Avrupa Parlamentosu’nda (AP) Kürt Konferansı’nın 20’ncisi düzenleniyor. Türkiye ve Avrupa’dan çok sayıda siyasetçi, barış aktivisti ve gazetecinin katıldığı konferansa Abdullah Öcalan da bir mesaj gönderdi. Nobel Barış Ödülü sahibi Şirin Ebadi ve Kürt siyasetçi Leyla Zana, Öcalan’ın Kürt meselesindeki rolüne dikkat çekti.
HABER MERKEZİ – Avrupa Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC) tarafından organize edilen ve hamiliğini Nobel Barış Ödüllü İranlı insan hakları savunucu Şirin Ebadi, insan hakları aktivisti Bianca Jagger ve Avrupa Parlamentosu Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü sahibi Kürt siyasetçi Leyla Zana’nın yaptığı Kürt Konferansı’nın 20’ncisi, Belçika’nın başkenti Brüksel’de bulanan Avrupa Parlamentosu’nda başladı.
Resmi adı “Avrupa Birliği, Türkiye, Ortadoğu ve Kürtler” olan konferansa Türkiye’den ve Avrupa’dan çok sayıda siyasetçi katılıyor.
Konferansın açılış konuşmalarını Bergen Üniversitesi’nden EUTCC Başkanı Kariane Westrheim, EUTCC Yönetim Kurulu üyesi Dersim Dağdeviren, Nobel Barış Ödülü sahibi Şirin Ebadi, Kürt siyasetçi Leyla Zana, Avrupa Parlamentosu’nda İlerici Sosyalistler ve Demokratlar İttifakı mensubu Evin İncir ve BM Kıdemli Arabuluculuk Danışmanı ve İngiltere’deki Londra Ekonomi Okulu’nda (LSE) Uluslararası Normlar Projesi Direktörü Mark Muller yaptı.
Konferansta DEM Parti, Deva Partisi, CHP ve Yeni Parti’den milletvekillerinin yanı sıra Rojava’dan Kürt siyasetçi İlham Ahmed de bir konuşma yapacak.
ŞİRİN EBADİ: UMARIM GELECEK YIL ÖCALAN DA ARAMIZDA OLUR
İlke TV’nin bildirdiğine göre, Nobel Barış Ödülü sabihi Şirin Ebadi, konferansın açılışında yaptığı konuşmada, siyasi koşulların zaman içinde değiştiğini ve buna bağlı olarak mücadele yöntemlerinin de yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Abdullah Öcalan’ın silahlı mücadele yerine siyasi ve düşünsel mücadeleye yönelmesini desteklediğini söyleyen Ebadi, Kürtlerin haklarının tanınması, anadilde eğitim ve eşit yurttaşlık konularının yanı sıra İran’da Kürtlerin yaşadığı sorunlara da dikkat çekti.
Suriye’de Abdullah Öcalan’ın izlediği yaklaşımın etkilerinin görüldüğünü belirten Şirin Ebadi, Suriyeli Kürtlerin entegrasyon yönünde bir tutum benimsediğini ifade etti.
Ebadi, bu tür adımların karşılığında devletlerin de Kürtlerin ve ülkelerinde yaşayan diğer etnik toplulukların haklarını tanıması gerektiğini vurguladı.
Bu hakların başında anadilinde eğitim özgürlüğünün geldiğini belirten Ebadi, farklı halkların kendi dillerini öğrenmesinin ve kullanmasının barış içinde bir arada yaşamanın temel koşullarından biri olduğunu söyledi.
Konuşmasının önemli bir bölümünü İran’daki etnik toplulukların yaşadığı sorunlara ayıran Şirin Ebadi, ülkede Kürtler, Beluçlar, Azeriler ve Araplar olmak üzere dört büyük etnik topluluğun bulunduğunu belirtti.
İran İslam Cumhuriyeti’nin bu toplulukların dillerini tanımadığını ifade eden Ebadi, özellikle Kürtlerin 1979’dan itibaren baskı ve mağduriyetlerle karşı karşıya kaldığını söyledi.
Farsçanın ülkedeki ortak dil olduğunu belirten Ebadi, bunun diğer halkların kendi anadillerinde eğitim almasına engel oluşturmaması gerektiğini vurguladı. Kürtlerin ve Beluçların kendi dillerinde okuyup yazabilmesi, yaşadıkları bölgelerde anadillerini öğrenebilmesi gerektiğini ifade etti.
İran’da idam cezasının yaygın biçimde uygulandığını da kaydeden Şirin Ebadi, 2026 yılının başından beri en az 1.700 kişinin idam edildiğini belirterek, idam edilenler arasında özellikle Kürtler ve Beluçların önemli bir yer tuttuğunu söyledi ve bu tablonun etnik topluluklara yönelik ayrımcı yaklaşımla bağlantılı olduğunu ifade etti.
