Tutuklama, kayyum, işkence, ölüm…

İHD'den 2025 yılı insan hakları ihlalleri raporu

10 personel kayıp

Silivri'de batan geminin konumu tespit edildi

Şiddet görüntüleri ortaya çıkmıştı

Berhan Şimşek, CHP MYK üyeliğinden istifa etti

Oğlu ve gelini de ifadeye çağrıldı

Melih Gökçek: Savcılığa ifade verdim, bu ifadenin gizliliği var

Dört CHP’li AKP’ye geçti

Üsküdar’da sandalye hesabı değişti