BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Milletin devleti-Devletin milleti

Milletin devleti-Devletin milleti
🎧 Haberi dinle0:00 / --:--

Bu nedenle milliyetçiliğin demokratik sınavı artık yalnızca devlet kurmak veya devleti korumak değildir. Asıl sınav, devletin millet üzerindeki tahakkümünü önleyebilmektir. Devletin gücünü büyütmekle milletin gücünü büyütmenin aynı şey olmadığını kavramaktır. Millî çıkarı iktidarın çıkarından, kamu yararını yönetici zümrenin yararından, devletin sürekliliğini bir yönetimin sürekliliğinden ayırabilmektir. Devletin bekasını savunurken yurttaşın özgürlüğünü feda etmek, sonunda korunmak istenen millî egemenliğin toplumsal temelini aşındırabilir.

Doğu Ergil

Milliyetçiliğin tarihsel hedefi millî devlettir. Bir milletin kendi kaderini tayin etmesi, kendi siyasal örgütlenmesini kurması ve başka güçlerin egemenliğinden kurtulması, milliyetçiliğin temel meşruiyet kaynaklarıdır. Fakat burada büyük bir düşünsel eksiklik vardır: Milliyetçilik çoğu zaman devletin kime ait olacağı sorusuna yoğunlaşırken nasıl yönetileceği sorusunu ikinci plana iter. Devletin bağımsızlığı, milletin özgürlüğüyle; devletin gücü, toplumun refahıyla; devletin bekası, yurttaşın güvenliğiyle özdeşleştirilir. Oysa bunlar aynı şey değildir. Bağımsız bir devletin bağımlı yurttaşları olabilir. Güçlü bir devletin güçsüz bir milleti bulunabilir.

“Bizim olsun yeter” anlayışı, milliyetçiliğin en tehlikeli siyasal kolaycılığıdır. Çünkü bu anlayışta devletin niteliği değil, kimliği önem kazanır. Devlet bizimse onun nasıl yönetildiği, hukuka ne kadar bağlı olduğu, yurttaşına nasıl davrandığı, kaynaklarını kimin yararına kullandığı ikinci derecede meseleler hâline gelir. Böylece milliyetçilik, milletin egemenliğini savunmak yerine devletin egemenliğini kutsamaya başlayabilir. Başlangıçta milleti özgürleştirmek için kurulan devlet, zamanla milletten uzaklaşır. Artık devletin millete hesap vermesi değil, milletin devlete sadakat göstermesi beklenir.

Bu dönüşümün en kritik aşaması, millet ile iktidarın birbirine karıştırılmasıdır. Devleti yönetenler kendilerini milletin doğal temsilcileri, kendi tercihlerini millî iradenin tartışılmaz ifadesi, kendilerine yöneltilen eleştirileri ise millî birliğe yönelik tehdit olarak sunabilirler. Böylece devletin sahibi olması gereken millet, iktidarın meşruiyet kaynağına indirgenir. Yurttaşın görevi denetlemek değil desteklemek; sorgulamak değil inanmak; hak talep etmek değil fedakârlık yapmak olur. Millet egemenliği, yönetenlerin egemenliğine dönüşür.

İşte milliyetçiliğin kendi amacına yabancılaşması burada başlar. Millî devletin kurulmasıyla millî egemenliğin gerçekleştiği varsayılır. Oysa millî egemenlik bir kuruluş olayı değil, sürekli işleyen bir yöneten-yönetilen ilişkisidir. Egemenlik, millet adına konuşanların sınırsız yetki kullanması değildir. Milletin yönetenleri özgürce seçebilmesi, denetleyebilmesi, değiştirebilmesi ve gerektiğinde hesap sorabilmesidir. Hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, düşünce özgürlüğü ve eşit yurttaşlık olmadan millî egemenlik yalnızca anayasal bir iddia olarak kalır. Devlet millî olabilir; fakat yönetim milletin denetiminde olmayabilir.

Daha derindeki sorun, milliyetçiliğin milleti çoğu zaman tarihsel ve kültürel bir bütünlük olarak tanımlaması, fakat onu hak sahibi bireylerden oluşan siyasal bir topluluk olarak kurmakta yetersiz kalabilmesidir. Milletin büyüklüğünden söz edilirken yurttaşın küçüklüğü görmezden gelinebilir. Millî onur savunulurken insan onuru ihmal edilebilir. Devletin bağımsızlığı için gösterilen duyarlılık, yargının bağımsızlığı için gösterilmeyebilir. Bayrağın dokunulmazlığı savunulurken yurttaşın haklarının dokunulmazlığı aynı kararlılıkla korunmayabilir. Böyle bir düzende millet yüceltilir, fakat milletin üyeleri güçsüzleştirilir.

