BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

‘Bizim de İmralı’da görüşme yapmamız gerekir’

Besê Hozat: Ancak Kürtlerin hakları tanınırsa demokratikleşme olur

‘Bizim de İmralı’da görüşme yapmamız gerekir’
🎧 Haberi dinle0:00 / --:--

Geçen yıl Kandil’de düzenlenen törende silahını yakan grupta bulunan KCK Eş Başkanı Besê Hozat, Meclis’te kabul edilen çerçeve yasanın yetersiz olduğunu söyledi: “Bu yasa ek yasalarla güçlendirilmezse hiçbir sorun çözülmez.” Mücadeleyi bitirmediklerini, farklı bir yöntemle sürdürmek istediklerini belirten Hozat, “Kürtlerin kolektif hakları tanınırsa, bu Türkiye’yi de demokratikleştirir” dedi.  

HABER MERKEZİ – KCK Eş Başkanı Besê Hozat, Kürt meselesiyle ilgili devam eden süreçle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

T24 yazarı Tuğçe Tatari, Kandil dağlarında Besê Hozat ile görüştü. Tatari, 13 aradan sonra bir kez daha Kandil’e gittiği belirterek, “Bese Hozat sadece hareket için değil Kürt halkı için de önemli bir figür, Abdullah Öcalan’ın da önem atfettiği bir yönetici. Aynı zamanda silahını yakan isimlerden biri. Bu sürecin yürütücülerinden biri” ifadeleri kullandı.

Tatari’nin Besê Hozat ile röportajında öne çıkan bazı bölümler şöyle:

SİLAH YAKMA TÖRENİ

“Silah yakmak sembolik bir eylemdi, demokratik siyaset stratejisine geçişin bir ifadesiydi, bunun kararlılığıydı. Törende yer alan her bir arkadaş da bu bilinçteydi, bu eylemin ne anlama geldiğini biliyordu. Strateji değiştirmiştik ve bu konudaki kararlılığımızı, iddiamızı bu sembolik eylemle ortaya koyuyorduk.

Özetle o törende, devlet adım atarsa demokratik siyaset yapabileceğimizi, yapmak istediğimizi belirtiyorduk ve bunu ortaya koyuyorduk. Her bir arkadaş da bu bilinçte, çeşitli duygusal etkilenmeler olsa da…

MECLİS’TE KABUL EDİLEN ÇERÇEVE YASA

“Yasanın yanlışlıkları, hataları, yetersizlikleri çok çok fazladır. Baştan itibaren önderliğimiz de bu yasanın bütünlüklü bir yasa olması gerektiğini, Önder Apo’nun özgürlüğü de dahil tüm yönetimin, tüm kadro yapısının özgürce çalışma, siyaset yapma hakkını tanıyacak, aynı zamanda Kürt sorununun demokratik çözümü için de yol açacak, bunun zeminini döşeyecek nitelikte bir yasanın olması gerektiğini… Önderliğimiz de bunu devlet heyetiyle tartışmış, hatta onlara bir yasa taslağı da sunmuştu.

Biz de görüşlerimizi ilettik. Bizimle devlet arasında da bir kanal var, bir mekanizma var. Zaman zaman bir araya geliniyor, çeşitli görüşmeler oluyor. Hem o mekanizma hem arada çalışan, irtibat kuran bir mekanizma var bizimle önderlik arasında, devlet arasında. O mekanizmalar yoluyla, heyetler yoluyla biz yasaya dair görüşlerimizi önderliğimize iletmiştik. Hem de o görüşmelerde devlet yetkililerine de bildirmiştik yasanın yeterli olması gerektiğini. Fakat buna uygun bir yasa çıkmadı.

‘Kök yasa’ diyebileceğimiz nitelikte bir yasa da değil. Evet bir çerçeve yasadır. Bir hukuk belgesidir. Bunun belki böyle bir anlamı vardır. Herhâlde bu süreç içerisinde belki de, yani yüzyıllık Cumhuriyet sürecinde ilk defa Kürt sorununun çözümüne dönük, örtülü de olsa böyle bir hukuki metin çıkıyor. Bunun bu anlamda belki bir anlamı vardır, fakat gerçekten onun ötesi bir anlamı yoktur.

YASA EK YASALARLA GÜÇLENDİRİLMEZSE HİÇBİR SORUN ÇÖZÜLMEZ

Bu çerçeve yasayı güçlendirecek yeni yasalara dair çalışmalar olmazsa, bu yasa ek yasalarla güçlendirilmezse zaten bu yasayla hiçbir sorun çözülmez. Yani bu yasanın belirttiği çerçevede yasanın pratikleşmesi çok mümkün değil. Yani gerçekten kendi içinde son derece çelişkili, sorunlu bir yasa.”

