Hicri İzgören
Türkiye’de kültürün, sanatın ve siyasetin egemenler tarafından güdümlendirildiği, buna karşı duran muhalif unsurların sindirilmeye çalışıldığı bilinen bir gerçektir. Adına popüler kültür ya da kitle kültürü denen benzeştirici ve yozlaştırıcı kültür artık uyuşturma sanayisinin bir kolu haline gelmiş durumda. Buradaki ideolojik işlev, gerçek yaşamdan kopmuş, kendine ve dünyasına yabancılaşmış yığınlar oluşturmak ve onları istediği biçimde yönlendirmek ve yönetmek olmuştur hep.
Şunu en başta söylemekte yarar var: Benzeştirme bazen entegrasyon adı altında baskın bir kültürün veya düşünce kalıbının daha zayıf konumda olan değerleri kendi potasında eritmesidir. Bu da asimilasyonun farklı bir versiyonudur. Bu süreç her zaman kaba bir zorlamayla gerçekleşmez; günümüzde modern dünyanın sunduğu cazip ambalajlar ve medya vasıtasıyla ‘gönüllü bir uyum’ adı altında da karşımıza çıkar.
Eğer benzeştirme dışarıdan gelen bir baskı ya da çekim ise, yozlaştırma bir yapının kendi içinden çürümesidir. Yozlaştırma; bir kültürün, dilin, geleneğin ya da kurumun temel niteliklerini, anlamını ve kalitesini kaybetmesi durumudur.