Oysa millî devletin gerçek anlamı, devletin belirli bir etnik, kültürel veya siyasal zümrenin mülkü olması değildir. Devlet, farklılıklarıyla birlikte bütün yurttaşların ortak siyasal örgütlenmesidir. Millî egemenlik, çoğunluğun azınlık üzerindeki sınırsız egemenliği de değildir. Çünkü millet, yalnızca çoğunluktan veya iktidarı destekleyenlerden oluşmaz. Muhalifler, farklı kimlikler, farklı inançlar ve farklı hayat tarzları da aynı siyasal topluluğun eşit üyeleridir. Bir devletin millî niteliği, yurttaşlarının birbirine benzemesiyle değil, hepsinin o devlette eşit hak sahibi olmasıyla anlam kazanır.

Bu nedenle milliyetçiliğin demokratik sınavı artık yalnızca devlet kurmak veya devleti korumak değildir. Asıl sınav, devletin millet üzerindeki tahakkümünü önleyebilmektir. Devletin gücünü büyütmekle milletin gücünü büyütmenin aynı şey olmadığını kavramaktır. Millî çıkarı iktidarın çıkarından, kamu yararını yönetici zümrenin yararından, devletin sürekliliğini bir yönetimin sürekliliğinden ayırabilmektir. Devletin bekasını savunurken yurttaşın özgürlüğünü feda etmek, sonunda korunmak istenen millî egemenliğin toplumsal temelini aşındırabilir.

Milliyetçilik, devleti millete kazandırmakla yetinemez; devleti milletin denetiminde tutacak kural ve kurumları da savunmak zorundadır. Aksi hâlde millî devlet, millet adına hareket eden fakat millete hesap vermeyen bir iktidar aygıtına dönüşebilir. Devletin adı millî, kurumları merkezî, söylemi vatansever olabilir; ancak yurttaş karar süreçlerinden dışlanmışsa, kamu kaynakları dar çevrelerin kullanımına açılmışsa ve hukuk iktidarı sınırlayamıyorsa, o devletin millete aidiyeti yalnızca sembolik kalır.

Artık temel soru, “Devlet bizim mi?” değil, “Biz devletin yönetiminde gerçekten söz sahibi miyiz?” sorusudur. Çünkü devletin millîliği onun kimin adına kurulduğuyla; demokratikliği ise kimin yararına, hangi kurallarla ve kime hesap vererek yönetildiğiyle ilgilidir. Birincisi ikincisinin güvencesi değildir.

Millî devletin milletin olması için, milletin devletin sahibi değil, devletin karşısında da hak ve söz sahibi olması gerekir.

Milliyetçiliğin önündeki tarihsel meydan okuma, devleti olmayan millete devlet kazandırma mücadelesinden, devleti olan millete egemenliğini gerçekten kazandırma mücadelesine geçmektir

Özetle; bir milletin en büyük başarısı kendisine ait bir devlet kurması değil, o devletin kurumlarını yönetenlerin mülkü hâline gelmesini önleyebilmesidir.

Devletin millî olması yetmez. Milletin de kendi devletinde özgür ve saygın olması gerekir.

Doğu ERGİL kimdir?

Siyaset bilimci, akademisyen ve yazar. Uzun yıllar üniversitelerde öğretim üyeliği yaptı. Çalışma alanları arasında etnik kimlikler, demokrasi, siyasal katılım, çatışma çözümü ve insan hakları yer alır. Türkiye’de toplumsal barış ve Kürt meselesi üzerine hazırlanan çeşitli akademik ve saha araştırmalarında yer almıştır. 1995 yılında TOBB Başkanlık Danışmanlığı görevindeyken « Doğu Rapor »nu hazırladı. 45 kitap ve çeşitli dillerde yayımlanmış düzinelerce bilimsel makalesi ve kitap bölümü vardır.

Benzer Haberler

İstanbul’da sel felaketi:

'Sorun yağmur değil, rant ve plansız kentleşme'

41 yılın rekoru: Sağanak sürüyor

İstanbul’da durum felaket düzeyinde, 48 il için uyarı verildi

Edirne’de göçmen botu alabora oldu

Meriç Nehri’nde 1 çocuk hayatını kaybetti, 2 çocuk kayboldu

İmamoğlu ikinci gününde savunma yapıyor

'Dere yataklarına yapılan kulelerden ayrı düşünemezsiniz'

Özgür Özel’i ziyaret etmişti

Karayalçın CHP'den istifa etti, Yeni Partiye katıldı

‘Bizim de İmralı’da görüşme yapmamız gerekir’

Besê Hozat: Ancak Kürtlerin hakları tanınırsa demokratikleşme olur