Önder Apo’nun özgürce çalışmasının statüsü, hukuki statüsü de oluşturulmalıdır. Yani bunun yasal, hukuksal güvencesi olmadan bugün koşullar biraz düzeltilir, belli bir çalışma imkânı sağlanır, yarın öbür gün işine gelmedi mi onu tamamen ortadan kaldırıp tekrardan süreci ağırlaştıran bir süreç başlatabilirler. Bunun güvencesi yoktur yani.

Bu anlamda hukuksal güvence önemlidir. Bunun resmi olarak da tanınması, önder Apo’nun resmi ve fiili yasal statüye kavuşturularak süreci yürütmesi, yönetmesi çok önemli oluyor. Yani bizim kastımız budur.

MÜCADELEYİ FARKLI BİR YÖNTEMLE SÜRDÜRMEK İSTİYORUZ

“Devasa bir sorun var, Kürt sorunu. PKK bu sorunun sonucu olarak ortaya çıktı. PKK kadroları onlarca yıldır silahlı mücadele yürütüyor. Çünkü Kürtler üzerinde bir inkâr ve imha politikası bir yüzyıldır devam ediyor. Silahlı mücadele bunun bir sonucuydu. Bu süreç de Kürt sorununu çözme sürecidir. Biz öyle anlıyoruz. Yani nihayetinde bu sürecin sonunda Kürt sorunu demokratik çözülmek durumundadır.

Türkiye’nin demokratikleşmesi ve yerel demokrasiyi tanıma temelinde bu süreç Kürt sorununun demokratik çözümüne evrilmezse; sadece silah bırakmaya, silahlı gücü tasfiye etmeye, dağıtmaya dönük bir zihniyet ve konsepte indirgenirse bu süreç yürümez. Bu süreç başlarken önderliğimiz dedi ki, bana imkân sunulsun ben şiddet zemininden siyasi ve hukuki zemine bu sorunu çekebilirim. Şimdi buna imkân hâlen sunulmuyor, sunulmuş değil.

Biz mücadeleyi bitirmiyoruz. Biz mücadeleyi farklı bir yöntemle sürdürmek istiyoruz. Demokratik siyaset stratejisi bunu ifade ediyor. Mücadelenin demokratik siyaset yöntemiyle sürmesi anlamına geliyor. Yoksa mücadele bitmiyor. Çünkü hâlen Kürt sorunu çözülmüş değil. Türkiye demokratikleşmiş değil. Yani bu mücadele daha uzun soluklu devam edecek. Bu açıktır.

KÜRT SORUNU ÇÖZÜLÜRSE, BU TÜRKİYE’Yİ DE DEMOKRATİKLEŞTİRİR

Kürt sorunu çözülürse, Kürtlerin kolektif hakları tanınırsa, kimliği tanınırsa, yerel demokrasi tanınırsa; bu Türkiye’yi de demokratikleştirir, devleti demokrasiye duyarlı hâle getirir. Türkiye’de yönetim biçimini de demokratikleştirir ve Türkiye toplumu da gerçekten nefes alır. Bir bütün olarak Türkiye’yi etkiler, Türkiye toplumunu, Türkiye halklarını olumlu bir biçimde etkiler… O açıdan Kürt sorununun demokratik çözümü önemlidir.

BİZİM DE İMRALI’YA GİDİP GÖRÜŞME GERÇEKLEŞTİRMEMİZ GEREKİR

“İmralı ile, Önder Apo iletişimimiz var. Fakat böyle zaman zaman kısıtlamalar geliyor, bazen haftalarca görüşmeler olmuyor. DEM Parti heyetinin yaptığı görüşme sonuçları da bize yansıyor. Bizimle önderliğimiz arasında irtibat görevi gören de bir mekanizma var.

Yazdığımız mektuplar, çeşitli görüşlerimiz bu mekanizma yoluyla önderliğimize gidiyor. Önderliğimizin mektupları geliyor bize, görüşleri geliyor. Ayrıca böyle DEM Parti heyetinin dışında da ayrı bir mekanizma da var bizimle önderliğimiz arasında.

Aslında bizlerin de gidip görüş gerçekleştirmesi gerekir. Şimdiye kadar olmaması zaten bir eksikliktir. Biz bunu hep talep ettik, hep istedik. Bu süreci Önder Apo özgürce yürütecekse hareketle de doğrudan bir ilişkisinin olması gerekiyor. Kandil’den de heyetlerin İmralı’ya gitmesi, Önder Apo’yla tartışmalar yürütmesi, görüşmeler yapması bir gerekliliktir, zorunluluktur. Şimdiye kadar bunun olmaması da büyük bir eksikliktir.”