Konuşmasında Abdullah Öcalan’ın silah bırakma kararına ve yaptığı barış çağrısına değinen Şirin Ebadi, “Umarım gelecek yıl düzenlenecek 21. konferansta Sayın Öcalan da burada, aramızda olur ve kendi düşüncelerini bizzat kendisi dile getirir. Hatta umuyorum ki bir sonraki konferansta hepimizin yerine kendisi burada konuşur” dedi.
Ebadi, Öcalan’ın özgürlüğünün Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde yeni bir başlangıç noktası oluşturabileceğini ve uzun yıllardır devam eden sürecin hızlanmasına yardımcı olabileceğini ifade etti.
LEYLA ZANA: KÜRT MESELESİNİN BİREBİR MUHATABI 28 YILDIR HALKIYLA İSTİŞAREDEN MAHRUM
Kürt siyasetçi Leyla Zana, konferansa katılamadığı için bir mesaj yolladı. Zana, mesajında “Şimdiye kadar ortak mücadelemiz Kürdün varlığını ve kimliğini görünür kılmak, hak taleplerini dünyaya duyurmak içindi. Artık ortak mücadelemizin gayesi; Kürt halkının varlığını, siyasal taleplerini, statüsünü demokratik ve eşitlikçi bir anlayışla güvence altına almak olmalıdır” ifadelerini kullandı.
Dünyanın savaşların, çatışmaların ve zorunlu göçlerin arttığı; yoksulluğun derinleştiği, sosyal adaletin zayıfladığı, insan hakları ve demokratik değerlerin aşındığı bir dönemden geçtiğini belirten Leyla Zana, Avrupa Birliği’ni de şekillendiren evrensel değerlere büyük savaşlar karşısında kayıtsız kalınmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
Kürt halkının yaşadığı coğrafyaların tarihsel ve siyasal koşulları nedeniyle küresel krizlerin sonuçlarıyla daha ağır biçimde karşı karşıya kaldığını ifade eden Zana, bu koşullarda demokratik kanallar oluşturmak için yoğun bir mücadele yürütüldüğünü kaydetti.
Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl çözümü açısından tarihsel önemde bir fırsatın ortaya çıktığını belirten Leyla Zana, bu fırsatın kalıcı hale getirilmesinin bütün siyasi kesimlerin ortak sorumluluğu olduğunu vurguladı.
Leyla Zana, sürecin doğru değerlendirilmesi halinde dünyada benzeri az görülen bir modele dönüşebileceğini ifade ederek, tüm tarafların bu sorumluluğun gereklerini yerine getirmesi gerektiğini belirtti.
Kürt sorununun çözümünde Abdullah Öcalan’ın rolüne de değinen Leyla Zana, sorunun doğrudan muhatabının uzun yıllardır kendi halkıyla istişare olanaklarından mahrum bırakıldığını belirtti. Zana, mesajında şu çağrıyı yaptı:
“Kürt meselesi gibi devasa bir sorunun çözümünün birebir muhatabı 28 yıldır kendi halkıyla bile istişare olanaklarından mahrum bırakılmıştır. Sayın Öcalan’ın halkıyla teması sağlanmalı ve bir an önce bu sorunsallık çözülmelidir.”
Mesajının son bölümünde İran’da Kürtlere yönelik uygulamalara dikkat çeken Zana, savaş koşullarında dahi gençlerin idam edilmesinin kendisini düşündüren başlıca meselelerden biri olduğunu belirtti.
Zana, Kürtlerin haklarının güvence altına alınmasının yalnızca Kürt halkına değil, Ortadoğu’daki diğer halkların ortak, barışçıl ve demokratik geleceğine de katkı sağlayacağını belirtti.
WESTRHEIM VE MULLER TÜRKİYE’DEKİ SÜRECE DİKKAT ÇEKTİ
EUTCC Başkanı Kariane Westrheim, açılış konuşmasında Türkiye’de devam eden Kürt meselesiyle ilgili sürece dikkat çekti.
Öcalan’ın isminin barış ve siyasi çözüm bağlamında artık Avrupa kurumlarında açıkça tartışıldığını belirten Kariane Westrheim, “Öcalan’ın 2025 yılında yaptığı barış ve demokratik toplum çağrısı Avrupa Parlamentosu’nda ele alındı. Avrupa Parlamentosu, bu çağrının ardından yaşanan gelişmeleri tarihi bir fırsat olarak nitelendirdi” dedi. Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerinin Kürt sorunundan ayrı düşünülemeyeceğini dile getiren Kariane Westrheim, “Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olmak istiyorsa demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve siyasi özgürlükler söz konusu olduğunda Kürt sorununda bir istisna yapılamaz” ifadelerini kullandı.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin “fırsatlar yarattığını” dile getiren Kariane Westrheim, “Ancak bu fırsat, henüz barışın kendisi değildir. Bu döneme umutla yaklaşmalıyız, ancak gerçekçilikten de uzaklaşmamalıyız. Barış kendiliğinden gerçekleşecek bir şey değildir. Son yıllarda Kürtlerin elde ettiği kazanımlar da garanti altında değildir” dedi.