GAZETECİLERİN İMRALI’YA GİTMESİ ÇOK ÖNEMLİ

Yani devlet heyetinin önderliğimizle yaptığı görüşmelerde ortak bir mutabakat ortaya çıkmıştı. Biz de bunu biliyoruz. Gazetecilerin İmralı’ya gitmesi, akademisyenlerin, önderliğimizin görüşmek istediği çeşitli siyasi çevrelerin, tarihçilerin -önderliğimiz belirtiyordu bazı tarihçilerle de bir tarih tartışması yapmak istediğini- bu konuda belli bir mutabakatın olduğunu biliyoruz, bu bize de yansıdı, iletildi. Fakat bu konuda da herhangi bir gelişme olmadı. Gazetecilerin gitmesi çok önemlidir. Önder Apo’nun görüşleri Türkiye toplumuna yansımalıdır. Önderliğimiz adına herkes böyle bir sürü yalan yanlış bilgi yayıyor, konuşuyor. Bütün bunların, bu manipülasyonların son bulması, gerçekten çok şeffaf bir biçimde bu sürecin yürütülmesi, tüm kamuoyu tarafından bilinmesi için de gazetecilerin gitmesi önemlidir.

TÜRKİEY’DE TEK BİR GERİLLA YOKTUR

Biz bir açıklama da yaptık, 8 Ekim’de bir açıklamamız oldu. Türkiye’deki Bakur, Kürdistan kırsalındaki bütün gerilla gücünü medya savunma alanlarına çekmiş bulunmaktayız. Şu anda Türkiye’de tek bir gerilla yoktur. Sınıra çok yakın değil, yani epey içeridedir. Fakat uzun süredir Türkiye bunu sorun yapıyordu. Metina’da dört savaş tüneli vardı, mevziler vardı. Biz bunu da gerekçe olmaktan çıkarmak için bu tünelleri de boşalttık. Şu anda Türkiye sınırına yakın hiçbir savaş tüneli ve mevzi kalmamış durumdadır. Yani Türkiye’nin sınırları içerisinde de tek bir gerilla kalmamış durumdadır.

Gerçekten tarihi ciddi adımlar atmış bulunmaktayız. Türkiye artık demokratik, siyasi ve hukuki adım atmak durumundadır. Şayet atmazsa, ki bunun elbette en temel adımı Önder Apo’nun özgür yaşam ve çalışma koşullarının değiştirilmesidir. Özgürce Önder Apo’nun resmi ve fiili olarak bu süreci yürütmesidir.

Bunlar sağlanmazsa ve bu konuda bir adım atılmazsa yani artık elbette süreç çok sıkıntılı bir döneme girecektir. Biz de artık farklı tartışmalar ve değerlendirmeler yapmakla yüz yüze kalacağız.

Bir oyalama siyaseti var. Bizim gördüğümüz taktiksel bir yaklaşım var. Zamana oynuyor gibi iktidar. Bölgedeki konjonktüre bakıyor. Türkiye’nin bir de iç gündemi var, iç dengeleri var. Şimdi önümüzde seçim de var. Bir seçim gündemi de şimdiden ısıtılıyor… Şunu belirteyim, bu süreç seçime alet edilemez. Seçime alet edilir, bu süreç araçsallaştırılırsa, Türkiye halklarına, Türkiye toplumuna çok yazık edilir. Türkiye çok büyük kaybeder. Bu toplum, bu halklar çok büyük kaybeder. Bu hükümet de, bu iktidar da yani çok büyük bir hüsranla karşı karşıya kalır.

SİYASETÇİLERE BİLE SİYASET YAPMA HAKKI VERİLMEZKEN…

Türkiye demokratik adım atmadan, bir demokratikleşme sürecine girmeden hiçbir şeyin güvencesi yoktur. Yani düşünebiliyor musunuz, yani siyasetçiler bile içeridedir. Çokça tartışılıyor. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Leyla Güven. Yani onlarca, yüzlerce siyasetçi, eş başkanlar, meclis üyeleri, vekiller, yani sıradan yurtsever, parti içerisinde siyaset yapan içeridedir, zindanlar dolmuş taşıyor.

Şimdi siyasetçilere bile siyaset yapma hakkı verilmezken… Yani Türkiye yasalarına göre kurulmuş, siyaset yapan, bu kadar vekili olan, belediyesi olan, Türkiye’nin üçüncü partisi olan bir partinin bu kadar siyasetçisi zindandayken, şimdi neye güvenecek gerilla silahı bırakıp gidip Türkiye’de demokratik siyaset yapacak? Bu mantıklı değil, yani bu akıl kârı değil, bu düşünülemez bile. Hasta insanlar zindanda ısrarla tutuluyor. 30 yılı dolmuş infazı yakılıyor… İşte İmralı’da da tecrit kaldırılmış değil… AYM’nin kararlarını uygulamazken, AHİM’in kararlarını uygulamazken, kendi işte kanunlarını uygulamazken, kim, hangi gerilla güvenerek gidip Türkiye’de diyecek; ben gidip demokratik siyaset yapacağım, bana demokratik siyaset yapma imkânı sunacaklar. Delirmiş olmak gerekir, akılsız olmak gerekir. Yani o açıdan mevcut politikalar, mevcut yaklaşım hiç kimseye güven vermiyor. Önder Apo’nun koşullarının değişmesi de Türkiye’deki demokratik adımların atmasıyla alakalıdır. Zaten o koşulların değişmesi demek Türkiye’de de demokratikleşme sürecine Türkiye’nin girmesi demektir.

Önder Apo’nun özgür koşulları bu süreci doğrudan resmi ve fiili yürütmesi belirleyici bir rol oynayacak. Esas odur. Yani bütün bunlar gelişmeden tek bir gerilla silah bırakıp gitmez Türkiye’ye. Bu çok nettir yani. Yani DEM Parti yetkililerinin bu yönlü açıklamaları da yani pek doğru değil yani.

MUHALEFET ÇÖZÜM PROJESİ ORTAYA KOYSAYDI, TÜRKİYE BAMBAŞKA BİR SÜRECE EVRİLECEKTİ

Baştan itibaren CHP, şimdi ise Yeni Parti, bu süreci güçlü sahiplenseydi gerçekten bu mevcut durumda muhalefet üzerinde de bu kadar baskı politikaları söz konusu olmazdı. Türkiye’de de muhalefete dönük, tüm demokrasi güçlerine dönük, tüm muhalif seslere dönük bu kadar baskının nedeni bir bakıma da bu sürece bu çevrelerin çok güçlü sahip çıkmamasıdır.

Muhalefetin baştan itibaren yaklaşımları çok yetersizdi. Biz bunun eleştirilerini pek çok defa yaptık. CHP, Özgür Özel sürecinde, özellikle yerel seçimlerle birlikte bir ivme kazanmıştı. Yerelde birçok belediyeyi almıştı. Yerelde iktidardı gerçekten de. Ciddi bir güçtü. İktidar karşısında da denge unsuruydu. Halkın da Türkiye toplumunda onlardan ciddi bir beklentisi vardı. Fakat bunu doğru değerlendiremedi. Mesela bunun değerlendirmesi nasıl olabilirdi? Çok ciddi bir demokrasi programı ortaya koyabilirdi. Kürt sorunu çözümüne dönük ciddi bir proje ortaya koyabilirdi. Gelişen bu barış ve demokratik toplum sürecini çok güçlü bir biçimde sahiplenebilirdi. Kürt sorununun çözüm projesini ortaya koyarak, Önder Apo’yu da muhatap alarak… Önder Apo’nun muhataplığını hep böyle görmezden geldi, reddetti bir nevi. Çok olumsuz ve negatif yaklaşımlar içerisine, değerlendirmeler içerisine girdi. Bu hâlleri Kürt toplumunda ciddi bir tepki geliştirdi. Çeşitli demokratik ve sosyalist çevrelerde bu yaklaşım çok eksik bulundu. Yetersiz bulundu, rahatsızlık yarattı.

Bu konuda hiç doğru bir politika yürütmedi CHP, şimdi de Yeni Parti’de bunu sürdürüyor. Şayet Kürt sorununun çözüm projesini ortaya koysaydı, iktidarı da bu tartışmanın içine çekseydi, inanıyorum iktidarı da daha erkenden ve ciddi demokratik adımlar atmak zorunda bırakacaktı. Bambaşka bir sürece evrilecekti Türkiye.

O koşullarda muhalefet üzerinde de bu kadar saldırılar, baskılar, tasfiye politikaları gündeme gelmezdi. O tutum muhalefeti de son derece zayıflattı. Aslında bir nevi muhalefet kendi ayağına baltayı vurdu bu süreci sahiplenmeyerek. Kendisine de, Türkiye toplumuna da, halklarına da çok büyük zarar verdi. Yanlış bir, politika yürüttü. hâlâ da yürütmeye devam ediyor. Yeni Parti’nin politikası da bu konuda benzerdir.”

Benzer Haberler

İstanbul’da sel felaketi:

'Sorun yağmur değil, rant ve plansız kentleşme'

41 yılın rekoru: Sağanak sürüyor

İstanbul’da durum felaket düzeyinde, 48 il için uyarı verildi

Edirne’de göçmen botu alabora oldu

Meriç Nehri’nde 1 çocuk hayatını kaybetti, 2 çocuk kayboldu

İmamoğlu ikinci gününde savunma yapıyor

'Dere yataklarına yapılan kulelerden ayrı düşünemezsiniz'

Özgür Özel’i ziyaret etmişti

Karayalçın CHP'den istifa etti, Yeni Partiye katıldı

‘Bizim de İmralı’da görüşme yapmamız gerekir’

Besê Hozat: Ancak Kürtlerin hakları tanınırsa demokratikleşme olur