BM Kıdemli Arabuluculuk Danışmanı ve Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu (LSE) Uluslararası Normlar Projesi Direktörü Mark Muller da açılış konuşmasında Kürt meelesiyle ilgili sürece değindi.
Muller, “İster Suriye’de ister Türkiye’de yaşansın, Kürt çatışmaları çözümsüz, uzlaşmaya kapalı çatışmalar değildir. Çözüm yolları mevcut. Bugün sizlere vermek istediğim ilk mesaj şu: Barış mümkündür. Yalnızca bizim yaşam süremiz içinde değil, bu on yıl içinde de barışa ulaşabiliriz. Bunun gerçekleşmesi için bütün tarafların siyasi irade göstermesi gerekiyor” dedi.
Aynı zamanda Abdullah Öcalan’ın Avrupa mahkemelerindeki avukatlarından biri olan Muller, “Kamu otoriteleri kabul etmek istesin ya da istemesin, Abdullah Öcalan’ın oynadığı rol yalnızca silahsızlanmayı ve topluma yeniden kazandırılmayı teşvik etmek açısından değil, aynı zamanda uzlaşma ve yenilenme açısından da kritik önemdedir” dedi.
ABDULLAH ÖCALAN MESAJ GÖNDERDİ
Abdullah Öcalan da konferansa bir mesaj gönderdi. Öcalan’ın mesajı şöyle:
דŞüphesiz çok değerli bir çalışma yaptınız ve yapmaktasınız ve bunun için de teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum. Ben 15 Şubat 1999’da uluslararası bir komplo ile İmralı’ya getirildim. NATO Gladiosunun etkisiyle şu an buradayım. Bu noktada eleştiri yapmaktan geri durmayacağım. Benim için “Avrupa’da basacak bir karış toprağı yoktur” demişlerdi. Bu komplo ve oyunlar Avrupa halkından gizli yapıldı. Gladio anlayışıyla yapıldı. Şüphesiz sizler bu durumun karşısında mücadele etmektesiniz. Bunun için çalışma yürütüyorsunuz.
O dönem bu yaklaşımı sergileyen Avrupa Birliği’nin günümüzde kendi hukukuna uygun davranması gerekmektedir. Hem Türkiye’nin demokratikleşmesi hem de Kürt sorununun çözümü için yapıcı olması büyük önemdedir. Avrupa’da yükselen aşırı sağ ve otoriterleşme eğilimine karşı mücadelenin temel yolu da demokratik değerlere doğru sahip çıkmaktan geçer.
Özellikle Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde Konferansınız gibi sivil ve siyasi çalışmalarla ortaya konulan destek, barış ve demokrasiye sunulan destektir. Bununla birlikte yürüttüğünüz çalışmalar ve konferansınız daha kalıcı hale gelmek durumundadır. Yeni adımlara ihtiyaç var. Bir enternasyonal çalışmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Enternasyonal çalışması, bölgelerimizin ve halklarımızın demokratik birikimlerini bir araya getirecek, yeni bir demokrasi ve sosyalizm paradigmasına giriş yapabilecek önemdedir.
Türkiye’de yaptığımız çalışmalar kıymetli ve önemlidir. Savaşların, kırımların ve ötekileştirmelerin yerine toplumsal sorunlara siyasi, adil ve hukuki çözümler bulmak için ciddi bir süreç başlattık. Bu meseleleri de konferansınızda tartışabilirsiniz. Şu an büyük soru işaretleri var. Ama biz bu soru işaretlerine rağmen çözüm için çok kapsamlı bir model sunuyoruz. Bu çalışma Avrupa için de Ortadoğu için de tarihi bir adımdır. Önerdiğimiz Barış ve Demokratik Toplum projesinin başarısı, Ortadoğu’nun barış, istikrar ve demokratikleşmesini mümkün hale getirecektir. Bunun başarısı için sizlerin de yapabileceğiniz çok şey bulunmaktadır. Sizin gibi değerli dost ve yoldaşların bu durumu yaygınlaştıracağına inanıyorum.
Bir kez daha Konferans bileşeninizi kutluyor, selam ve saygılarımı iletiyorum.”







